Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, partimizin Adıyaman İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, İslam ülkelerinin Batı’nın güvenlik şemsiyesine sığınarak ve askeri paktlarına figüranlık yaparak siyonist barbarlığı durduramayacaklarını vurguladı.

Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, Adıyaman İl Başkanlığı tarafından “Dürüst Siyaset, Gerçek Adalet” sloganıyla düzenlenen 5. Olağan İl Kongresi’ne katıldı.

Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen kongre, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Parti çalışmalarını içeren sinevizyon gösteriminin ardından divan kurulunun oluşturulması, mali rapor ve faaliyet raporlarının okunmasıyla devam etti.

Partililere ve Adıyaman halkına hitap eden Yapıcıoğlu; Gazze’deki insani dram, “Terörsüz Türkiye” süreci, Kürt meselesi, mevcut ekonomi politikaları, faiz sorunu, yolsuzluklar ve fon krizleri, aile kurumu, gençlik, asayiş olayları ve sivil anayasa ihtiyacına dair kapsamlı mesajlar verdi.

Konuşmasına küresel vicdanı yaralayan Gazze ve Filistin gündemiyle başlayan Yapıcıoğlu, uluslararası arenada yürütülen “Gazze Barış Anlaşması”  müzakerelerinin en başından beri zalime zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacağını söylediklerini hatırlattı.

“İnsanlığı bu sömürü çarkından kurtarmak hepimizin ortak mesuliyetidir”

“Tarihin en sancılı süreçlerinden birine hep birlikte şahitlik ediyoruz” diyen Yapıcıoğlu, “Vahşi kapitalizmin vicdanları kör ettiği, küresel adaletsizliğin kurumsallaştığı ve siyonist barbarlığın hiçbir insani sınırı tanımadığı karanlık bir fetret döneminden geçiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı dün 'Eskinin ölmekte olduğu, yeninin ise henüz doğamadığı yapısal bir krizi hep beraber tecrübe ediyoruz' dedi. Evet, biz de tam olarak bunu söylüyoruz! Uluslararası sistem çatırdıyor! Akıl ve vicdan sahipleri olarak bu yapısal krizi adil ve hakkaniyetli çözümlerle sona erdirmek, insanlığı bu sömürü çarkından kurtarmak hepimizin ortak mesuliyetidir. Bu kokuşmuş zulüm düzeninin merkezinde, şımarık ve had bilmez bir terör şebekesinin, yani siyonizmin kanlı ve yayılmacı emelleri durmaktadır.” şeklinde konuştu.

“Küresel sistemin ikiyüzlülüğünü bir kez daha tescilledi”

Gazze Barış Anlaşması'nın uygulanmamasının küresel sistemin ikiyüzlülüğünü bir kez daha tescillediğini vurgulayan Yapıcıoğlu, “Hatırlayınız, güya uluslararası arenada bir ‘Gazze Barış Anlaşması’ imzalandı. Birtakım devletlerin garantörlüğünde, diplomatik masalarda yürütülen o müzakerelerin zalime zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacağını biz en başından beri söyledik. Çünkü siyonizmin sadece güçten anladığını biliyorduk. Fakat soykırımı çaresizce izleyenler bir umut diyerek katliamın durmasını bekledi. Neticede ne oldu? Gazze Barış Anlaşması'nın uygulanmaması, küresel sistemin ikiyüzlülüğünü bir kez daha tescilledi ve siyonist katliam şebekesine yeni bir cüret alanı sundu.” dedi.

 “Nihai hedefleri coğrafyamızın tamamını ateşe vermektir”

Siyonist tehlikenin yalnızca Gazze ve Filistin ile sınırlı olmadığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Siyonist şebeke şimdi namlusunu Suriye’ye, Lübnan’a, İran’a ve Yemen’e çevirmiştir.  Nihai hedefi ise coğrafyamızın tamamını ateşe vermektir. Emperyalizmin ileri karakolu olan bu yapı, sınır tanımayan bir vahşetle tüm İslam coğrafyasını kaosa sürükleme gayretindedir. Karşımızda insanlık suçu işleyen, her gün bebek kanı akıtan küresel bir şer ittifakı var. Uluslararası hukuku ayaklar altına alan, kutsal değerleri çiğneyen bu barbarlık, ABD’nin sınırsız askeri ve finansal desteğiyle ayakta durmaktadır.” diye konuştu.

“İslam dünyasının yöneticileri, bu vebale her gün ortak olmaktadırlar”

İslam ülkelerinin bu açık tehdit karşısında Batı’nın çizdiği sınırların içinde cılız kınama mesajlarıyla günü kurtarmaya çalıştıklarını belirten Yapıcıoğlu, “Kardeşleri katledilirken petrol vanalarını, ticaret yollarını, diplomatik kanalları zalime açık tutan İslam dünyasının yöneticileri, bu vebale her gün ortak olmaktadırlar.” dedi.

“İslam ülkeleri, askeri ittifaklar kurmak mecburiyetindedir”

Tarihin, kınama kararlarıyla zalimin durdurulamayacağını defalarca yazdığını vurgulayan Yapıcıoğlu, “İslam ülkeleri, siyonist saldırganlığı ve bu emperyalist tehdidi sahada fiilen bertaraf edecek askeri ittifaklar kurmak mecburiyetindedir. Batı’nın güvenlik şemsiyesine sığınarak, onların askeri paktlarında figüranlık yaparak siyonist barbarlığı durduramazsınız. İşte bu yüzden diyoruz ki kapitalist sömürgeciliğin ve siyonizmin insanlığı sürüklediği bu derin karanlıktan çıkışın, bu sosyal ve iktisadi buhranları bitirmenin tek yolu vardır.” diye konuştu.

“Müslümanlar birlik olmalıdır”

Beşerî ideolojilerin tamamının çöktüğünü vurgulayan Yapıcıoğlu, “İnsanlığın nefes alabileceği, can, mal, akıl, din ve nesil emniyetinin garanti altına alınabileceği yegâne sığınak İslam'ın adalet nizamıdır. Bunun için de Müslümanların birlik olması gerekmektedir. Bu gerçeği kuşanıp ayağa kalkmadığımız müddetçe, sömürü düzeninin dişlileri arasında ezilmekten kurtulamayız.” ifadelerini kullandı.

“İç cephenin tahkim edilmesi ertelenemez bir zarurettir”

Yapıcıoğlu, dışarıdaki şiddetli fırtınalara, enerji savaşlarına ve siyonist kuşatmaya karşı direnebilmenin ilk şartının iç cepheyi tahkim etmek olduğunu belirterek, “İç cephenin tahkim edilmesi ertelenemez bir zarurettir. İç cephenin tahkim edilmesi için kardeşliğimizin hangi esas üzere kaim olduğunu iyi bilip ona yapışmak gerekir. Bizi yüzyıllardır bu ortak vatanda kardeşçe bir arada tutan şey ortak inancımızdır. Bu ortak inancımızın en kesin emirlerinden biri adalettir. Bütün meselelerimizi adalet temelinde ele almak, bütün sorunlarımıza adalete uygun çözümler bulmak konusunda bizler elimizden gelenin en iyisini yapma gayretindeyiz.” dedi.

“Kürt Meselesi adalet temelinde çözülmelidir”

“Terörsüz Türkiye” süreci olarak adlandırılan sürece de değinen Yapıcıoğlu, “Çözümü için uğraş verilen sorunlarımızdan biri de şiddet ve terör sorunudur. Kırk küsur yıllık şiddet parantezinin kapatılması için çaba sarf ediyoruz. Bundan ayrı olarak asırlık Kürt Meselesi’nin de adalet temelinde çözümü için bir gayret gerekir.” diye konuştu.

 “Raporumuzda şiddet sorunu ile Kürt Meselesi’ni birbirinden ayırdık”

HÜDA PAR olarak kapsamlı bir rapor ve ekinde bir kanun teklifini Komisyon Başkanlığına sunduğumuzu bildiren Yapıcıoğlu, “Raporumuzda şiddet sorunu ile Kürt Meselesi’ni kesin çizgilerle birbirinden ayırdık. Partilerin raporları birleştirildi ve Komisyonun ortak raporu olarak Meclis’e sunuldu. 12 maddelik bir çerçeve yasa 467 gibi tarihî bir destekle Meclis’ten geçti.” şeklinde konuştu.

“Kürt Meselesi adalet ve kardeşlik temelinde çözüme kavuşacak”

Yapıcıoğlu, “İnşallah silah devreden çıkacak, siyaset konuşacak ve kardeşlik kazanacak. Silah devreden çıkınca meselemizi adalet temelinde çözmek için uygun zemin oluşacak ve inşaallah asırlık Kürt Meselesi adalet ve kardeşlik temelinde çözüme kavuşacak. Bu süreci provoke edenler, alaya alanlar, kan aksın da ben yelkenlerimi şişireyim diyenler olacaktır ama bunlar azınlıkta kalacaktır. Şunu bilelim: Şiddet ve silah herkese zarar verdi. Herkese zarar veren bir şey sonlandığında ise tabiatıyla herkes kazançlı çıkacaktır.” dedi.

“Malazgirt ve Çanakkale ruhunu yeniden kuşanmalıyız”

Hedefin sadece şiddetin bitmesi değil, kardeşlik hukukunun yeniden tesisi olduğunu ifade eden Yapıcıoğlu, şunları dile getirdi:

“Kardeşliğin hukuku tesis edildiğinde birlik sağlamlaşacak, toplumsal dayanışma güçlenecek. Gerçek manada kardeş olursak, birliğimizi sağlamlaştırırsak her sorunumuzun üstesinden geliriz; daha önce geldik, bundan sonra da gelebiliriz. Tarihimiz buna şahittir. Malazgirt ruhunu, Çanakkale ruhunu yeniden kuşanmalıyız.”

“Yolsuzluklar ve fon krizleri ahlaki çürümenin sonucudur”

Konuşmasının devamında fon vurgununa da değinen Yapıcıoğlu, “Bugün Türkiye’nin canını yakan, insanımızın adalet duygusunu zedeleyen musibetlerden biri de içeride yaşanan fon krizleri, yolsuzluklar ve belediyelerdeki her gün bir yenisinin ortaya çıktığı rüşvet, irtikâp, zimmet ve türlü ahlaksızlıklardır. Kamusal kaynakların birilerine peşkeş çekildiği, tüyü bitmemiş yetimin hakkının çarçur edildiği bir düzende toplumsal huzurdan bahsedilemez. Siyasetin kamusal gücü, bazı çevreler için servet devşirme ve zenginleşme mekanizmasına dönüştürülmesi sert ve kararlı tedbirlerle engellenmelidir.” diye konuştu.

“İnşallah harama el uzatan herkesten hesap sorulacağının işareti olsun”

Kamusal kaynakların birilerine peşkeş çekildiği ve tüyü bitmemiş yetimin hakkının çarçur edildiği bir düzende toplumsal huzurdan bahsedilemeyeceğini dile getiren Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“İşte daha dün, kamuoyunun yakından takip ettiği fon soruşturması kapsamında, eski bir bakanın tutuklanarak cezaevine gönderildiğine hep birlikte şahit olduk. İnşallah harama el uzatan herkesten hesap sorulacağının işareti olsun. Sadece bu da değil; her gün bir başka belediyede yolsuzluk operasyonları yapılıyor, rüşvet ve usulsüzlük iddiaları ayyuka çıkmış. İhalelere fesat karıştıranlar, imar planlarını şahsi menfaatlerine göre değiştirenler, halkın malına el uzatanlar sıfatları ne olursa olsun mutlaka hesaba çekilmelidir.  Zimmetlerine geçirdikleri milyarlarla Firavunlaşanlar, kendilerini güçlü hissettiği için yanında yöresinde bulunanları her türlü cinsi sapkınlığına alet edenler pişkince dolaşmaya devam ediyor.”

“Mesele sadece hukuki veya adli bir vaka değil”

Yapıcıoğlu, operasyonlar yapılmasına, soruşturmalar açılmasına ve tutuklamalar yaşanmasına rağmen bu kokuşmuşluğun arkasının kesilmediğine dikkat çekerek, “Biz, meseleye sadece hukuki veya adli bir vaka olarak bakmıyoruz. Soruyoruz: Neden bu operasyonlar yapılırken bile birileri ‘bana bir şey olmaz’ diyerek aynı cürümleri işlemeye devam edebiliyor? Neden hapse girenlerin arkasından gelenler, aynı usulsüz yollara sapmaktan çekinmiyor?” diye sordu.

“Hırsız evden olunca kapı kilit tutmuyor”

Yapıcıoğlu, “Çünkü bütün bu idari, hukuki ve mali sorunların temelinde çok derin bir ahlaki çürüme yatmaktadır! Hırsızlığı yapanlar, kendilerine de dokunulmasın diye dokunulamayacağını düşündükleri nüfuzlu kişileri kendi yolsuzluklarına ortak ediyorlar. Cezaları ağırlaştırmak, mahkeme sayılarını artırmak, yeni cezaevleri inşa etmek çare olmuyor. Hırsız evden olunca kapı kilit tutmuyor.” dedi.

“İnsan bozulunca her şey bozulur”

Eğitimin, kültürün, ticaretin ve siyasetin ahlaktan koparılması durumunda sistemin kilitleneceğini vurgulayan Yapıcıoğlu, “İnsan bozulunca her şey bozulur. İnsanı bozulan bir toplumun ne ekonomisi dikiş tutar ne de ‘adalet sarayları’ bozulan dengeyi yeniden sağlayabilir. Eğer insanın zihninde helal ve haram sınırı yoksa o kişi paraya ve güce ulaştığı anda canavara dönüşür. Kanunun boşluklarını bulur, kitabına uydurur ve kul hakkını gasp eder. Bu yüzden kalıcı çözüm polisiye tedbirlerde değil, topyekûn bir ahlaki rehabilitasyondur. Bizim en birinci vazifemiz, insanı yeniden ahlak, dürüstlük ve fazilet ekseninde inşa etmektir.” şeklinde konuştu.

“Siyaset koltuk kavgasında, vatandaş tencere derdinde”

Türkiye'deki yerleşik siyaset kurumunun halkın temel sorunlarına yabancılaştığına ve siyaset ile sokak arasındaki derin uçuruma dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Televizyon ekranlarında saatlerce süren o siyasi dalaşmaların, kayıkçı kavgalarının sokakta gerçek bir karşılığı yoktur. Milletimiz akşam eve döndüğünde tencereyi nasıl kaynatacağını düşünürken, siyaset elitleri birbirine laf yetiştirme uğraşındadır.” diye konuştu.

“Halkımızın en önemli gündemi hayat pahalılığıdır”

Halkın gerçek gündeminin geçim sıkıntısı ve enflasyon olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Bugün ülkemizde asgari ücret ve emekli maaşlarının çoğu açlık sınırının altındadır. Kalburüstü olanlar hariç insanlarımız, yoksulluk sınırının altında kalan gelirlerle ihtiyaçlarını karşılamayı ertelemekte ya da borçla idare etmeye çalışmaktadır. Mutfaklardaki yangın sönmek bilmiyor. En temel gıda maddeleri fahiş fiyatlar yüzünden lüks tüketim maddesine dönüşmüştür. Konut fiyatları ve astronomik düzeylere ulaşan kiralar, insanları çok ciddi bir barınma sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Vatandaşımız kazandığı parayla başını sokacak bir evin kirasını bile ödeyemez hale getirilmiştir.” diye konuştu.

“Asgari ücretlilerin ve emeklilerin durumu artık katlanılamaz”

Milyonlarca asgari ücretli ve emeklinin durumunun artık katlanılabilir olmaktan çıktığını belirten Yapıcıoğlu, “Bir emekli maaşıyla veya asgari ücretle ev kiralamak, faturaları ödemek, çocuk okutmak ve mutfak masrafını karşılamak artık imkânsız bir hale gelmiştir. Torununa bir harçlık veremeyen, bayramda kapısını çalacak misafirine ikramda bulunmaktan çekinen bu aziz çınarlarımızın feryadını duymayan bir sistem, çökmeye mahkûmdur.” dedi.

Dar gelirlilerin ve küçük esnafın yaşadığı ekonomik sıkıntıların artık sürdürülemez bir sosyal risk boyutuna ulaştığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, esnafın biriken BAĞ-KUR primlerini, vergilerini ve dükkân kirasını ödeyemez duruma geldiğini belirtti.

“En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında kalmamalıdır”

Yapıcıoğlu, yaşanan ekonomik adaletsizliğin ortadan kaldırılması amacıyla hükümete çağrıda bulunarak, “Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için, emekli maaşlarına acilen tatminkâr bir refah payı eklenmeli veya taban ücreti yükseltecek seyyanen zam verilmelidir. En düşük emekli aylığı hiçbir şart altında asgari ücretin altında kalmamalıdır. Aynı şekilde, işçimizin alın terinin karşılığı olan asgari ücret ise asla ve kata açlık sınırının altında belirlenmemelidir.” şeklinde konuştu.

“Emeklimize hak ettiği insanca hayat güvencesini hep beraber verelim”

Sadece konuşan ve dert yanan bir parti olmadıklarını, sorunu tespit ettikleri an çözüm reçetesini de ortaya koyan kadrolar olduklarını belirten Yapıcıoğlu, 1 Temmuz 2025’te Meclis Başkanlığı'na “En Düşük Emekli Aylığının Asgari Ücretin Altında Olmaması” amacıyla kanun teklifi sunduklarını hatırlatarak Meclis'teki tüm partilere ve hükümete seslendi:

“Gelin, milletin sinesindeki bu sızıyı bitirmek için Meclis raflarında bekleyen kanun teklifimizi el birliğiyle yasalaştıralım, emeklimize hak ettiği insanca hayat güvencesini hep beraber verelim.”

“Sorun, doğrudan doğruya mevcut ekonomi modelinin kendisindedir”

Borca ve faize dayalı mevcut finansal modelin toplumsal refahı tabana yaymasının imkânsız olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Peki, bizi bu enflasyon canavarına, bu hayat pahalılığına, bu bitmek bilmeyen ekonomik krizlere mahkûm eden asıl sebep nedir? Sorun, dönemsel krizlerde veya sadece dış güçlerin müdahalesinde değildir. Sorun, doğrudan doğruya mevcut ekonomi modelinin kendisindedir. Bugün küresel ekonomi faize dayalı, vahşi kapitalist bir sömürü düzeniyle yönetilmektedir. Bu sistem, zengini daha zengin, fakiri ise daha fakir yapmak üzerine kurulmuş küresel bir kölelik mekanizmasıdır. Bu düzende para, rantiye sınıfının elinde halkı sömürme silahına dönüşmüştür.” diye konuştu.

Her yıl devletin bütçesinden küresel tefecilere ayrılan devasa ödeneklere dikkat çeken Yapıcıoğlu, Meclis'te kabul edilen bütçelerin önemli bir kısmının, her yıl daha da artan oranlarda yerli ve yabancı tefecilere faiz olarak ödendiğini belirtti.

“Aslan payı yine faizin olacak”

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmelerine başlanan 2027 yılı bütçesinde de aslan payının yine faizin olacağını belirten Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:

“2026 bütçesinde vergi gelirlerimizin yüzde 19,87’si faize ayrılmıştı. 2027 bütçesinde bu oran biraz daha yükselecek yüzde 19,97 olacak. 2026 bütçesinde faiz giderlerinin 2 trilyon 742 milyar olacağı öngörülüyordu, tahminler tutmadı. Bu rakam 2 trilyon 825 milyara çıkacak. 2027 bütçesinde ise faize ayrılan para 3 trilyon 975 milyar, yaklaşık 4 trilyon. Milletin alın teriyle, esnafın vergisiyle, işçinin emeğiyle toplanan kaynaklar, hiçbir şey üretmeyen asalak faizcilere aktarılmaktadır.”

“Faiz sadece enflasyonun değil; işsizliğin, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve toplumsal çürümenin de sebebidir”

Üretim ekonomisinin, istihdamın, sanayinin ve tarımsal kalkınmanın en büyük düşmanının faiz olduğunun altını çizen Yapıcıoğlu, “Bir ülkede para satarak, oturduğu yerden servet katlamak, ter dökerek fabrika açmaktan, istihdam sağlamaktan, tarlayı sürmekten daha kârlı hale getirilmişse orada fakirlik bitmez, huzur tesis edilemez.” vurgusunda bulundu.

“Kapitalist ekonomi modelinin Türkiye'ye vereceği hiçbir şey yoktur”

Faiz sömürüsüne dayalı ve insanı ezen kapitalist ekonomi modelini tamamen reddettiklerini vurgulayan Yapıcıoğlu, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

“Bu modelin Türkiye'ye vereceği hiçbir şey yoktur. Türkiye’nin iktisadi olarak tek kurtuluş yolu; paradan para kazanan rantiye sınıfını değil, bizzat üreteni, çiftçiyi, sanayiciyi, esnafı ve emeği merkeze alan tam manasıyla bir üretim ekonomisinden geçmektedir. Paranın bir sömürü aracı olmaktan çıkarılıp yatırıma ve üretime yönlendirildiği adil bir ekonomik ve finansal düzen inşa edilmelidir. Çiftçinin mazotundan, esnafın tezgâhından alınan ağır vergi yükü kaldırılmalıdır. Üretime dayalı, helal kazancı esas alan bir iktisadi modelle bu ülkeyi refaha kavuşturabiliriz.”

“Sapkın akımlar, doğrudan aile yapımızı hedef almaktadır”

Ekonomik krizlerden daha tehlikeli olan bir diğer büyük tehdidin de aile kurumuna yöneldiğini belirten Yapıcıoğlu, “Küresel şer odaklarının, emperyalist merkezlerin fonladığı sapkın akımlar, ‘hürriyet, özgürlük, modernlik’ maskesi altında doğrudan aile yapımızı hedef almaktadır. TV kanallarıyla, internet içerikleriyle, sosyal medya mecralarıyla genç nesillerimizin zihni iğfal edilmekte, mahremiyet duygusu yok edilmekte ve evlilik müessesesi değersizleştirilmektedir.” dedi.

“Ahlaki erozyon telafisi imkânsız toplumsal yaralar açmaktadır”

Aileyi çökertmenin bir milleti savaşsız öldürmenin en kestirme yolu olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Ekranlardan, dijital mecralardan akan yozlaşma, kültürel çürüme ve ahlaki erozyon telafisi imkânsız toplumsal yaralar açmaktadır. Aile bağları zayıflayan, anne ve baba ilgisinden mahrum bırakılan, inanç değerlerinden uzaklaştırılan gençlerimiz her türlü manipülasyona açık hale gelmekte, kolayca suça sürüklenebilmektedir.” şeklinde konuştu.

“Toplumsal cinnetin nerelere vardığını acıyla izliyoruz”

Konuşmasında son dönemde yaşanan asayiş olaylarına ve artan şiddet sarmalına da değinen Yapıcıoğlu, “Şiddet sarmalı sokaklarımızı esir almış, uyuşturucu yaşı ilkokul seviyelerine kadar inmiştir. Gün geçmiyor ki televizyonlarda kan donduran bir cinayet, bir vahşet haberi duyulmasın. Bakınız, ahlakı ve maneviyatı kaybettiğimizde sokaklarımızın ne hale geldiğini, toplumsal cinnetin nerelere vardığını acıyla izliyoruz. Daha iki gün önce Afyonkarahisar’da gözü dönmüş bir caninin, tam 8 insanımızı hayattan kopardığı dehşet verici hadiseye şahit olduk. Yine son dönemde okullarımızda öğretmenlerimize ve öğrencilerimize yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı haberleriyle sarsıldık.” ifadelerini kullandı.

“Kalplere Allah korkusunu yerleştirmeden bu çürümenin önüne geçemeyiz”

Bir toplumda bu kadar kolay kan akıtılabilmesinin ve insanların canavarlaşmasının cevabının sadece ceza hukukunda aranamayacağını dile getiren Yapıcıoğlu, “Kalplere Allah korkusunu yerleştirmeden, merhameti nakşetmeden, aile bağlarını korumadan, nesli manevi bir zırhla korumaya almadan bu çürümenin önüne geçemeyiz. İnsanın kalbine görünmeyen bir polis yerleştirmediğiniz müddetçe, sokağa her köşe başına bir polis dikseniz de suçun önüne geçemezsiniz.” dedi.

“Aileyi korumak, var olma mücadelemizin en hayati adımıdır”

Batı'dan ithal edilen yasal mevzuatın bütünüyle gözden geçirilmesi gerektiğini ifade eden Yapıcıoğlu, “Aileyi korumak, bu topraklarda var olma mücadelemizin en hayati adımıdır. Batı’dan ithal edilen, bizim inanç ve kültür köklerimizle taban tabana zıt olan yasal düzenlemeler bize zarar verdi. Mevzuat bütünüyle gözden geçirilmeli, bu toprakların asli ruhuna göre yeniden tanzim edilmelidir.” çağrısında bulundu.

“Hayati önemdeki kanun tekliflerimiz bir an önce yasalaşmalı”

Meclis’e sundukları kanun tekliflerinin bir an önce gündeme alınarak yasalaşması yönündeki çağrısını yineleyen Yapıcıoğlu, “Hem uyuşturucuyla mücadele edilmesi hem de aile kurumunun ve gençlerimizin sapkın akımlardan yasal güvenceyle korunması adına Meclis’e kanun teklifleri verdik. Umuyor ve diliyorum ki hayati önemdeki bu kanun tekliflerimiz, daha fazla bekletilmez ve bir an önce gündeme alınır ve yasalaşır.” dedi.

“Gençlerimizin geleceklerinin karartılmasına müsaade edemeyiz”

Milyonlarca gencin derin bir belirsizlikle baş başa bırakıldığını belirten Yapıcıoğlu, “Tüm bu sosyal buhranların, ekonomik sıkıntıların ortasında, geleceğimizin teminatı, yarınlarımızın mimarı olacak aziz gençlerimizin geleceklerinin karartılmasına, ümitsizliğe düşmelerine asla müsaade edemeyiz. Üniversite bitirmiş, diplomalarını almış evlatlarımız iş bulamadığı için ‘ev gençleri’ ordusuna katılmakta, anne ve babasının eline bakmanın mahcubiyetini yaşamaktadır.” diye konuştu.

“Gençlik, bir milletin en büyük zenginliğidir”

Gençlerin ülkeye olan aidiyet duygusunu zedelendiğine dikkat çeken Yapıcıoğlu, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

“Biz, gençliğimizi ne küresel çetelerin ahlaksız tuzaklarına ne sanal kumar ve bahis sitelerinin bataklığına ne de ekonomik krizlerin umutsuzluk girdabına terk edemeyiz. Onlara hak ettikleri onurlu geleceği sunmak, istihdam alanları açmak ve onları manevi bir vizyonla donatmak devletin en asli görevlerindendir. Gençlik, bir milletin en büyük zenginliğidir. Bu zenginliği heba edenlerin yarınları olamaz.”

“Yerli, sivil ve adil bir anayasa istiyoruz”

Türkiye’deki yapısal sorunlara neşter vuracak köklü adımın yeni anayasa olduğunu belirten Yapıcıoğlu, “12 Eylül darbe rejiminin tortularını taşıyan mevcut anayasa, milletin gelişen ihtiyaçlarına cevap veremez durumdadır. Biz; her türlü ayrımcılığı elinin tersiyle iten, ideolojik dayatmalardan arınmış, adaleti mülkün ve devletin temeli kılan, bu milletin bin yıllık inanç ve medeniyet değerleriyle tamamen barışık; yepyeni, sivil, adil, insan hak ve hürriyetlerini güçlü bir şekilde koruyan yerli bir anayasa istiyoruz. Bu süreçte tıkayıcı değil, yapıcı; adaleti ve insan onurunu merkeze alan duruşumuzla Mecliste de meydanlarda da sesimizi yükseltmeye kararlılıkla devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

“Siyaseti yalnız Allah rızası, milletimizin dünya ve ahiret selameti için yapıyoruz”

HÜDA PAR’ın mazlumların gür sesi olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Biz, siyaseti hiçbir zaman ihale takibi yapmak, makam ve mevki elde etmek, şahsi ikballerimizi garanti altına almak için yapmadık, yapmıyoruz. Biz, siyaseti yalnız ve ancak Allah rızası için, milletimizin dünya ve ahiret selameti için, adalet sancağını yeniden bu topraklarda dalgalandırmak için yapıyoruz. Sorumluluğumuz büyük, yükümüz ağır ama inancımız tamdır. Bu sarsılmaz inançla, bu azim ve kararlılıkla daha güçlü bir şekilde inşallah yola devam edeceğiz. İnşallah ilk günkü aşkla, adanmışlıkla, temiz ve dürüst siyaset ilkesiyle, istikameti bozmadan yürümeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

 “Memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var”

Parti teşkilatlarına ve partililere seslenerek, memleketin ve siyaset kurumunun partimizin adalet merkezli anlayışına ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı vardır. Yani memleketin size ihtiyacı vardır. Her gün daha fazla sayıda vatandaşımıza davamızı götürün; çabalarınızı, cehd ve gayretinizi artırınız. HÜDA PAR, siyasi tarafgirlik veya dünyalık mal ve makam uğruna lafı eğip bükmez, hakkı ayakta tutmak için aleyhinde bile olsa adil şahitlik yapar. Bunun için memleketin, adalet arayanların HÜDA PAR’a ihtiyacı vardır. Öyleyse biz HÜDA PAR’lıların daha çok çalışmaya, sesimiz daha gür çıksın diye büyümeye, partimizi büyütmeye, davamızı daha çok insana ulaştırmaya, anlatmaya ihtiyacımız var.” diyerek konuşmasını tamamladı.

Mustafa Yetiş güven tazeledi

Tek liste ile gidilen seçimde mevcut başkan Mustafa Yetiş, geçerli oyların tamamını alarak yeniden Adıyaman İl Başkanlığı’na seçildi.