Katıldığı TV programında gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Yapıcıoğlu, “Bütün samimi Kemalistlere buradan sesleniyorum, Kenanizme kaymayın. Kemalist’siniz, Eyvallah… Kenanist olmayın. Kenan Evren’in kaleme aldığı bir şeyi canhıraş bir şekilde savunmak Kemalizm değildir.” dedi.
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, konuk olduğu TV programında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Yapıcıoğlu
açıklamalarında; Gazze meselesi, Siyonist barbarlara karşı TBMM’nin elinde
bulundurup kullanmadığı haklar ve bu konuyla ilgili meclise sundukları kanun
teklifi, siyonist rejimle ticaret meselesi, Kayyum meselesi, enflasyon ve asgari
ücret, yerel seçimlerde partimiz HÜDA PAR, Yeni Anayasa, Kemalizm ve Kenanizim, partimiz HÜDA
PAR’ın kadınlar hakkında söyledikleri gibi konularla ilgili olarak önemli
değerlendirmelerde bulundu.
Sözlerine
israilin yaptığı katliamların net bir şekilde soykırım olduğunu ve soykırım
suçunu işlerken hastaneleri, okulları, ibadethaneleri, basın mensuplarını,
yardım kuruluşlarını, gıda depolarını bombalamak ve yasaklı silahlar kullanmak
gibi savaş suçu da işlediğini dile getirerek başladı.
Yapıcıoğlu, siyonistlerin bu katliamlarını 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren değil 100 yılı
aşkın zamandır gerçekleştirdiğini belirterek, “Şu anda dünya acilen ateşkes
sağlanmasını istiyor. Fakat daha önce de mülteci kamplarını, hastaneleri,
ambulansları, okulları vurdu. Çocuk, kadın, yaşlı demeden savunmasız insanları
katletti. Sonra ateşkes sağlandı. Sonra o yıkılan binalar yeniden imar edildi. Aradan
bir zaman geçti. Bir daha aynı sahneler tekrar etti. Peki, bu hep böyle mi
gidecek? Eğer biz meseleyi sadece sonuçları üzerinden tartışmaya devam edersek
bu böyle olmaya devam edecek. Bunun bir sebebi var. Sebep de şudur; israilin
oradaki varlığı başlı başına sebeptir. İsrail orada olduğu ve elinde güç
bulundurduğu müddetçe güç yetirebildiklerine zulmetmeye devam edecek. Olması
gereken nedir? Orada bulunan siyonistler dedeleri nerede doğmuşsa def olup
oraya gitsinler.” diye belirtti.
İsrailin
hiçbir şekilde devlet özelliklerini taşımadığını ifade eden Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu,
Siyonistlerin Tevrat’ta geçen ‘öldürmeyeceksin’ gibi emirleri ‘Yahudi
öldürmeyeceksin’ diye algıladıklarını ve aşırı ırkçı bir millet olduğunu da
belirtti.
Maldivlerin,
israil vatandaşlarının ülkeye girişini yasakladığını, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin
ise kendi vatandaşlarından Filistin’e gidip orada elini kana bulayan
vatandaşlarının ülkeye giriş yaptıkları anda tutuklanıp ve yargılanacaklarını
hatırlatan Yapıcıoğlu, Filistin’i tanıyan ülkelerin sayısının 148’e
yükselmesinin ve bazı ülkelerin Adalet Divanı’nda israil aleyhine açılan
soykırım davasında müdahil olacağını açıklamasının olumlu gelişmeler olduğunu
söyledi.
“Türkiye'nin harekete geçmesi lazım”
BM’nin
1951 yılında yürürlüğe soktuğu Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması
Sözleşmesi’ni hatırlatan Yapıcıoğlu, Meclis’e sundukları kanun teklifiyle
ilgili de açıklamalarda bulunarak şunları kaydetti:
“Bu
sözleşmede imzası olan bütün ülkelere şöyle bir yükümlülük getiriliyor: Bu
sözleşmenin tarafı olan her bir ülke, soykırım suçlarını önlemek ve bu suçu
işleyenleri cezalandırmakla mükelleftir. Bunun için tedbirler alacak, kendi iç
hukuklarına, kendi anayasalarına uygun bir şekilde parlamentolarından kanunlar
geçirerek bunun üzerine gidecek diye bir yükümlülük getiriyor. Peki, bu
yapılıyor mu? Türkiye'den başlayalım. Mesela şu anda mevcut kanunlara göre
soykırım suçunu işleyen ya da insanlığa karşı suç işleyen birisi, yabancı bir
ülkenin toprağında bir yabancı tarafından başka bir yabancıya karşı işlense
bile Türkiye'deki mahkemelerin bunu yargılama yetkisi vardır. Ama bu Adalet
Bakanı’nın talep etmesi şartına bağlıdır.
Şimdi
biz Meclise bir kanun değişikliği teklifi verdik. Bu teklifimizde biz dört şey
istiyoruz. Bir, diyoruz ki Meclis’in uluslararası anlaşmaları kabul etme, onu
onaylama ya da onaylamama hakkı vardır. Meclis’in savaş ya da barış yapma yetkisi
vardır. Şimdi niye bir yabancı ülke vatandaşı başka bir yabancıya karşı suç
işlediğinde onunla ilgili soruşturma yapma Adalet Bakanı’nın talebine bağlıdır?
Çünkü bu aynı zamanda uluslararası ilişkileri ilgilendiren bir konudur. Uluslararası
ilişkiler bozulmasın, her önüne gelen savcı kafasına estiği gibi soruşturma
başlatmasın diye bir önlem alınmış, Adalet Bakanı’na böyle bir yetki verilmiş. Peki,
uluslararası ilişkilerin bozulmasının en uç noktası savaş değil mi? Savaş
ilanında Meclis yetkili ise o zaman böyle bir yetkiyi Meclis’e çok görmemek
lazım.
Verdiğimiz
kanun teklifinde diyoruz ki; Meclis’ten böyle bir karar çıkması durumunda
savcılar harekete geçebilsin ve bu soykırım suçunu soruştursun. Aslında bu soykırım
suçunu soruşturmak biraz önce söylediğim, Türkiye'nin 1950'nin Mart ayında
onayladığı ve 1951 yılında yürürlüğe giren bu sözleşmenin gereği olarak Türkiye,
soykırım suçunun işlenmesi halinde bu dünyanın neresinde olursa olsun buna
ilişkin adım atma, gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü var. Türkiye'nin bu
konuda harekete geçmesi lazım ama Türkiye, Uluslararası Kuruluşları harekete
geçmeye çağırıyor.”
“Bütün parlamentoları inisiyatif almaya
davet ediyoruz. Hadi biz de alalım. İlk adımı biz atalım”
Siyonistlerin
gerçekleştirdiği katliamalar sonrasında TBMM’nin “Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin bütün parti grupları ve milletvekilleri olarak bu vahşetin durdurulması
için dünya parlamentolarını, uluslararası toplum ve kuruluşlarını tutum ve
inisiyatif almaya davet ediyoruz.” bildirisini okuyan Yapıcıoğlu, “Peki hadi
ilk adımı biz atalım. Bütün parlamentolar inisiyatif almaya davet ediyoruz.
Hadi biz de alalım. İlk adımı biz atalım. Bizim tarihimizde soykırım yok. Bizim
onlara borcumuz da yok. Niye atmıyoruz? Mesela geçen hafta bir karar daha çıktı.
O metinde aynen okuyorum; ‘bu katliamlara ve insanlık suçlarına sessiz kalmamak
her bir ferdin ve insan haklarına değer veren her bir ülkenin boynunun borcudur.’
Evet, doğru. Hepimizin boynunun borcudur. Yine oradaki cümle, ‘Türkiye
Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla tek ses olarak israilin durdurulması ve ateşkesin
sağlanması yönündeki tavrını uluslararası camiada açıkça ilan etmektedir. Milletimizin
kalbi de masum Gazze halkıyla birliktedir. Refah’tan gelen görüntüleri hiçbir
zaman unutmayacak ve yaşanan katliamın faillerinin hak ettikleri cezaya
çarpılmaları için çaba sarf etmeye aralıksız devam edeceğiz.’ Bizim meclisimiz bunu
oy birliğiyle söylüyor.” dedi.
“Şimdi siz onları öldürmek için kullanılan
ha bombayı gönderdiniz ha da o bombayı atan uçağın yakıtını gönderdiniz, ne
fark var Allah aşkına?”
Siyonist
rejime yakıt gönderdiği için tepkilere neden olan SOCAR ile ilgili konuşan
Yapıcıoğlu, “Peki, bize ne oluyor? Niçin biz yargılama yetkisine sahip
olduğumuz halde bizim mahkemelerimiz bunu yargılayabilir olduğu halde herhangi
bir dava açılmıyor. Neden? Niçin hala ticaret devam ediyor?” diye soran
Yapıcıoğlu devamında, “Mesela niçin SOCAR’la aracı kurumlar üzerinden İzmir Limanından
yakıt gidiyor. Neden? Şimdi Gazze’deki insanlara yaşatılan vahşet, katliam,
paramparça olmuş bedenler görünce insanın içi sızlıyor. Şimdi siz onları öldürmek
için kullanılan ha bombayı gönderdiniz ha da o bombayı atan uçağın yakıtını
gönderdiniz, ne fark var Allah aşkına? Yani sonuç itibariyle bir şeyler
yapabiliriz. Ama herhangi birisinin yapması gereken yapabileceği bir şeyi herkes
bir başkasından bekliyorsa o zaman hiç kimse yapmamış oluyor. Onlar da zulümlerine
devam ediyor. Bugün küresel siyonizme karşı cephe alırsanız bunun bir bedeli
olacak elbette. Bir tarafta ekonominin zarar etmesi ve tüccarların bazılarının
karlarının azalması, öte tarafta da bazı bebeklerin hayatının kurtarılması
varsa, terazinin iki kefesinde bunlar varsa siz paradan, puldan, ticaretten
bahsetmeyi ar saymalısınız.” diyerek sert tepki gösterdi.
Kayyım meselesi
Hakkâri
Belediyesi’ne kayyım atanması ve belediye başkanının tutuklanmasına ilişkin
değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, “Dosyanın içeriğini ben bilmiyorum ama iddialar
vahim. Biz şunu söylüyoruz: Birisi seçilmiş diye yani sadece halkın oyuyla gelinebilecek
bir makama geldi diye her dediğini yapma hakkını kendinde göremez. Ama öte
tarafta da şunu söylüyoruz, eğer bir makama seçimle gelinebiliyorsa oraya
birisi seçilmişse, o seçilen kişi görevle bağdaşmayan, suç olan, yapmaması
gereken bir şey yaptı ve bundan dolayı görevden alındı, tamam, suç işlese de sadece
seçilmiş olduğu için orada dursun yaklaşımında değiliz. Ama şunu söylüyoruz
şimdi nihayetinde orası seçimle gelinebilecek bir makamsa ve o kişi de oradan
ayrılmışsa, örneğin belediye başkanı vefat etmişse ve o makam boşalmışsa ne
oluyor? Belediye meclisi kendi arasından bir sonraki seçime kadar görev yapmak
üzere bir başkan seçiyor.
Seçimle
gelinebilecek bir makama merkezi hükümetin bir atama yapması usulünü bizim
tartışmamız lazım. O kişinin bir suç işlemiş olması ayrı bir şeydir. Diyelim ki
Belediye Başkanı suç işledi.
Siz
Belediye Başkanı’nı görevden aldınız. Farklı farklı partilerden Belediye Meclis
Üyesi insanlar var. Her belediyede tek bir partinin üyeleri yok ki. Şimdi normal
şartlarda Belediye Başkanı eğer yoksa Belediye Başkan Yardımcısı, Belediye
Başkan Vekili ya da işte o da olmadı en yaşlı üyenin başkanlığında toplanılır,
bir seçim yaparlar. Kararları alırlar. Ama bir yere bir kayyım atandığında yine
kanun hükmü gereği başkan olarak atanan kişinin daveti olmadan meclis toplanamıyor.
Bazı yerlerde maalesef pratikte meclis hiç toplanamıyor. Düşünün mesela diyelim
ki ben Belediye Meclis Üyesiyim ayrı bir partim var. Kendi partim adına
girmişim seçimlere, halkın da oyunu alarak Belediye Meclis Üyesi olarak
seçilmişim. Ama belediye başkanının işlemiş olduğu bir suçtan dolayı, benim de
tasvip etmediğim bir suçtan dolayı ben de Belediye Meclis Üyeliği yapamıyorum. Bu
doğru mu? Bunların tartışılması lazımdır.” dedi.
Yerel seçimlerde HÜDA PAR
Yerel
seçimlerde partisinin aldığı oy oranı ve seçimle ilgili değerlendirmelerde
bulunan Yapıcıoğlu, seçime katılım sayısının özellikle partimiz HÜDA PAR’ın güçlü olduğu
yerlerde düşmüş olmasının kendileri için dezavantaj olduğunu ve halkın sandığa
gitmemesinde ekonomi politikaları ve Gazze meselesi dolayısıyla oluşan
küskünlükten kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:
“2024
Mahalli İdareler Genel Seçimlerine biz ilk defa Türkiye genelinde katıldık. Biz
2012 yılında partimizi kurduk. 2014 yerel seçimlerinde kısmi bazı yerlerde aday
çıkardık. Türkiye'nin her tarafında aday çıkarıp seçimlere girme gücümüz yoktu
o zaman. İlk defa 2018 seçimlerinde Türkiye genelinde milletvekili seçimlerine
katıldık ve ilk defa 2024 seçimlerinde yine Türkiye genelinde mahalli idareler
seçimlerine kendi adaylarımızla katıldık. 81 ilde, bütün ilçelerde kendi
adaylarımızı gösterdik. Her ilçede bizim belediye başkan adayımız yoktu ama her
tarafta bizim meclis üyesi adaylarımız vardı. Bir önceki ülke genelinde girmiş olduğumuz
seçim 2018 olduğu için onunla kıyas ettiğimizde şu sonuca vardık:
2018'de
seçimlere 8 parti katılmıştı. 2024'te ise 35 parti… 8 partinin katıldığı
seçimde Biz 207 bin oy alabilmiştik. Bu seçimlerde 35 parti olmasına rağmen ki
parti sayısı artınca oylar daha fazla bölünüyor. Buna rağmen bizim aldığımız
pay büyüdü. 207 binden 316 bine çıktı. 109 binlik bir artış oldu.
Oylarımızda
% 50’nin üzerinde bir artış oldu. Şartları değerlendirdiğimizde, katılım
oranının epeyce düşmüş olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, rakiplerimizin
devasa reklam bütçeleri le seçime hazırlandığını da hesaba kattığımızda bizim
için fena bir sonuç değildi. Biz daha iyi bir sonuç bekliyorduk doğrusu. Yüzde
birin üzerinde bir sonuç bekliyorduk. Ama yüzde biri bulamadık.
İnşallah
önümüzdeki seçimlerde % 3 çıtasını koyduğumuz yerde tutuyoruz. İnşallah emin
adımlarla hedefe doğru ama istikamet üzere kalmak şartıyla yürümeye devam
edeceğiz. Belediye Meclis Üyesi sayımız daha önce 6'ydı bunu biz 24'e çıkardık.
4’e katladık. Daha önce bir arkadaşımız başka bir partinin listesinden bizim
adayımız olduğunu onlar da biliyorlardı. Biz seçime girmediğimiz için 2019'da
seçilmişti. Aynı arkadaşımız oylarını ikiye katladı. Oyların % 60'ını alarak yeniden
seçildi.
İnşallah
Türkiye HÜDA PAR belediyeciliği ile tanışırsa bir daha bizi bırakmayacaklardır.”
“Enflasyonun sorumlusu gariban asgari
ücretli mi? Bu parayla geçinmek mümkün değil”
Asgari
ücret ile ilgili de konuşan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, “Asgari ücretin tanımından başlayarak
bir düzenleme yapılmalı. Asgari ücretin tarifi yönetmelikte; işçinin günün fiyatları
üzerinden gıda, giyim, barınma, eğitim, sağlık, kültür gibi zorunlu
ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek ücret olarak tarif ediliyor. Peki, işçinin
ailesi nerede? Tanımın içerisinde yok.
Asgari
ücretten vergi alınmasın diye yıllarca söyledik. Çok şükür o konuda bir mesafe
alındı. Asgari ücretliden şimdi vergi alınmıyor ama şimdi bekâr bir kişinin
yaşam maliyeti yani sadece gıda değil, kira ve diğer ihtiyaçları da dâhil 24
bin liranın üzerindedir ama asgari ücret 17 bin lira. Şu anda diyorlar ki işte ‘biz
geçen sene Temmuz ayında arttırdık, bir ara zam yaptık ama biz ara zam yaparsak
enflasyon hedeflerini tutturamayacağız.’ Merkez Bankasının geçtiğimiz ay
yaptığı açıklamada, ‘eğer asgari ücrete ara zam yapılırsa bu dezenflasyon sürecine
zarar verecek’ diye. Tamam da şimdi enflasyonun sorumlusu gariban asgari ücretli
mi? Bu parayla geçinmek mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
“Şimdiye kadar bizim kapımıza gelen hiç
kimse kapıdan dönmedi”
Siyasetteki
normalleşme-yumuşama adı altında CHP tarafından partimize ziyaret edilmek
istense ne olacağı sorusunu yanıtlayan Yapıcıoğlu, “Şimdiye kadar bizim
kapımıza gelen hiç kimse kapıdan dönmedi. Biraz önce bahsettiğim kanun
teklifiyle ilgili arkadaşlarımız bütün parti gruplarının hepsine bu teklifi
götürdüler. Yazılı olarak sundular ve desteklerini istediler. Biz siyasi
partiler arasında diyalog kanallarının açık olması gerektiğini söylüyoruz. Biz
mütemadiyen siyasetin dilinin çok sert olduğundan, siyasetin böyle olmak
zorunda olmadığından dem vuruyoruz. Fakat siyasetin dili çok sert maalesef. Genel
kurulda bazen duymaktan hicap duyduğum laflar havada uçuşuyor. Sanki millet
bizi, parlamenterleri oraya birbirleriyle ağız dalaşına girsinler diye mi
gönderdi? Fikirler, çözüm önerileri farklı olabilir ama bu kavga etme ya da
birbirlerine hakaret etmenin sebebi olmamalı ama maalesef bu çokça oluyor,
dilerim bundan sonra olmaz.” şeklinde konuştu.
“Bütün samimi Kemalistlere sesleniyorum, Kenanizme
kaymayın!”
“Anayasada
değişiklik değil yeni bir anayasa lazım” diyen Yapıcıoğlu, yeni anayasa ile
ilgili şunları söyledi:
"Mevcut
darbe anayasanın üzerinde 21 defa değişiklik yapıldı. Değişikliğe ihtiyacımız
yok. İlk 4 maddeyle ilgili şöyle bir tartışma var. Birileri zannediyor ki
kurucu irade ilk 4 maddeyi yazdı, 1924'ten beri onlar orada öylece duruyor.
Bakın bu büyük bir aldatmaca. Bakınız 1924 Anayasası’nda, 1961 Anayasası’nda
devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna dair değiştirilemez diye bir hüküm var. Sadece
Cumhuriyet. Yani kimse saltanata dönmeyi hayal falan etmesin, bunu teklif bile
etmesin. Başka değiştirilemez madde yok. 1982 Anayasası’nda da aslında taslak
metninde böyle bir şey yok.
1982
Anayasası’nda Danışman Meclisi Hukukçular Kurulu yazıp beşli çetenin -ben beşli
çete diyorum, o zamanki adıyla ‘Milli Güvenlik Konseyi'nin- önüne gelince Kenan
Evren'in başında bulunduğu diğer Kuvvet Komutanları ve Jandarma Komutanı’nın oluşturduğu
beşli, 4 maddeyi kaleme aldı. Dediler ki işte şu ilk 3 madde değiştirilemez.
Daha doğrusu ilk 3 madde de değil. 1. maddedeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna
dair hüküm. 2. maddedeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. madde değiştirilemez. Ama
2. Maddede cumhuriyetin niteliklerinden başka şeyler de var. 3 maddede,
Başkent, bayrak, İstiklal marşı, resmi dildir… Şimdi bunlara yönelik biz
diyoruz ki değiştirilemez madde ne demek? Yani bu Kemalizm değildir. Bütün samimi
Kemalistlere buradan sesleniyorum, Kenanizme kaymayın. Kemalist’siniz, Eyvallah…
Kenanist olmayın. Kenan Evren’in kaleme aldığı bir şeyi canhıraş bir şekilde
savunmak Kemalizm değildir.”
“Bir anayasada ne olması gerekiyorsa
oturalım hep birlikte onları kaleme alalım”
Geçmişte
CHP’nin devletçilik, halkçılık, laiklik, inkılapçılık gibi kavramları
anayasadan çıkarmayı vaat ettiğini belirten Yapıcıoğlu, “Bakınız siyasi
partiler seçimlerden önce seçim beyannamesi yapar, kamuoyuna deklare ederler.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçim beyannamesinde; devletçilik, halkçılık,
laiklik, inkılapçılık gibi altı oku var. ‘Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin
umdeleridir. Biz iktidara gelirsek biz bunları anayasadan çıkaracağız’ diye bir
vaatte bulunduğunu söylesem şaşırır mısınız? İsterseniz yazılı belgesini
gösterebilirim. Bakın CHP diyor ki; ‘ben gelirsem bunları anayasadan
çıkaracağım.’ Kıyamet kopmuyor. Ama iktidara da Demokrat Parti geldiği için
çıkaramadı. Şimdi belki CHP’liler seviniyor ‘iyi ki CHP o zaman iktidara
gelememiş. Yoksa bunları çıkaracakmış’ diye. ‘Biz laikliği güçlendireceğiz
fakat biz bunları anayasadan çıkaracağız’ diyorlar. Şimdi biz diyoruz ki bu da
bir darbe anayasasıdır. İskelet olarak bunu önümüze koyup ‘şuna dokunalım, buna
dokunmayalım’ dersek bu yeni bir anayasa olmaz. Bu darbe anayasasının üzerinde
22. kez değişiklik yapmak olur. Türkiye'nin ihtiyacı bu değildir. Bir anayasada
ne olması gerekiyorsa oturalım hep birlikte onları kaleme alalım.” dedi.
“Ben Kemalist değilim. Herkes Kemalist
olmak zorunda değil”
CHP’nin
birinci Genel Başkanı Mustafa Kemal ile ilgili düşünceleri sorulan Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu,
“Ben Kemalist değilim. Herkes Kemalist olmak zorunda değil. Evet, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucu lideri, 1. Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin de
1. Genel Başkanı bir şey demiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Sokak hayvanları için kullanılan bir
kelimeyi bizim kadınlar için kullandığımızı ileri sürecek kadar alçalanlarla
yargıda hesaplaşıyoruz”
Seçim
sürecinde CHP ve İYİ Parti gibi partilerin p parti programımızda yer
alan “Varisleri olmayan veya bulunamayan kişilerin bıraktığı miras, devlet
hazinesine değil fakirlere bırakılmalı veya sadece fakir gençlerin
evlendirilmesi, yalnız yaşayan kadınların sahiplenilmesi
ve yetimlerin bakımı gibi alanlarda kullanılmak üzere oluşturulacak bir fona
devredilmelidir.” ifadelerini çarpıtarak kadınların sokak hayvanları gibi
“sahiplendirilmesi” olarak lanse etmeleri ile ilgili konuşan Yapıcıoğlu,
şunları kaydetti:
“Sokak hayvanları için kullanılan bir kelimeyi bizim kullandığımızı ileri sürecek kadar alçalanlarla yargıda hesaplaşıyoruz. İnşallah onun hesabını verecekler. Aslında onlar kadına en büyük hakareti yaptılar. Kendi parti programlarında aynı kelimeyi; yaşlılar, engelliler ve yetim çocuklar için kullanıyorlar. O kelimenin ne anlamda kullanıldığını aslında herkes biliyor. Devlet bir fon kursun ve maddi olarak kendi kendine yetmeyen kadınlara pozitif ayrımcılık anlamında onlara destek çıksın manasında bir cümleyi aldılar, birkaç tane harf ilavesiyle sokak hayvanları için kullanılan bir kelimeye dönüştürdüler ki o kelime bizim ağzımızdan çıkmadı. Bizim Parti programımızda yazmıyor. Bu alçakça bir iftiraydı ve bu iftiranın hesabını inşallah yargı yönünde verecekler. Davalar yürüyor. Allah Kerim. Onların yani yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bunların ki gündüz de yanmaya devam etti bir müddet. Bazı insanları da inandırdılar. Ama bunun hesabını verecekler. Onu net ifadelerle söyleyeyim.”
Önemli Gelişmeler
Partimiz siyasi partilerle bayramlaştı May 28, 2026
