Haber dosyasını indirin
İndir
Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, emekli maaşlarına yapılan artışın yetersiz olduğunu, 2025’te TBMM Başkanlığına sundukları kanun teklifinde belirttikleri gibi en düşük emekli aylığının asgari ücretin altında kalmaması gerektiğini söyledi.
Genel Başkan Yardımcımız ve Gaziantep Milletvekilimiz Şahzade Demir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, iç ve dış gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Demir toplantıda, en düşük emekli aylığının 23 bin 552
liraya yükseltilmesine ilişkin düzenlemenin TBMM’de komisyonda kabul edilmesi, 1993
yılında yaşanan Sündüz Katliamı, TOKİ konutlarında sözleşme imzalandıktan sonra
taksitlerin başlatılması, Trump’ın Lübnan-Suriye planları ve 10 Ekim 2025’te
ilan edilen Gazze’deki sözde ateşkes süreci konularına değindi.
“23 bin 552 lira insanca bir hayat sürdürme imkânı
sağlayamamaktadır”
Hayat pahalılığı ve ekonomik şartlar karşısında en düşük
emekli aylığının 23 bin 552 liraya yükseltilmesinin yeterli olmadığını ifade
eden Demir, “Enflasyon verileri doğrultusunda SSK, BAĞ-KUR ve tarım
emeklilerinin kök aylıklarına, 2026 yılının ilk altı aylık enflasyon oranı esas
alınarak yüzde 17,76 oranında artış yapılmıştır. Bu artışın ardından en düşük
emekli aylığının yükseltilmesine ilişkin yasa teklifinin TBMM'den geçmesiyle
beraber en düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya yükselmiş olacak. Emekliler
arasında ciddi aylık farkları olmasının yanı sıra en düşük emekli aylığının
asgari ücretin altında olması başlı başına bir tartışma konusudur. Bunun
yanında emeklilere layık görülen 23 bin 552 liralık aylık, maalesef insanca bir
hayat sürdürme imkânı sağlayamamaktadır. Bu durum adalet duygusunu zedelediği
gibi sosyal devlet ilkesinin gerekleriyle de bağdaşmamaktadır.” dedi.
“En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında
kalmamalıdır”
Emeklileri sefalete mahkûm eden anlayışın, bir ömür boyu
çalışarak prim ödemiş milyonlarca insanın açlık sınırının üçte ikisinden daha
az bir gelirle yaşamaya mahkûm edilmesini normalleştirdiğini belirten Demir,
“Temmuz 2025’te TBMM Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifimizde de
belirttiğimiz gibi en düşük emekli aylığı en az asgari ücret seviyesine
çıkarılmalı; asgari ücret de açlık sınırının altında bırakılmamalıdır. Başta
emekliler olmak üzere toplumun bu haklı beklentisini karşılamak sosyal devlet
olmanın zorunlu bir gereğidir. Asgari ücretin 28 bin 75 lira, açlık sınırının
35 bin 759 lira ve yoksulluk sınırının 116 bin 478 lira olduğu bir ortamda,
emeklilerimizi 23 bin 552 lira gibi bir aylığa mahkûm etmenin izahı yoktur.”
ifadelerini kullandı.
“Sündüz Katliamı aydınlatılmalı”
18 Temmuz 1993 tarihinde Van’ın Bahçesaray ilçesinde kışlık
ihtiyaçlarını karşılamak ve koyunlarını otlatmak amacıyla Sündüz Yaylası'na
giden ailelerin silahlı bir grubun saldırısına uğraması sonucu 14'ü çocuk 24
kişinin katledildiğini hatırlatan Demir, Adalet Bakanlığına Sündüz Katliamı’nın
faillerinin bulunması için soruşturma dosyasının tekrar açılması ve olayın
aydınlatılması çağrısında bulunarak, şunları söyledi:
“Zor bir coğrafyada yaşayan mazlum göçer ailelerin tek
derdi, alın terleriyle geçimlerini sağlamak ve çocuklarının ihtiyaçlarını
karşılamaktı. Tıpkı Başbağlar ve Susa katliamlarında olduğu gibi bu katliamın
da failleri henüz bulunamadı. Olayın araştırılması için vaktiyle TBMM’ye bir
önerge verilmiş fakat kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştı. Devletin temel
görevlerinden biri de vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır. Can
güvenliğinin korunamadığı durumlarda ise sorumluların tespit edilerek adalet önüne
çıkarılması ve hak ettikleri cezaya çarptırılması hukuk devletinin gereğidir.
Acılı aileler adına Adalet Bakanlığına Sündüz Katliamı’nın faillerinin
bulunması için soruşturma dosyasının tekrar açılması ve bu olayın
aydınlatılması çağrısında bulunuyoruz.”
“Konut tesliminden önce taksit ödemesi vatandaşı
zorlamaktadır”
TOKİ’nin bu yıl uygulamaya koyduğu ödeme sisteminde konut
teslim edilmeden yaklaşık bir yıl önce taksit ödemelerinin başlatılmasının
özellikle kirada oturan dar gelirli aileler için ciddi bir mağduriyet
oluşturduğuna da dikkat çeken Demir, “Zaten ev sahibi olma imkânı olmadığı için
TOKİ'ye başvuran vatandaşlar, bu süreçte hem oturmakta oldukları evin kirasını
hem de TOKİ taksitlerini aynı anda ödemek zorunda kalmaktadır. Bunun yanında
taksitlerin yılda iki kez memur maaşı artış oranına göre güncellenmesi de dar
gelirli ailelerin üzerindeki ekonomik yükü daha da artırmaktadır. Dar gelirli
ailelerin amacı kira yükünden kurtulup kendi evlerine kavuşmaktır. Ancak konut
teslim edilmeden başlayan taksit ödemeleri, birçok dar gelirli aileyi uzun süre
boyunca iki ayrı konut giderini karşılamak zorunda bırakmaktadır. ‘Aile Yılı’
kapsamında ailelerin ekonomik açıdan desteklenmesi hedeflenirken, kirada oturan
dar gelirli vatandaşları zor durumda bırakan bu uygulama yeniden
değerlendirilmelidir. TOKİ taksitleri konut teslimiyle birlikte başlatılarak
hâlihazırda kiracı durumda olan vatandaşların mağduriyeti giderilmelidir.” diye
konuştu.
Ankara’da düzenlenen NATO
Zirvesi’nde ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye ve Lübnan'a ilişkin
açıklamalarının bölgeye yönelik emperyalist planların yeni bir aşamaya
taşındığını gösterdiğine dikkat çeken Demir, ABD destekli girişimlerin tüm
bölgeyi yeni ve şiddetli bir istikrarsızlık sarmalına sürükleyeceğini belirtti.
ABD'nin Suriye ile Lübnan
arasında bir çatışma zemini oluşturmaya yönelik girişimlerine karşı da uyarılarda
bulunan Demir, siyonist işgal rejimine Lübnan ve Suriye sahasında işgal için
destek veren ABD’ye karşı temkinli bir politika izlenmesi gerektiğine dikkat
çekti.
“Suriye yönetimine yönelik bu
yaklaşım açık bir baskı ve siyasi şantaj niteliği taşımaktadır”
ABD'nin siyonist işgal rejiminin sahadaki
hedefleri doğrultusunda, Suriye’de Şam yönetimi ile Lübnan'daki Hizbullah'ı
savaştırmaya yönelik girişimlerinin bölgede oluşturacağı tehlikeye dikkat çeken
Demir, “Trump, Lübnan'da Hizbullah’ı silahsızlandırma projesinde Suriye
ordusunu aktif bir unsur olarak kullanmak istediğini de açıkça beyan etti. Yıllar
süren yıkıcı iç savaşın ardından ekonomik ve siyasi istikrarını yeniden tesis
etmeye çalışan Suriye yönetimine yönelik bu yaklaşım açık bir baskı ve siyasi
şantaj niteliği taşımaktadır. Şimdiye kadar temkinli bir denge politikası
yürüten Şam yönetiminin, bu tür şantajlara boyun eğmemesi için güçlü bir
bölgesel ve küresel desteğe ihtiyacı vardır.” dedi.
“ABD’ye karşı azami ölçüde
temkinli bir politika izlenmelidir”
Demir, ABD'nin iki ülke arasında
bir çatışma zemini oluşturmaya yönelik girişimlerinin, bölgeye yeni acılar,
yeni yıkımlar ve yeni istikrarsızlıklar getirmekten başka bir sonuç
doğurmayacağına vurgu yaparak şunları söyledi:
“Suriye ve Lübnan’ın temel
sorunu, topraklarını doğrudan işgal eden ve egemenlik haklarını çiğneyen
siyonist işgalcilerdir. ABD'nin iki ülke arasında bir çatışma zemini
oluşturmaya yönelik girişimleri bölgeye yeni acılar, yeni yıkımlar ve yeni
istikrarsızlıklar getirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Siyonist
odaklara hem Lübnan hem de Suriye sahasında katliam ve işgal için destek veren
ABD’ye karşı azami ölçüde temkinli bir politika izlenmelidir. Zira ABD’nin
hedefi siyonistlerin işgal ve katliamlarını normalleştirmek, bölgedeki direniş
dinamiklerini zayıflatmak ve komşu halkları birbirine kırdırmaktan ibarettir.”
ifadeleri yer aldı.
10 Ekim 2025’te ilan edilen Gazze’deki sözde ateşkes sürecini
de eleştiren Demir, siyonist işgal rejiminin her gün düzenlediği saldırılarla
kan dökmeye devam ettiğine dikat çekti.
“Siyonist rejim her gün
düzenlediği saldırılarla kan dökmeye devam ediyor”
Gazze’de yürütülen diplomatik
süreçlerin tam bir tıkanma noktasına geldiğini belirten Demir, şöyle konuştu:
“Siyonist rejim imzaladığı
ateşkes anlaşmasının birinci aşamasındaki taahhütlerini dahi yerine getirmemiş;
bölgeye insani yardımların girişini engellemeye ve her gün düzenlediği
saldırılarla kan dökmeye devam etmektedir. Sözde ateşkesi korumak amacıyla gündeme
getirilen 20 bin kişilik barış gücü projesi de yalnızca 20 askerin katılmasıyla
tam bir fiyaskoya dönüşmüştür. Bunun yanı sıra Barış Kurulu’nun uygulamaya
koymaya çalıştığı ‘pilot insani yardım bölgeleri’ planı ise insani bir amaca
değil, Gazzelileri belirli alanlara toplayarak şehri boşaltma ve direniş
güçlerini tasfiye etme stratejisine hizmet etmektedir.”
“Siyonist rejime karşı etkin
ve caydırıcı askeri mekanizmalar oluşturulmalıdır”
3 yıldır temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veren Gazze halkının sözde ateşkes anlaşmasına yazılan ancak sonrasında sözü bile edilmeyen inşa planlarını bekleyecek takatinin kalmadığına da vurgu yapan Demir, “Barış Kurulu’nda yer alan İslam ülkeleri, bu oyalama taktikleriyle daha fazla zaman kaybetmemeli ve diğer bölge ülkeleri ile birlikte Gazze’yi ayağa kaldırmak için gerekli desteği sağlamalıdır. Bununla birlikte bölgemizin güvenliği ve insanlığın selameti için siyonist rejime karşı etkin ve caydırıcı askeri mekanizmalar oluşturulmalıdır.” çağrısında bulunuldu.





