Haber dosyasını indirin
İndir
İstanbul’da düzenlediğimiz “Toplumsal Mutabakat Arayışı ve Yeni Anayasa” çalıştayımızın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede sivil, katılımcı ve adil bir yeni anayasa yapılmasının gerekliliğine vurgu yapıldı.
İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da düzenlediği Toplumsal Mutabakat Arayışı ve Yeni Anayasa” çalıştayının sonuç bildirgesi açıklandı. Genel İdare Kurulu Üyemiz Mahmut Şahin’in okuduğu sonuç bildirgesinde, “Artık vakit, darbe anayasasının gölgesinden çıkıp sivil, katılımcı ve adil bir anayasa yapma vaktidir.” ifadelerine yer verildi.
İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımızın düzenlediği
“Toplumsal Mutabakat Arayışı ve Yeni Anayasa” çalıştayının sonuç bildirgesinin
tam metni şu şekilde:
Anayasa, millet iradesini
somutlaştıran, siyasal iktidarı hukukla sınırlandıran ve gücün keyfiliğinin önüne
geçerek toplumsal düzenin meşruiyetini sağlayan en yüksek hukuk belgesidir.
Anayasa milletin kimliği, devletin de iskeletidir. Bir toplumsal mutabakatı,
ortak bir gelecek iradesini ve egemenliğin hangi değerler üzerine inşa
edildiğini tespit eder. Hak ve özgürlüklerin garantörü olarak devlete karşı
insanı önceler.
Türkiye’de yaşanan birçok sorunun
kökeninde devlet mekanizması yatmaktadır. Fakat siyasal ve toplumsal
tartışmalarda devlet kavramının kendisi çoğu zaman sorgulamanın dışında
tutulmakta, dolayısıyla kök nedenler
yeterince aydınlatılmamaktadır. Devlet, işlevsel boyutuyla hayati öneme
sahiptir. Fakat devletin kutsallaştırılarak hukukun önüne geçirilmesi,
istismarların ve keyfiliğin kolayca zemin bulmasına yol açmaktadır.
Devleti tanımlayan ve şekillendiren
insan olmalıdır, bu da anayasa aracılığıyla mümkün olur. İnsanın devlet
kalıplarına sıkıştırıldığı bir anlayış özgürlük ve onurla bağdaşmaz. Devlet,
bireylerin özgür varoluşunu gözetmekle yükümlüdür. Aziz bir devlet, ancak aziz
insanların omuzlarında yükselebilir; sindirilmiş ve bastırılmış kitlelerin
devleti ise muhkem olmaz.
Bu bağlamda anayasa, devletin
varlık nedenini ve fonksiyonlarını açık biçimde ortaya koymalı; kimlik,
ideoloji veya başka herhangi bir dayatma aracına dönüşme potansiyeli
taşımamalıdır. Anayasal düzenin amacı, devleti değil insanı merkeze almak,
devletin sınırlarını çizerek onu hak ve özgürlüklerin hizmetinde
konumlandırmaktır.
Buna binaen adalet, anayasa
tasavvurumuzun dolayısıyla devletin özünü teşkil etmelidir. Bu öz, inanç
değerlerimiz, ahlaki ve insani birikimimizle tamamlanır. Anayasa ayrıştırıcı ve
ötekileştirici olmamalı, aksine öteki ile birlikte bir medeniyet tahayyülüne
yönelmeli; milleti tek tip olacak şekilde kurgulamamalı, farklılıkları ile
özümsemeli; farklı etnik kimliklerin ve inanç sahiplerinin onurunu
korumalıdır.
Kaynağı millet olmayan hiçbir
anayasa meşru değildir. Mevcut anayasa, oluşturulma şartları, felsefesi,
yaslandığı ideolojik zemin ve beslediği vesayet sistemleri ile aziz
milletimizin kimliğini yansıtmamakta, devletin iskeletini de sarsmaktadır. Bu
nedenle yapıldığı günden bu yana tartışma konusudur.
Bu bağlamda bugün yani 13 Eylül
2025 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz, “Toplumsal Mutabakat Arayışı ve
Yeni Anayasa” başlıklı Çalıştayımız toplumun farklı kesim ve anlayışlarını
temsil eden değerli akademisyenlerin, uzman hukukçuların, siyasetçilerin, sivil
toplumun ve kanaat önderlerinin katkılarıyla tamamlanmıştır.
Bu çalıştayda gayemiz, yeni bir
anayasa taslağı ortaya koymak değildir; milletimizin beklentilerini dile
getirmek, anayasadan kaynaklanan sorunlara çözüm yolları aramak, geleceğe ışık
tutacak öneriler geliştirmektir.
Çalıştayımızda açıkça ortaya
çıkmıştır ki;
1982 Anayasası, meşruiyetini
toplumun iradesinden almayan; olağanüstü şartlarda hazırlanan ve askerî vesayet
altında şekillenen, topluma dayatılmış bir metindir. Bu nedenle milletimizin
talebi, tamamen yeni bir anayasanın inşasıdır. Yeni anayasa sürecinde küresel
hukuk tecrübelerine kayıtsız kalmaksızın; fikrî temelleri, kurumsal örgüsü,
felsefî arka planı, kültürel ve dinî kodlarıyla özgün bir toplumsal sözleşme
ortaya koymak zorunludur. Bu süreç katılımcı, eşitlikçi ve adil bir yöntemle
yürütülmelidir. Bunun için öncelikle, Türkiye toplumunun ortak kültür, inanç ve
yerleşik örfi değerlerine karşı geliştirilen önyargılardan ve ideolojik
dayatmalardan arınmak gerekmektedir.
Türkiye’nin anayasal kimliği,
tarihsel birikimi ve toplumsal değerleri dikkate alınarak inşa edilmelidir.
Sosyolojik normlar, pozitif normlara yansımalı ve sisteme aktarılmalıdır. Bu
bağlamda milletimizin İslam ümmetinin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği,
anayasal tasavvurda göz ardı edilmemelidir. Yeni anayasa, evrensel insan
hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle uyumlu biçimde, bu aidiyeti bir ayrımcılık
değil; toplumun tarihî, kültürel ve manevi kökleriyle bağını güçlendiren bir
referans olarak yansıtmalıdır.
Anayasanın başlangıç kısmı,
milletin kimliğini, ortak ideallerini, yaslandığı inanç ve değerleri, vaat
ettiği ufku yansıtacak bir manifesto niteliğinde yeniden kaleme alınmalıdır.
Devlet–insan ilişkisi açısından
anayasanın garantörlük işlevi, mevcut düzenin korunmasına adanmamalı, insan
haysiyetinin ve temel haklarının teminat altına alınmasına yönelmelidir.
Geçmişte yaşanan inanç temelli hak ihlallerinin tekrarına izin vermemek için,
devletin vatandaşlarının dinî ve vicdanî kanaatlerine saygı göstereceği ve
toplumun yerleşik inancına saygılı olacağı açıkça hükme bağlanmalı; hiç
kimsenin inancının emir ve yasaklarına aykırı davranmaya zorlanamayacağı
anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Yeni anayasa, herkesin kendisini
eşit hissettiği ve ait hissedebileceği kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışı
üzerine inşa edilmelidir. Ortak aidiyetin sağlanabilmesi için etnik kimlikler,
dinî inançlar ve ortak tarihsel tecrübe yok sayılmamalı; kimliğin asli
unsurlarından biri olan anadil hakkı, eğitim hakkı ve diğer kültürel haklar
güvence altına alınmalıdır. Toplumsal yapının temel kurumu olan aile, anayasal
düzeyde korunmalı ve ifsat edici tehditlere karşı açık bir güvenceye
kavuşturulmalıdır.
Yeni anayasa, hiçbir vatandaşının
ötekileştirilmesine izin vermeyen, hak ve adalet merkezli bir anlayışla
hazırlanmalıdır. Din ve vicdan hürriyeti ile ekonomik özgürlüklerin kesişim
noktasında yer alan inanç temelli iktisadi faaliyet hakkı anayasal güvenceye
alınmalı; böylece bireysel özgürlüklerin yanı sıra toplumsal dayanışma,
ekonomik kalkınma ve uluslararası rekabet gücü de desteklenmelidir. Bu güvence,
çoğunluğun beklentilerini karşılarken azınlıkların haklarını da gözeterek,
çoğulculuğa dayalı bir gelecek vizyonu inşa etmelidir.
Yeni anayasada temel hak ve
hürriyetler tali veya eklenti olarak değil, anayasal düzenin asli ve kurucu
temeli olarak kabul edilmelidir. Bu güvence memleketimize sığınmış olan
muhacirler de dâhil olmak üzere herkesi kapsamalı, hiçbir kesimin dışlanmadığı
bir koruma alanı oluşturmalıdır.
Mahremiyet hakkı ve kişisel
verilerin korunması, hem İslam hukukunun evrensel ilkeleri hem de modern hukuk
standartları çerçevesinde temel bir insan hakkı olarak görülmeli; yalnızca
bireysel bir hak değil, toplumsal barışın, hukuki güvenliğin ve insan
haysiyetinin korunmasının vazgeçilmez bir unsuru olarak anayasal güvenceye
kavuşturulmalıdır.
Yeni anayasa, eğitimin amacını da
açıkça ortaya koymalıdır. Bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin
güçlendirilmesi, edep ve ahlakın kazandırılması, merhametli, vicdanlı ve vakur
fertlerin yetiştirilmesi, genç nesillerin hayatın sorumluluklarına ve geleceğe
hazırlanması amaçlanmalıdır. Eğitimin sadece okulda başlayıp biten bir süreç
olmadığı; ailenin bu sürecin asli aktörü olduğu göz önünde bulundurulmalı; bu
bağlamda çocukların eğitimlerinin velilerinin tercihine göre şekillenmesi
güvence altına alınmalıdır.
Yeni bir anayasanın inşası,
zihinsel bir arınma ve toplumsal durulmanın ardından sağlanacak geniş bir
mutabakat zemini üzerinde mümkün olabilir.
Yeni bir anayasa yapmak, 15
partinin temsil edildiği, toplumun oylarının yüzde 95’inin iradesinin yansıdığı
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hem görevi hem de yetkisi dâhilindedir. Hem de
daha fazla kaçamayacağı tarihsel bir sorumluluktur. Bu çerçevede, Meclis
Başkanı’nın başkanlığında, tüm siyasi parti temsilcilerinin yer aldığı bir
Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulmalı; en geniş toplumsal katılım sağlanarak
talepler alınmalı; hazırlanan taslak, anayasa değişikliği usulleri çerçevesinde
teklif haline getirilip prosedürler işletilmeli ve nihayetinde halkoyuna
sunularak anayasal nitelik kazanmalıdır.
Artık vakit, darbe anayasasının
gölgesinden çıkıp sivil, katılımcı ve adil bir anayasa yapma vaktidir.
Akademisyenler, hukukçular, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve
toplumun bütün kesimleri bu tarihî sorumluluğu üstlenmeli; yeni bir geleceği
birlikte inşa etmelidir.
Bugün gerçekleştirdiğimiz
“Toplumsal Mutabakat Arayışı ve Yeni Anayasa” başlıklı çalıştayımızın sonuç
bildirgesini siz değerli katılımcılar ve kamuoyu ile paylaşıyor, çalıştayımızın
hayırlara vesile olmasını diliyoruz.




