Haber dosyasını indirin
İndir
Dış İlişkiler Başkanımız Hüseyin İmir, dış politikadaki gelişmelere dair yaptığı açıklamada, Suriye'de SDG'nin entegrasyonu yönündeki adımların Kürt halkının anayasal haklarının güvence altına alınmasıyla güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulunan Dış İlişkiler Başkanımız Hüseyin İmir; Suriye'deki normalleşme ve entegrasyon adımlarının yanı sıra Gazze'de yaşanan ağır insani felakete ve siyonist işgal rejiminin Kıbrıs'taki tehlikeli yapılanmasına dikkat çekti.
“Emperyalistlerin,
bölgeyi istikrarsızlık içinde tutma planlarına karşı önemli bir adım”
Suriye’de SDG’nin entegrasyonu yönünde atılan adımların
bölge barışı ve istikrarı adına son derece olumlu bir gelişme olduğunu ifade
eden İmir, “Yıllardır İslam coğrafyasını kan ve gözyaşına boğan
emperyalistlerin, bölgeyi sürekli kaos ve istikrarsızlık içinde tutma planlarına
karşı önemli bir adımdır. Yaşanan acı tecrübeler bir kez daha göstermiştir ki,
kan ve kaostan hiçbir halkın kazancı veya getirisi olmamıştır.” dedi.
“Ana dilde eğitim
hakkı yeni hazırlanacak anayasada yer almalıdır”
Suriye'de kalıcı toplumsal barışın sağlanması için çağrıda
bulunan İmir, şöyle devam etti:
"Kardeşlik ve ortak geleceğin tesisi adına atılan bu
olumlu adım, Kürt halkının tarihsel ve meşru haklarına ilişkin atılacak somut
adımlarla taçlandırılmalıdır. Yıllarca Baas rejiminin baskı, ayrımcılık ve
zulmü altında ezilen, yok sayılan bir halkın kendi öz yurtlarında kendilerini
birinci sınıf ve eşit vatandaş hissedecekleri hukuki güvenceler sağlanmalıdır.
Bu doğrultuda; ana dilde eğitim hakkı başta olmak üzere, temel insani ve siyasi
haklar yeni hazırlanacak anayasada ve yasal düzenlemelerde açık bir şekilde yer
almalıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve toplumsal barışı, ancak tüm etnik ve
dini unsurların adalet ve eşitlik zemininde bir araya gelmesiyle kalıcı hale
gelecektir."
"Barış kurulu
uçurtmalara değil, Gazze'deki insani felakete odaklanmalıdır"
Açıklamasında Gazze'de devam eden soykırıma ve yaklaşan kış
şartlarına da değinen İmir, milyonlarca sivilin hayatta kalabilmesi için
bölgeye acil konteyner evlerin sevk edilmesi ve imar sürecinin derhal
başlatılması gerektiğini belirtti.
Uluslararası mekanizmaların işgalciler karşısındaki
acizliğine tepki gösteren İmir, "Sözde barış kurulunun ana gündemi,
bölgedeki yıkımı durdurmak ya da yeniden inşayı başlatmak yerine 'uçurtmalar'
olmuştur. Bir kâğıt uçurtmayı dahi güvenlik tehdidi sayıp bomba atma tehdidinde
bulunan siyonist zihniyete karşı gerekli yaptırım veya tepkiyi gösteremeyen bu
kurul; çareyi, işgalciye dur demek yerine zararsız uçurtmaları uçuran
Filistinlilere ve HAMAS’a uyarılar yağdırmakta bulmuştur. Saldırgan tarafın
zorbalığını görmezden gelip, çaresiz çocukların neşesini tehdit sayarak
Filistin halkına telkinlerde bulunmak acizliğin en net özetidir."
ifadelerini kullandı.
İmir, ablukanın kırılması için uluslararası düzeyde kitlesel
bir seferberlik ilan edilmesi gerektiğini vurguladı.
“Türkiye ve KKTC
tarafından acilen gerekli güvenlik tedbirleri alınmalıdır”
Siyonist işgal rejiminin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)
bölgesindeki faaliyetlerinin Doğu Akdeniz’deki dengeler açısından ciddi bir
tehdit oluşturduğunu belirten İmir, bölgede artan siyonist nüfusa, yoğun
gayrimenkul alımlarına ve askeri/istihbari tesislere dikkat çekti.
Pafos ve Larnaka gibi kritik bölgelerdeki yapılanmanın
Türkiye’yi ve KKTC’yi doğrudan hedef alan stratejik bir hamle olduğunun altını
çizen İmir, açıklamasını şu uyarılarla sonlandırdı:
"İşgal rejiminin bölgedeki askeri ve istihbari
varlığını genişletmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenliğini doğrudan
tehdit etmekte ve adadaki mevcut hassas dengeyi tamamen bozma amacı
taşımaktadır. GKRY'nin siyonist rejim ile kurduğu bu askeri ve ekonomik
ortaklık, Kıbrıs meselesini daha da karmaşık ve çözümsüz bir noktaya
sürüklemektedir. Yeşil Hat sınırında ve bölgede yaşanan bu demografik ve askeri
hareketlilik karşısında, Türkiye ve KKTC tarafından acilen gerekli güvenlik
tedbirleri alınmalıdır."





