Haber dosyasını indirin
İndir
Partimiz, Ankara'da gerçekleştirilen 36. NATO Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirgesinin, küresel güvenlik mimarisinin Batı'nın emperyalist çıkarları ile siyonizmin kirli emelleri doğrultusunda şekillendirildiğini bir kez daha gösterdiğine dikkat çekti.
Partimiz tarafından yapılan yazılı açıklamada, Ankara'da gerçekleştirilen 36. NATO Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirgesi değerlendirildi.
Zirvenin sonuç bildirgesinde, Gazze'yi yerle bir eden,
uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal eden ve soykırım politikalarının
faili olan siyonist rejime yönelik hiçbir açıklamanın yapılmadığına dikkat
çekilerek, bu yaklaşımın NATO’nun siyonist rejimden yana açık bir çifte
standart uyguladığını gösterdiği vurgulandı.
“Siyonist
işgal rejiminin tehditleri kınanmadı”
Türkiye'nin ev sahipliğinde yapılan zirvenin sorunsuz bir
şekilde tamamlanmasının Türkiye’nin diplomasi ve organizasyon kapasitesini
gösterdiği belirtilen açıklamada, “Ancak ev sahipliği yapılan 36. NATO
Zirvesi'nin sonuç bildirgesi, küresel güvenlik mimarisinin Batı'nın emperyalist
çıkarları ile siyonizmin kirli emelleri doğrultusunda şekillendirildiğini bir
kez daha göstermiştir. Sonuç bildirgesinin ilk maddesinde, ‘birimize yapılan
saldırı, hepimize yapılmış bir saldırıdır’ denilerek NATO Antlaşması'nın 5.
maddesine güçlü vurgu yapılmıştır. Buna rağmen bir NATO üyesi olan Türkiye'yi
en üst düzeyde açıkça tehdit eden siyonist işgal rejiminin tehditleri
kınanmamış, saldırgan tutum ve küstahlıklarına tek kelimeyle değinilmemiştir.”
denildi.
“Silahlanma yarışının körüklenmesi daha fazla
ölüm ve yıkım getirecektir”
Açıklamanın devamında, “Bildirgede, bugüne kadar ‘müttefiklerin’
bizzat sağladığı silahlarla adeta küresel bir çıkmaza çevrilen Rusya-Ukrayna
savaşına atıfla Rusya ‘uzun vadeli tehdit’ kabul edilmiş ve silahlanma yarışını
körükleyecek yeni lojistik/tedarik tedbirleri duyurulmuştur. Silahlanma
yarışının körüklenmesi daha fazla ölüm, daha fazla yıkım ve bitmek bilmeyen
çatışmaları beraberinde getirecektir.” uyarısı yapıldı.
“Sözde müttefiklerin Türkiye’yi cephe
hattının merkezine yerleştirmek istemesi dikkat çekicidir”
Zirvede Türkiye’ye yönelik ilginin Rusya ile olası büyük
karşılaşmada Türkiye’nin hem savunma gücüne hem de jeopolitik konumuna olan
hayati ihtiyaçtan kaynaklandığına vurgu yapılan açıklamada, şu ifadelere yer
verildi:
“Geçmişte Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı söz konusu
olduğunda sistemlerini geri çeken sözde müttefiklerin bugün Türkiye’yi cephe
hattının merkezine yerleştirmek istemesi dikkat çekicidir. Bu nedenle
Türkiye’nin bugüne kadar sürdürdüğü arabulucu, yapıcı ve bölgesel istikrarı
önceleyen dengeli politikasını tavizsiz bir şekilde devam ettirmesi hayati önem
taşımaktadır.”
“NATO, siyonist rejimden yana açık bir çifte
standart uyguluyor”
Zirvenin sonuç bildirgesinde İran ile ilgili yapılan değerlendirmelerin
NATO’nun güvenlik yaklaşımındaki çifte standardını ortaya koyduğu belirtilen
açıklamada, “İran'ın hiçbir zaman
nükleer silaha sahip olmaması gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, siyonist
işgal rejiminin sahip olduğu nükleer silah kapasitesi ise görmezden
gelinmiştir. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine vurgu yapılırken,
bölgeyi istikrarsızlaştıran saldırıların ve uluslararası hukuku sistematik
biçimde ihlal eden işgal ve soykırım politikalarının faili olan siyonist rejime
yönelik hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu yaklaşım, NATO’nun siyonist rejimden
yana açık bir çifte standart uyguladığını göstermektedir.” hususuna dikkat
çekildi.
“NATO'nun güvenlik politikalarının hangi
siyasi eksende şekillendiğini göstermektedir”
"İran'ın komşuları açısından nükleer tehdit
oluşturabileceği" iddiasının da makul ve gerçekçi bir zemini bulunmadığının
altı çizilen açıklamanın devamında, şöyle denildi:
“Herhangi bir şekilde Körfez ülkelerinden birinde
yaşanabilecek bir nükleer felaket sadece o ülkeyle sınırlı kalmayıp diğer
Körfez ülkeleri ile birlikte İran’ı da etkileyecektir. Dolayısıyla burada esas
alınan güvenlik anlayışı, bölge ülkeleri ya da halklarının ortak güvenliği
değil; bölgede yalnızca siyonist işgal rejiminin nükleer zırha sahip olarak
istediği ülkeye saldırabilmesinin garanti altına alınmasıdır. Bugün Gazze'yi yerle bir eden, Filistin
topraklarını işgal altında tutan, Lübnan'a, Suriye'ye, Yemen’e ve İran’a
saldırılar düzenleyen, Lübnan ve Suriye’deki işgali genişleten ve son olarak
Türkiye'yi de açık biçimde tehdit eden taraf siyonist işgal rejimidir. Buna
rağmen sonuç bildirgesinde tek bir eleştiriye dahi yer verilmemiş olması NATO'nun
güvenlik politikalarının hangi siyasi eksende şekillendiğini göstermektedir.”
“NATO Türkiye’ye yönelik açık bir siyonist
saldırı gerçekleştiğinde ne yapacaktır?”
Siyonist rejimin sözde başbakanı ve bakanlarının "vaat
edilmiş topraklar" hezeyanıyla Türkiye'yi hedef gösteren tehditkâr ifadeler
kullandığı belirtilen açıklamada, “Böyle bir tabloda sorulması gereken soru
açıktır; bir NATO üyesi olan Türkiye’ye yönelik yarın açık bir siyonist saldırı
gerçekleştiğinde bugüne kadar o katliam şebekesini kınamaktan bile imtina eden
bu ittifak ne yapacaktır? NATO siyonist rejime karşı gerçekten 5. maddeyi
işletecek midir?” diye soruldu.
Kendi üyesini açıkça tehdit eden bir terör yapısına toz
kondurmayan NATO’nun “ortak savunma” ve “bölünmez güvenlik” ilkelerinin, söz
konusu Müslüman Türkiye’nin güvenliği olduğunda birdenbire askıya alındığına
dikkat çekildi.
“Trump, şeytani planlarını bu coğrafyada
uygulamaya koyma hevesini açıkça ilan etmiştir”
Zirvenin aynı zamanda ABD Başkanı Trump tarafından âdeta
bölgeye yönelik yeni bir saldırganlık silsilesinin komuta merkezine dönüştürüldüğü
belirtilerek, “Bugüne kadar bölgemizde işlenen tüm insanlık suçlarının
müsebbibi olan ABD, komşumuza yönelik yeni hava saldırılarının ve savaşı
tırmandırma hamlelerinin emrini bilinçli olarak Türkiye topraklarından vermiş,
şeytani planlarını bu coğrafyada uygulamaya koyma hevesini açıkça ilan
etmiştir. ‘Benim için ateşkes bitti’ diyerek masayı devirenlerin, sıkışmışlıklarının
faturasını bölgesel bir savaş çıkartarak ‘müttefiklerine’ ödetmeye çalıştığı
ortadadır.” denildi.
“Batı, her gidişinde arkasında
istikrarsızlık, kan ve gözyaşı bırakmaktadır”
Batı’nın ve modern Haçlı Birliği’ne dönüşen emperyalist
ittifakların İslam coğrafyasını kana buladığına, girdikleri her ülkeye gözyaşı,
yıkım ve sömürüden başka bir şey götürmediğine dikkat çekilen açıklamanın
sonunda ise önemli uyarılarda bulunuldu:
“Ne yazık ki emperyalist ittifakın ortakları, canları her
istediğinde bölgemize bombalar yağdırıp arkalarında büyük bir yıkım ve katliam
bırakarak çekip gitmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Batı, her gidişinde
arkasında istikrarsızlık, kan ve gözyaşı bırakmakta; coğrafyamızı ve İslam
ümmetini kasıtlı bir kaosa itmektedir. Ümmetin ve
bölgemizin selameti; sömürgeci çıkarlar uğruna hareket eden ve adeta modern bir
Haçlı Birliği’ne dönüşen emperyalist ittifaklarla değil; dış müdahaleleri
tümüyle reddeden bölgesel bir askerî, siyasi ve ekonomik ittifakla mümkündür.
Bunun için her türlü çabanın gösterilmesi gerekir.”




