Düzenlediğimiz anayasa çalıştayında Peygamber Sevdalıları Onursal Başkanı Mehmet Göktaş ve Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya, selamla konuşması yaptı.

İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımızın İstanbul'da düzenlendiği "Toplumsal Mutabakat Arayışı ve Yeni Anayasa" çalıştayında Peygamber Sevdalıları Onursal Başkanı Mehmet Göktaş ve Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der) Başkanı Rıdvan Kaya birer açılış konuşması gerçekleştirdi.

Topkapı'da bir otelde düzenlenen çalıştayda, 3 oturumla yeni anayasa çalışmalarında takip edilmesi gereken yol haritası, dikkat edilmesi gereken hususlar ve toplumun beklentilerine ilişkin önemli değerlendirmeler yapılacak.

Çalıştayda Peygamber Sevdalıları Onursal Başkanı Mehmet Göktaş da bir selamlama konuşması yaptı.

Göktaş, "İslam'ın serüvenini okurken mutlaka ve mutlaka Allah Resulü’nün veya daha sonra sahabenin daha sonra bütün Müslümanların Yahudi veya Hıristiyan bir komşusundan söz edilir. Bu topraklarda İslam anlatılırken mutlaka 'benim Ermeni bir ustam, alışveriş yaptığım Yahudi bir tüccar vardı.' denir. Yani mutlaka ve mutlaka beraber olmuşuzdur. İlk İslam hiçbir zaman Mekke ve Medine dahil homojen, sadece yüzde 100 Müslümanlardan oluşmamıştır. Mutlaka birileri bulunmuştur ve Rabbimiz böyle takdir etmiştir. Biz böylece bir arada yaşamayı hep öğrenmişizdir. Bu en güzel yaşam şeklidir. Hatta Mecusilerden ve müşriklerden de bahsedilir. Allah Resulü vefat ettiğinde zırhının bir Yahudi tüccarda rehin olduğuna dair rivayetler vardır. Biz böyleydik. Ama öyle bir dönem geldi ki bunlar yok oldu. Bunları kaybettik." dedi.

Bu değerler kaybedildikten sonra Şeyh Said, Seyyid Rıza, Muhammed Esad Erbili, İskilipli Atıf Hoca gibi şahsiyetlerin de hain ilan edildiğini belirten Göktaş, "Sonra öyle bir an geldi ki bu ülkenin bütün partileri CHP Genel Başkanı Mustafa Kemal'in ilkelerine yemin ederek göreve başladılar. Çocukluktan itibaren daha doğar doğmaz yani en ufak bir şey de eline herhangi bir kitabı alan biri bir dayatmayla karşı karşıya geldi. Sonra bir baktık anayasa... Anayasa değişikliği son günlerde gündeme geldi. Ondan önce toplumsal çözüm, “Terörsüz Türkiye”... Bütün bunları biz iyi niyetle karşılıyoruz. Ama ameller niyetlere göredir. Bunu şunun için söylüyorum, çünkü tereddüt edenler var. Tereddüt edebilirler de haklılar. 'Acaba bugünkü iktidar partisi yeni oy tabanı mı arıyor?' gibi niyetle de olabilir. Ve etrafımızı saran büyük tehlikeden dolayı Kürtleri ve Arapları da içimize almalıyız gibi niyet de olabilir. Hangi niyet olursa olsun inşallah iyi neticeye varır." diye konuştu.

"Kürt isme anayasada yer almalı"

Anayasa Kürtlerin de yer almasına gerektiğine dikkat çeken Göktaş, şöyle konuştu: "Ama unutmayalım ki anayasalarda eğer özellikle Kürtler yer almayacaksa ki tarih boyunca Anadolu Müslümanlarını emziren Kürt ulemadır. Tarih boyunca bu ülkenin sadece doğusunda değil batısında da tüm tarikat ve tasavvufi yapıların kökü Kürt ulemasına dayanır. Sadece tasavvufi ulema değil medrese uleması da Kürt ulemasına dayanır. Yani ümmeti emziren özellikle Anadolu'daki Müslümanları emzirenler hep Kürt âlimler, seydalar olmuşlar. Ve onlar canlarını vermişlerdir. Gerçekten esas bedeli onlar ödemişlerdir. Onun için anayasada eğer Kürtler yer almayacaksa, bir Kürt ismine yer verilmeyecekse kendi kendimizi bir daha aldatmış gibi bir durum olacak. Ben bu anlamda anayasa çalışması yapanlara da hatırlatmada bulunuyorum."


“150 yıllık bir dayatmayla karşı karşıyayız”

Türkiye'de anayasanın çok köklü bir tartışma konusu olduğunu ifade eden Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya ise yeni süreçte uzlaşma kültürünün hâkim olmasını dilediğini belirtti. Türkiye’deki kutuplaşmanın bu toplumsal mutabakat için engel olduğuna değinen Kaya, “Bu zorluğa rağmen bir de avantaj var. O avantaj da bu ülkede bu dayatmacı anlayışın, kutsal devlet anlayışının dönem dönem bu ülkede yaşayan her kesimi mağdur ettiğini biliyoruz. Dolayısıyla herkes aslında biraz mağdur ve biraz mazlum. Dolayısıyla bu ortak bir arayış, mutabakat arayışı noktasında bu yaşanmışlık inşallah olumlu bir arayışı da kolaylaştırır, diye düşünüyorum. Bu tartışmalar daha sağlıklı bir zeminde yürümeli, böyle çok teknik, çok soyut zeminlerden ziyade fonksiyonel olmalı ve hakikaten yaraya dokunmalı. Bizim bu ülkede yaşayan Müslümanlar olarak çok temel bir sıkıntımız var. Yani anayasadan başlayarak yaklaşık 100 yıllık, belki biraz daha geriye götürerek 150 yıllık bir dayatmayla karşı karşıyayız. Bundan kurtulmamız lazım.” dedi.

“Kemalizm herkesin zorunlu olarak biat ettiği bir din olarak bize dayatılmamalı”

“Bu ülkede bir Kemalizm gerçeği var, onu inkâr edemeyiz” diyen Kaya, şöyle devam etti: “Kemalizm'e inanan insanlar var, bu bir vaka. Bu insanların varlığını inkâr etmiyoruz ama bu insanlar bizim varlığımızı da görmezden gelmemeli. Kemalizm partilerden bir parti olabilir, bu düşünceye sahip olan insanların savunduğu, iktidara gelmek için mücadele ettiği bir ideolojik bir kök olarak devam edebilir. Ama Kemalizm herkesin zorunlu olarak biat ettiği, itaat ettiği, adeta tapındığı bir ideoloji olarak, bir din olarak bize dayatılmamalı. Buradan artık kurtulmalıyız. Yani siyasi partiler yasasından Diyanet teşkilatının işleyişine kadar, eğitimden medyaya kadar her alanda her yerde Kemalizm dayatması ile muhatap olmaktan artık çıkmak istiyoruz.”

“Bizim anlayışımız dayatmacı değildir”

Ümmet bilincinin dayatmacı olmadığını belirten Kaya, “Biz şuna iman ediyoruz ki bütün insanları yaratan Allah-u Teala inanmayan insanların da eşit, adil ve özgür yaşayabilecekleri bir zemini bahşetmiştir, bunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla bizim anlayışımız dayatmacı değildir, herkes için adalet ilkesi çerçevesinde inşallah olumlu sonuçlar verecektir. Yeni anayasa tartışmalarında elbette ki bu ülkede yaşayan farklı etnik kimlikler, farklı inançlar, başta Türkler, Kürtler işte Araplar ve benzeri unsurlarla ilgili şeyler söyleniyor. Bu önemli bir gelişme. Bu ülkenin bir de bir muhacir gerçeği var. Artık bunun inkâr edilmemesi lazım. Daha evrensel insan hakları temelinde, bu ülkede farklı coğrafyalardan gelmiş, özellikle bu ülkeyi güvenli liman olarak görmüş, inancından dolayı bu ülkeye sığınmış kardeşlerimiz var, sayıları hiç az değil... Bu insanların da mutlaka hukukunun, artık bu ülkenin bir parçası oldukları gerçeğini kabul edileceği bir anlayışın yeni anayasa çalışmalarına bir şekilde yansıması gerektiğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.