Haber dosyasını indirin
İndir
Van’da düzenlediğimiz “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede Kürt meselesinin çözümü için önerilere yer verildi. Kürt halkının dilinin, kimliğinin ve kültürünün anayasal güvence altına alınması gerektiğine dikkat çekildi.
İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Başkanlığımızın Van’da düzenlediği “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinde Kürt meselesinin çözümüne ilişkin önerilerde bulunuldu. Bildirgede, “Çözüm için atılan veya atılacak adımların, meşru hak taleplerinin herhangi bir pazarlığa konu edilmeden şartsız karşılanmasının, Kürtler ile Türkler arasındaki kardeşliği perçinleyeceği bilinmelidir.” denildi.
“Kürtçe,
hukuki
güvenceye kavuşturulmalıdır”
Genel İdare Kurulu Üyemiz Abdussamed Yalçın, sonuç bildirgesini Kürtçe okurken
ardından kürsüye gelen Genel İdare Kurulu Üyemiz Mahmut Şahin ise sonuç
bildirgesini Türkçe olarak okudu.
“Kürt meselesinin çözümü; tarihsel
gerçeklerin, insani duyarlılığın ve adalet eksenli bir yaklaşımın ortak zeminde
buluşturulmasıyla mümkündür.” ifadesine yer verilen sonuç bildirgesinde, “Milyonlarca insanın dili olan Kürtçe, hukuki güvenceye
kavuşturulmalıdır. Kürt kimliğiyle var olmanın önünde hiçbir fiili ve hukuki
engel kalmamalıdır.” denildi.
Van’da düzenlenen “Kürt Meselesine
İnsani Çözüm Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinin tamamı şöyle:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı
ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun…” (Maide/8)
Kürt meselesi, Türkiye’nin toplumsal, siyasal
ve kültürel yapısını derinden etkileyen en temel sorun alanlarından biridir. Bu
mesele, yalnızca güvenlik veya asayiş ekseninde değerlendirilemeyecek kadar
köklü, tarihsel ve çok boyutlu bir karaktere sahiptir.
Kürtlerin
tarih boyunca yaşadığı coğrafya, son yüzyılda dört farklı ülkenin sınırları
içinde kalmıştır. Bu durum, aslında farklı kültürlerin, dillerin ve inançların
bir arada var olabileceği bir zenginlik kaynağı olarak değerlendirilebilirdi.
Ancak ulus-devlet anlayışıyla şekillenen tekçi ve dışlayıcı politikalar, bu
potansiyeli geliştirmek yerine; asimilasyon, tehcir ve baskı gibi haksız ve
hukuksuz uygulamaları beraberinde getirmiştir.
Kürtler;
tarihleri, inançları, gelenekleri ve kültürel birikimleriyle bu coğrafyanın
asli unsurlarından biridir. Yüzyıllar boyunca aynı topraklarda yaşayan diğer
halklarla kader birliği yapmış, ortak sevinçleri ve acıları paylaşmıştır. İlim,
yönetim ve eğitim alanlarında sundukları katkılar; özellikle medrese
geleneğiyle şekillenen ilmî ve manevî birikim, bölgenin kültürel dokusuna
önemli katkılar sağlamıştır.
Cumhuriyet’in
kuruluşundan itibaren uygulanan inkâr, asimilasyon ve baskı politikaları; Kürt
kimliğini, dilini ve kültürünü hedef alarak toplumsal hafızada derin yaralar
açmıştır. Bu süreçte, farklılıkları tehdit olarak gören ve toplumsal
çeşitliliği bastıran anlayışın hem düşünsel hem de hukuksal düzlemde
sorgulanması ve aşılması zorunluluk hâline gelmiştir.
Kürt meselesinin çözümü; tarihsel gerçeklerin, insani
duyarlılığın ve adalet eksenli bir yaklaşımın ortak zeminde buluşturulmasıyla
mümkündür. Sorunun kaynağı halk
değil; halkın iradesini ve meşru hak
taleplerini bastıran dayatmacı ve tekçi zihniyettir. Bu nedenle kalıcı çözüm;
şiddetten uzak, diyalog, müzakere ve karşılıklı anlayışa dayalı bir toplumsal
uzlaşı süreciyle sağlanabilir.
Bu yıl içerisinde ilkini 15-16 Şubat’ta
Diyarbakır’da ikincisini 25 Ekim 2025’te Van’da düzenlediğimiz “Kürt
Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı” ile çözüme katkı sunmayı,
toplumun tüm kesimlerini insani değerler ve adalet ekseninde yakınlaştırmayı
hedefliyor ve diliyoruz. Çalıştayımızda sunulan görüşlerden yola çıkarak
aşağıdaki tespit ve önerilerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.
1-Kürt halkının, dili, kimliği ve kültürü
anayasal güvence altına alınmalı; ayrımcı ve asimilasyoncu politikalara son
verilmelidir. Anadil hakkı, evrensel insan hakları çerçevesinde temel bir hak
olarak tanınmalı; milyonlarca insanın dili olan Kürtçe, hukuki güvenceye kavuşturulmalıdır. Kürt
kimliğiyle var olmanın önünde hiçbir fiili ve hukuki engel kalmamalıdır.
2-Kürt meselesi,
yalnızca Türkiye’nin değil; Kürtlerin yaşadığı tüm ülkelerin barış, istikrar ve
kardeşlik hukukunu doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle çözüm arayışları,
bölgesel gerçeklikler dikkate alınarak yapılmalıdır.
3-Kürt meselesi,
salt güvenlikçi yaklaşımlardan çıkarılarak hak, adalet ve kardeşlik hukukunun
yeniden tahakkuk ettiği bir mecraya
taşınmalıdır.
4-Farklılıkların bir tehdit değil, rahmet
vesilesi olduğu anlayışı güçlendirilmelidir. Allah’ın ayetlerinden biri olan
diller üzerindeki tüm yasaklar kaldırılmalı; ötekileştirici dil ve tutumlardan
şiddetle kaçınılmalıdır. Dillerin insanlar ve toplumlar üzerindeki birleştirici
gücü, herkesin malumudur. Birden fazla dilin bir ülke için tehdit değil; tam
aksine zenginlik olduğu dünyadaki örnekler üzerinden değerlendirilmelidir.
5-Kürt
meselesinin çözümü sadece iç barışın değil; bölgesel istikrar ve ümmet
bilincinin yeniden inşasının da anahtarı olarak görülmelidir.
6-Bediüzzaman
Said Nursi’nin “Medresetü'z-Zehra” ideali, bugün de Kürt meselesinin çözümü
için ilham kaynağı olabilecek bir modeldir. Kürt gençlerinin kendi dillerinde
eğitim görürken aynı zamanda diğer dilleri öğrenmeleri, ümmetin ortak bilgi
havuzuna katkı sağlayacak ve bölgesel farklılıkları bir zenginlik hâline
getirecektir. Bu vizyon, yalnızca yerel bir ihtiyaç değil; ümmetin yeniden
dirilişine dair evrensel bir idealdir.
7-Kürt
uleması, asırlardır bu coğrafyanın kalbinde hikmeti, ilmi ve adaleti diri tutan
bir irfan damarını temsil etmiştir. Onlar, zulmün karşısında hakkı, cehaletin
karşısında ilmi, fitnenin karşısında kardeşliği savunmuşlardır. Bugün bize
düşen, o mirası yeniden diriltmek; ilmin rehberliğinde, hikmetin ışığında ve
iman kardeşliğinin sıcaklığında yeni bir dirilişin kapılarını aralamaktır.
Çünkü bu toprakların ihyası ancak o köklü mirasın yeniden hayat bulmasıyla
mümkündür.
8-Kürtler,
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde, memleket müdafaasında ve
yeni bir toplumsal düzenin inşasında asli bir rol üstlenmiştir. Fakat
sonrasında ortak mücadele ve fedakârlığın, Kemalist yönetimin inkâr ve dışlama
politikalarıyla karşılık bulması, derin bir kırılmaya yol açmıştır. Bu
hakikatin teslimi ve Kürtlerin asli kurucu unsur olarak tanınması hem adaletin
hem de kardeşliğin gereğidir.
9-Türkiye’de
başlatılan “Terörsüz Türkiye / PKK’nin
tasfiyesi” süreci, yalnızca Türkiye iç siyasetini değil; İran, Irak ve
Suriye’de yaşayan Kürtler başta olmak üzere bütün bölge halklarını yakından
ilgilendiren önemli bir süreçtir. Örgütün silah bırakması, Kürt meselesinin
çözümünün önündeki önemli bir engelin bertaraf olması demektir. Sürecin hedefine ulaşması, bölge halklarının
kardeşliğini, istikrarı ve ortak refahı güçlendirecek; akamete uğraması ise
yeni kırılmalar, güvensizlikler ve emperyal müdahalelere açık bir zemin
doğuracaktır. Pozitif barışın ve kardeşlik hukukunun tesisi için süreç,
ciddiyetle yürütülmeli ve kararlılıkla sürdürülmelidir.
10-Çözüm
için atılan veya atılacak adımların, meşru hak taleplerinin herhangi bir
pazarlığa konu edilmeden şartsız karşılanması, Kürtler ile Türkler arasındaki
kardeşliği perçinleyeceği bilinmelidir. Bu adımlar, ayrıştırıcı değil;
birleştirici adımlardır. Kürt meselesinin adalet temelinde çözümünün “Büyük ve Güçlü Türkiye” ideali için
olmazsa olmaz bir unsur olduğu unutulmamalıdır.
Bu vesileyle çalıştayımıza katkı sunan ve katılım sağlayan akademisyenlere, siyasetçilere, sivil toplum temsilcilerine, kanaat önderlerine, basın mensuplarına ve çalıştayımızın organizasyonunda emeği geçen üyelerimize şükranlarımızı sunarız. Hepinizi hürmetle ve muhabbetle selamlıyoruz. Allah’a emanet olunuz.
ENCAMNAME
BİSMÎLLAHÎRRAHMANÎRRAHÎM
“Ey gelî wan
kesên ku îman anîne! Ji bo Xwedê heqiyê îkame bikin û bi ‘edalet şahidiyê
bikin.” (Maide: 8)
Meseleya
Kurd, yek ji
pirsgirêkên bingehî yên Tirkiyê ye ku ji kûr ve ji hêla civakî, siyasî û çandî
ve bandorke zêde li hebûna wê dike. Ev mesele ji ber ku xwedî karekterekî kûr, dîrokî û piralî ye
tenê di warê ewlekariyê an jî asayîşê de nabe were temaşekirin.
Ew
erdnîgariya ku Kurd di seranserê dîrokê de lê jiyane, di sedsala dawî de di nav
sînorên çar welatên cuda de maye. Ev rewş bi rastî mumkun bû ku wekî çavkaniyek dewlemendiyê
were hesibandin û çand, ziman û baweriyên cûda bi hev re bijîn. Lêbelê, li şûna
pêşxistina vê potansiyelê, polîtîkayên nasyonalîst ku ji hêla dewleta neteweperest
ve hatine çêkirin, pratîkên neheq û neqanûnî yên wekî asîmîlasyon,
dersînorkirin û zextê anîne holê.
Kurd bi
dîrok, bawerî, kevneşopî û mîrasa xwe ya çandî, ûnsurekî bingehîn ê vê herêmê
ne. Bi sedsalan e, wan çarenûsek hevpar bi gelên din ên li heman axan dijîn re
parve kirine, kêfxweşî û xemgîniyan parve kirine. Beşdariyên wan di warên
zanist, rêveberî û perwerdehiyê de, bi taybetî mîrasa zanistî û manewî ya ku ji
hêla kevneşopiya medreseyan ve şekil sitendiye, bi girîngî beşdarî tevna çandî
ya herêmê bûne.
Polîtîkayên
înkar, asîmîlasyon û zordariyên ku ji teref damezrandina Komarê ve hatine
meşandin, bi hedefgirtina nasname, ziman û çanda Kurd birînên kûr di bîra
civakî de vekirine. Di vê pêvajoyê de, pêwîst bûye, ev zîhniyeta ku cudahîyan
wekî tehdit dibîne û cihêrengiya civakî, hem ji hêla rewşenbîrî hem jî ji hêla
qanûnî ve tepeser dike, were pirsyarkirin û were derbaskirin.
Çareseriya
pirsgirêka Kurd bi komkirina rastiyên dîrokî, hessasiyeta însanî û nêzîkatiyek
edaletê li ser bingehek hevpar mimkun e. Çavkaniya pirsgirêkê ne gel bi xwe ye,
belkî zihniyeta otoriter a yekalî ye ku îradeya wan û telebên wan î meşru’
ditepisîne. Ji ber vê yekê, çareseriyeke daîmî dikare bi pêvajoyeke lihevhatina
civakî ya li ser bingeha diyalog, danûstandin û hevxemiya dualî, ne bi
tundûtûjiyê, were bidestxistin.
Di hindirê
vê salê de a yekem 15 û 16ê sibatê li Diyarbekir, a duduyan 25ê meha 10 li Wanê
me "Komxebata li ser Çareseriyek însanî ji bo Pirsgirêka Kurd" me tertîp
kir. Em hêvî dikin ku xizmetê ji çareseriyê re bike û hemî beşên civakê li ser
bingeha qîmetên însanî û edaletê nêzîkî hev bikin. Li gorî têgihiştinên ku di
komxebata me de hatine pêşkêş kirin, em encam û pêşniyarên jêrîn bi raya giştî
re parve dikin.
1- Divê
ziman, nasname û çanda gelê Kurd bi destûrî werin garantîkirin; divê
polîtîkayên cudakar û asîmîlasyonê werin rakirin. Divê heqê zimanê dayikê di
çarçoveya heqê însanî yên alemî de wekî heqekî bingehîn were naskirin; divê
Kurdî, ku zimanê bi mîlyon kesan e, ji aliyê qanûnî ve were parastin. Divê li
tu deverê ti astengiyên fiîlî an qanûnî ji bo hebûna bi nasnameya Kurdî tune
bin.
2- Mesele ya
Kurd ne tenê li Tirkiyeyê, di heman demê de li tevahiya dewletên ku Kurd lê
dijîn, rasterast bandorê li aştî, aramî û têkiliyên biratiyê dike. Ji ber vê
yekê, her lêgerînek ji bo çareseriyê divê bi dîqqetkirina rastiyên herêmî were
kirin.
3- Divê meseleya
Kurd bi tevahî ji mesele ya ewlekarî were derxistin, were neqilkirin bi bal
platformeke ku tê de heq, edalet û biratî ji nû ve teheqquq dike were sazkirin.
4-
Têgihîştina ku cudahî ne tehdît in, belkî wesîleyên rehmetê ne, divê were
xurtkirin. Hemî zimanên ku ayetên Xwedê ne divê hemû qedexeyên li ser wan werin
rakirin, û divê helwestên dûrkirin û neqebûlkirina zimanan werin terkkirin.
Tesîra yekgirtî ya zimanan ji bo însan û civakan baş tê zanîn. Nimûneyên ji çar
aliyên cîhanê ve nîşan didin ku hebûna ji yek zimanî zêdetir ne tehdît e ji bo
welatekî, belkî dewlemendiyek e.
5- Çareseriya
mesele ya Kurd ne tenê wekî mifteya aştiya navxweyî, belkî di heman demê de
wekî mifteya ji nû ve avakirina aramiya herêmî û hişmendiya Umetê jî divê were
dîtin.
6- Îdeala
"Medresetü'z-Zehra" ya Bedîuzzaman Seîd Nursî modelek e ku dikare ji
bo meseleya Kurd a îro çareseriyekî îlham bike. Ger ciwanên Kurd zimanên din
fêr bibin û bi zimanê xwe perwerdehiyê bibînin, dê beşdarî hewza zanîna hevpar
a ummetê bibin û cudahîyên herêmî dewlemend bikin. Ev vîzyon ne tenê pêdiviyek
herêmî ye; îdealek alemî ye ji bo îhyakirina ummetê.
7- Bi
sedsalan e, alimên Kurd temsîla damarek îrfanê kirine ku îrfan, zanîn û edaletê
di dilê vê herêmê de zindî hiştiye. Wan rastî li dijî zilmê, zanîn li dijî
nezanînê û biratî li dijî fitnê parastine. Îro, wezîfa me ew e ku em vê mîrasê îhya
bikin û deriyên îhyayek nû di bin rêberiya zanînê, ronahiya îrfanê û germahiya
biratiyê de vekin. Çimkî îhyakirina van axan tenê bi îhyakirina vê mîrasa kûr mumkun
e.
8- Kurdan di
Şerê Serxwebûnê (kurtuluş savaşı) û damezrandina cumhuriyetê de, di parastina
welat û avakirina nîzameke nû ya civakî de roleke bingehîn lîstin. Lêbelê,
bersiva rejima Kemalîst a li hember têkoşîn û qurbanîdana wan a hevpar bi
polîtîkayên înkar û dûrxistinê, bû sedema şikestineke kûr. Qebûlkirina vê
rastiyê û naskirina Kurdan wek damezrîner hem ji bo edaletê û hem jî ji bo
biratiyê şert e.
9- Pêvajoya
"Tirkiyeya Bê Teror/Têkbirina PKKê" ku li Tirkiyeyê dest pê kiriye,
pêvajoyek girîng e ku ne tenê siyaseta navxweyî ya Tirkiyeyê, di heman demê de
hemû gelên herêmê, bi taybetî jî Kurdên li Îran, Iraq û Sûriyeyê dijîn, bi
kûrahî eleqedar dike. Çekdanîna orgutê tê mana rakirina astengiyeke girîng a li
pêşiya çareserkirina mesele ya Kurd. Ku pêvajo bighîje hedefa xwe wê biratî,
aramî û serfiraziya hevpar a gelên herêmê xurt bike; ku têkbiçe wê şikestin,
bêewlehiyên nû derxe û rê li ber mudaxeleyên emperyal veke. Ji bo avakirina
aştiya erênî û qanûna biratiyê, divê ev pêvajo bi ciddî were meşandin û bi ezm
û qerar were domandin.
10- Divê
were tekîtkirin, gavên ku ji bo çareseriyê têne avêtin an jî dê werin avêtin, pêkanîna
daxwazên meşru’ yên mafan bê şert û merc, bêyî tu danûstandinekê, wê biratiya
di navbera Kurd û Tirkan de xurt bike. Ev gav, gavên yekîtîyê ne, ne yên
parçekirinê ne. Divê neyê jibîrkirin ku çareseriyeke bi edalet ji bo pirsgirêka
Kurd di riya "Tirkiyeyeke Mezin û Bi Hêz" de gavek e ku nebe
nabe.





