Şanlıurfa'da düzenlenen “Uluslararası Selahaddin ve Kudüs Paneli”nde konuşan Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, “Kudüs’ün fethi, yalnızca bir şehrin el değiştirmesi değildi. Bu fetih, dağılmış bir ümmetin yeniden toparlanmasının, kaybettiği özgüveni yeniden kazanmasının ve tarihin akışına müdahale edebilecek bir iradeyi ortaya koymasının ifadesiydi.” dedi.
Partimiz tarafından Kudüs’ün fethinin yıl dönümü vesilesiyle
Şanlıurfa’da “Uluslararası Selahaddin ve Kudüs Paneli” düzenlendi. Yoğun bir
katılımla gerçekleşen panelde Gazze'de yaşanan son gelişmeler, Kudüs'ün durumu
ve Selahaddin Eyyubi'nin örnekliği ele alındı.
Haliliye Belediyesi Gençlik ve Kültür Merkezi Konferans
Salonu'nda düzenlenen panelde konuşan Genel Başkanımız Zekeriya
Yapıcıoğlu, İslam dünyasının mevcut eylemsizliğine dikkat çekerek ümmete birlik
ve adalet çağrısında bulundu.
Gazze’deki soykırıma da dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Siyonist
rejimin bu kadar pervasız hareket edebilmesinin en önemli nedeni, İslam
dünyasının ortak bir irade ve tepki ortaya koyamamasından kaynaklanmaktadır.”
dedi.
Uluslararası Selahaddin ve Kudüs Paneli'nin hayırlara vesile
olmasını dileyen Yapıcıoğlu, bu anlamlı buluşmanın hazırlanmasında emeği geçen
herkese teşekkür etti.
“Kudüs’ün fethi
dağılmış bir ümmetin yeniden toparlanmasıydı”
İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan
Kudüs'ün ikinci kez fethinin 839'uncu yıl dönümünün bugün idrak edildiğini
anımsatan Yapıcıoğlu, “88 yıl boyunca Haçlı işgali altında kalan Kudüs,
Selahaddin Eyyubi'nin önderliğindeki İslam ordusu tarafından 2 Ekim 1187
tarihinde bir Cuma günü yeniden fethedildi. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa
esaretten kurtarıldı. Bu fetih, yalnızca bir şehrin el değiştirmesi değildi. Bu
fetih, dağılmış bir ümmetin yeniden toparlanmasının, kaybettiği özgüveni
yeniden kazanmasının ve tarihin akışına müdahale edebilecek bir iradeyi ortaya
koymasının ifadesiydi. Bu vesileyle Şark'ın sevgili sultanı, büyük komutan ve
mücahid Selahaddin Eyyubi'yi, Kudüs'ün fethinde emeği ve mücadelesi bulunan
bütün kahramanları rahmetle yâd ediyorum.” dedi.
“Kudüs işgal
altındayken Selahaddin nasıl gülebilir?”
“Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethetmesini anlamak için
öncelikle şu soruyu sormamız gerekiyor” diyen Yapıcıoğlu, “Bir komutanı büyük
yapan yalnızca kazandığı savaşlar mıdır? Yoksa uğruna mücadele ettiği değerler,
taşıdığı sorumluluk ve gücü eline geçirdiğinde sergilediği ahlaki duruş mudur?
Selahaddin'in hayatına baktığımızda bu soruların cevabını açıkça görüyoruz. Dönemin
tarihçileri kaydeder ki Kudüs henüz Haçlı işgali altındayken, büyük komutan
Selahaddin Eyyubi’nin yüzünün güldüğünü gören olmamıştı. O kadar dertli ve
mahzun görünüyordu ki bir gün yakın dostları ve sadık komutanları yanına
gelerek ricada bulundular: ‘Ey Sultanım! Kendini çok harap ediyorsun, ne olur
biraz tebessüm et, yüzün gülsün ki ordun da senden güç alsın.’ Selahaddin,
derin bir iç çektikten sonra şu tarihî cevabı verdi: ‘Mescid-i Aksa ve Kudüs
işgal altındayken, Müslümanlar orada zulüm görürken, Selahaddin nasıl
gülebilir? Nasıl yediğinden keyif alabilir, nasıl rahat uyuyabilir?” diye
konuştu.
“Selahaddin Eyyubi'yi
Batı’nın gözünde bile bir erdem abidesi yapan sır nedir?”
İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan
Kudüs'ün ikinci kez fethinin 839'uncu yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen anma
programında, katılımcıların sadece tarihe mal olmuş bir hükümdarı anmak için
toplanmadığını, asırlar öncesinden bugüne ışık tutan örnek bir şahsiyetin
mirasını konuşmak üzere bir araya geldiklerine işaret eden Yapıcıoğlu, şunları
ifade etti:
“Bundan tam beş yıl önce, 2 Ekim 2021 günü gerçekleştirdiğimiz
böyle bir programda ‘önümüzde Selahaddin gibi bir örneklik varken ümitsiz
olamayız’ demiştim. Küresel ölçekte adaletin terazisinin bozulduğu, gücün hakka
galebe çaldığı ve insanlık onurunun ağır yaralar aldığı bir zaman diliminden
geçtiğimizi hatırlatmak isterim. İşte tam da bu yüzden, her sıkıştığımızda, her
çaresiz hissettiğimizde, ‘Önümüzde Selahaddin gibi bir örnek varken.’ Cümlesi zihnimizde
yankılanıyor. Peki, kimdir Selahaddin? Onu sadece Doğu’nun değil, kendisiyle
amansızca savaşan Batı’nın da gözünde ‘kahramanlığın ve erdemin örneği’ yapan
sır nedir?”
“Selahaddin,
coğrafyasını adaletle ve samimiyetle tek bir çatı altında topladı”
Selahaddin Eyyubi'nin yalnızca sınırları genişleten bir
fatih veya orduları yöneten bir general olmadığını; aksine gücü elindeyken
insan kalmayı başaran, zirvedeyken mütevazı olabilen ve en güçlü anında bile
adaletten asla sapmayan en somut örneklerden biri olduğunun altını çizen
Yapıcıoğlu, “Selahaddin’in hayat hikâyesi ve bıraktığı miras, bugün bizlerin
düştüğü hatalara, karşılaştığı krizlere reçete olacak çok net aşamalardan
oluşur. Bu büyük siyasi ve askerî liderin önümüzdeki örnekliğini üç temel
noktadan ele alabiliriz. Birinci nokta içeride birlik inşa etmektir. Bizler
Selahaddin’i genellikle Haçlılara karşı kazandığı Hıttin Savaşı ve ardından
gelen Kudüs fethiyle hatırlarız. Ancak tarihi gerçeklik şudur ki Selahaddin
ömrünün neredeyse üçte ikisini dışarıdaki düşmanla değil, kendi coğrafyasındaki
iç çekişmeleri, mezhep kavgalarını ve dağınık emirlikleri birleştirmek için
harcamıştır. O çok iyi biliyordu ki kalpleri ve hedefleri birleşmemiş bir
topluluğun elindeki kılıçlar ne kadar keskin olursa olsun, zafer devşiremezdi. Selahaddin,
coğrafyasını kılıç zoruyla değil, adaletle, ikna kabiliyetiyle ve samimiyetle
tek bir çatı altında topladı. Parçalanmışlığı kardeşliğe dönüştürdü. Bugün
bizler de kendi hayatımızda, kurumlarımızda veya toplumumuzda büyük başarılar
hedefliyorsak, dönüp bakacağımız ilk yer burasıdır. İçeride barışı, güveni ve
birliği sağlayabiliyor muyuz? Yoksa küçük hesaplarla enerjimizi içeride mi
tüketiyoruz?” diye sordu.
“Gerçek fetih,
şehirlerin surlarını yıkmak değil, insanların kalbini kazanmaktır”
Tarihin, kazananların faturasını hep kaybedenlere ödettiği hikâyelerle
dolu olduğuna vurgu yapan Yapıcıoğlu, “İkinci nokta, gücün ahlakla ve
merhametle taçlandırılmasıdır. Yıl 1099. Kudüs ilk kez işgal edildiğinde, şehre
giren Haçlılar sokakları kelimenin tam anlamıyla kan gölüne çevirmişti. Ne
kadına ne çocuğa ne de mabede sığınan masuma acımamışlardı. Yıl 1187.
Selahaddin Kudüs’ün kapılarına dayandı ve şehri geri aldı. Dünya tarihi o gün,
eşine az rastlanır bir intikam bekliyordu. İslam’ı ve Selahaddin’i bilmeyenler,
mukabil bir katliam bekliyordu. Ancak Selahaddin ne yaptı? Şehre girdiğinde tek
bir sivilin saçının teline bile zarar verdirmedi. Hıristiyan halkın malını,
canını ve mabetlerini güvence altına aldı. Şehirden ayrılmak isteyenlere
güvenli koridorlar açtı. İşte Selahaddin’i ‘Selahaddin’ yapan sır tam olarak
buradadır. O, düşmanının barbarlığına İslam’ın adaletiyle cevap verdi. Gücü
eline geçirdiğinde zalimleşmedi, ölçüyü, haddi aşmadı. Bizlere şu sarsılmaz
hakikati bir kez daha öğretti. Gerçek fetih, şehirlerin surlarını yıkmak değil,
insanların kalbini kazanmaktır. Güç, kitap ve mizandan koptuğu an zorbalığa
dönüşür, zulüm üretir. Selahaddin ise gücü, zayıfları korumanın bir kalkanı
haline getirdi. Bugünün dünyasında, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı,
masumların gözetilmediği modern zamanlarda, Selahaddin’in bu asil duruşuna ne
kadar da muhtacız, değil mi?” şeklinde konuştu.
“Dünyaya hükmetti ama
dünyanın kendisini esir almasına asla izin vermedi”
Günümüz dünyasının unvanların, makamların, şahsi
zenginliklerin, şöhret ve şehvetin kutsandığı bir çağ olduğuna dikkat çeken
Yapıcıoğlu, “Üçüncü nokta ise kişisel adanmışlık ve mütevazılıktır. Gücü eline
alanın ilk işi, kendi tahtını tahkim etmek, servetine servet katmak oluyor. Mısır,
Suriye, Hicaz ve Yemen’in, yani döneminin en zengin coğrafyalarının sultanı
olan Selahaddin Eyyubi vefat ettiğinde, geride bir şahsi servet bırakmadı;
mevcut birikimi, kendi cenaze masraflarını karşılamaya bile yetmiyordu. Çünkü
o, devletin kasasını, halkın hazinesini kendi cüzdanı olarak görmedi. Kendisine
harcamadı; mabetlere, medreselere, yoksullara ve adalet mekanizmasına harcadı.
O, dünyaya hükmetti ama dünyanın kendisini esir almasına asla izin vermedi. Selahaddin'in
asırlar sonra hâlâ anılmasının sebebi yalnızca fethettiği topraklar değil,
nasıl bir insan ve nasıl bir lider olduğudur.” ifadelerini kullandı.
“Filistin
topraklarında zulüm, katliam ve esaret devam etmektedir”
Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın yine işgal altında olduğunu
ifade eden Yapıcıoğlu, “Filistin topraklarında zulüm, katliam ve esaret devam
etmektedir. Gazze'de gözlerimizin önünde açık bir soykırım, büyük bir insanlık
trajedisi yaşanıyor. Masum insanlar katlediliyor, çocuklar annesiz ve babasız
bırakılıyor; okullar, hastaneler ve mabetler bombalanıyor, hayatın bütün
imkânları ortadan kaldırılıyor. Bütün bunlar yaşanırken İslam dünyasının içinde
bulunduğu dağınıklık ve eylemsizlik ise üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken
bir tablodur.” diye konuştu.
“Bize düşen geçmişin
kahramanlıklarıyla övünmek değil, o değerleri yeniden kuşanmaktır”
Siyonist rejimin bu kadar pervasız hareket edebilmesinin en
önemli nedeninin İslam dünyasının ortak bir irade ve ortak bir tepki ortaya
koyamamasından kaynaklandığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:
“Dahası, bazı İslam ülkelerinin idarecileri, soykırıma
verdiği sınırsız destek ortada olan emperyalist ABD ile iş birliğini
sürdürmektedir. Bu tutum nerede, ümmetin ortak vicdanının beklediği ve
Selahaddin'in temsil ettiği duruş nerede? Bugün kendimize şu soruyu sormak
zorundayız. Selahaddin'in yaşadığı dönemdeki dağınıklık, ihtilaf ve işgallerden
ders çıkarmayacaksak, onun hayatını ve mücadelesini anmanın ne anlamı vardır? Onu
yalnızca tarih kitaplarında okuyacağımız bir kahraman olarak mı göreceğiz?
Yoksa onun temsil ettiği iradeyi, birlik anlayışını ve adalet mücadelesini
bugüne taşıyabilecek miyiz? Bize düşen, geçmişin kahramanlıklarıyla övünmekten
ibaret bir tarih anlayışı değildir. Bize düşen, o kahramanlıkları mümkün kılan
değerleri yeniden kuşanmaktır.”
“Selahaddin’in
‘Dostlarıyla uğraşanlar, düşmanlarıyla savaşamazlar’ sözünü kulağımıza küpe
edeceğiz”
İslam ümmetinin aralarındaki farklılıkları çatışmaya
dönüştürmek isteyen fitne odaklarına kulak asmadan dağınıklığa son vermek için
harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan Yapıcıoğlu, “Önümüzde iki yol
bulunmaktadır. Ya ayrılıklarımızı büyütmeye, birbirimizle uğraşmaya, sahip
olduğumuz etnik, mezhebî ve coğrafi aidiyetleri ümmetin ortak maslahatının
önünde tutmaya devam edeceğiz. Ya da Selahaddin’in ‘Dostlarıyla uğraşanlar,
düşmanlarıyla savaşamazlar’ sözünü kulağımıza küpe edeceğiz ve ortak düşmana
karşı güçlerimizi birleştireceğiz. Aramızdaki ihtilaf ve farklılıkları ümmetin
unsurlarını çatıştırmak için kullanmaya çalışan fitne odaklarına kulak asmadan
dağınıklığımıza son vermek için harekete geçeceğiz. Bize göre birlik olmaktan
başka bir yol yoktur. Elbette bu birlik, farklılıkların yok sayılması veya
herkesin aynı düşünmesi anlamına gelmiyor. Bilakis farklılıklarımızı muhafaza
ederek ortak değerlerimiz ve ortak sorumluluklarımız etrafında buluşabilmektir.
Selahaddin'in bize öğrettiği de budur. Bu anlayışla ümmetin evlatlarını ve
azalarını böyle bir mücadeleye hazırlamak zorundayız. İlimle, irfanla, ahlakla,
kardeşlikle ve güçlü bir iradeyle geleceğe hazırlanmalıyız. Çünkü büyük
zaferler, yalnızca zafer gününde değil, o güne kadar verilen hazırlık ve
mücadele sürecinde kazanılır. Bize göre sefere hazırlanmak, en az fetih kadar
değerlidir. Bugün gerçekleştirdiğimiz bu paneli de bu hazırlığın, bu
bilinçlenmenin ve ortak sorumluluğumuzu yeniden hatırlamanın bir vesilesi
olarak görüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Heniyye ve Sinvar
başta olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum”
Yaklaşık bir asırdır Filistin topraklarında, Kudüs'ün ve ilk
kıblemiz Mescid-i Aksa'nın izzetini ümmet adına muhafaza eden, canlarını siper
eden Filistinlilerin mücadelesini ve kutlu direnişlerini selamlayan Yapıcıoğlu,
“Başta İsmail Heniyye ve Yahya Sinvar olmak üzere bütün şehitlerimizi bir kez
daha rahmetle yâd ediyorum. Onların mücadelesi gösteriyor ki bir davaya
inanmak, o davayı yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak büyük bir fedakârlık
ve adanmışlık gerektirir.” dedi.
“Selahaddin gibi bir
örnek omuzlarımıza asil bir sorumluluk yükler”
Yapıcıoğlu, "Önümüzde Selahaddin gibi bir örnek varken’
demek, sadece geçmiş bir tarihle övünüp bugünün tembelliğine kılıf uydurmak
değildir. Aksine bu ifade, omuzlarımıza ağır ama asil bir sorumluluk yükler. Bu
cümle bir yöneticiye, ‘Yönettiklerinin hakkını yemeden, adaletle hükmet.’ der.
Bir iş insanına, ‘Çalışanının hakkını gözet, ahlaklı kazan.’ der. Bir gence, ‘Dünyanın
geçici heveslerine değil, insanlığa kalıcı miraslar bırakacak büyük hedeflere
odaklan.’ der.” dedi.
“Selahaddin’in o
sarsılmaz iradesine, inanmışlığına, kararlılık ve azmine, zühd ve takvasına
ihtiyacımız var”
İslam ümmetinin kurtuluş reçetesinin maddi güçte olmadığını, manevi ve ahlaki değerlerde olduğunu belirterek konuşmasını tamamlayan Yapıcıoğlu, şu vurguyu yaptı:
“Bugün insanlık olarak düştüğümüz yerden kalkmak istiyorsak ne daha çok silaha ne daha çok paraya ihtiyacımız var. Bizim, Selahaddin’in o sarsılmaz iradesine, inanmışlığına, kararlılık ve azmine, zühd ve takvasına ihtiyacımız var. O, asırlar önce Kudüs’ün burçlarına sadece bir bayrak değil, insanlığın haysiyetini korumaya alan adalet sancağını da astı. Tarih, sadece gücüyle dünyayı inleten ama arkasında enkaz bırakan tiranları değil; gücünü adalete ram eden, arkasında merhamet ve sevgi bırakan Selahaddinleri yaşatır. Bizler de onun bıraktığı bu meşaleyi devralmalı, hayatımızın her alanında birer Selahaddin gibi adil, birer Selahaddin gibi birleştirici ve birer Selahaddin gibi ahlaklı olmak için mücadele etmeliyiz. Önümüzdeki bu nadide örneğin rehberliğinde; Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın yeniden hürriyetine kavuştuğu, adaletin hâkim olduğu, masumların ağlamadığı, gücün değil hakkın üstün tutulduğu daha güzel bir dünyayı hep birlikte inşa etmek ümidiyle.”





