Haber dosyasını indirin
İndirGenel Başkan Vekilimiz İshak Sağlam, terörden en çok zarar gören siyasi parti olduğumuzu hatırlatarak barış ve huzur ortamı için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını belirtti.
Genel Başkan Vekilimiz İshak Sağlam, Rehber TV'nin canlı yayın konuğu oldu. Sağlam, gündemdeki 'Terörsüz Türkiye' yasa tasarısı, yeni anayasa çalışmaları ve bölgesel pakt arayışları hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
“Eski
yaklaşımların terk edildiğini görüyoruz”
"Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki
düzenlemelerini kapsayan 12 maddelik çerçeve yasayı değerlendiren Sağlam, “Milli Dayanışma diye
başlayan arayışın, aslında 2-3 sene önce Malazgirt'te adımı atılmıştı. Bin
yıllık bir kardeşlikten bahsedildi. Bizim 10 yıldır dile getirdiğimiz; ‘Eski
yanlışlıklar tekrarlanmasın, eski anlayış üzerinde bu çözüm arayışı olmasın.’ Anlayışımız
artık devleti idare edenler ve bu işi yürütenler tarafından da görülmeye
başlandı. Bugün önümüzdeki çerçeve yasanın tamamen PKK terörünü sonlandırmaya
yönelik bir arayış olduğunu gösteriyor.” dedi.
“Bu kanun çıkarsa yeni bir süreç başlamış
olacak”
Terör ve şiddet sorunu ile Kürtlerin temel insani
haklarının birbirine kesinlikle karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen
Sağlam, “Bu durumun hem hükümet hem de güvenlik birimleri tarafından da net bir
şekilde idrak edildiği ifade ediliyor. Kürt meselesi bu işin içinde yok. Bu
çerçeveyi PKK terörünü bitirmeye yönelik bir çerçeve şeklinde
değerlendirebiliriz. Şu anda artık çerçeve teklif haline geldi. Bu bir
başlangıç ve bu kanun çıkarsa yeni bir süreç başlamış olacak.” ifadelerini
kullandı.
“İç cephenin tahkimi çok önemlidir”
Terörü tamamen bitirmeye yönelik hazırlanan çerçeve
yasanın güvensizlik ortamını ortadan kaldıran doğru bir adım olduğunu belirten
Sağlam, “Önceki dönemlerde ilk adım yanlış atıldı. Hani gömlekteki ilk düğmeyi
yanlış iliklediğiniz zaman diğerlerini artık doğru ilikleme şansınız olmuyor. Bu
sefer doğru adım atıldı diye düşünüyoruz. Önceki dönemlerde güvensizlik hâkimdi.
Şimdi bu çerçeve yasa aslında bizim ısrarla dile getirdiğimiz, Meclis’e daha
önce teklif olarak sunduğumuz yasayla da biraz bu anlamda örtüşen bir durum ve
bu çerçeve yasa aslında güvensizliği ortadan kaldıran bir çerçeve haline gelmiş.
Bu çerçeve yasa kanunlaştıktan sonra aslında yeni bir süreç başlıyor. Bu
nedenle iç cephenin tahkimi çok önemlidir.” şeklinde konuştu.
“Kürtlerin temel insani hakları ile PKK
terörünün bitirilmesi birbirine karıştırılmasın”
Süreç içerisinde ortaya çıkabilecek olası kargaşa ve
provokasyonlara karşı toplumsal huzurun ve "iç cephenin" sağlam
tutulmasının kritik bir öneme sahip olduğunun altını çizen Sağlam, şunları
söyledi:
“Kürtlerin temel insani hakları ile PKK terörünün
bitirilmesi birbirine karıştırılmasın. Bu bir terör meselesidir. Biz, bu iki
konuyu birbirine karıştırmayacağız.’ denildi. Bu husus hem hükümet hem de bu
işi yürüten güvenlik birimleri tarafından hep ifade edildi. Bu çerçeve yasa da
gösteriyor ki bu işi, bu sefer karıştırmamışlar ve inşallah doğru adımlarla bu sorun
bitirilecek.”
2012 yılından itibaren PKK teröründen en çok zarar gören
siyasi hareketin, partimiz olduğunu vurgulayan Sağlam, yıllardır süren bu
çatışmalı ortamın ve terör eylemlerinin en büyük faturasını ise bölge
ekonomisi, güvenliği ve sosyal yapısı bozulan Kürt halkının ödediğini
hatırlattı.
“Bu milletin huzura ermesi için ne
gerekiyorsa yaparız”
Partimizin özellikle 6-8 Ekim olaylarında terörden çok ciddi
zarar gördüğünü ve hedef alındığını hatırlatan Sağlam, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 300 saldırıya uğradık. Türkiye'de herhâlde
kimse bizim kadar zarar görmemiştir ama hiçbir düşmanlık sonsuza kadar devam
etmez ve bir yerde bitmesi lazım. Türkiye'de yaşayan bütün halklar, terörden
çok zarar gördü ve görmeye devam ediyor. Çünkü terörün sonuçları halen devam
ediyor. Belki şu anda ölümler ve sokak olayları olmuyor ama neticede terörün neticesi
ekonomik de olsa devam ediyor. Biz, bu milletin huzurunu istiyoruz. Milletimizin
huzuru ve refahı için ne gerekiyorsa yaparız; gerekirse bedel de öderiz.”
“Bizim tamamen kabul ettiğimiz bir çerçeve
değil”
Terör ve şiddetin Türkiye'nin gündeminden tamamen
çıkarılarak toplumsal barış, huzur ve güven ortamının sağlanması amacıyla
Meclis’e sunduğumuz "Feshedilen veya Münfesih Sayılan Terör Örgütleri
Hakkında Kanun Teklifi"ne de değinen Sağlam, “Kanun teklifimizi uzun süre
beklettik ve komisyonda bulunan bütün siyasi partilere verdik. Siyasi partilere,
‘Kanun teklifimizi, bizim teklifimiz olarak değil ortak bir teklif olarak
verelim.’ dedik. Biz, daha geniş ve daha genel bir çerçeve çizmiştik ama
neticede bizim teklifimiz şu anda henüz gündeme gelmedi. Genel manasıyla çerçeve
yasanın bizim kullandığımız bazı kavramlar ve sistemleri içine aldığını
görüyoruz ama bizim tamamen kabul ettiğimiz bir çerçeve değil. Fakat buna
rağmen bu çerçeve yasa; Türkiye'de terör bitecekse PKK'nın silahsızlandırılması
sağlanacaksa elbette destek veririz. PKK terörü bitecek ve biz de bu çerçeve
yasanın altına imzamızı attık.” diye konuştu.
Türkiye'de özellikle Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren “ulus
devlet” anlayışından, Kürtlerin temel insani ve İslami haklarının verilmemesinden
kaynaklı bir Kürt meselesinin olduğuna vurgu yapan Sağlam, Türkiye'nin Kürt
meselesi ve terör gibi sorunlarından bağımsız olarak 1980 askeri darbe
yönetiminin hazırladığı mevcut anayasanın kökten değiştirilmesi gerektiğini
ifade etti.
“Neden 1980 anayasasının oluşturduğu bu
despotik havayı yaşayalım?”
Türkiye'nin yeni bir anayasaya ve cunta anayasasından
kurtulmaya ihtiyacının olduğunun altını çizen Sağlam, şöyle devam etti:
“Türkiye'de hiç Kürt meselesi olmasa ve hiç bu PKK terörü
olmasa bile Türkiye'de şu anda 1980 darbesinden sonra cunta yönetiminin
hazırlamış olduğu bir anayasa var. Bu iki mesele olmasa bile Türkiye'de bu
anayasanın değişmesi lazım. Biz, bunu ilk günden beri dile getiriyoruz. Aslında
Türkiye'de siyaset yapan herkes dönemsel olarak bunu dile getiriyor. 1980'li
yıllardan itibaren bu anayasanın değişmesi gerektiğini hemen hemen bütün siyasi
partiler dile getirdi. Terör belasından kurtulacağımız bir ortamda, yeni anayasayı
neden konuşmayalım? Neden 1980 anayasasının oluşturduğu bu despotik havayı
yaşayalım?”
“Mevcut anayasa bu millete giydirilmiş bir
deli gömleğidir”
Sağlam, 1980 askeri darbe yönetiminin hazırladığı mevcut
anayasanın, yapılan onlarca değişikliğe rağmen cunta döneminin izlerini ve
vesayetçi yapısını taşımaya devam ettiğine dikkat çekerek, “Bu cuntanın
başındaki Kenan Evren cumhurbaşkanıyken Türkiye'de ilk anayasa değişikliği
başladı. Hatta başlangıç hükümlerine dokunuldu ve değiştirildi. Bugüne kadar
26-27 sefer anayasa değişmiş ve bu anayasa yani bizim parti programında da
ifade ettiğimiz gibi ‘bu millete giydirilmiş bir deli gömleğidir.’ Mevcut
anayasa komple değişmeden ve yeni bir anayasa yapılmadan bu sorun bitmez.”
dedi.
“Bu milletin hak ettiği yeni bir anayasadır”
Mevcut anayasanın vesayet anayasası olduğunu ifade eden
Sağlam, “Her ne kadar sistem değişmişse de, parlamenter sistemden
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiş olsa da, sistemin hemen hemen önemli
kaynaklarına ve kurumlarına dokunulmuş olsa bile; Türkiye şu an temel ve köşe
taşları halen 1980 cunta yönetiminin dayatmasıyla oluşturmuş olduğu bir
anayasayla idare ediliyor. Bu millet bunu hak etmiyor. Bu milletin hak ettiği
yeni bir anayasadır ve mutlaka yeni anayasa çıkarılmalıdır.” çağrısında
bulundu.
“İslam
ülkeleri arasındaki anlaşmaları hep destekledik ve destekliyoruz”
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın bölgesel güvenlik, savunma iş birliği ve
İslam dünyasına olası etkilerine de değinen Sağlam, geniş kapsamlı bir İslam
birliği kurulmasının önemine işaret ederek şöyle konuştu:
“İslam ülkeleri arasında bu şekilde paktlar, anlaşmalar ve
sözleşmelerin yapılmasını hep destekledik ve destekliyoruz. Bu konuda olumsuz
bir durum çıkartmak çok doğru olmaz. İslam ülkeleri bir araya gelip güçlü
birlikler, birliktelikler kurmalıdır. Hatta imkân varsa Avrupa Birliği gibi tek
vücut hale gelinirse çok daha iyi olur. Biz, bunu defalarca dile getirmeye
çalışıyoruz. Ülkeler arasında yapılan paktlar, anlaşmalar ve sözleşmeler herhangi
bir İslam ülkesinin aleyhine olmamalıdır. İslam ülkeleri bilakis hepsi bir
araya gelmelidir. Aslında 1930'lu yıllarda Türkiye, Pakistan ve İran arasında imzalanmış
bir Sadabat Paktı var. Biz, böyle paktların da olmasını istiyoruz. Keşke körfez
ülkeleri, İran, Türkiye, Suriye, Irak, Pakistan ve Afganistan; hepsi beraber
böyle bir pakt oluşturabilseler.”
“Amerika'nın tek gayesi israili korumaktır”
Son yıllarda yaşanan bölgesel gelişmelerin böyle bir
antlaşmayı zorunlu kıldığına değinen Sağlam, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere
körfez ülkelerinden, yıllardan beri güya bu ülkeleri İran'a karşı koruma amacı
ve gerekçesiyle Amerika'ya trilyonlarca dolar sermaye akışı oluyor. Şimdi son bir sene içerisinde gördük ki Amerika'nın
onları korumaya yönelik herhangi bir gayreti, bir amacı ve bir hedefi yok. Amerika'nın
tek gayesi israili korumaktır.” dedi.
"Amerika’ya ihtiyaç yok"
Bölge ülkelerinin ABD’nin askeri varlığına ihtiyacı olmadığına
dikkat çeken Sağlam, son olarak şu ifadeleri kullandı:
“Ben beklerdim ki Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri
Amerika'ya, 'Biz bu kadar yatırım yaptık ama bizi koruyamadınız. Artık senin
burada kalmana gerek yok. Biz, kendi aramızda kendi paktımızı kurarız,
anlaşırız. İslam ülkeleri olarak birbirimizden çok alıp veremediğimiz bir şey
yok.’ demeleriydi. Belki bazı ülkelerin kuruluşu çok doğal yollarla olmadı ama
neticede şu anda bir gerçeklik var. Bu ülkelerin Amerika'ya aslında ihtiyacı
yok. İslam ülkeleri olarak bir araya gelip yeraltı ve yerüstü kaynakları en
verimli bir şekilde kullanırsak, Amerika ve israil emperyalizmine karşı duracak
bir oluşum olabilir.”




