Eğitim İşleri Başkanlığımız, okullardaki seçmeli ders dönemine dikkat çekmek ve ana dil konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla Mardin’de “Ana Dilimi Seçiyorum/ Zimanê Xwe Dibijêrim” başlıklı panel düzenlendi.

Merkez Artuklu ilçesindeki Öğretmenevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panel, Muhammed Emin İptaş Hoca’nın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

“Dilini kaybeden topluluklar; hafızasını ve kimliğini kaybetmeye mahkûmdur”

Moderatörlüğünü Araştırmacı-Yazar Mahmut Kılınç’ın yaptığı programın açılış konuşmasını Merkez İstişare Kurulu Üyemiz Nasuh Sevinik yaptı.

Sevinik, konuşmasında şunları söyledi: “Bizler insan olduğumuz için Allah’ın kuluyuz ve onurlu, adaletli bir hayat yaşamak istiyoruz. Çünkü bir yerde insan varsa orada dil de vardır. Dil, insanın ruhuna nakşedilmiştir. Bu paneldeki amacımız hafızayı canlı tutmaktır. Çünkü dil, hayatın can damarı olan kimliktir. Dilini kaybeden topluluklar; hafızasını, kimliğini ve ruhunu kaybetmeye mahkûmdur.”

“Ana dilde eğitim, insani ve İslami bir haktır”

Dil meselesinin ilahi bir gerçeklik olduğuna dikkat çeken Sevinik, “Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de dillerin ve renklerin farklılığını kendi ayetlerinden biri olarak tanımlamaktadır. Bu ayetler bize çok açık bir hakikati gösteriyor: Dil, varlık âleminin delillerindendir. Renk ve dil farklılığı bir tehdit değil, rahmettir. Dil, Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir. Ana dil, sadece bir konuşma aracı değildir. Ana dil, inancın ve insani değerlerin nesiller arasında aktarılmasıdır. Bu nedenle açık ve net söylüyoruz: Ana dilde eğitim, insani ve İslami bir hak ve özgürlüktür.” ifadelerini aktardı.

“Ana dilde eğitim ayrıştırmaz, birliği güçlendirir”

Sevinik, ana dilde eğitimin toplumsal birliği zedelemediğini vurgulayarak, “Ana dilde eğitim ayrışmaya yol açmaz; aksine birliği güçlendirir. Toplumu bölmez, ortak aidiyeti kuvvetlendirir. Tehlike oluşturmaz, güvenliği artırır. Bu topraklar yüzyıllardır farklı dil ve kültürlerin birlikte yaşadığı bir coğrafyadır. Toplumsal birlik tek tipleştirme ile değil, farklılıkların tanınmasıyla güçlenir. Ancak ne yazık ki Anayasa’nın 42. Maddesi bu fıtrî hakkın önünde engel oluşturmaktadır. Bu engelin kaldırılması, samimi siyasetçilerin ve insani sorumluluk taşıyan herkesin görevidir. Bugün hâlâ ‘dilin var olma hakkını’ tartışıyor olmamız insanlık adına büyük bir ayıptır.” şeklinde konuştu.

“Dil özgür olursa millet nefes alır”

Partimizin bu konudaki duruşunun net olduğunu belirten Sevinik, şöyle devam etti: “Dil Allah’ın bir ayetidir. Ana dil, Allah’ın insana yaratılışla birlikte verdiği bir haktır. Devlet için ana dilde eğitim, adaletin ölçüsüdür. Üstad Bediüzzaman Said Kürdî’nin ‘Arapça vaciptir, Kürtçe caizdir, Türkçe lazımdır’ sözü, çok dilli eğitimin bir medeniyet projesi olduğunu göstermektedir. Ana dilde eğitimin haftada iki saatlik seçmeli dersle sınırlı tutulması ciddi bir eksikliktir. Ancak bu imkânı küçümsemek yerine değerlendirmeliyiz. Buradan tüm anne-babalara çağrıda bulunuyoruz: Çocuklarınız için ana dil derslerini ve inanç derslerini mutlaka seçin. Bu bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Ana dil varoluşun sesidir. Haklar teslim edilirse birlik büyür, adalet tesis edilirse kardeşlik güçlenir. Dil özgür olursa millet nefes alır.”

“Huzurun temeli manevî eğitimdir”

Panelist Mardin Toplumsal Dayanışma Federasyonu Başkanı Mehmet Şerif Öter ise Temel Dini Bilgiler, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatı derslerinin seçmeli olarak değil zorunlu olarak verilmesi gerektiğini ifade etti. Öter, şöyle konuştu: “Hepimizin umut bağladığı bu neslin durumu maalesef iyi değildir. Bu mesele bir partinin, bir hükûmetin ya da bir sivil toplum kuruluşunun meselesi değildir. Bu mesele insanlık meselesidir. Derslerin temelinde din ve ahlak olmalıdır. Bunlar seçmeli olmamalıdır. Osmanlı Devleti 600 yıl hüküm sürdüyse, bunun nedeni medreselerde din ve ahlak eğitiminin verilmesidir. Huzurun temeli manevî eğitimdir. Maneviyat olmazsa toplum sakat kalır. Ana dilde eğitim elbette olmalıdır; ancak manevi dersler olmazsa toplum yine eksik kalır.”

“Dil, bir milletin ruhudur”

24. Dönem Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ ise konuşmasında kuşaklar arası yabancılaşmada dilin belirleyici rolüne dikkat çekti.  Dilin toplum açısından taşıdığı önemi vurgulayan Akdağ, “Her kuşak kendi döneminin ekonomik, teknolojik ve siyasal şartlarından etkilenir. Ancak birlikte yaşayabilmenin en temel şartı dildir. Dilin görevi bildirmek, haberleşmek ve anlaşmayı sağlamaktır. Bir topluluğu toplum yapan şey, bu karşılıklı iletişimin varlığıdır. Bu yönüyle dil, bir milletin ruhudur.” şeklinde ifade etti.

“Ana dilini özgürce konuşan insan, kendini ifade ettiğinden emin olur”

Konuşmasının devamında yabancılaşma ve kültürel kopuşa dikkat çeken Akdağ, şu değerlendirmelerde bulundu: “İnsan kendi geçmişiyle bağını kopardığında yabancılaşma başlar. Özgüven kaybı yaşanır ve başkalarını taklit etme eğilimi ortaya çıkar. Bu durum kuşaklar arası çatışmayı derinleştirir ve toplumsal huzuru tehdit eder. Ana dilini özgürce konuşan insan, kendini ifade ettiğinden emin olur. Bu nedenle diyoruz ki: Ziman ê dayikê ava jiyanê ye. Ana dil, hayatın suyudur.”

"Ana dili öğrenmekle ana dilde eğitim farklıdır"

Ana dili öğrenmek ile ana dilde eğitim arasındaki farkın çoğu zaman karıştırıldığını belirten Yazar Abdullah Kavan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Ana dili öğrenmekle ana dil eğitimi farklı bir şeydir. Biz bugün seçmeli derslerden bahsediyorsak, bu okullarda ana dili öğrenmeye yönelik bir adımdır; fakat ana dilde eğitim çok farklı bir meseledir. İnşallah bu seçmeli dersler bir anahtar konumundadır ve bu yolun açılmasına vesile olacaktır. Ancak meseleyi sadece ders meselesi olarak ele almamak gerekir."

"Uluslararası hukuk ana dil eğitimini güvence altına alıyor"

Uluslararası hukuk ve UNESCO kararlarına dikkat çeken Kavan, "Dinler, inançlar, hukuk ve uluslararası hukuk dillere çok net bir şekilde bakıyor. 1948'den bu yana farklı dillerle ve kültürlerle ilgili birçok düzenleme yapılmıştır. 1950 ve 1960'lı yıllarda UNESCO'nun aldığı kararlar vardır. Bunlar Birleşmiş Milletlerin kültür ve dil konusunda aldığı kararlardır ve devletler bu kararları uygulamak zorundadır. 1999 yılında UNESCO, 21 Şubat'ı Dünya Ana Dil Günü ilan etti. 1998'de Birleşmiş Milletler, çocukların anne ve babalarının diliyle eğitim almasının güvence altına alınması gerektiğine dair karar aldı. Eğer bir dilde yeterli nüfus varsa, o dilin eğitim dili olması gerektiği açıkça ifade edildi." dedi.

"Anayasa'daki 42. Madde engel ama değiştirilebilir"

Türkiye'de ana dil eğitiminin önündeki anayasal engellere değinen Kavan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye bu kararlara imza atmış olmasına rağmen, Anayasa'nın 42. Maddesiyle eğitim dilinin Türkçeden başka bir dil olamayacağını hükme bağlamıştır. Bu çok büyük bir engel mi? Hayır. 1960'tan bugüne kadar birçok anayasa maddesi değişmiştir. 1982 Anayasası'nda bile pek çok madde değiştirilmiştir. Zemin oluşursa bu madde de kesinlikle değiştirilebilir. Ama bu zemini oluşturacak olan bizleriz. Seçmeli dersler bu anlamda önemli bir başlangıçtır. Önümüzde iki engel vardır: biri anayasal engel, diğeri ise zihniyetin değişmesi meselesidir."

"Farklı diller ayrılık değil, kardeşliktir"

Farklı dillerin ayrışmaya yol açtığı iddiasının bilinçli olarak üretildiğini belirten Kavan, "Osmanlı'nın son dönemlerinde, 1876'da Türkçenin resmi dil olarak kayda geçmesiyle birlikte problemler başladı. Cumhuriyet'ten sonra ise 'Türk, Türkçülük ve Türk dili her şeydir; diğer milletler ve diller hiçbir şey değildir' anlayışı hâkim oldu. Bugün Türkiye'nin ana problemlerinden biri de bu zihniyeti değiştirmektir. Bunu kardeşçe anlatabilirsek çok farklı bir noktaya gelebiliriz." ifadelerini kaydetti.

"Resmi ve eğitim dili olmayan diller yok olur"

UNESCO verilerine atıfta bulunan Kavan, bazı dillerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek konuşmasını şöyle tamamladı: "Bazıları 'Dil kaybolmaz' diyor. Oysa UNESCO, Zazaca'nın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Kürtçe, Zazaca, Abazaca, Çerkezce… Bunların hepsi için kaybolma tehlikesi vardır. Çünkü yapılan bütün araştırmalar şunu net bir şekilde ortaya koyuyor: Bir dil eğer resmi olmazsa veya eğitim dili olmazsa, o dil kaybolmaya mahkûmdur. 60 öncesine bakalım. Babalarımız, dedelerimiz askere Türkçe bilmeden gidiyordu. Köy Kürtçe konuşuyordu, ilçe Kürtçe konuşuyordu, bölge Kürtçe konuşuyordu. Ama bu dil resmi değildi, eğitim dili değildi. İşte mesele tam olarak budur."