SİYONİST TERÖR REJİMİNİN İRAN’A YÖNELİK SALDIRISI
Siyonist terör rejimi;
ABD, İngiltere ve Fransa gibi emperyalist devletlerin yanı sıra bölgemizdeki
bazı kukla yönetimlerin lojistik desteğiyle İran’a yönelik saldırılar
düzenlemeye devam ediyor. Uluslararası hukuku hiçe sayan siyonist terör rejimi,
gözü dönmüş bir saldırganlıkla bölgemizi yeni bir savaş ve felaket sarmalına sürüklemek istemektedir.
Bu pervasız saldırılar, sadece İran’a değil, tüm bölge halklarına ve dünya
barışına yönelik açık bir tehdittir.
Gazze'de aylardır
süren soykırım, Yemen, Suriye ve Lübnan’da devam eden siyonist terör
saldırılarıyla birlikte bugün İran’a uzanan bu vahşi saldırı zinciri, siyonist
rejimin sözde “Vadedilmiş Topraklar” saplantısının ve küresel hegemonyanın
kanlı bir yansımasıdır. Uluslararası toplum sessiz kaldıkça bu saldırganlık
sınır tanımayacak; işgal ve zulüm dalgası bölgeden tüm dünyaya yayılacaktır.
Siyonizm, sadece
bölgemiz için değil, tüm insanlık için bir güvenlik sorunudur. Bu sapkın
ideolojinin beslediği siyonist terör rejimi, bölgesel barış ve istikrarın
önündeki en büyük engel, dünya barışına ise en yakın ve en büyük tehdittir.
Siyonist terör rejimi, saldırgan ve hukuk tanımaz pratiğiyle bölgemizi ve tüm
dünyayı uçurumun kenarına sürüklemektedir. Bu nedenle bu habis yapı etkisiz
hale getirilmedikçe insanlık kalıcı bir huzura kavuşamayacaktır.
Bölge ülkeleri,
sıranın kendilerine gelmesini beklemeden artık ayağa kalkmalı; siyonist ve
emperyalist bloka karşı ortak bir cephe oluşturmalıdır. Bu haydutluğa ve teröre
karşı güçlü ve caydırıcı bir irade ortaya koyarak siyonist rejimin bölgeyi kana
ve ateşe boğan saldırganlığına “dur” demelidir.
Bu vesileyle İran’a
yönelik düzenlenen bu hain ve provokatif saldırıyı en güçlü şekilde lanetliyor;
şehit olan kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralılara acil
şifalar, dost ve kardeş İran halkına başsağlığı ve sabır diliyoruz.
KÜRESEL GAZZE YÜRÜYÜŞÜ
Kuzey Afrika
ülkelerinin öncülük ettiği ve ümmetin vicdanını harekete geçiren Küresel Gazze
Yürüyüşü; mazlum Filistin halkının sesi olmak, siyonist barbarlığa karşı
insanlığın onurlu duruşunu sergilemek adına tarihi bir adımdır. Bu onurlu
yürüyüşü selamlıyor, kapsamının daha da genişletilerek tüm bölge ülkelerinin
parlamento ve halk temsilcilerinin de katılımıyla güçlendirilmesini
destekliyoruz.
Bu yürüyüş, artık
bir çığa dönüşmeli, sınırları aşmalı ve ümmetin ortak iradesini dünyaya
haykırmalıdır. Siyonist işgal rejimi ve işbirlikçi yöneticiler, bu akını durdurmaya
cesaret edememeli, etmeye kalkışanlar ise hesap vermelidir.
Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerde yürüyüşe destek veren aktivistlerin tutuklanması ve yürüyüşün engellenmesi asla kabul edilemez. Bu tür baskılar, yalnızca işgalcilerin ve zalimlerin yanında saf tutmak anlamına gelmektedir. Tarifsiz zulümlerle insanlığın düşmanı olduğunu tekraren ispat eden soykırımcı siyonist katillere aktif veya pasif bir şekilde destek verenler, bunun hesabını vermekten ve er ya da geç bedelini ödemekten kurtulamayacaklarını bilmelidirler.
SEMBOL ŞAHSİYETLERİN AŞAĞILANMASI KABUL EDİLEMEZ!
Silahın bırakılması
konusunda muhatap alınan kişi ya da kişilerin kendileri için oluşturulan alanı
istismar ederek Kürt toplumuna, geleneğine, aile yapısına yönelik hakaretleri,
müktesebatlarının sığlığı ile kirli ve sorunlu zihin yapısını ortaya koymuştur.
Halkın inanç ve
kültür değerlerine savaş açan, ırkçı ve asimilasyoncu politikalarla yıllarca
kardeş gibi yaşayan toplumu kutuplaştıran, bir kısmını ötekileştiren ve
aşağılayan baskıcı rejime karşı, dönemin argümanlarıyla karşı duran ve Kürt
hissiyatında önemli yere sahip olan isimlere yönelik aşağılayıcı ifadelerin
kullanılması, sembol şahsiyetleri değil sadece sözü söyleyeni alçaltır.
Yıllarca bedel ödemiş aileleri, batıdan devşirilmiş sözcükler kullanarak
ihanetle beraber zikretmek, kendi yüzüne ayna tutmamayı, çeyrek asırdır
yaşananlar karşısında kamuoyunu kör ve sağır olarak görmeyi ifade eder sadece.
Silahlı vesayetin
sona ermesi, toplumun her kesiminin beklentisidir ve bu durum heyecanla
karşılanmaktadır. Ancak açılan alan ile silah sonrası dönemde, özellikle Kürt
toplumunu kültürel yozlaşmaya tabi tutma, inanç ve tarih değerlerinden
uzaklaştırma amaçlı projelerin devreye sokulmak istendiği dikkat çekmektedir.
Aile yapısının tahrip edilmesi, sembol tarihî şahsiyetlerin yerine güç
odaklarına hizmet etmeyi önceleyen kişilerin öne çıkarılması, yeniden tesis
edilmeye çalışılan kardeşlik ikliminin faal ve görünür olmasını
engelleyecektir.
Sorunun çözümü, yeni
lider kültlerinin oluşturulmasında değildir. Kemalizm’in Türkçesinden sonra Kürtçesinin
alana sürülmesi, doksan yıllık huzursuzluğun şekil değiştirerek devam etmesine
neden olacaktır.
Kürt meselesi, “Terörsüz Türkiye” sürecinden ayrı tutularak herhangi bir ön şarta bağlanmadan adalet temelinde çözülmelidir. Sorunun bir daha nüksetmemesi için başta anayasal düzenlemeler olmak üzere atılacak adımlar belirlenmeli ve harekete geçilmelidir.
İÇ
BORÇTA FAİZ YÜKÜ: BİR SİSTEMİN İFLASI
2024’te iç borç
ödemeleri içinde faizin payı %57,3 iken, 2025’in ilk çeyreğinde bu oran rekor
seviye olan %74,7’ye yükselmiştir. Devlet, bu dönemde 117 milyar TL ana para
öderken, 346,4 milyar TL faiz ödemiştir.
Bu durum, faizin
ana paraya oranla neredeyse üç katına çıktığını ve her dört liralık borç
ödemesinin üçünün faizcilere gittiğini göstermektedir. Bu tablo, faize dayalı
ekonomi sisteminin, millete dayattığı sömürü düzeninin hazin bir sonucudur.
Uygulanan ekonomi
politikaları faizleri düşürmek bir yana, artırmış ve kamu bütçesini faiz
kıskacına mahkûm etmiştir. “Rasyonelleşme” adıyla yürürlüğe konulan yeni
politikalar da borç-faiz döngüsünü kırmak yerine daha da derinleştirmiştir. Bu
düzenin kaybedeni millet, kazananı faiz lobileridir.
HÜDA PAR olarak; üretime, adil paylaşıma ve kamunun kaynaklarını faize değil, toplumsal refaha ayıran faizsiz bir finans sistemini savunuyoruz. Türkiye’nin ekonomik olarak gelişmesi faizle değil, faizi tamamen terk etmekle mümkündür.
2025 KURAKLIĞI AFET BOYUTUNDA: BÖLGE DESTEK BEKLİYOR
2025 yılı
itibarıyla Güneydoğu Anadolu Bölgesi, çok ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya
kalmıştır. Özellikle Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Batman ve Şanlıurfa illerinde
yağışlar mevsim normallerinin çok altında kalmış; bu durum, bölgedeki tarımı ve
hayvancılığı derinden etkilemiştir.
Bu illerde buğday,
arpa ve mercimek gibi temel tarım ürünlerinin gelişimi neredeyse durmuş, birçok
köyde tarlalardaki ekinler başak bile verememiştir. Ekinlerin boyu yalnızca
10-15 santimetreye kadar ulaşabilmiş, bu nedenle biçerdöverlerle hasat
yapılamamış ve ürünler tarlada kuruyarak hayvan yemi olarak bırakılmıştır.
Zaten yüksek olan
tarımsal üretim maliyetleri nedeniyle çiftçiler, mazot, gübre ve tohum gibi
girdileri borçla temin etmişti. Ancak ürün alamadıkları için borçlarını da
ödeyemez duruma düşmüşlerdir. Birçok aile geçimini sürdüremez hale gelmiştir.
Kuraklığın sadece
bu yılla sınırlı kalmayacağı, toprağın verimliliğini önümüzdeki yıllarda da düşüreceği,
konunun uzmanları tarafından dile getirilmektedir. Bu tablo, bölgede hem tarım
hem de hayvancılıkla geçinen kesimlerin büyük bir ekonomik zararla karşı
karşıya kaldığını göstermektedir.
Bu nedenle, söz konusu illerin “Afet Bölgesi” ilan edilmesi, yaşanan afetin etkilerinin azaltılması açısından hayati önemdedir. Böyle bir ilanla birlikte çiftçilere borç ertelemesi sağlanabilecek, hibe destekleri verilebilecek, yem yardımı yapılabilecek ve sulama yatırımları hızlandırılabilecektir.
SINAV
MARATONU
Hayat, imtihan ve
sınav serüveniyle devam eden bir hakikattir. Uzun bir maratondan sonra sınava
girecek olan öğrencilerimizi de telaşlı bir heyecan sarmış durumda.
15 Haziran Pazar
günü gerçekleştirilen Liselere Geçiş Sistemi kapsamındaki merkezi sınava
toplamda 1 milyonu aşkın öğrenci katıldı. 21-22 Haziran’da yapılacak olan YKS
oturumlarına da 2 milyon 560 bin civarında öğrencimizin katılması bekleniyor.
Yoğun bir tempoda geçen sınav hazırlıklarında, özellikle ebeveynlerin destek ve
fedakârlıkları göz ardı edilemez. Sınava katılacak çocuklarının her şeyden daha
kıymetli olduğunu ve olumsuz sonuçları çok da problem etmemeleri gerektiğini
bilmelidirler.
“İnsana ancak
çalıştığının karşılığı vardır.” ilahi fermanı bizim için bir referans ve
projeksiyondur.
Bu uzun maratonda,
özellikle öğrencilere desteklerini esirgemeyen öğretmen ve idarecilerimize de
teşekkür ederiz.
Sınav öncesi, sınav
esnası ve sınavdan sonra öğrencilerimizin dikkat etmeleri gereken hususlarda,
özellikle rehber öğretmen ve uzman isimleri dinlemelerini tavsiye ederiz.
Sınava girecek olan
gençlerimize başarılar diler, hayırlı evlatlar olarak yetişmelerini temenni
ederiz.
