Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 24 Şubat 2026

AZGIN AZINLIĞIN İMTİYAZ ÖZLEMİ 

Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan'ın gelmesiyle beraber toplumda kardeşlik, merhamet, yardımlaşma duyguları daha fazla harekete geçmektedir.

Rahmet ikliminden yararlanmak amacıyla toplumda bir heyecan ve tatlı bir koşuşturma yaşanırken, maalesef kimilerinin de laikçi panik atakları depreşmektedir.

Ramazan'dan bir gün önce "laiklik bildirisi" adı altında piyasaya sürülen kindar bir metin; sözüm ona aydın, sanatçı, siyasetçi, akademisyen geçinen destekçilerinin tedaviye muhtaç ruhsal hastalıklarına ayna tutmaktadır.

Antiemperyalist tafralar üzerinden yapılan laf kalabalığı, halkın dindarlığına ve çocukların Ramazan coşkusuna kin kusmayla neticelenen çetevari bir karaktere dönüşmektedir.

28 Şubat darbecilerinin ültimatom kıvamındaki çıkışlarını taklit ederek yaşadıkları bataklıktan halkın hayat tarzına hücum ediyorlar.

İdeolojik bağnazlıklarını laiklikle perdelerken, laikliği de Haçlı şövalyelerinin elindeki mızrak gibi halkın sırtına saplamak istiyorlar.

"İdam kemendi" gibi gördükleri laikliği, erozyona uğrayan itibar ve imtiyazlarını geri kazanmanın kamçısı olarak görüyorlar.

Parmak sallıyorlar, tehdit ediyorlar.

28 Şubat şakşakçılığı artık geride kaldı. İmtiyaz devşirdikleri Küresel Epsteinci düzenin ideolojik/dogmatik kalıpları can çekişiyor. Epsteinci düzenin yerel versiyonu elitistlerin çıkış umudunu hâlâ halkın inancına ve dinî değerlerine saldırmakta bulması, acınası hallerini gözler önüne seriyor.

Alkolün, uyuşturucunun, fuhuşun, kara paranın, kumar ve bahisin bataklık haline getirdiği alanlardan aldıkları destekle bu milletin inancına ayar çekeceklerini sanıyorlar. Onlara şimdiden ‘geçmiş olsun’ dileklerimizi iletiyoruz, ancak avuçlarını yalayacaklardır. Hiçbir şekilde amaçlarına ulaşmaları mümkün olmayacaktır.

Laiklik adına dinozorluğa soyunanlara diyoruz ki; fosilleşmiş zihniyetinizle, heyecanla sahura kalkan minik Ali'nin, babasıyla teravihlere koşan Mehmed'in, okulda Ramazan panosunu süsleyen Ahmet'in coşkusuna engel olamayacaksınız!

GENÇLERE YÖNELİK AHLAKİ EROZYONA DUR DEMELİYİZ

Bugün gençliğimiz ciddi bir kültürel kuşatma altındadır. Özellikle okullarda öğretmenler tarafından tavsiye edilen “100 Temel Eser” mutlaka ehil kimseler tarafından kontrol edilmelidir. Wattpad’e erişim 2024 yılından itibaren engellenmişse de bazı yöntemlerle bu engeller aşılabilmektedir. Dijital platformlar ve popüler yayınlar aracılığıyla yayılan bazı içerikler; masumiyet perdesi altında ahlaksızlığı normalleştirmekte, gayrimeşru ilişkileri özendirmekte ve aile kurumunu değersizleştirmektedir.

Gençlere tavsiye edilen bazı popüler kitaplarda:

•Müstehcenlik sıradanlaştırılmakta,

•Gayrimeşru ilişkiler romantize edilmekte,

•Şiddet ve sapkınlık estetik bir unsur gibi sunulmakta,

•Aile yapısı itibarsızlaştırılmakta,

•Manevi ve dinî değerler bilinçli ya da bilinçsiz şekilde aşındırılmaktadır.

 

Bu içerikler hiçbir filtreye tabi tutulmadan gençlerimizin zihnine ve kalbine ulaşmaktadır.

Özgürlük adı altında ahlaki çöküşe göz yummak; özgürlük değil, sorumsuzluktur.

 

İnanç ve kültür değerlerimize göre neslin korunması temel hedeflerden biridir. Gençliği ifsada sürükleyen her unsur karşısında tedbir almak meşrudur, gereklidir ve ertelenemez bir sorumluluktur.

 

Tüm velileri, eğitimcileri, sivil toplum kuruluşlarını ve sorumluluk sahibi herkesi harekete geçmeye davet ediyoruz. Güçlü toplumlar, değerlerini koruyan nesillerle ayakta kalır. Gençliğine sahip çıkmayan bir toplum, geleceğini başkalarının ellerine teslim etmiş demektir.

KAMU KAYNAKLARIYLA AHLAKİ EROZYON DESTEKLENEMEZ!

Devlet bütçesinden aile yapısını zedeleyen, gayrimeşru ilişkileri sıradanlaştıran ve gençliği yanlış rol modellerle karşı karşıya bırakan yapımlara kaynak aktarılması kabul edilemez. Gayrı ahlaki hayat biçimleri ile gündem olan sözde sanatçıların “turizm elçisi” olarak ön plana çıkartılması ise ayrı bir garabettir. Türkiye’yi temsil edecek isimler; toplumun değerleriyle uyumlu, gençler için örnek olacak bir itibara sahip olmalıdır.

Bugün gençlerimiz ekran karşısında; şiddeti, alkolü, uyuşturucuyu ve gayrimeşru hayat tarzlarını “normal” gösteren yapımlara maruz kalmaktadır. Uyuşturucu bağımlılığı iddialarıyla gündeme gelen bazı isimlerin TV dizilerinde yer alması ‘rol model’ etkisi dikkate alındığında ne kadar büyük bir toplumsal risk olduğu anlaşılacaktır. Devlet desteği alan projelerin toplumsal sorumluluk bilinci taşıması zorunludur.

Buna binaen;

•Devlet destek kriterleri yeniden gözden geçirilmeli; aile yapısını zedeleyen ve ahlaksızlığı normalleştiren yapımlara kamu kaynağı aktarımı durdurulmalıdır.

•Ülkeyi temsil eden unvanlar için ahlaki ve itibara dayalı ölçütler belirlenmelidir.

•Kültürel üretim, milletimizin inanç ve değerleriyle çatışan değil, onları güçlendiren bir zemine oturtulmalıdır.

UYUŞTURUCU TESTLERİ İÇİN STANDART OLUŞTURULMALIDIR

Uyuşturucu ile mücadele yalnızca güvenlik ya da sağlık kurumlarının sorumluluğu değildir; çalışma hayatını, aile yapısını ve gençliğin korunmasını doğrudan ilgilendiren çok boyutlu bir toplumsal sorundur. Özellikle işe alımlarda uyuşturucu madde testi uygulanıp uygulanmaması konusu kamuoyunda tartışılmakta; bu uygulamanın mevzuata dayanıp dayanmadığı ve devlet denetiminde yürütülüp yürütülmemesi gündeme gelmektedir. Mevcut durumda uygulama, sınırlı alanlarda ve standart bir denetim mekanizması olmaksızın sürdürülmektedir.

Çalışma hayatında madde kullanımı yalnızca bireysel bir tercih olarak görülemez. Dikkat ve refleks gerektiren işlerde bu durum; iş kazalarına, üretim kayıplarına ve üçüncü kişilerin hayatını riske atan sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle mesele, işveren–işçi ilişkisiyle sınırlı değildir; iş güvenliği ve kamu emniyeti açısından da değerlendirilmelidir. Ancak test uygulamasının keyfî ve ticari bir zeminde yürütülmesi hem eşitsizlik hem de güven sorunu doğurmaktadır. Ayrıca mücadele yalnızca testle sınırlı kalmamalı; bağımlı bireyleri sistem dışına iten değil, tedavi ve rehabilitasyona yönlendiren bir anlayış benimsenmelidir. Bununla birlikte uyuşturucuya erişim kanalları engellenmeli ve dağıtım ağlarına karşı mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir.

Bu çerçevede olması gereken; işe alımlarda uyuşturucu testinin açık bir mevzuat dayanağına kavuşturulması ve devlet denetiminde, standartları belirlenmiş bir sistemle uygulanmasıdır. Yapılan bu testler ücretsiz olmalıdır. Test sonucu bağımlılık tespit edilen kişilerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerine erişimi güvence altına alınmalıdır. Uyuşturucu ile mücadele, önleyici ve iyileştirici boyutları birlikte içeren bütüncül bir devlet politikası hâline getirilmelidir.

DEZENFORMASYON ÇAĞINDA DİJİTAL SORUMLULUK 

Günümüzde sosyal medya, sadece bir iletişim aracı değil; algıların, kanaatlerin ve toplumsal gündemin şekillendiği güçlü bir platformdur. Ancak bu güç, doğru kullanılmadığında ciddi sorunlara yol açmaktadır. Özellikle çocukların dijital ortamda maruz kaldığı zararlı içerikler, siber zorbalık ve bağımlılık riski, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir mesele hâline gelmiştir.

Diğer taraftan, dezenformasyonun bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yayılması, toplumsal kutuplaşmayı artırmakta; anonim hesaplar üzerinden gerçekleştirilen itibar suikastları temel hakları tehdit etmektedir. Bu nedenle hem hukuki hem de teknik altyapının güçlendirilmesi; kimlik doğrulama ve hesap verebilirlik mekanizmalarının yaygınlaştırılması önem arz etmektedir.

Önleyici tedbirler kapsamında dijital okuryazarlığın erken yaşta kazandırılması, ailelere yönelik rehberlik çalışmalarının artırılması ve sosyal medya platformlarının daha etkin denetlenmesi gerekmektedir. Özgürlük alanını koruyan ancak sorumluluğu önceleyen dengeli bir yaklaşım, daha güvenli ve sağlıklı bir dijital toplumun inşasına katkı sağlayacaktır.

CAMİLERİN ELEKTRİK BORÇLARI SORUNU 

Ülkemizdeki kamu kurum ve kuruluşlarının tüm enerji giderleri devletin genel bütçesinden karşılandığı halde cami, mescid ve Kur’an kursu gibi resmî ibadethane ve dinî tedrisat yerlerinin aydınlatma dışında kalan ısıtma, soğutma giderleri genel bütçeden karşılanmamaktadır. Bu sebeple cami ve mescitlerde ibadetlerini eda eden vatandaşlar kışın şiddetli soğuklar, yazın ise yüksek sıcaklıklar nedeniyle sıkıntılar yaşamaktadır.

Enerji giderlerinin cemaatten karşılanmaya çalışılması, din görevlilerini cemaat karşısında zor durumda bırakmakta ve temsil ettikleri makamın saygınlığını zedelemektedir.

Ayrıca ibadethane ve dini tedrisat olarak tescillenmiş yerlerin enerji aboneliklerinin mesken yerine ticarethane tarifesi üzerinden yüksek bedellerle faturalandırılması ayrı bir haksızlıktır.

Diğer kamu kurumlarında olduğu gibi cami ve Kur’an kurslarının da enerji giderleri genel bütçeden karşılanmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının uhdesindeki ve vakıf malı olan yerlerden elde edilen gelirlerin bu giderler için kullanılması da bir çözüm yolu olabilir.

GAZZE BARIŞ KONSEYİ 

Gazze Barış Konseyi toplantısı vesilesiyle kamuoyuna bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, varıldığı ifade edilen anlaşmalara rağmen Gazze’ye insani yardım girişleri hâlâ son derece sınırlıdır. Temel gıda, temiz su, ilaç ve barınma malzemelerine erişim ciddi ölçüde kısıtlıyken, 7 milyar dolarlık finansman taahhüdünün Gazze halkının gerçek refahına hizmet edeceğine dair kuşkular sürmektedir.

Öte yandan bölgeye asker göndereceğini açıklayan, çoğunluğu Müslüman ülkelerin; direniş güçlerinin silahsızlandırılmasına hizmet eden dar güvenlik projelerinin parçası olmak yerine, sivillere yönelik ihlallerin durdurulmasında fiilî ve caydırıcı bir rol üstlenmeleri gerektiğine inanıyoruz.

Gazze halkının ve doğal kaynaklarının ekonomik ya da siyasi projeler uğruna sömürülmesine izin verilmemelidir. Gazze’yi bir yatırım veya turizm sahasına dönüştürmeye yönelik dış merkezli tasavvurlar yerine, bölgenin yönetimi ve güvenlik yapıları Filistinlilerin iradesi ve katılımıyla şekillenmelidir. Yeniden imar sürecinde tüm kısıtlamalar kaldırılmalı; malzeme, ekipman ve finansmana engelsiz erişim sağlanmalıdır.

Uluslararası kamuoyunu, Gazze’yi gündemden düşürmemeye; mülkiyet haklarının korunması ve Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkının güvence altına alınması için sorumluluk almaya davet ediyoruz.  Gazze’nin geleceği, Gazze halkına ait olmalıdır.

ABD’NİN SİLAH YIĞINAĞI

Son gelişmeler, ABD’nin 2003’ten bu yana bölgeye en büyük silah sevkiyatını gerçekleştirdiğini göstermektedir. Bu sevkiyat, zaten ağır bedeller ödemiş coğrafyamızda yeni ve daha geniş çaplı bir istikrarsızlık riskini beraberinde getirmektedir. Siyonist rejimin son iki yıl içinde dört ayrı ülkeyi hedef alan saldırılarına ek olarak, şimdi de ABD’nin askerî yığınağı artırması, bölgenin topyekûn bir çatışma alanına sürüklenmek istendiğini ortaya koymuştur.

ABD’li bazı yetkililerin açık ifadelerinde yer bulan, siyonistlerin Nil’den Fırat’a uzanan “Arz-ı Mev’ud” hayaline verilen siyasi ve askerî destek; yalnızca Filistin’i değil, tüm bölge halklarının egemenliğini ve güvenliğini tehdit etmektedir. Bu tablo karşısında tek ve net bir çözüm vardır: Bölge ülkeleri ortak bir irade ortaya koymalı, topraklarını ve hava sahalarını başka güçlerin çatışma projelerine açmamalıdır.

Bölgedeki askerî üslerin varlığı barışa değil, gerilime hizmet etmektedir. Ülkeler, egemenlik haklarını kullanarak bu üsleri gözden geçirmeli; karadan ve havadan bölgenin ateşe sürüklenmesine izin vermemelidir. Kalıcı güvenliğin yolu, emperyalist Batı’ya bağımlılıktan değil; bölgesel dayanışmadan, ortak savunma bilincinden ve kararlı bir karşı duruştan geçmektedir.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.