Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-25 Ağustos 2026

MALAZGİRT RUHU, KARDEŞLİĞİMİZİN VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN ZEMİNİDİR

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Malazgirt, sadece askerî bir zafer değil; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla ve diğer Müslüman unsurlarıyla farklı kavimlerin ümmet bilinci ve kardeşlik ruhuyla bir araya geldiğinde neleri başarabileceğini gösteren tarihî bir dönüm noktasıdır.

Bin yıldır bizi bu ortak vatanda bir ve beraber kılan güçlü bir kardeşlik zeminimiz vardır. Bu zemin, ortak inancımız olan Aziz İslam’dır.

Malazgirt’i etnik kimlik üzerinden okumak, zaferin asıl ruhunu ve tarihî gerçekliğini gözden kaçırmaktır. O gün insanları aynı safta buluşturan temel unsur kavmiyet değil, ortak inanç ve ortak değerlerdi.

Ne yazık ki sonraki dönemlerde dayatılan Batıcı ve ırkçı anlayışlar, bu ortak zemini zayıflatmış; etnik kimlikleri ayrışmanın ve çatışmanın sebebi hâline getirerek kardeşlik hukukumuza zarar vermiştir.

Bugün başta Kürt meselesi olmak üzere sorunlarımızın hak ve adalet temelinde kalıcı olarak çözülmesi, kardeşliğin güçlendirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması için yeniden bu ortak zemine dönmeye ihtiyacımız vardır. Zira bu topraklarda kardeşliğin ve toplumsal bütünleşmenin en sağlam ve en kalıcı zemini, Malazgirt’te olduğu gibi ortak inancımızdır.

Malazgirt’in bize bıraktığı bu tarihî miras sadece geçmişi hatırlamak için değil, Türkiye’nin bugününü anlamak ve yarınını inşa etmek için de yol göstericidir.

Bu vesileyle 955. yıl dönümünde Malazgirt Zaferi’ni kutluyor; bu toprakların İslam yurdu hâline gelmesinde emeği ve fedakârlığı bulunan bütün büyüklerimizi ve şühedayı rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

EMEKLİ DİJİTAL KART SİSTEMİ

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından geliştirilen ve 2024 yılında e-Devlet üzerinden kullanıma sunulan Emekli Dijital Kart uygulaması, emeklilerimiz açısından doğru ve önemli bir adımdır. Ancak mevcut sistemin en önemli sorunu, kartın sağladığı avantajların standart ve merkezi bir sistem üzerinden yürütülmemesidir. Birçok hizmetin kurumlar arasında yapılacak protokollere bırakılması, uygulamada ciddi farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Emeklilerimizin önemli bir bölümünün temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı dikkate alındığında, küçük de olsa ekonomik bir destek sağlayacak bu imkânın daha yaygın olarak kullanılması önem taşımaktadır. Kamu kurumları, belediyeler, yerel yönetimler ve özel sektör iş birliğiyle; otobüs, uçak ve tren gibi ulaşım hizmetlerinde, konukevi, misafirhane ve öğretmenevi gibi konaklama imkânlarında; müze, tiyatro, sinema ve sosyal tesislerde emeklilere yönelik indirimler sağlanabilir.

Bu nedenle Emekli Dijital Kart’ın hangi hizmetlerde, hangi asgari indirim oranlarıyla ve hangi kurumlarda geçerli olacağını belirleyecek yasal bir çerçeve oluşturulmalıdır. Bütünleşmiş bir altyapı oluşturularak bu imkânlar, 81 ilimizdeki tüm emeklilerimiz için eşit, erişilebilir ve uygulanabilir bir sosyal hakka dönüştürülmelidir.

ENGELLİ BİREYLERİN PROTEZ ALIMINDA SGK DESTEĞİ ARTIRILMALI

Engelli bireylerin bağımsız ve üretken bir hayat sürdürebilmeleri için protezler, vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Ancak SGK’nın protez ve yardımcı cihazlar için yaptığı ödemeler ile güncel piyasa fiyatları arasında büyük fark bulunmaktadır. Özellikle dar gelirli engelli bireyler, bu farkı karşılayamadıkları için ciddi mağduriyet yaşamaktadır. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamındaki geri ödeme tutarları, enflasyon ve döviz kurundaki artışlar karşısında yetersiz kalmıştır. Bazı protezlerde SGK desteği, gerçek maliyetin yalnızca %4 ila %10’u düzeyindedir. Bu nedenle birçok engelli vatandaş ihtiyacına uygun ve kaliteli proteze ulaşamamakta veya yüksek miktarda fark ücreti ödemek zorunda kalmaktadır. 

Protez; yürüyebilmek, çalışabilmek, eğitime devam edebilmek ve sosyal hayata katılabilmek için büyük önem taşımaktadır. Protezini yenileyemeyen kişiler, hareketlerinin kısıtlanması sebebiyle zamanla sosyal hayattan uzaklaşabilmektedir. Bu mağduriyetin giderilmesi için geri ödeme tutarları güncel piyasa koşullarına göre yeniden belirlenmeli, katılım payları azaltılmalı ve engelli bireylerin ihtiyaçlarını karşılayacak adil bir geri ödeme sistemi oluşturulmalıdır.

MEB’İN YENİ DÜZENLEMELERİ

Milli Eğitim Bakanlığının kılık kıyafetten cep telefonu kullanımına, okul güvenliğinden veli-öğretmen ilişkilerine kadar yeni eğitim-öğretim yılına ilişkin düzenlemeleri; öğrencilerin günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Bu düzenlemeleri sadece “yasaklar ve kurallar” üzerinden değil, nasıl bir eğitim ortamı ve nasıl bir gençlik hedeflendiği üzerinden değerlendirmek gerekir.

Okullarda düzen, disiplin ve güvenlik elbette gereklidir. Ancak öncelikli amaç, sorumluluk bilincini, aidiyet duygusunu ve şahsiyet gelişimini desteklemek olmalıdır.

Kılık kıyafet uygulamasında öğrencilerin yaş grubu, ekonomik şartları, sağlık durumları ve farklı ihtiyaçları gözetilmeli; uygulama gençleri tek tip hâle getiren bir kalıba dönüşmemelidir.

Öğretmenlere yönelik kılık kıyafet düzenlemesi de öğrencilerin ve toplumun karşısında örnek teşkil edecek bir tutum ve davranış anlayışını desteklemelidir.

Ders sırasında cep telefonu kullanımının sınırlandırılması pedagojik açıdan gereklidir. Eğitimin amaçlarından biri de gençlerimizi dijital bağımlılık dâhil her türlü bağımlılıktan korumak ve teknolojiyi bilinçli kullanan bireyler olarak yetiştirmektir. Çünkü mesele yalnızca daha kontrollü okullar değil, daha güvenli, adil, bilinçli ve ahlaklı bir eğitim ortamı oluşturmaktır.

Okul güvenliği, disiplin ve veli-öğretmen ilişkilerinde de öğrencinin güvenliğini ve öğretmenin otoritesini koruyan; aileyi eğitim sürecinin dışında bırakmayan, karşılıklı saygıyı esas alan bir okul iklimi oluşturulmalıdır.

Eğitim, gençleri sadece kurallara uyan bireyler olarak değil, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen ve doğru olanı kendi iradesiyle tercih eden, güçlü bir şahsiyete sahip bireyler olarak yetiştirmeyi amaçlamalıdır.

YÖK’ÜN TEMEL PROBLEMLERİ

2026-YKS yerleştirme sonuçları açıklandı. Ortaya çıkan tablo, gençlerin tercihlerini ilgi ve yeteneklerinden daha çok, istihdam kaygısıyla şekillendirdiğini gösteriyor.

Tıp için başarı sırası barajı 50 bin, diş hekimliğinde 80 bin, eczacılıkta 100 bin ve mühendislikte 300 bin olarak uygulanıyor. Buna rağmen yüksek puanlı öğrencilerin hemşirelik gibi alanlara yönelmesi ve bazı mühendislik programlarının yeterli talep görmemesi, yükseköğretimde ciddi bir arz-talep dengesizliğine ve insan kaynağını yönlendirme konusunda ciddi bir planlama sorununa işaret ediyor.

Mevcut tablodan gerekli dersler çıkarılarak iş gücü piyasasının ihtiyaçlarını ve gelecekteki istihdam kapasitesini veriye dayalı olarak analiz eden; fakülte ve kontenjanları bu öngörülere göre planlayan, öğrenciyi de istihdam imkânları konusunda şeffaf biçimde yönlendiren bir yükseköğretim politikası oluşturulmalıdır.

Artık “her ile üniversite” anlayışından “ihtiyaca göre üniversite” anlayışına geçilmeli, kontenjanlar buna göre belirlenmelidir. Yükseköğretim Kurulu; MEB, ilgili bakanlıklar ve sektörlerle birlikte 5, 10 ve 15 yıllık istihdam projeksiyonları hazırlamalıdır.

Gençlere yalnızca “sevdiğin bölümü seç” demek yetmez; esas gaye gençlerin yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda seçtikleri meslekte iş bulabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve geleceğini güvenle kurabildiği bir sistemi inşa etmek olmalıdır. Bu, yalnızca gençlerin bölüm tercihi meselesi değil Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı insan kaynağını bugünden öngörme, üniversite kontenjanlarını ihtiyaca göre planlama ve gençlerimizin geleceğini plansız tercihlere mahkûm etmeme meselesidir.

Belediye şirket işçileri kadro ve adalet bekliyor

Ulaşım, temizlik, park-bahçe bakımı gibi hizmetleri büyük bir özveriyle yerine getiren belediye şirket işçileri, yıllardır emeklerinin karşılığını tam olarak alamadıkları gibi hak ettikleri hukuki güvenceye de bir türlü kavuşamadılar.

Aynı belediyede, aynı işi yapan mesai arkadaşlarıyla birlikte çalışan belediye şirket işçileri; kadrolu işçilerle kıyaslandığında ücret, sosyal haklar ve iş güvencesi bakımından ciddi bir haksızlığa uğramaktadırlar. Bu durum çalışma barışını ve adalet duygusunu zedelemektedir.

700 bine yakın işçi kardeşimiz her yerel seçim döneminde, “Acaba ekmeğimi kaybeder miyim?” korkusunu yaşamamalıdır.

Türkiye, her yerel seçim sonrasında gündeme gelen “işten çıkarılan işçiler” tartışmasından ve bu utanç verici tablodan kurtulmak zorundadır.

Uzun bir süredir yerel seçimler, yerel hizmet yarışının ötesine geçerek siyasal bir fay hattına dönüşmüş durumdadır. Her gelen yönetimin, kendisinden önceki yönetimi desteklediği gerekçesiyle işçileri işten çıkarması, çalışanları ve ailelerini mağdur ettiği gibi toplumsal barışı da zedelemektedir.

Toplumsal birliğe ve huzura ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde yapılacak kapsamlı bir yasal düzenlemeyle belediye şirket işçilerine kadro verilmesi ve işçi alımlarına kanuni bir sınırlama getirilmesi, hem siyasi gerilimleri azaltacak hem kaynak kullanımında verimliliği artıracak hem de aynı işi yaptıkları hâlde daha düşük ücretle ve daha sınırlı özlük haklarıyla çalışan işçilerimizin hukukunu koruyacaktır.

SİYONİST REJİMİN HUKUK TANIMAZ SALDIRGANLIĞI VE TÜRKİYE’YE MEYDAN OKUMASI

Siyonist terör rejiminin Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nü “Türkiye’nin üsse yerleşme hazırlığında olduğunu” gerekçe göstererek vurması, uyguladığı "kuduz köpek" stratejisindeki saldırganlığın hiçbir sınırı olmadığını bir kez daha açıkça göstermiştir.

Siyonist terör rejimi bu saldırı ve sonrasında yaptığı açıklamalarla, Türkiye'nin Suriye ile yapacağı anlaşma ve bu anlaşma uyarınca ortaya koyacağı faaliyetlere karşı kendisinin "veto hakkı" olduğunu fiilen ilan etmiştir.

Gazze'de durdurulmayan siyonist rejimin, bu pervasızlıkla kapımıza kadar geleceğini, hedefini her geçen gün genişleteceğini defalarca vurgulamış ve uyarılarda bulunmuştuk.

Buradan bir kez daha uyarıyoruz; Siyonistlerin açıkça Türkiye'yi hedef almasına somut ve net bir cevap verilmezse, işgalci siyonist rejim, bu saldırıların boyutunu daha da büyütecektir.

Bu politikaların ABD'den bağımsız yürütüldüğünü düşünmek büyük bir saflıktır. 7 Ekim 2023'te Gazze'deki soykırımın başlamasından bu yana siyonistlere on milyarlarca dolar askerî yardım yapan ABD, bu saldırganlığın bizzat finansörü ve yürütücüsüdür. Dolayısıyla bu konuda ABD'ye güvenmek hiçbir fayda getirmeyecektir.

Bu tehdide ve kuşatmaya karşı durmanın ilk adımı olarak; Filistin direnişine sadece siyasi sahiplenme değil, açıkça askerî destek verileceği ilan edilmeli ve siyonist rejimin her saldırısına en az misliyle karşılık verilmelidir.

Bu minvalde Adalet Bakanlığının terörist elebaşı Netanyahu hakkında soykırım ve insanlığa karşı suçlardan kırmızı bülten çıkarılması için resmi başvuruda bulunmasını destekliyoruz. Bu girişim yürütülen mücadelede son derece önemli bir adımdır. Bununla beraber Aralık 2023’te Meclis’e sunduğumuz, soykırım suçuna iştirak eden çifte vatandaşların yargılanıp cezalandırılması, yargıdan kaçanların vatandaşlıktan çıkarılması ve mal varlıklarına el konulmasını öngören kanun teklifimizin bir an önce TBMM Genel Kurulu’nda görüşülüp kanunlaştırılması önem arz etmektedir.

GAZZE

Siyonist işgalcilerin hamisi ABD’nin temsilcilerinin, “Hamas 60-90 gün içinde silahsızlanmazsa israilin işi bitirmesinin önü açılır” şeklindeki tehditleri ve silahsızlanma olmadan Gazze’nin yeniden inşasına izin verilmeyeceği yönündeki açıklamaları, Batı’nın “barış” tiyatrosunun arkasındaki kirli niyeti bir kez daha deşifre etmiştir. Söz konusu şantaj planı, doğrudan Gazze’yi insansızlaştırma ve siyonist çeteye teslim etme projesidir.

Ekim 2025’te yürürlüğe giren sözde ateşkesten bu yana siyonist terör rejimi en az 4 bin 95 kez ateşkesi ihlal etmiş, 1300’e yakın kardeşimizi katletmiş ve açık hava hapishanesine çevirdiği Gazze’ye insani yardımların girişini engellemeye devam etmiştir. Buna rağmen kendilerine “Barış Kurulu” diyen  yapı, işgalcinin katliamlarına tek bir laf edemezken hâlâ Filistin direnişinden adım beklemektedir.

Siyonist rejimin ve soykırımın bir numaralı finansörü olan ABD’nin tek bir amacı vardır; Gazze’yi Filistinlilerden temizleyip siyonistlerin lehine bir garnizona dönüştürmek. Bu alçakça plana ortak olmak veya göz yummak, İslam dünyası için tarihi bir utançtır. Sözde garantörlük rolüne soyunan ancak siyonistlerin binlerce ihlaline, sözlü veya yazılı kınama mesajlarıyla karşılık vermeyi yeterli görmenin, soykırımcı katillerin cüretini artırmaktan başka bir işe yaramadığı artık görülmelidir.

Bu nedenle ABD’nin dayatmalarına ve siyonist teröre karşı Filistin davasının yanında durmak için kamuoyu harekete geçmelidir. Filistin halkına dayatılan teslimiyet planları reddedilmeli, diplomasi söylemleri bir kenara bırakılıp Gazze’ye yönelik abluka fiilen yarılmalıdır.

ABD’NİN YAPTIRIM ZORBALIĞINA BOYUN EĞİLMEMELİ

ABD yönetiminin İran’a yönelik yürürlüğe koyduğu yeni "maksimum yaptırım" kararları, askerî ve diplomatik alanda hedeflerine ulaşamayan güçlerin ellerindeki finansal kontrol gücünü bir baskı aracı olarak kullandığını göstermektedir. Washington yönetimi, elindeki ekonomik şantaj imkânlarını devreye sokarak uluslararası hukuku ve devletlerin egemenlik haklarını yok saymaktadır.

Bu finansal baskı politikası yeni bir uygulama değildir. ABD; onlarca yıldır Küba’yı ağır bir ekonomik ablukaya maruz bırakarak, Venezuela’nın ulusal servetine ve kaynaklarına el koyarak, İran halkının ise gıdaya, ilaca ve temel ihtiyaçlara erişimini kısıtlayarak sistematik bir ekonomik baskı uygulamaktadır. Kendi politikalarına boyun eğmeyen ülkeler, küresel finans sisteminin ve doların hegemonyası kullanılarak doğrudan hedefe konulmakta ve yaptırımlarla dize getirilmeye çalışılmaktadır.

Nitekim Türkiye de zaman zaman bu yaptırım tehditleri ve yaptırım kararlarıyla doğrudan karşı karşıya kalmıştır. Savunma sanayinden dış politikaya kadar atılacak pek çok adım, Batı’nın ekonomik şantaj araçlarıyla baskılanmakta; ülkemizin kendi menfaatleri doğrultusunda bağımsız kararlar almasının önüne yaptırım tehditleriyle geçilmeye çalışılmaktadır.

ABD’nin, finansal gücü bir silah olarak kullanma stratejisine ve uyguladığı bu ekonomik zorbalığa karşı somut ve ortak adımlar atılmalıdır.

Tek taraflı yaptırımlara ve ekonomik baskılara maruz kalan veya kalma riski taşıyan tüm ülkeler, tehdit ve şantajlara boyun eğmeyecek güçlü bir dayanışma ve ortak hareket iradesi sergilemelidir.

Amerikan dolarının ticari bir tehdit aracı olarak kullanılmasını engellemek amacıyla uluslararası ticarette yerel para birimlerinin kullanımı derhal yaygınlaştırılmalı ve alternatif ödeme sistemleri fiilen devreye sokulmalıdır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.