Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-2 Haziran 2025

BORSADA MANİPÜLASYONLAR VE YATIRIMCILARININ HAKLARININ KORUNMASI

Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre, 29 Mayıs 2025 itibarıyla borsada işlem yapan bireysel yatırımcı sayısı 6 milyon 550 bine ulaşmıştır. Ancak, 30 Nisan 2025 itibarıyla pay senedi bakiyeli yatırımcı sayısı son bir yılda %19,49 oranında azalmış, bu yatırımcıların portföy değeri ise %5,21 düşüşle 13,1 trilyon TL seviyesine gerilemiştir.

2020-2024 yılları arasında Türkiye’de 164 şirket halka arz edilmiş ve çok sayıda vatandaş tasarruflarını sermaye piyasalarına yönlendirmiştir. Bu süreçte sağlanan fonların üretim, istihdam ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlaması beklenirken, ne yazık ki bazı aracı kurumlar ile sosyal medya gruplarının manipülatif girişimleri nedeniyle pay piyasaları adeta bir kumarhane havasına bürünmüş, küçük yatırımcılar ciddi zararlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, sermaye piyasalarının temel işlevlerini yerine getirmesini de engellemektedir.

HÜDA PAR olarak, adaletli, şeffaf ve güvenilir bir piyasa düzeninin oluşturulması, küçük yatırımcıların korunması ve sermaye piyasalarının ülke ekonomisine katkısının artırılması için Sermaye Piyasası Kurulu’nu tüm yetkilerini etkin şekilde kullanmaya davet ediyoruz.


CEZA SİSTEMİNDE MAKULİYET VE VİCDAN OLMALI

Adalet Komisyonundan geçen ve yakında Meclis gündemine gelecek olan Karayolları Trafik Kanunu değişiklik teklifi, trafik güvenliğini artırma amacıyla hazırlanmış olsa da içeriğinde vatandaşlarımızı doğrudan ve ağır şekilde etkileyen fahiş ceza artışları barındırmaktadır. Bu nedenle, teklifin bu yönü ciddi kaygılar uyandırmaktadır.

Can güvenliğini tehdit eden alkol veya uyuşturucu etkisiyle araç kullanımı gibi davranışlara yönelik cezaların artırılması gereklidir. Ancak teklifin bazı maddeleri sadece caydırıcılığı değil, vatandaşın ekonomik yükünü artırmakta ve ceza sistemini adeta bir tahsilat aracına dönüştürmektedir.

Vatandaş yılbaşında maaşına %15-30 gibi sınırlı zamlar alırken, cezalar belirlenirken yeniden değerleme oranları bile katbekat aşılmıştır. Devlet, kaşıkla verip kepçeyle almamalıdır.

Emniyet kemeri ihlali ya da hız sınırını birkaç kilometre aşma gibi durumlarda önerilen cezalar, bir emeklinin neredeyse bir aylık maaşına denk gelmektedir. Bu durum, “Devlet, bütçe açığını trafik cezalarıyla mı kapatmayı planlıyor?” sorusunu akla getirmektedir.


Unutulmamalıdır ki müeyyidelerin amacı toplumu cezalandırmak değil, bilinçlendirmek ve kurallara uyulmasını temin etmektir. Trafik kazalarının ve can kayıplarının azaltılması isteniyorsa çözüm, astronomik para cezaları değil; denetimleri sıklaştırmak, eğitim kampanyaları düzenlemek ve ulaşım altyapısını iyileştirmektir. Vatandaşı altından kalkamayacağı bir ekonomik yükle karşı karşıya bırakacak bu teklif mutlaka yeniden gözden geçirilmelidir.


ÜNİVERSİTELERDE SAPKINLIĞIN PROPAGANDASI YAPILAMAZ

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde geçtiğimiz günlerde “bahar şenlikleri” adı altında çeşitli konserler düzenlenmiştir. Ancak bu konserlerin birinde, sahne alan bir şahsın gösterisi sırasında sapkınlık simgesi olan bir paçavrayı açması ve Türkiye’deki sapkınlara selam göndermesi kamuoyunda ciddi rahatsızlık uyandırmıştır. Üniversite ortamında sergilenen bu eylem, yalnızca bireysel bir gösteri olarak değil; ideolojik bir dayatma ve propaganda faaliyeti olarak değerlendirilmelidir.

Söz konusu şahsın daha önce aldığı bir ödülü sapkınlık ideolojisine ithaf ettiği ve her fırsatta bu kesimle olan bağını açıkça sergilediği bilinmektedir. Bu durumda şu sorular kaçınılmaz hale gelmektedir: Bu şahıs söz konusu eylemi kimden izin alarak gerçekleştirmiştir? Bu propagandayı hangi cüretle üniversite gibi bir eğitim kurumunda sergilemektedir?

Üniversiteler, bilim ve hikmetin merkezi; bilgi ve ahlakın mekânı olmalıdır. Ancak ne yazık ki bugün bazı üniversiteler, genç zihinlerin hedef alındığı ideolojik eğitim kamplarına dönüşmüştür. Sanat ve özgürlük kılıfıyla meşrulaştırılmaya çalışılan sapkınlık, toplumun değerlerine ve aile kurumuna doğrudan bir saldırıdır. Bu tür girişimler, gençlerimizin zihinlerine cinsel sapkınlık ideolojisinin zerk edilmesi anlamına gelmektedir.

Toplumun temelini oluşturan aile yapısı, bu tür sapkın gösterilerle bilinçli biçimde hedef alınmaktadır. Cumhurbaşkanlığı tarafından 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, devletin aile kurumunu güçlendirme iradesini gösterirken, buna karşın aileyi tahrip eden ideolojik propagandaların üniversite gibi kurumlarda serbestçe yapılmasına seyirci kalmak büyük bir çelişkidir.

Sapkınlık ideolojisinin her türlü propagandası üniversitelerde yasaklanmalı, bu eylemler suç kapsamına alınmalıdır. Üniversitelerde aileye ve ahlaki değerlere uygun etkinlikler desteklenmeli; rektörlükler bu konuda daha duyarlı ve denetleyici bir rol üstlenmelidir. Gençliğimizin maneviyatını, toplumumuzun değerlerini ve aile kurumunu korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.


KONUT KİRALARINDAKİ ARTIŞ

Türkiye’de uzun süredir devam eden konut ve kira sorunu, geniş bir halk kesiminin gelir-gider dengesini alt-üst etmektedir. Son yıllarda yaşanan kur dalgalanmaları, pandemi ve Kahramanmaraş depremleri, ülkemizi birçok alanda olduğu gibi konut ve kira meselesinde de zor durumda bırakmıştır. Ancak konut ve kira sorunu sadece bunlardan kaynaklı değildir.

Yatırımcıyı zor durumda bırakan faize dayalı ekonomi programları, kamu israfı, istikrarsız ve dengesiz planlamalar nedeniyle düzeltilemeyen ekonomik göstergeler, bunlara paralel olarak artan malzeme, işçilik ve arsa maliyetlerinin yanı sıra; sosyo kültürel değişimler, kiracı-ev sahipleri arasındaki sorunların çözümünde adil olmayan hukuki yaklaşımlar da bu sorunun sürmesine neden olmaktadır.

Konut sorununun çözümü, ev sahipliği oranını artırmaktır. Türkiye, Asya ve Avrupa ülkeleri arasında ev sahipliği oranı en düşük ülkelerden biridir. Bu oran giderek düşmektedir. TOKİ ve belediye iştirakleriyle sosyal konut arzı artırılmalıdır. Kamu kurumları ve belediyeler, yaz eğlenceleri, festivaller, konserler ve gereksiz reklamlara harcanan bütçeleri sosyal konut üretimine yönlendirmelidir.

Devlet, ihtiyaç sahiplerini uygun maliyetle ev sahibi yapmalıdır. Ev sahibi olamayanlar için TOKİ ve belediye iştirakleri düşük kiralı konutlar sunmalıdır. Bu, sorunun çözümüne büyük katkı sağlayacaktır.


GAZZE’DE MUHTEMEL ATEŞKES ANLAŞMASI

Gazze’de gündeme gelen yeni ateşkes anlaşması, geçmişte defalarca yaşanan ihaneti yeniden yaşatma riski taşımaktadır. Siyonist rejim, daha önceki ateşkes süreçlerinde olduğu gibi esirleri aldıktan sonra anlaşmaları tek taraflı ihlal etmiş, kalıcı çekilme görüşmelerini sabote etmiştir. Bugün yine benzer bir senaryo söz konusudur. Güya arabulucu olan ABD, bir kez daha siyonist rejimin dayatmalarını Filistin tarafına kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu tavır, barış değil, işgalin sürdürülmesi anlamına gelir.

"Filistin tarafının garantörleri" artık sessiz kalmamalı, tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Ateşkesin kalıcı ve adil olması, ancak garantör ülkelerin açık ve somut güvenceleriyle mümkündür.

Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’daki Uluslararası Saraybosna Üniversitesinde kurulan Gazze Mahkemesi, oturumlarının ardından sonuç bildirgesini açıklandı. Bildirgede yer alan siyonist rejime yönelik askeri ambargo uygulanması talebi ve siyonist rejimin yargılanması yönündeki çağrı vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir. Siyonist rejimin uluslararası alanda tecrit edilmesi ve lojistiğinin kesilmesi, Gazze’deki ateşkes sürecini de hızlandıracak ve işgalin maliyetini artıracaktır.

Zira siyonist rejim ne uluslararası hukuku ne de yaptığı anlaşmaları tanımaktadır. Batı Şeria’da işgalciler için 22 yeni yerleşim birimi inşasının onaylanması bunun son örneğidir. Bu işgal, uluslararası hukuka göre de açıkça yasadışıdır. Filistin devletinin kurulmasını önlemek amacıyla yapıldığı itiraf edilen, işgalci yerleştirme hamlesine karşı askerî seçenek kartı masaya konmalı, İslam dünyası birleşerek güçlü bir irade ortaya koymalıdır.


SURİYE-ABD NORMALLEŞMESİ

Suriye ile normalleşme sürecinde ABD'nin ekonomik yaptırımları hafifletme yönündeki adımları, ilk bakışta Suriye halkının refahı ve ülkenin yeniden ayağa kalkması adına olumlu görünebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, ABD'nin başta Irak ve Afganistan olmak üzere İslam coğrafyasında döktüğü kan hâlâ tazeliğini korumaktadır. Bu gerçek, Washington’un güvenilir olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

ABD, ekonomik araçları insani amaçlar için değil, siyasi baskı ve şantaj mekanizması olarak kullanmaktadır. Bu nedenle Arap dünyası, refah ve istikrar arayışını emperyalist ABD ile işbirliğinde değil, kendi halklarının iradesinde ve İslam ülkeleri ile yapacakları işbirliğinde aramalıdır.

Petrol zengini Körfez ülkeleri, kaynaklarını ve sermayelerini Batı'ya hibe etmek yerine, savaş mağduru halkların yeniden toparlanması ve güçlü bir bölgesel ekonomi inşa edilebilmesi için kullanmalıdır. Gerçek istikrar ve huzurun yolu, dışa bağımlılıktan değil, bölge içi dayanışma ve adil kalkınmadan geçer.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.