Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-22 Eylül 2026

FONLAR ÜZERİNDEN BORSA KRİZİ

Türkiye’de yatırım fonları üzerinden borsada yaşanan gelişmeler, ciddi bir denetim ve güven sorununu ortaya koymuştur. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre 7 portföy yönetim şirketine ait 223 fonun işlemleri durdurulmuş, 131 fon için tasfiye süreci başlatılmıştır. İşlemleri durdurulan 223 fonun toplam büyüklüğü yaklaşık 1,1 trilyon liraya ulaşmaktadır. Tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü ise yaklaşık 826 milyar lira düzeyindedir. Bu tablo, meselenin boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.

Daha da önemlisi, SPK’nın kendi açıklamasına göre bazı fonların düşük dolaşımlı hisselerde, ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğu 2025’in son çeyreğinde gözlemlenmiştir. Bu konu, Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin de gündemine gelmiştir.

Öyleyse soruyoruz: Risk 2025’in son çeyreğinde tespit edilmiş ve 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine gelmişse, neden daha erken ve etkili tedbirler alınmadı?

Küçük esnafın en küçük vergi yükümlülüğünü dahi kılı kırk yararak denetleyen ekonomi yönetimi, trilyonluk fon piyasasındaki bu riski neden önleyemedi?

Ekonomi yönetimini şeffaf bir inceleme yapmaya, sorumluları tespit etmeye ve piyasayı güvenli hale getirecek güçlü yapısal tedbirleri almaya çağırıyoruz.


OKUL KANTİNLERİNDE ÖNCELİK KÂR DEĞİL, ÇOCUKLARIN SAĞLIĞI OLMALIDIR

Okul kantinleri sıradan ticari işletmeler değildir. Kantinden alışveriş yapanlar, gelişim çağındaki çocuklarımızdır. Bu nedenle okul kantinlerinde temel ölçüt kâr değil; çocuğun sağlığı, güvenliği ve sağlıklı gıdaya erişimi olmalıdır.

Ekonomik şartlar nedeniyle birçok ailenin ve öğrencinin alım gücü ciddi biçimde düşmüştür. Bir öğrenci teneffüste sağlıklı bir gıdaya ulaşabilirken başka bir öğrencinin ekonomik imkânsızlık nedeniyle bunu alamaması, eğitim ortamında göz ardı edilmemesi gereken bir fırsat eşitsizliğidir.

Millî Eğitim Bakanlığı, okul kantinlerini yalnızca işletme ve denetim açısından değil, çocukların sağlıklı beslenme hakkı açısından da ele almalıdır. Kantinlerde satılan ürünlerin içeriği, hijyen ve saklama şartları ve tedarik zinciri düzenli ve habersiz denetimlerle kontrol edilmelidir. Sağlıksız, aşırı şekerli ve besin değeri düşük ürünler sınırlandırılmalı; su, süt, meyve ve besleyici gıdaların erişilebilirliği artırılmalıdır.

Bunun yanında dar gelirli öğrencilerin sağlıklı beslenmeden mahrum kalmaması için Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz veya destekleyici sağlıklı okul öğünü gibi modeller yaygınlaştırılmalıdır.


DEM PARTİ VE CİNSEL SAPKINLIK

Ahlaki değerlerimiz, aile yapımız ve İslamî esaslarımız; toplumumuzun ve medeniyetimizin temelini oluşturmaktadır. Ancak bugün, Kürt halkını temsil ettiğini iddia eden DEM Parti, meşruiyet devşirmek adına inanç ve değerlerine bağlı Müslüman Kürt analarını siyasi emellerine alet etmektedir. Hakiki manada değerlerine bağlı hiçbir insanımızın tasvip etmeyeceği cinsel sapkınlık, vefakâr annelerimiz üzerinden normalleştirilmek ve meşrulaştırılmak istenmektedir.

Gençliği ifsat etmeyi, aile kurumunu yıkmayı ve toplumun geleceğini karartmayı hedefleyen cinsel sapkınlık içeren faaliyetler, küresel ifsat projelerinin bir parçasıdır. Bu ifsat şebekelerinin içimizdeki tüm ayaklarına karşı kararlılıkla mücadele edilmeli; yabancı fonlarla beslenen tüm yıkıcı yapılar deşifre edilmeli ve faaliyetlerine son verilmelidir.

Bizler, inancımızın ve aile yapımızın sapkın dayatmalara kurban edilmesine göz yummayacağız; annelerimizin onurunu ve toplumumuzun manevi mirasını koruma adına kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.


TARİHÎ İSİMLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM!

Bir milletin tarihine, kültürüne ve medeniyetine sahip çıkması, geçmişten devraldığı değerleri koruyarak gelecek nesillere aktarmasıyla mümkündür. Şehirlerimizin, meydanlarımızın, tepelerimizin ve ulaşım merkezlerimizin isimleri de bu tarihî hafızanın önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, tarihî ve kültürel kimliğimizle örtüşmeyen isimlendirmelerin yeniden değerlendirilmesi ve kamuoyunun hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiğine inanıyoruz.

Bu çerçevede, İstanbul’daki Sabiha Gökçen Havalimanı’nın ismi başta olmak üzere, toplumun ortak hafızasında tartışmalara ve rahatsızlıklara neden olan isimlendirmelerin gözden geçirilmesini gerekli görüyoruz.

Sabiha Gökçen’in Dersim Katliamı’yla ilişkilendirilen askerî geçmişi ve bu döneme ilişkin tarihî tartışmalar da dikkate alınmalıdır. Kamuya ait mekân ve kurumların isimlendirilmesinde, tarihî hassasiyetleri ve toplumun ortak hafızasını gözeten bir yaklaşım benimsenmelidir.

Bir diğer önemli konu ise İstanbul Eyüpsultan’daki Pierre Loti Tepesi’nin tarihî isminin iade edilmesidir. Tarihî kaynaklarda İdris-i Bitlisi Tepesi olarak anılan bu mekânın, 1934 yılından itibaren Pierre Loti adıyla anılmaya başlandığı bilinmektedir.

Bu tarihî mekânın yeniden “İdris-i Bitlisi Tepesi” olarak adlandırılması gerekir. Tarihî şahsiyetlerimizin isimlerinin yaşatılması, geçmişimizle bugünümüz arasında güçlü bir bağ kurulmasına ve tarihî hafızamızın korunmasına katkı sağlayacaktır.

Bu anlayışla, ilgili kurumları ve yetkilileri; tarihî belgeleri, kültürel mirası ve toplumun hassasiyetlerini dikkate alarak söz konusu isimlendirmeleri yeniden değerlendirmeye davet ediyoruz.

Geçmişimize sahip çıkmak, tarihî şahsiyetlerimizi ve kültürel mirasımızı yaşatmak, gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.


AFGANİSTAN-PAKİSTAN GERİLİMİNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Türkiye’den Afganistan İslam Emirliği’ne gerçekleştirilen üst düzey ziyaret, ikili ilişkilerin ve bölgesel iş birliğinin tesisi açısından memnuniyet vericidir. Bu temasların Afgan halkının yaşadığı insanî ve ekonomik krizlerin kalıcı olarak aşılmasına zemin oluşturmasını ümit ediyoruz. Özellikle Batılı ülkelerce bloke edilen Afganistan varlıklarının iadesi konusunda uluslararası toplum nezdinde aktif bir diplomatik girişime ihtiyaç vardır. Türkiye’nin bu konuda etkin bir rol üstlenmesi ve Afganistan İslam Emirliği yönetimini resmî olarak tanıması, bölgesel barış ve kalkınmaya önemli bir katkı sunacaktır.

Diğer taraftan Türkiye’nin, Pakistan ile Mekke Savunma İttifakı kapsamındaki yakın ilişkilerinin, son dönemde tırmanan gerilimde Afganistan-Pakistan arasındaki arabuluculuk rolünü gölgelememesine özen göstermesi gerekmektedir.

Türkiye, tarihsel ve kardeşlik bağlarına yakışır şekilde, bloklaşmaların veya bölgesel ittifakların sınırlandırıcı etkisinden uzak durarak, birbirine komşu iki İslam ülkesi arasındaki sorunların çözümü için yapıcı, adil ve aktif bir arabulucu olarak inisiyatif almalıdır.

Türkiye’nin diplomatik gücünü ve tarihsel sorumluluğunu kullanarak bölge barışı için daha cesur, yapıcı ve doğrudan adımlar atmasını bekliyoruz.


YEMEN’DE SİYASİ ÇÖZÜM VE DİYALOG İHTİYACI

Yemen’de yaşanan çatışmalarla ilgili son dönemde artan bilgi kirliliği ve dezenformasyon, Müslüman kamuoyunun sağlıklı biçimde bilgilendirilmesini zorlaştıran kaygı verici bir boyuta ulaşmıştır. Doğrulanmamış iddialar ve gerilimi artıran açıklamalar, var olan bölgesel çatışma ve gerginlikleri daha da tehlikeli hale getirmektedir.

Yemen halkı yıllardır ağır bir insanî kriz yaşamaktadır. Mevcut çatışmaların genişlemesi veya başka ülkelerin bu çatışmaya dahil olması, Yemenlilerin yaşadığı mağduriyeti daha da derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni cepheler açılması değil; 2023 sonunda şekillenen ateşkes ve siyasi çözüm iradesine yeniden dönülmesidir. Yemen’in siyasi ve güvenlik sorunları dış müdahalelerle değil, Yemenli tarafların kendi aralarında yürüteceği kapsayıcı diyalog ve müzakere süreciyle çözülmelidir.

Türkiye’nin de Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle geliştirdiği diplomatik ilişkilerden de yararlanarak Yemenli taraflar arasındaki diyaloğun yeniden başlamasına katkı sunacak aktif bir kolaylaştırıcılık rolü üstlenmesinin önemli olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.


ABD’NİN FİLİSTİNLİ YETKİLİLERE VİZE VERMEMESİ

ABD’nin Filistinli yetkililere BM Genel Kurulu’na katılım için vize vermemesi, Filistin halkının uluslararası platformlardaki temsil hakkının açıkça gasp edilmesidir.

Filistinlilerin sesi BM’de dahi bastırılırken Gazze’nin geleceğinin ABD Başkanı Donald Trump öncülüğündeki “Barış Kurulu” üzerinden şekillendirilmesi, bu yapının icraatlarının Filistin halkının değil, yalnızca siyonist rejimin menfaatlerine hizmet edeceğini açıkça göstermektedir.

Bu tablo karşısında Barış Kurulu’nda yer alan İslam ülkelerinin tutumu kritik önemdedir.

Türkiye başta olmak üzere İslam ülkeleri, kurul içindeki konumlarını Filistin halkının meşru haklarının korunması, Filistin devletinin siyasi iradesinin güçlendirilmesi ve Gazze’nin geleceğine ilişkin kararların Filistinlilerin iradesi gözetilerek alınması için etkin biçimde kullanmalıdır. ABD’nin tek taraflı yaklaşımının veya siyonist rejimin çıkarlarının belirleyici olduğu bir anlayış kabul edilmemelidir.

 

ABD’NİN İRAN’A YÖNELİK EKONOMİK AMBARGOSU

ABD’nin elindeki finansal gücü ve dolar hegemonyasını bir silah gibi kullanarak bağımsız ülkelerin ekonomilerini hedef alması, açık bir küresel haydutluk halini almıştır. Küba’da halkı karanlığa mahkûm eden, İran’da ağır krizlere yol açan ve Türkiye’yi meşru savunma tercihlerinden dolayı CAATSA yaptırımlarıyla hedef alan bu zorbalık sistemi, ikincil yaptırım tehditleriyle üçüncü ülkelere de baskı yapmaktadır. Bağımsız devletler, komşularıyla olan ticari ilişkilerini bitirmeye zorlanmakta ve küresel şantaj ağıyla kuşatılmaktadır.

ABD’nin İran’a yönelik ekonomik ambargo zorbalığına karşı başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri net ve ortak bir duruş sergilemelidir. Doların küresel ticaret üzerindeki hakimiyetine dayanan bu tehdit mekanizması, uluslararası hukuku ve ulusların egemenliğini hiçe saymaktadır.

Bu vesayet düzenini kırmanın yolu; bağımsız, adil ve sürdürülebilir bir ekonomik düzen inşa etmektir. Yerel para birimleriyle ticaretin yaygınlaştırılması, bölgesel ödeme sistemlerinin geliştirilmesi ve komşularla ticareti koruyacak bağımsız finansal altyapıların kurulması ekonomik güvenliğin temel unsurlarıdır.

Türkiye başta olmak üzere tüm bölgesel aktörleri, ortak pazarlar kurarak dolara olan bağımlılığı sonlandırmaya ve finansal bağımsızlığı teminat altına alacak güçlü bir iş birliğini derhal hayata geçirmeye davet ediyoruz.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.