MALAZGİRT ZAFERİ
Bu yıl ortak tarihimizin dönüm noktalarından biri olan 26 Ağustos
1071 MALAZGİRT ZAFERİ’nin 954. Yıldönümünü idrak ediyoruz.
Malazgirt
Zaferi, tarihin en kritik dönemlerinde ümmet bilinciyle hareket eden Müslüman
toplulukların ne denli başarılara imza atabileceklerini dost düşman herkese
göstermiş olmaları açısından önemlidir.
O gün emperyal bir güç olarak ortalığı kasıp kavuran Roma İmparatorluğu’nun;
Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla ve diğer unsurlarıyla bir araya gelmiş
Müslümanlara karşı tarihsel bir hezimet yaşayıp gerileme sürecine girdiği tarihî bir gündür.
Bu coğrafyanın kadim bir tarihi, tarihin şahitlik ettiği şanlı bir
medeniyeti ve kardeşlik ilişkilerini inanç temelinde şekillendiren ortak
vatanda birlikte yaşama tecrübesi vardır.
Bin yıldır bizi bu ortak vatanda bir ve beraber kılan bir
kardeşlik zeminimiz vardır: O da ortak inançtır. Bu ortak inancın gereği
ise kardeşlik ve dayanışmadır. Aynı dayanışma duyguları
dönemin “Ehl-i Salîb”i olan Roma İmparatorluğu için de geçerlidir. Geniş
bir coğrafyada Müslim – Gayrimüslim mücadelesi yaşanırken, bu
mücadelelerde bazı dönüm noktaları yaşanmıştır. Örneğin
tarih kaynaklarında Sultan Alparslan’ın 20-25 bin kişilik ordusuna 10 bin
Müslüman Kürt savaşçı katılırken, Selçuklu’nun merkezini hedef alan Romen
Diyojen’in ordusunda 15 bin gayrimüslim Türk yer almıştır. Bu örnek bile
dönemin değer yargılarının hangi zeminde ve hangi fikriyat ekseninde
şekillendiğini göstermektedir.
Elbette amacımız burada Türk ile Kürt'ü yarıştırmak değildir. Ancak
deli gömleği misali Müslüman millete dayatılan Batılılaşma serüveni, ortak
inanç ve birlikte yaşama kültürümüzü baltaladı. Kavmî aidiyetler kutsandı, kardeşlik hukuku ötelendi, zedelendi.
Kardeşçe yaşanan ortak tarihimize, özellikle son yüzyıllık süreçte uygulanan
karartma ve ardından devreye konulan uyduruk, ırkçı ve ötekileştirici tarih
anlayışı farklı etnik kökenlerden gelen kardeşleri birbirine düşürdü. Yeni
uyduruk tarih, Malazgirt’te olduğu gibi Çanakkale’de de ortak idealler uğruna
omuz omuza çarpışan Müslüman halkları birbirine silah çekecek noktaya getirdi.
Kardeşlik ve dayanışma duygularını yeniden yeşertmek, ortak tarih
ve medeniyet değerlerimizi uyduruk tarihin kindar retoriklerinden kurtarıp
arındırmak, bugün için Türkler ve Kürtler olarak hepimizin görevidir.
Malazgirt ve Çanakkale ruhunu ihya etmek, ötekileştirmeyi marifet
veya vatanseverlik sanan zavallıların zihinsel sefaletini ifşa edecektir. Kürt’ü,
Arap’ı, Çerkez’i ve diğer etnik unsurları yok sayan ceberut anlayışın arkasına
gizlendiği sahte maskeleri indirmek hepimizin görevidir. Tarih, medeniyet,
kardeşlik ve ortak vatanda birlikte kardeşçe yaşama kültürümüze sahip çıkarsak
kutuplaştırma siyasetinden ekmek yiyen siyaset bezirganlarının ve terör
baronlarının gerçek yüzünü ifşa etmiş olacağız.
Malazgirt ruhunu ihya etmek; bu topraklarda birlikte kan, ter ve
gözyaşı dökmüş tüm unsurların varlığını kabul, kardeşliğini takdir, hak ve
hukukunu teslim etmektir. Bu ruh, aynı zamanda İslam inancının batıl
ideolojiler karşısında ne denli kuşatıcı ve sorun çözücü olduğunun da kanıtıdır.
AYNADA KENDİ
YÜZLERİNİ GÖRÜP ÖYLE KONUŞSUNLAR
Her hafta açılan yeni yolsuzluk dosyaları konusunda
söyleyecek bir şeyi olmayan ana muhalefet partisi CHP'nin, kadın haklarını
savunma iddiasıyla İslamî değerlere saldırması tam anlamıyla
bir hedef saptırmadır. Kadın haklarını savunmak; kadınları cinsel bir obje
olarak kullanan çevrelere karşı çıkmayı, aileyi ve anneliği savunmayı
gerektirir. Siyasi olarak da kadınlara yönelik
tacizin önlenmesi ve caydırıcı cezaların getirilmesi için çalışmayı gerektirir.
Bu konularda hiçbir adım attığına şahit olmadığımız CHP, nikâh akdinin ve
evliliğin tavsiye edilmesine, teşhirciliğin eleştirilmesine, ailenin
korunmasına yönelik hutbelere tepki göstermektedir.
CHP öncelikle kendi yüzüne ayna tutmalı, eğer bir yüzü
kalırsa ondan sonra kadın hakları konusunda konuşmalıdır.
CHP teşkilatlarında yaşanan ve bir kısmı yargıya da taşınan kadınlara yönelik
taciz ve istismar olayları hakkında söyleyecek bir sözleri var mıdır? Kadın
hakları konusuna girmeden önce parti teşkilatlarında yaşanan bu iğrençlikler
konusunda hangi adımları attıklarını, bu tip olayların yaşanmaması için ne tür
önlemler aldıklarını kamuoyuyla paylaşmalıdırlar.
Bu toplum, inanç değerleriyle vardır ve aile kurumuyla ayakta
durmaktadır. İnanç değerlerine, aile kurumuna ve evlilik müessesine yönelik
saldırılar, toplumun temeline dinamit koymakla eşdeğerdir. Bu halk, Müslümandır
ve aileye düşmanlık yapanlara da teşhirciliği normalleştirerek kadınları
istismar etmek isteyenlere de inancına dil uzatma cüretinde bulunan CHP’ye de gereken
cevabı verecektir.
ÜRETİCİYLE
TÜKETİCİYİ BULUŞTURAN ADİL HAL YASASI
Tarım, bir ülkenin geleceği ve bağımsızlığıdır. Çiftçi güvenle
üretebilirse tüketici rahat eder; üretici korunursa toplum da rahat bir geçim imkânı
elde eder. Tarımda daha önce de sıklıkla vurguladığımız sorunlar devam
etmektedir;
Planlı tarıma geçilmeli, yarım kalan sulama projeleri
tamamlanmalıdır. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Et ve Süt Kurumu gibi kamu kurumları güçlendirilmelidir. Çiftçiye
ucuz mazot, tohum ve gübre sağlanmalı, destekler artırılmalı ve zamanında verilmelidir.
Üreticinin kooperatiflerde örgütlenmesi teşvik edilmeli,
tarım arazileri korunmalıdır.
Uzun süredir çıkarılması gündemde olan Hal Yasası, ancak
bu temel sorunlar çözüldükten sonra anlam kazanacaktır. Ayrıca ürün fiyatları
şeffaf biçimde belirlenmeli, taban fiyat tüm ürünlerde garanti altına
alınmalıdır.
Kayıt dışılık ve fırsatçılık son bulmalı; alıcı ile
satıcıyı buluşturacak şeffaf ve adil bir piyasa düzeni kurulmalıdır.
HÜDA PAR olarak vurguluyoruz:
“Tarladan sofraya uzanan zincir kısaltılmalı; üreticinin
alın teri korunmalı, tüketici fahiş fiyatlardan kurtarılmalıdır.”
ÇOCUK
KIYAFETLERİNDE MÜSTEHCENLİK
Kız çocukları için üretilen müstehcen kıyafetlerin
yaygın bir şekilde mağazalarda satılması, çocukları için neredeyse normal
kıyafet bulamayan aileleri endişeye sürüklemektedir. Giyimin, insanın ruhsal ve
ahlaki gelişimine olan etkisi inkâr edilemez bir gerçekliktir. Çocuklar için
bedenin neredeyse büyük bir kısmını teşhir eden kıyafetlerin tasarlanması,
ahlaki dejenerasyon için, masum dimağlara yapılan çirkin bir operasyondur. Bu durum çocuklarımızın saf ve temiz dünyasını kirletme amacına
hizmet etmekte ve istismara kapı aralamaktadır. Çocuklarımız ne vitrin süsüdür
ne de tüketimin bir nesnesidir.
Çocukların ruhsal ve bedensel olarak korunması; hukuki ve toplumsal
olarak hepimizin sorumluluğudur. Çocuk bedenlerini bir meta olarak gören
teşhirci zihniyetle mücadele edilmeli; çocuklar için yaşlarına uygun
kıyafetlerin üretilmesi adına gerekli adımlar atılmalıdır. Gelecek
nesillerimizi korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.
GAZZE İÇİN FİİLÎ
ADIM ZAMANI
İslamî Direniş Hareketi Hamas, Gazze’de arabulucuların
sunduğu ateşkes taslağını kabul etmesine rağmen, siyonist
rejimin topyekûn bir işgalin gerçekleşeceğine dair
açıklamaları ateşkes müzakerelerinin esirleri almak için bir taktik olduğunu
ortaya koymaktadır.
Siyonistler, Gazze’de kalıcı bir işgal stratejisi
izlemektedir. Bu nedenle daha önceki geçici ateşkes anlaşmalarını hep bozan
taraf olmuştur. Siyonist rejimin amacının Gazze halkını tamamen yok etmek
olduğu saklanamaz bir gerçektir.
Gazze’de soykırımın durdurulması için derhal fiilî adımlar
atılmalıdır. Bu doğrultuda ağustos ayı sonunda Gazze ablukasını kırmak üzere
yola çıkacak yüzlerce gemiden oluşan Küresel Sumud Filosu, umutların sembolü
olmuştur. Türkiye’den de 40 geminin dâhil olacağı bu organizasyonu selamlıyor,
hükümetlerin bu gemilere yasal engel çıkarmak yerine siyonist saldırılara karşı
güvenlik desteği vermesini bekliyoruz.
Halklar, hükümetlerin pasif ve çıkar odaklı siyasetlerine
artık boyun eğmemektedir. Gazzeli kardeşlerine destek için yola çıkacak
Özgürlük Filosu girişiminin, karadan da milyonların sınırlara akacağı büyük bir
dayanışma hareketine dönüşeceğine inanıyoruz. Gazze’de akan kanın durmasına ve
ablukanın kırılmasına vesile olmasını ümit ettiğimiz bu adım, tarihe onurlu bir
eylem olarak yazılacaktır. Bugün halkının yanında durmayan hükümetler ise
tarihe kara bir leke olarak geçecektir.
