Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-23 Haziran 2025

TÜRKİYE, İÇERİDEKİ KRİPTO SİYONİSTLERLE YÜZLEŞMELİDİR!

Türkiye, öteden beri varlığını sürdüren fakat çoğu zaman görmezden gelinen potansiyel bir siyonist tehditle karşı karşıyadır.

Ülkemizde uzun yıllardır sinsice faaliyet gösteren ciddi bir masonik yapılanma mevcuttur. Bu yapılanmanın devletin hangi kurumlarında, hangi kişiler üzerinden etkili olduğu, nasıl bir ajandaya hizmet ettikleri ve kime karşı sorumlu oldukları çok açık değildir. Medyadan bürokrasiye, akademiden finans dünyasına kadar çeşitli alanlarda bu yapıların sessiz ve derin bir faaliyet içinde olduğu yönünde ciddi emareler vardır. Bu örgütlü yapıların, ideolojik bağlılıklar temelinde birbirini desteklediği ve stratejik noktalarda kadrolaştığı artık görmezden gelinemez.

İran ve Lübnan’da yaşanan son saldırılar bizler için ibret verici ve uyarıcı bir nitelik taşımaktadır. Her iki ülkede de dış istihbarat servislerinin, içeride devşirdikleri unsurlar aracılığıyla devletin kritik noktalarına nasıl sızdığı, komuta kademelerini nasıl hedef aldığı ve istikrarı içeriden nasıl sarstığı ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin benzer bir tehlikeyle karşılaşmaması için bugünden ciddi ve kapsamlı tedbirler alınması zaruridir.

Siyonist ideolojiye hizmet eden kripto yapılanmaların tespiti, bağlantılarının ifşa edilmesi ve gerektiğinde tasfiye edilmesi, devletin en önemli önceliklerinden biri olmalıdır. Bu yapılara karşı sessizlik ya da ihmalkârlık, gelecekte çok daha büyük krizlerin kapısını aralayabilir.

HÜDA PAR olarak TBMM Genel Kurulu gündemine getirdiğimiz ve halen yasalaşmayı bekleyen Soykırım Suçuna İştirak Etmiş Çifte Vatandaşların Cezalandırılmasına Dair Kanun Teklifimiz, bu bağlamda büyük bir önem arz etmektedir. Bu teklif, yalnızca geçmişte işlenen insanlık suçlarına karşı bir duruş değil, aynı zamanda Türkiye’yi gelecekte benzer tehditlerden korumaya yönelik somut bir adımdır. Milletimizin vicdanında geniş bir karşılık bulan bu teklifin bir an önce yasalaşması hem hukuki hem de siyasi bir sorumluluktur.


ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM ZORUNLULUĞU ARTIK GÖZ ARDI EDİLEMEZ

Temmuz 2025’te asgari ücrete, yılın ilk altı ayına ait enflasyon verileri esas alınarak mutlaka bir ara artış yapılmalıdır. Bu talep, sadece ekonomik bir mecburiyet değil; aynı zamanda sosyal adaletin, kamu sorumluluğunun ve yönetim erkini elinde bulunduranların vicdani yükümlülüğüdür.

2024 yılı sonu itibarıyla TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon %44, yıllık ortalama enflasyon ise %58 seviyesinde gerçekleşmiştir. Buna karşın, asgari ücrete yalnızca %30 oranında artış yapılması, çalışanların alın terine ve emeğine yapılan açık bir haksızlıktı. Bu uygulama, emekçinin alım gücünü ciddi şekilde düşürmüş, emeğiyle geçinen vatandaşlarımızı hayat pahalılığı karşısında savunmasız bırakmıştır.

Daha da vahim olan ise geçmiş yıllarda yılın sonlarına doğru açlık sınırının altına düşen asgari ücretin, bu yılın daha başında dahi açlık sınırının altında kalmış olmasıdır. Bu tablo, sosyal adalet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

HÜDA PAR olarak çağrımız şudur: Asgari Ücret Tespit Komisyonu ivedilikle toplanmalı, işçi konfederasyonlarının tamamı sürece dâhil edilmeli ve en azından resmi enflasyon oranında bir ara zam yapılmalıdır.

 

"MEZUNİYET PARTİLERİ"

Millî Eğitim Bakanlığı, 1 Haziran 2024 tarihinde okul müdürlüklerine gönderdiği genelgede, “mezuniyet etkinliklerinin millî, manevi, ahlaki ve kültürel değerlere aykırı olmayacağı hususunu vurgulamıştır.

Ancak bu genelgeye rağmen Türkiye’de bazı okullarda idareci ve öğretmenler, yılsonunda çocuklara "dans gösterileri" adı altında açık saçık dansözlerin çağrıldığı mezuniyet programları düzenlemektedir. Teşhirciliğin ön plana çıktığı, inanç değerlerimizin ayaklar altına alındığı bu sözde kutlamalar “mezuniyet partisi” veya “mezuniyet balosu” rezaletleri ile gençlerimiz ifsad edilmektedir.

Millî, manevi ve ahlaki değerlerimizle bağdaşmayan bu tür etkinlikler aracılığıyla, geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz, bizi “biz” yapan değerlerimizden uzaklaştırılmakta, Batı’nın yozlaşmış kültürüne adeta teslim edilmektedir. Okul yöneticileri bu uygulamalardan derhal vazgeçmelidir. Israrla bu rezilliklerin işlenmesine müsaade eden yöneticiler hakkında idari işlem yapılmalıdır.

Yorgunluk, uykusuzluk ve stresten bir nebze de olsa kurtulan çocuklarımızın sevinmesi, meşru dairede eğlenmesi en doğal haklarıdır. Ancak bu etkinlikler, gençlerimizin sevincine gölge düşürmeden, onları öz benliklerinden uzaklaştırmadan da tertiplenebilir. Bu bilinçle hareket etmek hem idarecilerimizin hem de eğitim sistemimizin asli görevidir. Zira eğitim camiası, gençlerimizin sadece akademik başarıyla değil, aynı zamanda manevi değerlerle donanmış bireyler olarak yetişmesinden de sorumludur. Bu bağlamda mezuniyet gibi önemli bir dönüm noktasının, aile yapımızı ve medeniyet değerlerimizi zedeleyecek unsurlarla kirletilmesine asla göz yumulmamalıdır.


ELEKTRONÖROFİZYOLOJİ GİBİ HAYATİ BİR ALAN GÖRMEZDEN GELİNİYOR!

Türkiye’de sağlık sisteminin görünmeyen ama hayati öneme sahip alanlarından biri olan elektronörofizyoloji, istihdam kriziyle karşı karşıyadır. EEG ve EMG gibi testlerle sinir sistemi hastalıklarının tanı ve takibinde görev alan bu alanın teknikerleri, mezuniyet sonrası kamu kurumlarında iş bulmakta ciddi sıkıntı yaşamaktadır. Her yıl yüzlerce mezun verilmesine rağmen, açılan kadro sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeydedir.

Daha vahim olan ise bu alana özel yetişmiş nitelikli teknikerler yerine farklı branşlardan mezunların bu birimlere atanmasıdır. Bu durum, yalnızca istihdam adaletsizliğine yol açmakla kalmayıp hizmetin kalitesini de doğrudan etkilemektedir. Elektronörofizyoloji gibi uzmanlık gerektiren bir alanda ehil olmayan personelin görevlendirilmesi, hastaların doğru tanı sürecini de riske atmaktadır.

Kamu hastanelerinde istihdam edilemeyen teknikerler ya özel hastanelerde düşük ücret ve ağır şartlarda çalışmak zorunda kalmakta ya da tamamen meslek dışı alanlara yönelmektedir. Bu da ülkenin sağlık alanında insan gücüne yaptığı yatırımın heba olması anlamına gelmektedir.

Elektronörofizyoloji teknikeri istihdamı bir tercih değil, bir zorunluluktur. Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastaneleri, bu alanda bağımsız ve yeterli kadro açmalı; branşa uygun personel alımı sağlamalıdır. Aksi halde, sağlıkta ileri tanı hizmetlerini sürdürecek uzman insan kaynağı hızla tükenme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu sorun ertelenemez; çözüm bugünden başlamalıdır.


KAMU İŞÇİLERİ İÇİN ADİL TOPLU SÖZLEŞME KAÇINILMAZDIR

Kamuda çalışan işçilerin toplu sözleşme süreci kritik bir aşamaya girmiştir. Yüksek enflasyon karşısında dar gelirli kesimlerin alım gücü ciddi biçimde düşmüş, geçim şartları ağırlaşmıştır. HÜDA PAR olarak, emekçinin hakkının korunması, kamu işçilerinin enflasyona ezdirilmemesi gerektiğini bir kez daha önemle hatırlatıyoruz.

Toplu sözleşme görüşmelerinde, 2023’ten bu yana biriken ve %100’ün üzerine çıkan enflasyon farkı eksiksiz şekilde karşılanmalı; bunun üzerine en az %5 ila %10 oranında reel bir ücret artışı yapılmalıdır. Ayrıca, altı ayda bir devreye girecek otomatik enflasyon farkı mekanizması da mutlaka sözleşmeye dâhil edilmelidir.

Asgari ücrete yapılacak ara zam, kamu işçilerini doğrudan etkileyeceği için bu artış çalışma barışı gözetilerek planlanmalıdır. Ücret skalası, nitelikli emeği teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bununla birlikte, sağlık desteği, eğitim yardımı, çocuk parası ve yıpranma payı gibi sosyal haklarda da kayda değer iyileştirme yapılması zaruridir.

HÜDA PAR olarak önerimiz; 2025 yılı için enflasyon farkı ve reel artışla birlikte toplamda %40-45 oranında bir maaş artışının adil ve dengeli bir başlangıç olacağı yönündedir. Bu artış, kamu maliyesini zora sokmadan planlanmalı; emeğin hakkı teslim edilmelidir. Hem işçinin refahı hem de toplumsal huzur için adil bir toplu sözleşme zorunludur. Emeğin kıymetini gözeten ve emekçinin hakkını teslim eden, adil ve sürdürülebilir bir sözleşme, toplumsal huzura katkı sağlayacaktır.

GAZZE İÇİN ACİL EYLEM ÇAĞRISI

7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaşananlar, tarihte eşine az rastlanan bir soykırımdır. Açlığa mahkûm edilen bir halk, “insani yardım” bahanesiyle bir noktaya yönlendirilip topluca hedef alınmakta; hastaneler, sığınaklar, okullar, camiler bilinçli olarak vurulmaktadır. Gazze, bir halkın diri diri toprağa gömüldüğü bir kuşatma altındadır.

Bu vahim tabloya rağmen, başta Mısır olmak üzere, İslam dünyası hâlâ suskun, pasif ve tepkisizdir. Refah Sınır Kapısı kapalı, diplomasi ise tamamen etkisiz durumdadır. Mısır yönetimi, Refah’ı Filistin’e kapatırken, kapılarını siyonistlere ve Batılılara açarak açıkça soykırıma lojistik destek sağlamaktadır.

Siyonist rejim, eş zamanlı olarak Gazze, Lübnan, Suriye, İran ve Yemen topraklarını hedef alarak beş ülkeye birden saldırmaktadır. Bu cüretin kaynağı bellidir: İslam dünyasının utanç verici sessizliği. Bu suskunluk, sadece zulmü cesaretlendirmemekte; aynı zamanda dökülen her damla kana ortaklık anlamına gelmektedir Gazze’de akıtılan bu kan, sessiz kalan yöneticileri de boğacaktır. Gazze’de ateşkes görüşmelerine arabuluculuk eden ülkeler her gün bir torba un için katledilen insanlar için artık açıklama yapma gereği bile duymamakta, siyonist terör rejiminin tüm vahşiliklerine gözlerini yummaktadır.

Gelinen aşamada somut ve etkili adımlar atılması için bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Halklar sivil baskıyla yönetimlerin harekete geçmesini sağlamalıdır:

– Refah Sınır Kapısı derhal açılmalı, abluka fiilî müdahaleyle kırılmalıdır.

– Siyonist rejime karşı kapsamlı ekonomik, siyasi ve askeri yaptırımlar derhal başlatılmalıdır.

– Tüm İslam ülkeleri acilen toplanmalı ve ortak askeri savunma gücü oluşturulmalıdır.

– Filistin’e doğrudan koruma sağlanmalı, Gazzeli sivillere fiilen kalkan olunmalıdır.

– Malezya’da sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde ilan edilen 1000 gemilik Özgürlük Filosuna koruma sağlanmalı; tüm dünya halkları karadan ve denizden Gazze’nin kapısına dayanmalıdır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.