Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-3 Kasım 2026

13. YARGI PAKETİ, ERTELENEN SORUNLARA KALICI ÇÖZÜMLER ÜRETMELİDİR!

Meclise sunulması gündemde olan 13. Yargı Paketi, önceki paketlerde ertelenen ve toplumun uzun süredir çözüm beklediği temel sorunlara kalıcı çözümler üretmelidir.

Birincisi; yıllarca süren davalar, yargının ağır işleyişi ve adalet duygusunu zedeleyen kararlar ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Yargının hızlı, etkin ve adil işlemesini sağlayacak köklü idari, teknik ve yapısal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

İkincisi; yıllardır çözüm bekleyen süresiz nafaka meselesi artık ertelenmemelidir. Tarafların ekonomik durumunu, evlilik süresini ve hakkaniyet ilkelerini gözeten; nafakada makul süre ve ölçülülük esasına dayanan adil bir düzenleme yapılmalıdır.

Üçüncüsü; karmaşık ve çoklu infaz rejimi, eşitlik ilkesini zedeleyen ciddi mağduriyetler üretmektedir. Cezaevlerindeki yoğunluk da dikkate alınarak hukuki öngörülebilirliği sağlayan, benzer durumdaki hükümlüler arasında eşitsizlikleri gideren, tek, eşit ve adil bir infaz sistemine geçilmelidir.

Dördüncüsü; aile içi uyuşmazlıklarda doğrudan kolluk ve yargısal süreçlere başvurulması, kimi zaman sorunları derinleştirerek aile birliğinde telafisi güç yaralar açmaktadır. Aile içi anlaşmazlıkların büyümeden çözülmesini sağlayacak, hukuki güvencelere dayanan aile hakemliği mekanizması hayata geçirilmelidir.

13. Yargı Paketi, sorunların bir kez daha ertelendiği değil; adaletin güçlendiği, mağduriyetlerin giderildiği ve kalıcı çözümlerin üretildiği bir reform paketi olmalıdır.

 

GEÇİM GÜNDEMİ: EMEKLİYE VE ASGARİ ÜCRETLİYE REVA GÖRÜLEN BU MU?

Milyonlarca emekli ve asgari ücretli, aldığı maaşla ayın sonunu getiremezken vatandaşın sırtına yeni yükler bindirilmeye devam ediliyor. En düşük emekli maaşı ve asgari ücret, insanca yaşamaya yetecek seviyeye çıkarılması gerekirken vatandaşın temel ihtiyaçlarını dahi karşılamaya yetmiyor. Bu durumu kabul etmek mümkün değildir.

Şimdi de doğal gazda kademeli tarife uygulamasıyla tüketim limitini aşan abonelerin devlet desteği dışına çıkarılması, elektrikte ise yıllık destek kapsamındaki tüketim sınırının 4.000 kilovatsaatten 3.000 kilovatsaate düşürülmesi gündemde. Kış kapıdayken vatandaşın ısınma ve aydınlatma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamasını daha da pahalı hâle getirmek hangi sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaktadır?

Vatandaş tasarruf edemediği için değil, geçinemediği için zorlanıyor. Emekli aylığı ve asgari ücret artırılmalı; doğal gaz ve elektrik desteklerinin kapsamı da genişletilmelidir. Geçim derdi yaşayan milyonların karşısına yeni faturalar çıkarmaktan vazgeçilmelidir.

Emeklinin maaşı, işçinin ücreti ve vatandaşın geçimi vatandaşın birinci gündemidir. Geçim, ertelenecek bir mesele değil, derhâl çözülmesi gereken bir meseledir.

 

 

 

 

FON VURGUNUNUN ÜZERİ ÖRTÜLMEMELİDİR

 

Eylül ayında patlak veren fon krizinde 455 bin kişi mağdur edilmiş, krizin hemen öncesinde en tepeden satış yapan belli gruplar, yaklaşık 188 milyar liralık haksız kazanç elde etmişlerdir.

Vurgunun ortaya çıkmasının ardından SPK'ın aldığı tasfiye kararları sonrasında fonlarda yaşanan değer kaybı 227,1 milyar lirayı bulmuştur.

Ayrıca krizin patlak vermesiyle panik satışa geçen yatırımcılar, portföy yönetim şirketlerinin gerçekleştirdiği zorunlu likidite satışları, şişirilmiş fiyatların çöküşü ve yaşanan uluslararası güven kaybı, Borsa İstanbul'da trilyonlarca liralık değer kaybına yol açmıştır.

Hayat pahalılığının, geçim sıkıntısının ve ücretlerdeki yetersizliklerin had safhada olduğu bu dönemde, telaffuz edilmesi bile zor olan bu denli büyük bir vurgunun yapılmış olması kamuoyunda infiale neden olmuştur.

Yaşanan fon vurgunu, sokağın yanı sıra medya ve siyaset dünyasında da en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürmektedir.

Soruşturmalar, tutuklamalar, mal varlıklarına konulan tedbir kararları birbirini izlemektedir. Ancak vurguna iştirak ettiği iddia edilen kişiler ve gruplarla ilgili soruşturmanın yeterince şeffaf yürütülmemesi, kamuoyundaki soru işaretlerini ve spekülasyonları artırmaktadır.

Özellikle haksız kazanç elde ettiği, vurgunun gerçekleştirilmesine katkı sağladığı veya yaşananlara göz yumduğu öne sürülen kişi ve yetkili kurumlarla ilgili iddialar hâlâ gündemdeki yerini korumaktadır.

Kamuoyunda oluşan hassasiyet de dikkate alınarak tavizsiz ve kararlı bir soruşturma yürütülmelidir. Bu büyük vurgunun üzeri örtülmemeli, sorumlular kim olursa olsun mutlaka hesap vermelidir. Haksız kazanç elde edenler tespit edilmeli ve ucu kime dokunursa dokunsun olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması sağlanmalıdır. Bu, yalnızca adaletin gereği değil, aynı zamanda toplumun güven duygusunun korunmasının da temel şartıdır.

 

EĞİTİMDE HİÇBİR ÇOCUK GERİDE KALMASIN!

Eğitim kurumlarımızın tüm kademelerinde öğrenim gören yaklaşık 25 milyon öğrencimiz, nüfusumuzun yüzde 29’unu oluşturuyor. Bu nesli maddi ve manevi açıdan donanımlı yetiştiremezsek ülkemizin geleceğini tehlikeye atarız.

Maddi imkânsızlık ve manevi boşluk, hiçbir çocuğun eğitim hayallerine engel olmamalıdır.

Devlet, yerel yönetimler, hayırseverler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle “Eğitimde Maarif Kardeşliği Dayanışması” kurmalıdır.

Kimsesiz, yetim ve ihtiyaç sahibi öğrencilerin kırtasiye, internet, bilgisayar, ulaşım ve kurs ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bununla birlikte öğrencilerin ilim, irfan, ahlak ve hikmetle yetişmeleri sağlanmalı; onlara manevi destek sunacak hizmet ve ortamlar oluşturulmalıdır. Destek, okul öncesinden üniversiteye kadar sürdürülmelidir.

Hiçbir çocuk maddi yoksunluk ve manevi boşluk yüzünden eğitimden mahrum kalmamalı; imkânı olanlarla ihtiyaç sahipleri arasında bir kardeşlik köprüsü kurulmalıdır. Bir çocuğun elinden tutmak, bir geleceği kurtarmaktır.

KUTLAMALAR MİLLÎ VE MANEVİ DEĞERLERDEN KOPUK OLMAMALIDIR

“Millî” günlerin kutlamalarında sergilenen bazı etkinlikler, tercih edilen kıyafetler ve Batı kültürünü merkeze alan gösteriler, millî ve manevi değerlerimizle bağdaşmamaktadır. Bir lisedeki sözde kutlamalarda, gençlere Alman valsi yaptırılması, bu anlayışın somut örneklerinden biridir.

Oysaki millî günler, milletin ortak hafızasını ve bağımsızlık ruhunu yaşatmalı; kültürel değerlerimizi gölgede bırakan, dahası kültür emperyalizmine teşne olan gösterilere dönüştürülmemelidir.

Öte yandan küçük çocukların, velilerinin rızası gözetilmeden birtakım görsellere secde ettirilmesi ve bedenlerinin teşhir edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Tören kıyafetlerinin maliyetinin ailelere yüklenmesi de mağduriyetlere neden olmaktadır.

Millî gün kutlamalarının temel ahlak kurallarını gözetecek, beden teşhirini engelleyecek, manevi ve kültürel değerlerimizi yansıtacak ve ailelere maddi külfet yüklemeyecek şekilde gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeler Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmalıdır.

 

MEKKE İTTİFAKI ÜYELERİNİN İRAN ZİYARETİ

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın üst düzey temsilcilerinin İran'a gerçekleştirdiği ziyaret, bölgesel barış ve güvenlik açısından önemli bir adımdır. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini ortak iradeyle sağlamaya yönelik girişimleri oldukça önemlidir.

Bölgemizde dış güçlerin askerî varlığının istikrar değil, savaş ve kriz getirdiği ortadadır. Bu nedenle bölgesel savunma ve güvenlik iş birliği, somut adımlarla güçlendirilmelidir.

Bu yöndeki en önemli adım, başta ABD üsleri olmak üzere yabancı askerî varlığın bölgeden tasfiye edilmesi olacaktır. Bölge ülkeleri, topraklarını ve hava sahalarını birbirlerine yönelik saldırılarda kullandırmayacaklarına dair karşılıklı güvenceler vermelidir.

Bölgenin güvenliği, dış güçlerin askerî himayesiyle değil, bölge devletlerinin egemenliğine dayanan diyalog, dayanışma ve ortak güvenlik mekanizmalarıyla sağlanmalıdır.

 

SORUN TEK BAŞINA NETANYAHU YÖNETİMİ DEĞİL, SİYONİST REJİMİN VARLIĞIDIR

Siyonist terör rejiminde sözde seçimlerin ardından yeni yönetimin oluşturulmasına yönelik süreç devam ederken yaşanacak siyasi değişimin işgal ve soykırım politikalarında köklü bir dönüşüm sağlayacağı beklentisi gerçekçi değildir.

Netanyahu'nun yerine başka bir ismin gelmesi, işgal politikalarının sona ermesinden ziyade, dünya kamuoyunun tepkisini azaltacak yöntemlerle, daha az görünür biçimde sürdürülmesi demektir.

Bugün hâlâ sözde ateşkese rağmen Gazze'de saldırılar, suikastlar ve açlık devam ederken Batı Şeria'da da benzer uygulamalar yaygınlaştırılmakta, bağımsız Filistin Devleti'nin kurulmasının önüne yeni engeller çıkarılmaktadır.

Bu nedenle bölge ülkeleri, Netanyahu sonrası normalleşme arayışlarına bel bağlamak yerine Filistin meselesinin çözümünü öncelik haline getirmelidir. Zira bölgesel barışın önündeki temel engel, yönetimdeki isimler değil, katliam ve yayılmacılığı esas alan siyonist işgaldir.

Kalıcı barış ve istikrarın sağlanması; işgalin sona erdirilmesine, saldırgan politikaların durdurulmasına ve Filistin halkının meşru haklarını güvence altına alan bir çözümün hayata geçirilmesine bağlıdır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.