Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-21 Temmuz 2025

“SİLAHLAR SUSSUN, SİYASET KONUŞSUN”

Türkiye’nin kırk yılı aşkın süredir içinde bulunduğu şiddet sarmalı, birçok açıdan insanımıza büyük acılar yaşatmış; toplumsal huzur da derinden sarsılmıştır. HÜDA PAR olarak, en başından itibaren "Terörsüz Türkiye" sürecini önemli, kıymetli ve desteklenmesi gereken tarihi bir fırsat olarak değerlendirdik. Bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için geçmişteki yanlışlardan ders alınması ve kararlı adımların samimiyetle atılması gerektiğini ısrarla vurguladık.

Örgütün tasfiyesi yönünde atılan adımların somutlaştığı kritik bir aşamaya gelinmiştir. Ancak sürecin zehirlenmesine yol açabilecek tehdit dili, bölgesel gerilimler ve dış müdahaleler ciddi bir risk oluşturmaktadır. Suriye'deki gelişmeler ve siyonist terör rejiminin bölgeyi provoke eden tutumu, bu süreci akamete uğratabilecek ciddi tehlikeler barındırmaktadır.

Bu nedenle, tüm siyasi partileri sorumluluk üstlenmeye ve TBMM çatısı altında kurulacak olan komisyona katkı sunarak süreci kurumsallaştırmaya davet ediyoruz. Bilinmelidir ki; silahların susması ve sorunların siyaset zemininde çözülmesi, milletimizin ortak talebidir.

HÜDA PAR olarak, kardeşliğin ve iç barışın tesisi için her türlü sorumluluğu ve inisiyatifi almaya, yapıcı tüm girişimlere destek vermeye kararlıyız. Artık şiddetin değil, adaletin; çatışmanın değil, çözümün dili hâkim olmalıdır.

 

28 ŞUBAT MAĞDURİYETLERİ GİDERİLMELİDİR

28 Şubat darbe sürecinde, dindar kesim ağır bedeller ödedi. Başörtüsü yasakları, fişlemeler, ikna odaları gibi uygulamalarla binlerce memur ve öğrenci mağdur edildi. Memuriyetten atılanların özlük hakları hâlâ tam anlamıyla iade edilmedi. Okuldan atılan birçok öğrenci ya eğitimine devam edemedi ya da çok geç mezun olabildi. Bu süreç, en az 20 yılımızı çaldı.

Türkiye’de birçok alanda ilerleme sağlansa da 28 Şubat mağdurlarının hakları için yeterli adımlar atılmadı. Daha önce, 2005’te terör mağdurları, 2017’de FETÖ mağdurları, 2020’de ise 1960 darbesi mağdurları için komisyonlar kurulmuş ve mağduriyetler giderilmiştir. Ancak 28 Şubat mağdurları için benzer bir girişimde bulunulmamıştır.

Devlet, geçmişte yaşanan haksızlıkları telafi etmekle yükümlüdür. Bu nedenle, 28 Şubat mağduriyetlerinin giderilmesi için bağlayıcı kararlar alabilecek bir “Mağdur Hakları Komisyonu” mutlaka kurulmalı ve bu mağduriyetler daha fazla geciktirilmeden giderilmelidir.

 

BAZI MEDYA KURULUŞLARI AİLEYİ YIKACAK YAYINLARINA DEVAM EDİYOR

Medyada, aile kurumunu tahrip eden, zinayı ve sadakatsizliği teşvik eden, bunları normalleştiren ve bireysel sorumsuzluğu yücelten yayınların yer alması, toplumun manevi yapısını zayıflatmaktadır.

Aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesi için devlet eliyle evliliğe teşvik eden maddi destekler ve sosyal projeler artırılmış olsa da yalnızca bu desteklerle yetinmek yeterli değildir. 

Aile kurumunu güçlendirmek için ekonomik desteklerin yanı sıra kültürel, sosyal ve manevi farkındalığı artıracak bir altyapı kurulmalıdır. Bu doğrultuda, medya ile ilgili köklü yasal düzenlemeler yapılmalı; ahlaki değerleri tahrip eden içeriklere karşı sıkı denetimler getirilmelidir. Toplumun manevi bilincini ve aile kurumunu güçlendiren alternatif medya içerikleri üretilmeli ve desteklenmelidir. Aksi halde aile yapısı ve toplumsal değerler büyük bir çöküşle karşı karşıya kalacaktır.

 

GENÇLERE VE ÇALIŞAN ANNELERE DESTEKLER ARTIRILMALI

 

Son dönemde yapılan anketler, geleceğe dair güvensizlik, ekonomik zorluklar ve istikrarsızlık gibi faktörlerin gençleri evlilikten uzaklaştırdığını ve bu durumun evliliği giderek ertelenen bir hedef haline getirdiğini gösteriyor. 

 

Memur annelerin, çocukları ilkokula başlayana kadar yarı zamanlı çalışabilmesine imkân tanıyan düzenleme, aile bütünlüğünü güçlendirmek adına değerli bir adımdır. Ancak bu düzenlemenin yalnızca memur annelerle sınırlı kalmayıp tüm çalışan anneleri kapsaması, çocukların duygusal gelişimi ve anneyle kuracakları sağlıklı bağ açısından daha büyük bir kazanç sağlayacaktır.

Kadınların hem annelik hem de mesleki kimliklerini sürdürebilmeleri için bu tür destekleyici politikaların yaygınlaşması ve çeşitlenmesi gerekmektedir.

 

GAZZE’DEKİ ZULÜM DURDURULMALIDIR

Gazze’de yaşanan insanlık dışı soykırım, her geçen gün daha vahim bir boyuta ulaşmaktadır. Siyonist rejimin Han Yunus’u ikiye bölecek yeni koridor planı, sözde 60 günlük ateşkes teklifinin samimiyetsizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, işgal rejiminin asıl amacının savaş politikalarına dönmek olduğunu göstermektedir. Gazze’de kalıcı bir çözüm, ancak siyonist güçlerin tamamen çekilmesi ve ablukaların kaldırılmasıyla mümkündür.

Abluka altındaki Gazze’de insanlar açlığa terk edilerek ölüme sürüklenmektedir. Bu, modern dünyanın gözleri önünde yaşanan bir soykırımdır. Açlık, zorla yerinden etme ve sürekli bombardımanla yok edilmek istenen bir halkın dramı, artık dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştır.

Bu kapsamda, Kolombiya’da Lahey Grubu öncülüğünde düzenlenen Gazze Zirvesi’nde alınan kararlar tarihî bir önem taşımaktadır.  Özellikle imzacı devletlerin bayrağını taşıyan gemiler aracılığıyla israile silah, mühimmat, askeri yakıt, askeri teçhizat ve çift kullanımlı malzeme sevkiyatına engel olunması, Filistin topraklarındaki hukuka aykırı israil işgaline destek teşkil eden kamu ihaleleri ve fonlamalarının önüne geçilmesini teminen, tüm kamu sözleşmelerinin derhal gözden geçirilmesi kararları, siyonist rejimin ablukaya alınması açısından büyük önem arz etmektedir.

Gazze halkına uygulanan zulüm artık son bulmalı, insanlık vicdanı bu vahşete “dur” demelidir. Gazze’deki kardeşlerimizin sesi olmak ve bu zulmü durdurmak için tüm dünya kamuoyunu daha kararlı ve somut adımlar atmaya davet ediyoruz.

 

SURİYE KAOSA TESLİM EDİLMEMELİ

Suriye, 14 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından istikrara kavuşma yolunda ilerlerken, siyonist işgal rejimi ve onunla iş birliği yapan güçlerin bölgesel emelleri doğrultusunda yeniden istikrarsızlaştırılmak istenmektedir. Bu süreçte siyonist rejim, Suriye topraklarında fiili işgal alanlarını genişletmekte ve saldırılarıyla krizi derinleştirmektedir.

Suriye’nin yeniden iç savaşa sürüklenmesi, yalnızca Suriyelileri değil, tüm bölgeyi tehdit etmektedir. Bu tehdidin bertaraf edilmesinin yegâne yolu, silahların ve devlet otoritesinin yalnızca meşru yönetimde toplandığı bir düzenin kurulmasıdır. Tüm tarafların, halkın refahını ve güvenliğini ön planda tutarak hareket etmesi şarttır.

Siyonist rejim ve ABD’nin bölgedeki planları, ancak birlik ve bölgesel dayanışma ile boşa çıkarılabilir. Bu bağlamda, bölge ülkeleri Suriye’nin istikrarı için meşru yönetime destek olmalı, dış müdahalelere, etnik ve mezhebi gerilimlere karşı ortak bir duruş sergilemelidir.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.