“SİLAHLAR SUSSUN, SİYASET KONUŞSUN”
Türkiye’nin kırk yılı
aşkın süredir içinde bulunduğu şiddet sarmalı, birçok açıdan insanımıza büyük
acılar yaşatmış; toplumsal huzur da derinden sarsılmıştır. HÜDA PAR olarak, en başından
itibaren "Terörsüz Türkiye" sürecini önemli, kıymetli ve
desteklenmesi gereken tarihi bir fırsat olarak değerlendirdik. Bu sürecin
başarıya ulaşabilmesi için geçmişteki yanlışlardan ders alınması ve kararlı
adımların samimiyetle atılması gerektiğini ısrarla vurguladık.
Örgütün tasfiyesi yönünde
atılan adımların somutlaştığı kritik bir aşamaya gelinmiştir. Ancak sürecin
zehirlenmesine yol açabilecek tehdit dili, bölgesel gerilimler ve dış
müdahaleler ciddi bir risk oluşturmaktadır. Suriye'deki gelişmeler ve siyonist
terör rejiminin bölgeyi provoke eden tutumu, bu süreci akamete uğratabilecek
ciddi tehlikeler barındırmaktadır.
Bu nedenle, tüm siyasi
partileri sorumluluk üstlenmeye ve TBMM çatısı altında kurulacak olan komisyona
katkı sunarak süreci kurumsallaştırmaya davet ediyoruz. Bilinmelidir ki;
silahların susması ve sorunların siyaset zemininde çözülmesi, milletimizin
ortak talebidir.
HÜDA PAR olarak,
kardeşliğin ve iç barışın tesisi için her türlü sorumluluğu ve inisiyatifi
almaya, yapıcı tüm girişimlere destek vermeye kararlıyız. Artık şiddetin değil,
adaletin; çatışmanın değil, çözümün dili hâkim olmalıdır.
28 ŞUBAT MAĞDURİYETLERİ GİDERİLMELİDİR
28 Şubat darbe sürecinde,
dindar kesim ağır bedeller ödedi. Başörtüsü yasakları, fişlemeler, ikna odaları
gibi uygulamalarla binlerce memur ve öğrenci mağdur edildi. Memuriyetten
atılanların özlük hakları hâlâ tam anlamıyla iade edilmedi. Okuldan atılan
birçok öğrenci ya eğitimine devam edemedi ya da çok geç mezun olabildi. Bu
süreç, en az 20 yılımızı çaldı.
Türkiye’de birçok alanda
ilerleme sağlansa da 28 Şubat mağdurlarının hakları için yeterli adımlar
atılmadı. Daha önce, 2005’te terör mağdurları, 2017’de FETÖ mağdurları, 2020’de
ise 1960 darbesi mağdurları için komisyonlar kurulmuş ve mağduriyetler giderilmiştir.
Ancak 28 Şubat mağdurları için benzer bir girişimde bulunulmamıştır.
Devlet, geçmişte yaşanan
haksızlıkları telafi etmekle yükümlüdür. Bu nedenle, 28 Şubat mağduriyetlerinin
giderilmesi için bağlayıcı kararlar alabilecek bir “Mağdur Hakları Komisyonu”
mutlaka kurulmalı ve bu mağduriyetler daha fazla geciktirilmeden
giderilmelidir.
BAZI MEDYA KURULUŞLARI AİLEYİ YIKACAK YAYINLARINA DEVAM EDİYOR
Medyada, aile kurumunu
tahrip eden, zinayı ve sadakatsizliği teşvik eden, bunları normalleştiren ve
bireysel sorumsuzluğu yücelten yayınların yer alması, toplumun manevi yapısını
zayıflatmaktadır.
Aile kurumunun korunması
ve güçlendirilmesi için devlet eliyle evliliğe teşvik eden maddi destekler ve
sosyal projeler artırılmış olsa da yalnızca bu desteklerle yetinmek yeterli
değildir.
Aile kurumunu
güçlendirmek için ekonomik desteklerin yanı sıra kültürel, sosyal ve manevi
farkındalığı artıracak bir altyapı kurulmalıdır. Bu doğrultuda, medya ile
ilgili köklü yasal düzenlemeler yapılmalı; ahlaki değerleri tahrip eden
içeriklere karşı sıkı denetimler getirilmelidir. Toplumun manevi bilincini ve
aile kurumunu güçlendiren alternatif medya içerikleri üretilmeli ve
desteklenmelidir. Aksi halde aile yapısı ve toplumsal değerler büyük bir
çöküşle karşı karşıya kalacaktır.
GENÇLERE VE ÇALIŞAN
ANNELERE DESTEKLER ARTIRILMALI
Son dönemde yapılan anketler, geleceğe dair güvensizlik, ekonomik
zorluklar ve istikrarsızlık gibi faktörlerin gençleri evlilikten
uzaklaştırdığını ve bu durumun evliliği giderek ertelenen bir hedef haline
getirdiğini gösteriyor.
Memur annelerin,
çocukları ilkokula başlayana kadar yarı zamanlı çalışabilmesine imkân tanıyan
düzenleme, aile bütünlüğünü güçlendirmek adına değerli bir adımdır. Ancak bu
düzenlemenin yalnızca memur annelerle sınırlı kalmayıp tüm çalışan anneleri
kapsaması, çocukların duygusal gelişimi ve anneyle kuracakları sağlıklı bağ
açısından daha büyük bir kazanç sağlayacaktır.
Kadınların hem annelik
hem de mesleki kimliklerini sürdürebilmeleri için bu tür destekleyici politikaların
yaygınlaşması ve çeşitlenmesi gerekmektedir.
GAZZE’DEKİ ZULÜM DURDURULMALIDIR
Gazze’de yaşanan insanlık
dışı soykırım, her geçen gün daha vahim bir boyuta ulaşmaktadır. Siyonist
rejimin Han Yunus’u ikiye bölecek yeni koridor planı, sözde 60 günlük ateşkes
teklifinin samimiyetsizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, işgal
rejiminin asıl amacının savaş politikalarına dönmek olduğunu göstermektedir.
Gazze’de kalıcı bir çözüm, ancak siyonist güçlerin tamamen çekilmesi ve
ablukaların kaldırılmasıyla mümkündür.
Abluka altındaki Gazze’de
insanlar açlığa terk edilerek ölüme sürüklenmektedir. Bu, modern dünyanın
gözleri önünde yaşanan bir soykırımdır. Açlık, zorla yerinden etme ve sürekli
bombardımanla yok edilmek istenen bir halkın dramı, artık dayanılmaz bir boyuta
ulaşmıştır.
Bu kapsamda, Kolombiya’da
Lahey Grubu öncülüğünde düzenlenen Gazze Zirvesi’nde alınan kararlar tarihî bir
önem taşımaktadır. Özellikle imzacı
devletlerin bayrağını taşıyan gemiler aracılığıyla israile silah, mühimmat, askeri
yakıt, askeri teçhizat ve çift kullanımlı malzeme sevkiyatına engel olunması,
Filistin topraklarındaki hukuka aykırı israil işgaline destek teşkil eden kamu
ihaleleri ve fonlamalarının önüne geçilmesini teminen, tüm kamu sözleşmelerinin
derhal gözden geçirilmesi kararları, siyonist rejimin ablukaya alınması
açısından büyük önem arz etmektedir.
Gazze halkına uygulanan
zulüm artık son bulmalı, insanlık vicdanı bu vahşete “dur” demelidir.
Gazze’deki kardeşlerimizin sesi olmak ve bu zulmü durdurmak için tüm dünya
kamuoyunu daha kararlı ve somut adımlar atmaya davet ediyoruz.
SURİYE KAOSA TESLİM EDİLMEMELİ
Suriye, 14 yılı aşkın
süredir devam eden iç savaşın ardından istikrara kavuşma yolunda ilerlerken,
siyonist işgal rejimi ve onunla iş birliği yapan güçlerin bölgesel emelleri
doğrultusunda yeniden istikrarsızlaştırılmak istenmektedir. Bu süreçte siyonist
rejim, Suriye topraklarında fiili işgal alanlarını genişletmekte ve
saldırılarıyla krizi derinleştirmektedir.
Suriye’nin yeniden iç
savaşa sürüklenmesi, yalnızca Suriyelileri değil, tüm bölgeyi tehdit
etmektedir. Bu tehdidin bertaraf edilmesinin yegâne yolu, silahların ve devlet
otoritesinin yalnızca meşru yönetimde toplandığı bir düzenin kurulmasıdır. Tüm
tarafların, halkın refahını ve güvenliğini ön planda tutarak hareket etmesi
şarttır.
Siyonist rejim ve ABD’nin
bölgedeki planları, ancak birlik ve bölgesel dayanışma ile boşa çıkarılabilir.
Bu bağlamda, bölge ülkeleri Suriye’nin istikrarı için meşru yönetime destek
olmalı, dış müdahalelere, etnik ve mezhebi gerilimlere karşı ortak bir duruş
sergilemelidir.
