Haftalık Gündem Değerlendirmemiz- 15 Eylül 2025

İÇERİDEKİ SİYONİSTLERE KARŞI ÖNLEM ALINMALI

İşgalci siyonist rejimin Katar’daki HAMAS temsilciliğini hedef alması hem iç güvenlik tartışmalarına hem de küresel ittifakların güvenirliğinin sorgulanmasına neden olmuştur. Soykırımcı rejimin Katar’ı hedef alırken devşirilmiş istihbarat elemanlarından da ciddi biçimde faydalandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, Türkiye’de soykırımcı siyonist rejimle irtibatlı kişi ve kuruluşlarla ilgili daha ciddi tedbirlerin alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Siyonist rejimin Katar’daki saldırısı sırasında Amerikan menşeli savunma sistemlerinin devreye girmemesi bir yana,  iddialara göre bazı Batı ülkeleri, saldırı için soykırımcı rejime istihbarat desteği sağlamıştır. Bu da Türkiye’deki ABD ve NATO üslerinin varlığını ve kontrolünü bir kez daha gündeme getirmiştir. Söz konusu ülkelerin, Gazze’de yaşanan bunca vahşet ve soykırıma rağmen işgalci siyonist rejime lojistik ve istihbarat desteği sağladığı bilinmektedir. Bu nedenle İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere ülkedeki yabancı üslere karşı acil bir eylem planı devreye konulmalı ve bu üsler kapatılmalıdır. Bunlarla birlikte savunma sanayii çalışmalarına ağırlık verilmeli, savunma sanayii firmalarının “ortaklık” adı altında yabancı firmalara teknoloji aktarımı yapmasının önüne geçilmelidir.

Soykırıma iştirak eden çifte vatandaşların yargılanması ile ilgili Meclis Başkanlığı’na sunduğumuz kanun teklifinin önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Bununla birlikte özellikle devlet kurumlarının kullandığı bazı yazılım programlarının menşei ve güvenirliği titizlikle araştırılmalı; siyonist rejimle bağlantılı olanlar sistemden ayıklanmalıdır. Gerek siyonistlere bilgi ve belge aktaran teknoloji firmalarının gerekse bazı şirketlerin muhtemel bir saldırıda siyonizmin yanında duracaklarından şüphe edilmemelidir. Dolayısıyla bu şirketlere karşı da gerekli tedbirler alınmalıdır.

 

ÇOCUK ESİRGEME YURTLARI DAHA ETKİN BİR ŞEKİLDE DENETLENMELİ

Toplumun en hassas ve korunmaya muhtaç kesimini oluşturan çocuklar, geleceğimizin teminatıdır. Çocuk Esirgeme Kurumu, yalnızca barınma ve eğitim hizmeti sunmakla yetinmemeli; aynı zamanda çocukların güvenliğini, sağlığını ve ruhsal gelişimini gözetmek gibi bir misyon da yüklenmelidir. Aile ortamından mahrum kalan, şefkat ve merhamete muhtaç olan bu çocukların, ahlaki faziletler kazanacak ve topluma yararlı birer fert olacak şekilde yetiştirilmesine daha fazla önem gösterilmelidir. Bu amaçla, bu kurumların işleyişi ve faaliyetleri sıkı bir denetim altında tutulmalıdır.

Zaman zaman, bu kurumlarda istismar, şiddet ve ihmal vakalarının yaşandığına dair iddialar gündeme gelmektedir. Bu tür ihmallerin önüne geçebilmek için düzenli ve sıkı denetimler yapılmalı; çocuklara yönelik işlenen suçlar ağır cezalarla karşılık bulmalıdır. Çocukların güvenliği açısından; yurt çalışanlarının seçimi, eğitimi ve psikolojik yeterlilikleri önemsenmeli, bu konuda azami dikkat sarf edilmelidir.

 

KATAR VE YEMEN’E YÖNELİK SALDIRILAR

İki yıldır Gazze’de durdurulmayan siyonist terör rejimi, İslam dünyasının elle tutulur bir tepki göstermemesinden güç alarak daha da pervasızlaşmaktadır. Katar ve Yemen’e yönelik son saldırılar da bu durumun bir sonucudur. Somut ve caydırıcı bir tepki verilmediği sürece bu saldırılar, yalnızca Katar’la sınırlı kalmayacak, İslam coğrafyasının farklı bölgelerine de sıçrayacaktır.

Gazze’de on binlerce masumun katledilmesine rağmen hâlâ güçlü ve caydırıcı bir karşılık verilmemesi, siyonist rejimi daha da cesaretlendirmiştir.  Filistin, Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’in ardından Katar’ın hedef alınması, siyonistlerin bölgesel bir hegemonyayı dayatma planlarının açık bir parçasıdır.

Bu saldırılara yönelik tepkiler yalnızca kınama düzeyinde kalmamalı; Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi bünyesinde siyonistlere karşı etkili ve caydırıcı adımlar atılarak tüm diplomatik, ekonomik ve askerî ilişkiler de derhal askıya alınmalıdır. Gazze’deki soykırımın durdurulması, ABD ve siyonistlere karşı ilk şart olarak dayatılmalı; Filistin direnişinin garantörlüğü derhal üstlenilmelidir.

Son saldırılar bir kez daha göstermiştir ki bölgenin güvenliği için caydırıcı ve fiili adımların atılması artık zorunluluktur. Siyonist rejimin pervasızlığı ancak ortak irade ve kararlı adımlarla durdurulabilir.

 

 

GAZZE’DEKİ SOYKIRIM

Siyonist terör rejimi, iki yıldır devam eden soykırımın ortasında, sözde ABD’nin müzakere taslağı üzerine yürütülen görüşmeler sırasında Doha’daki Hamas heyetine suikast düzenleyerek asıl amaçlarının kalıcı işgal olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu alçak saldırı, siyonist rejimin ne diplomasi ne de müzakere tanıdığını açıkça göstermektedir.

İşlenen vahşet ve soykırıma rağmen İslam dünyasının caydırıcı bir karşılık vermemesi, siyonistleri daha da azgınlaştırmaktadır. Son olarak Gazze’nin tamamen işgal edilmesi amacıyla tüm sivillere yapılan sürgün çağrısı, sınır tanımazlığın açık bir göstergesidir. Bölgede şiddetli bombardımanlar, saldırılar ve abluka da tüm vahşetiyle sürmektedir.

Bugün tüm bölge ülkelerini hedef alma tehdidinde bulunan siyonistleri durdurmanın yolu Gazze’den geçmektedir. Bu nedenle İslam İş Birliği Teşkilatı bünyesinde derhal Gazze halkını korumak üzere ortak askerî güç oluşturulmalı ve bu gücün bölgeye gönderileceği ilan edilmelidir.

Siyonist rejimin kalıcı olarak bölgeden çekilmemesi, açık bir savaş suçu olarak tanınmalıdır. Gazze’nin yalnız bırakılması, sadece Filistin’i değil tüm bölgeyi tehlikeye atacaktır.

 

SABRA VE ŞATİLLA KATLİAMLARI

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, siyonist terör rejiminin himayesinde, aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milisler tarafından gerçekleştirilen ve 3 binden fazla savunmasız insanın katledildiği Sabra ve Şatilla katliamının üzerinden 43 yıl geçti. Bu katliamlarda şehit olan kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.  Ancak ne yazık ki bugün, benzer katliamlar devam etmekte ve yeni katliamların zemini hazırlanmakta, tehlikeli adımlar atılmaktadır.

Siyonist terör rejiminin sözcülüğünü yapan işbirlikçi Mahmud Abbas yönetimi ve ABD'nin baskısıyla, Lübnan hükümeti, Filistinli mülteci kamplarını silahsızlandırma girişimlerine başlamıştır. Bu kapsamda, kamplarda bulunan gruplardan silahlarını teslim etmeleri talep edilmektedir. Bu girişim, yeni katliamların önünü açabilecek, siyonist projenin bir parçası olan tehlikeli bir adımdır.

Lübnan yönetimi, ABD'nin kendilerini korumayacağını, siyonistlerle yapılan ateşkesin ardından yaşanan saldırılardan açıkça anlamalıdır. Bu girişim sadece Lübnan’ı değil, bölgedeki tüm direniş unsurlarını siyonistlerin saldırganlığına ve yayılmacı planlarına karşı savunmasız bırakmayı hedeflemektedir.

Silahsızlanma ancak siyonist rejim tasfiye edildiğinde, iç ittifak doğrultusunda fayda sağlayabilir. Aksi halde bu adımlar, sadece yeni felaketlere davetiye çıkaracaktır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.