İÇERİDEKİ SİYONİSTLERE KARŞI ÖNLEM ALINMALI
İşgalci siyonist
rejimin Katar’daki HAMAS temsilciliğini hedef alması hem iç güvenlik
tartışmalarına hem de küresel ittifakların güvenirliğinin sorgulanmasına neden
olmuştur. Soykırımcı rejimin Katar’ı hedef alırken devşirilmiş istihbarat
elemanlarından da ciddi biçimde faydalandığı anlaşılmaktadır. Bu durum,
Türkiye’de soykırımcı siyonist rejimle irtibatlı kişi ve kuruluşlarla ilgili
daha ciddi tedbirlerin alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Siyonist rejimin
Katar’daki saldırısı sırasında Amerikan menşeli savunma sistemlerinin devreye
girmemesi bir yana, iddialara göre bazı
Batı ülkeleri, saldırı için soykırımcı rejime istihbarat desteği sağlamıştır.
Bu da Türkiye’deki ABD ve NATO üslerinin varlığını ve kontrolünü bir kez daha
gündeme getirmiştir. Söz konusu ülkelerin, Gazze’de yaşanan bunca vahşet ve
soykırıma rağmen işgalci siyonist rejime lojistik ve istihbarat desteği
sağladığı bilinmektedir. Bu nedenle İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere
ülkedeki yabancı üslere karşı acil bir eylem planı devreye konulmalı ve bu
üsler kapatılmalıdır. Bunlarla birlikte savunma sanayii çalışmalarına ağırlık
verilmeli, savunma sanayii firmalarının “ortaklık” adı altında yabancı
firmalara teknoloji aktarımı yapmasının önüne
geçilmelidir.
Soykırıma iştirak eden çifte vatandaşların yargılanması ile ilgili
Meclis Başkanlığı’na sunduğumuz kanun teklifinin önemi bir kez daha
anlaşılmıştır. Bununla birlikte özellikle devlet kurumlarının kullandığı bazı
yazılım programlarının menşei ve güvenirliği titizlikle araştırılmalı; siyonist
rejimle bağlantılı olanlar sistemden ayıklanmalıdır.
Gerek siyonistlere bilgi ve belge aktaran teknoloji firmalarının gerekse bazı
şirketlerin muhtemel bir saldırıda siyonizmin yanında duracaklarından şüphe
edilmemelidir. Dolayısıyla bu şirketlere karşı da gerekli tedbirler
alınmalıdır.
ÇOCUK
ESİRGEME YURTLARI DAHA ETKİN BİR ŞEKİLDE DENETLENMELİ
Toplumun en hassas
ve korunmaya muhtaç kesimini oluşturan çocuklar, geleceğimizin teminatıdır.
Çocuk Esirgeme Kurumu, yalnızca barınma ve eğitim hizmeti sunmakla yetinmemeli;
aynı zamanda çocukların güvenliğini, sağlığını ve ruhsal gelişimini gözetmek
gibi bir misyon da yüklenmelidir. Aile ortamından mahrum kalan, şefkat ve
merhamete muhtaç olan bu çocukların, ahlaki faziletler kazanacak ve topluma
yararlı birer fert olacak şekilde yetiştirilmesine daha fazla önem
gösterilmelidir. Bu amaçla, bu kurumların işleyişi ve faaliyetleri sıkı bir denetim altında tutulmalıdır.
Zaman zaman, bu
kurumlarda istismar, şiddet ve ihmal vakalarının yaşandığına dair iddialar
gündeme gelmektedir. Bu tür ihmallerin önüne geçebilmek için düzenli ve sıkı denetimler yapılmalı; çocuklara yönelik işlenen
suçlar ağır cezalarla karşılık bulmalıdır. Çocukların güvenliği açısından; yurt
çalışanlarının seçimi, eğitimi ve psikolojik yeterlilikleri önemsenmeli, bu
konuda azami dikkat sarf edilmelidir.
KATAR VE YEMEN’E YÖNELİK SALDIRILAR
İki yıldır Gazze’de
durdurulmayan siyonist terör rejimi, İslam dünyasının elle tutulur bir tepki
göstermemesinden güç alarak daha da pervasızlaşmaktadır. Katar ve Yemen’e
yönelik son saldırılar da bu durumun bir sonucudur. Somut ve caydırıcı bir
tepki verilmediği sürece bu saldırılar, yalnızca Katar’la sınırlı kalmayacak,
İslam coğrafyasının farklı bölgelerine de sıçrayacaktır.
Gazze’de on
binlerce masumun katledilmesine rağmen hâlâ güçlü ve caydırıcı bir karşılık
verilmemesi, siyonist rejimi daha da cesaretlendirmiştir. Filistin, Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’in
ardından Katar’ın hedef alınması, siyonistlerin bölgesel bir hegemonyayı
dayatma planlarının açık bir parçasıdır.
Bu saldırılara
yönelik tepkiler yalnızca kınama düzeyinde kalmamalı; Arap Birliği ve Körfez
İşbirliği Konseyi bünyesinde siyonistlere karşı
etkili ve caydırıcı adımlar atılarak tüm diplomatik, ekonomik ve askerî
ilişkiler de derhal askıya alınmalıdır. Gazze’deki soykırımın durdurulması, ABD
ve siyonistlere karşı ilk şart olarak dayatılmalı; Filistin direnişinin
garantörlüğü derhal üstlenilmelidir.
Son saldırılar bir
kez daha göstermiştir ki bölgenin güvenliği için caydırıcı ve fiili adımların
atılması artık zorunluluktur. Siyonist rejimin pervasızlığı ancak ortak irade
ve kararlı adımlarla durdurulabilir.
GAZZE’DEKİ SOYKIRIM
Siyonist terör
rejimi, iki yıldır devam eden soykırımın ortasında, sözde ABD’nin müzakere
taslağı üzerine yürütülen görüşmeler sırasında Doha’daki Hamas heyetine suikast
düzenleyerek asıl amaçlarının kalıcı işgal olduğunu bir kez daha ortaya
koymuştur. Bu alçak saldırı, siyonist rejimin ne diplomasi ne de müzakere
tanıdığını açıkça göstermektedir.
İşlenen vahşet ve
soykırıma rağmen İslam dünyasının caydırıcı bir karşılık vermemesi,
siyonistleri daha da azgınlaştırmaktadır. Son olarak Gazze’nin tamamen işgal
edilmesi amacıyla tüm sivillere yapılan sürgün çağrısı, sınır tanımazlığın açık
bir göstergesidir. Bölgede şiddetli bombardımanlar, saldırılar ve abluka da tüm vahşetiyle sürmektedir.
Bugün tüm bölge
ülkelerini hedef alma tehdidinde bulunan siyonistleri durdurmanın yolu
Gazze’den geçmektedir. Bu nedenle İslam İş Birliği Teşkilatı bünyesinde derhal
Gazze halkını korumak üzere ortak askerî güç oluşturulmalı ve bu gücün bölgeye gönderileceği
ilan edilmelidir.
Siyonist rejimin
kalıcı olarak bölgeden çekilmemesi, açık bir savaş suçu olarak tanınmalıdır.
Gazze’nin yalnız bırakılması, sadece Filistin’i değil tüm bölgeyi tehlikeye
atacaktır.
SABRA VE ŞATİLLA KATLİAMLARI
Lübnan’ın başkenti
Beyrut’ta, siyonist terör rejiminin himayesinde, aşırı sağcı Hristiyan
Falanjist milisler tarafından gerçekleştirilen ve 3 binden fazla savunmasız
insanın katledildiği Sabra ve Şatilla katliamının üzerinden 43 yıl geçti. Bu
katliamlarda şehit olan kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet
diliyoruz. Ancak ne yazık ki bugün,
benzer katliamlar devam etmekte ve yeni katliamların zemini hazırlanmakta,
tehlikeli adımlar atılmaktadır.
Siyonist terör
rejiminin sözcülüğünü yapan işbirlikçi Mahmud Abbas yönetimi ve ABD'nin
baskısıyla, Lübnan hükümeti, Filistinli mülteci kamplarını silahsızlandırma
girişimlerine başlamıştır. Bu kapsamda, kamplarda bulunan gruplardan
silahlarını teslim etmeleri talep edilmektedir. Bu girişim, yeni katliamların
önünü açabilecek, siyonist projenin bir parçası olan tehlikeli bir adımdır.
Lübnan yönetimi,
ABD'nin kendilerini korumayacağını, siyonistlerle yapılan ateşkesin ardından
yaşanan saldırılardan açıkça anlamalıdır. Bu girişim sadece Lübnan’ı değil,
bölgedeki tüm direniş unsurlarını siyonistlerin saldırganlığına ve yayılmacı
planlarına karşı savunmasız bırakmayı hedeflemektedir.
Silahsızlanma ancak
siyonist rejim tasfiye edildiğinde, iç ittifak doğrultusunda fayda
sağlayabilir. Aksi halde bu adımlar, sadece yeni felaketlere davetiye
çıkaracaktır.
