Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-28 Temmuz 2025

SİYONİST REJİME DESTEK VEREN ŞİRKETLERE KARŞI BARIŞÇIL PROTESTOLAR MEŞRUDUR, CEZALANDIRILAMAZ

İstanbul’da düzenlenen İDEF Savunma Sanayii Fuarı’na, işgalci siyonist israile doğrudan veya dolaylı destek sağlayan şirketlerin katılması, vicdan sahibi halkımız nezdinde infial uyandırmıştır. Gazze’de süren soykırımın ortağı olan bu şirketlerin, ülkemizde ağırlanmasının bir izahı olamaz. Gazze’de aylardır süren açık bir soykırım karşısında, bu tür ticari ortaklıklar dolaylı da olsa işlenen insanlık suçlarına ortaklıktır.

Bu soykırıma ve suç ortaklarına karşı barışçıl bir şekilde ses yükselten gençler, sadece insani ve vicdani sorumluluklarını yerine getirmiştir. Ancak geçmişte olduğu gibi güvenlik güçlerinin hukuk dışı kaba müdahalesiyle gözaltına alınmış, biri tutuklanmış, bazıları ise ev hapsine mahkûm edilmiştir. Bu uygulamalar, Türkiye’nin Filistin’e dair söylemleriyle ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.

Türkiye, Gazze’nin yanında olduğunu beyan ederken; bu beyana uygun düşmeyen güvenlik politikalarından derhal vazgeçmelidir. Soykırım ve katliam suçlarına karşı ses çıkaranlara değil, bu suçların ortaklarına müdahale edilmelidir.

Bu bağlamda hukuksuz uygulamalara son vermeli ve bu çelişkili tutumdan vazgeçmelidir.

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE CEZASIZLIK ALGISI

Günümüzde çocukların suça karışma oranı dramatik biçimde artarken, suç işleme yaşı da alarm verici biçimde düşmektedir. 15 yaşındaki bir şahsın zihinsel ve sosyal farkındalığı, çoğu zaman 20 yaşındaki bir şahıstan geri kalmazken; özellikle zorbalık, gasp, hırsızlık ve şiddet gibi eylemlerde çocuklar hem fail hem mağdur olarak daha görünür hale gelmiştir. Ancak mevcut hukuk sistemi, 18 yaşın altındaki çocuklara yönelik otomatik bir ceza indirimi veya cezasızlık yaklaşımı benimsediğinden, birçok çocuk bu sistemin sunduğu “koruma” zırhı içinde suçu teşvik eden bir ceza ve infaz sistemiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum hem toplumsal güvenliği hem de bu çocukların geleceğini tehdit etmektedir.

Elbette çocukları yalnızca cezayla terbiye etmek ne ahlaki ne de yapısal bir çözümdür; onları suça iten ortam, medya, sokak kültürü, aile ihmali ve manevi değerler erozyonu gibi etkenler göz ardı edilemez. Bu gerçeklik, çocukların suç işleme kapasiteleri ve bilinci göz önünde bulundurularak cezai sorumluluğun yeniden tanımlanmasını gerekli kılmaktadır. Suç türüne, failin kişilik özelliklerine, suça yönelme biçimine ve tekrarlama potansiyeline göre farklılaştırılmış bir yaklaşım benimsenmeli; kimi durumlarda 18 yaş altındaki bireylerin, yaşça büyük faille aynı cezai rejime tabi tutulması mümkün hale gelmelidir. Bu, çocukları hedef almak değil; suça teşvik eden düzeni fark edip hem koruyucu hem caydırıcı bir düzenlemeyle adaletin ve toplumsal huzurun sağlanmasıdır.

DEDAŞ ELEKTRİK KESİNTİLERİ VE TARIMSAL KRİZ 

Son yıllarda Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) hakkındaki ciddi şikâyetler kamuoyunun gündemini meşgul etmektedir. Bu şikâyetlerin başında; elektrik kesintileri, kaçak kullanım iddiaları belgelenmeden kesilen fahiş cezalar ve bunun sonucunda tarımsal üretimin sekteye uğraması gelmektedir.

Kaçak kullanım iddialarının ispatı, bağımsız denetim kuruluşlarıyla yapılmalı; sayaçların uzaktan okunması yerine, yerinde tespit ve tutanakla ispat şartı getirilmelidir. Tartışmalı kaçak kullanım cezaları için bağımsız tahkim veya bilirkişi heyetleri kurulmalı; haksız kesilen cezalar iptal edilmeli, geçmişe dönük borçlar yapılandırılmalı ve gerekirse affedilmelidir.

Altyapı yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar çözülmelidir. Bu bağlamda eski trafo, kablo ve hatların kapasiteleri artırılarak yenilenmesi gerekmektedir. Sulama sezonu için çiftçilere özel, öncelikli ve kesintisiz enerji hattı tahsis edilmelidir.

Tarımsal üretim bir kamu hizmeti niteliği taşıdığı için, bu alanda enerji sübvansiyonu ve destekleme politikası uygulanmalıdır. Çiftçilerin bir araya gelerek kuracağı enerji kooperatiflerine devlet desteği sağlanmalı; güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tarımsal üretimde kullanımı teşvik edilmelidir.

DEDAŞ’ın hâlihazırdaki uygulamaları, bölgesel tarım politikalarını da tehdit etmekte; çiftçinin yanı sıra milyonlarca tüketicinin sofrasına da yansıyacak bir kriz anlamına gelmektedir. Bu sorunlar adil, şeffaf ve sürdürülebilir çözümlerle bir an önce giderilmelidir.

EV HANIMLIĞI KUTSALDIR, DESTEKLENMELİDİR

Çalışan annelere yönelik iyileştirmeleri takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Anneler, çocukları ve işi arasında bir tercih yapmaya zorlanmamalı; çalışma hayatı, annelik sorumluluklarını göz önünde bulunduracak şekilde düzenlenmelidir.

Kadınlara yalnızca çalışma hayatında yer aldığı takdirde değer biçen anlayış nedeniyle, milyonlarca ev hanımının emeği yok sayılmakta ve değersiz görülmektedir. Oysa birçok mesleğin bir arada yürütüldüğü, kutsal ve paha biçilmez bir meslek olan ev hanımlığı ve annelik yüceltilmeli, takdir edilmeli ve ekonomik olarak desteklenmelidir. Bu kapsamda daha önce teklif ettiğimiz 25 yıl evli kalan annelere emeklilik hakkının tanınmasını talep ediyoruz.

Bugün, çocuk başına annelere verilen ekonomik destekler yalnızca ikinci çocuktan itibaren başlatılmakta ve sadece beş yıl ile sınırlı tutulmaktadır. Oysa çalışmayan annelere bir ayrıcalık tanınarak bu yardımlar, her çocuk için lise bitene kadar devam etmelidir. Böyle bir uygulama, çocuk sahibi olma konusundaki tereddütleri azaltacak ve doğum oranlarının artmasına katkı sağlayacaktır.

Ailenin, her bir çocuğunun en az lise mezunu olana kadar desteklenmesi; çocuk yetiştirme sürecindeki maddi kaygıları hafifletecek, ailelerin yükünü azaltacak ve dışarıda çalışmak istemeyen anneler bu yönde bir mecburiyete itilmemiş olacaktır. HÜDA PAR olarak, çalışan ya da çalışmayan her kadının desteklenmesini, ailenin korunmasını ve güçlendirilmesini esas alan politikaların daima takipçisi ve destekleyicisi olmaya devam edeceğiz.

GAZZE İÇİN SOMUT ADIMLAR ATILMALIDIR

Siyonist terör rejimi, Gazze’ye yönelik abluka ve saldırılarını sistematik olarak artırmakta; ateşkes müzakerelerini sabote etmekte ve bölgeye gıda girişini engelleyerek açlığı bir silah olarak kullanmaktadır. Bu nedenle her geçen gün açlıktan şehit olanların sayısı artmaktadır.

İslam ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar artık sadece kınamakla yetinmemeli, somut ve caydırıcı adımlar atmalıdır. Öncelikle, Gazze’ye sürekli ve güvenli bir insanî yardım koridoru oluşturulmalı; bu amaçla uluslararası gözlemcilerden oluşan bir insanî koruma gücü bölgeye gönderilmelidir. Türkiye ve Katar gibi ülkelerin öncülüğünde, Gazze’nin sınır kapılarını açık tutacak ve yardım geçişini güvence altına alacak bir bölgesel insanî yardım koalisyonu acilen kurulmalıdır.

Ayrıca Mısır sınırındaki Refah Kapısı derhal açılmalı, bu konuda Kahire yönetimine baskı yapılmalıdır. Gazze’ye giden yardım gemilerine uluslararası koruma sağlanmalı; siyonist terör rejiminin ablukayı ihlal etmesine karşı fiilî yaptırımlar uygulanmalıdır.

Siyonist terör rejiminin sözde meclisinin almış olduğu "Batı Şeria’yı ilhak kararı”, uluslararası hukukun işletilmemesi, sözleşmelerin uygulanmaması ve iki yılı aşkın süredir devam eden soykırıma karşı dünyanın sessizliğinin bir sonucudur. Bu sessizlik, siyonist rejime her türlü suçu işleme cesareti vermektedir. Filistin topraklarının sessizce gaspı, artık açık gaspa dönüşmüştür.

Sözde ilhak kararının uygulanması durumunda, siyonist terör rejimi hiçbir sınır tanımayacak; Kudüs ve Mescid-i Aksa ile birlikte Mısır, Ürdün ve Suriye başta olmak üzere tüm bölge ülkeleri de daha büyük tehdit altına girecektir. Baştan beri söylediğimiz gibi: Bu rejimi Gazze’de durdurun, yoksa yarın çok geç olacak. 

SURİYE ÜZERİNDEKİ PLANLARA KARŞI DİKKATLİ OLUNMALIDIR

Siyonist terör rejiminin Suriye’ye yönelik kara ve hava saldırıları yoğunlaşırken, ABD’den gelen “Suriye bölünebilir” açıklamaları bu kaosun bilinçli şekilde kurgulandığını göstermektedir. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Şam, Suriye ordusundaki İslamcıları temizlemeli” şeklindeki sözleri ise bu planın merkezinde bir kez daha İslam’ın hedef alındığını net biçimde ortaya koymaktadır.

Ortadaki tablo açıktır: Suriye topraklarında belli gruplar üzerinden, siyonist terör rejiminin hedefleri doğrultusunda bir bölünme ve istikrarsızlık planı yürütülmektedir. 14 yıl süren iç savaşta büyük acılar yaşayan Suriye halkı; etnik, mezhebî ve dinî ayrım gözetmeksizin bu planlara karşı yekvücut olmalı, ülkenin egemenliğine sahip çıkmalıdır.

Bu süreçte, Suriye yönetiminin kapsayıcı bir tutum sergilemesi ve siyasi çözüme açık bir yaklaşım benimsemesi, söz konusu dış müdahale ve planları boşa çıkaracak en etkili adımlardan biridir. Başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkeleri, siyonist rejimin Suriye’yi istikrarsızlaştırma çabalarına karşı durmalı; Suriye yönetimine diplomatik, ekonomik ve güvenlik alanlarında somut destek sunmalı ve ortak bir duruş sergilemelidir.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.