Haftalık Gündem Değerlendirmemiz- 1 Eylül 2025

HAYÂSIZCA HAREKETLER SUÇU YENİDEN DÜZENLENMELİ; CEZALAR CAYDIRICI OLMALI

Toplumumuzun ortak edep, ar ve hayâ duyguları; ahlaki değerlerimizin ve toplumsal düzenimizin temelini oluşturmaktadır. Bu değerlere aykırı tutum ve davranışların normalleşmesi, toplum yapımızı zedelemekte; aile kurumunu ve neslimizin geleceğini tehdit etmektedir.

Toplumun ahlakını, aile kurumunu ve neslimizin geleceğini hedef alan ifsat edici ideolojiler, sapkın akımlar, teşhircilik ve bunlardan neşet eden hayâsızca hareketler, yalnızca bireysel bir sapkınlık değil, milletimizin varlığına yönelik sistematik ve organize bir saldırıdır.

Maalesef ideolojik temelli, maddeci ve seküler bir anlayışla şekillenen mevcut eğitim sistemi de bu tehdit ve saldırıların önüne set çekememekte; çocuklarımızı koruyamamaktadır.

Öte yandan alenen cinsel ilişki ve teşhircilik gibi “hayâsızca hareketler” suçunu düzenleyen ilgili mevzuatın, suçu önlemede hem yetersiz kaldığı hem de gereğince uygulanmadığı aşikârdır. Bu bağlamda toplumsal yapımızı, aile kurumunu ve genç nesillerimizi tehdit eden ifsat edici ideolojilerin ve hayâsızca akımların yaygınlaşmasına karşı güçlü bir yasal çerçeve oluşturulması ve uygulamadaki zaaf ve aksaklıkların giderilmesi hayati öneme sahiptir.

Bizler inanıyoruz ki hayâ kaybolursa aile dağılır, aile dağılırsa toplum çöker. Bu nedenle sapkın akımların ve teşhircilik gibi hayâsızca hareketlerin propagandası yapılarak yaygınlaştırılmasına hukuken engel olunmalıdır.

Bu doğrultuda HÜDA PAR olarak hazırladığımız kanun teklifini 17 Nisan 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmuştuk.

Teklifimizle; hayâsızca hareketler suçunun cezaları artırılmakta, aynı cinsler arasında evlilik ve birlikteliklerin suç sayılması öngörülmekte; radyo, televizyon ve dijital yayınlarda bu tür sapkın ilişkilerin teşvik edilmesinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

Teklifimizin yasalaşması; değerlerimizi, ailemizi ve neslimizi korumak adına önemli bir adım olacaktır.  Bu vesileyle söz konusu teklifimizin yasalaşması için tüm kesimlere bir kez daha destek çağrısında bulunuyoruz.

OKULLAR AÇILIYOR                                                                                       

2025-2026 Eğitim-Öğretim dönemi, 8 Eylül itibarıyla başlayacaktır. Yeni eğitim-öğretim yılının, başta öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz olmak üzere tüm milletimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

Ancak her yıl olduğu gibi bu yıl da eğitim sezonu yine sorunlarla başlamaktadır. Özellikle kırtasiye malzemelerinin fiyatı bu yıl velilerin ceplerini yakıyor. Zira fiyatlar geçen yıla göre yüzde altmış civarında artmıştır. Velilerin alım gücü düştüğü için sadece zorunlu materyaller temin edilebilmektedir. Buna rağmen bir öğrencinin temel kırtasiye gideri 4.000 TL’yi aşmaktadır.

Okul servis ücretleri de kilometreye göre değişmekle birlikte aile bütçelerini zorlayan bir diğer kalemdir. 0–1 km arası mesafede servis ücreti 2.600 TL’den başlamakta, mesafe arttıkça bu tutar da artış göstermektedir.

Öte yandan, okulların hijyen ve temizlik sorunu hâlâ çözülebilmiş değildir. Çocuklarımız günün büyük bir bölümünü okul ortamında geçirmektedir. Ancak okul yöneticileri, bütçe yetersizliğini gerekçe göstererek temizlik sorununu geçici ve yetersiz çözümlerle gidermeye çalışmaktadır. Okullarda ilkel yöntemlerle yapılan yetersiz temizlik, öğrencilerimizin sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir.

Atama bekleyen öğretmenler de mağdur durumdadır. Ülkemizde hâlihazırda 90 binden fazla norm kadro açığı bulunmakta ve bu açık maalesef yine ücretli öğretmenlerle kapatılmaya çalışılacaktır. Oysa kaliteli bir eğitimin sağlanması için nitelikli eğitim kadrosunun hazır olması gerekir.

KARMA EĞİTİM TARTIŞMALARI

Gelişmiş ülkelerde karma eğitim tartışmaları "eğitimin kalitesi" üzerinden pedagojik zeminde yürütülürken Türkiye'de karma eğitim meselesi, "laiklik" eksenine indirgenerek ideolojik tartışmalara malzeme edilmektedir.

Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nde 506 okul tek cinsiyetli olarak eğitim vermekte; sadece kızların okuduğu 84 üniversite bulunmaktadır. Avusturalya'da kız-erkek ayrı eğitim veren okul oranı yüzde 12 civarındadır. İngiltere’de ise kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı eğitim aldığı 400’den fazla okul olduğu verilerle tespit edilmiştir. Danimarka'da da 2001 yılından itibaren benzer uygulamaya gidilmiştir. Dünya genelinde eğitim ilminin gereği olarak benimsenen bu uygulamanın, ülkemizde de tatbik edilmesi büyük faydalar sağlayacaktır.

Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in, “Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum diyen veliyi ikna etmek için gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz. Veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli” şeklindeki söylemi üzerinden fırtınalar koparan laikçi ve dayatmacı zihniyet, bu ülkede yaşayan ve kendileri gibi düşünmeyen kesimleri yok saymaktadır. Temel Eğitim Kanunu’nda her ne kadar “karma eğitim esastır” ibaresi olsa da Anayasa’nın 10’uncu maddesine göre “Herkes dil, ırk, renk, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Keza anayasanın 42. maddesine göre “Kimse eğitim ve öğretim hakkından mahrum bırakılamaz.” Dolayısıyla ülkemizin gerçekleri göz önünde bulundurularak isteyenler tek cinsiyetli eğitim ortamını, isteyenler ise karma eğitim ortamını tercih etme hakkına sahip olabilmelidir.

EMLAK VERGİSİNDE ADALETSİZ ARTIŞ: RAYİÇ DEĞERLER YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Türkiye’de taşınmaz sahiplerinin her yıl ödemekle yükümlü olduğu emlak vergisinin hesaplanmasında, emlak rayiç değerleri esas alınmaktadır. Bu değerler, Vergi Usul Kanunu uyarınca takdir komisyonları tarafından her dört yılda bir belirlenmektedir. 2025 yılı için yürütülen değerleme çalışmaları da tamamlanmış ve belediyeler ile muhtarlıklarda ilan edilmeye başlanmıştır.

Ancak bu dönem için takdir edilen arsa ve arazi birim değerlerinde olağanüstü artışlar söz konusudur. İstanbul başta olmak üzere birçok ilde %1400’e varan yükselişler yaşanmış, bazı bölgelerde ise matrahlar önceki döneme göre 40 kata kadar artmıştır. Bu artışlar, apartman dairelerinin dahi “değerli konut” kapsamına girmesine yol açabilecektir. Böyle bir artış, yalnızca mükellefleri değil, dolaylı olarak kiracıları da etkileyecek; kira fiyatlarını tırmandırarak barınma krizini derinleştirecektir.

Vatandaşların bireysel dava açarak itiraz hakkı bulunsa da sorun münferit davalarla çözülecek bir mesele değildir. HÜDA PAR olarak, bu hatadan derhal vazgeçilmesini, rayiç değerlerin yeniden gözden geçirilerek piyasa gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesini ve vergi adaletini esas alan düzenlemelerin yapılmasını zorunlu görmekteyiz.

KÜRESEL SUMUD FİLOSU VE MİLLETVEKİLLERİNİN GAZZE HAZIRLIĞI

Türkiye’den çeşitli siyasi partilerden bir grup milletvekili, Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’ye gitmek üzere hazırlık yapmaktadır. Daha önce Refah Sınır Kapısı’na ulaşmak üzere Mısır’a giden ve aralarında Mersin Milletvekilimiz Faruk Dinç’in de bulunduğu çok sayıda vatandaşımız, Mısır güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu yaralanmıştı. Yaşanan bu müessif olay hafızalardaki tazeliğini korumaktadır.

Benzer bir olumsuzluğun tekrar yaşanmaması için Türkiye’nin, bu kez hükümet düzeyinde gerekli girişimlerde bulunarak aralarında milletvekillerinin de bulunduğu vatandaşlarımıza yönelik herhangi bir baskı ya da hukuksuz müdahalede bulunulmaması hususunda Mısır yönetimini önceden uyarması gerekir. Bugün tüm vicdanlı insanların amacı, üzerlerine tüm kapıların kilitlendiği, havadan-karadan saldırılarla ve açlıkla katledilen Gazze halkına ulaşabilmektir. Bu tarihî görevi yerine getirmek için yola çıkan vicdan sahiplerini selamlıyor ve Gazze ablukasını kırmak hedeflerine ulaşmalarını temenni ediyoruz.

Gazze’ye yönelik insanlık dışı ablukayı kırmak için yola çıkan Sumud Filosunda Türkiye bayraklı gemiler de bulunmaktadır. Her devlet, kendi vatandaşlarını korumakla yükümlüdür. Dolayısıyla Türkiye’nin, Sumud Filosu ile Gazze’ye gitmeye hazırlanan vatandaşları için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.

Sumud Filosu, yapılan vicdansızlığa ve soykırıma seyirci kalan sisteme karşı, küresel vicdanı ve adalet arayışını temsil etmektedir. Umuyoruz ki bu girişimler, ablukanın kırılmasına vesile olacaktır.

SİYONİZMİN HER CEPHEDEN KUŞATILMASI GEREKMEKTEDİR

Gazze’de olanca şiddetiyle süren soykırım karşısında, dünyanın birçok yerinde sivil inisiyatifler harekete geçmiş ve bu zulme karşı bir duruş sergileme çabasına girişmiştir. Vicdani ve insanî sorumluluk kurumsal hassasiyetlerin önüne geçmiş ve tarih önünde zulmün karşısında konumlanmanın şerefli duruşu tercih edilmiştir. Bu sebeple dünyanın neresinde olursa olsun bu saikle hareket eden tüm vicdan sahiplerini selamlıyor; Küresel Sumud Filosunun da hedefine ulaşmasını temenni ediyoruz.

Türkiye’nin de Gazze soykırımı karşısında atabileceği tüm somut adımları zamanında atmış olmasını arzu ederdik. Nitekim az sayıda da olsa bazı devletler, Türkiye’nin henüz aldığı birçok önlemi aylar öncesinden almış ve siyonistlere çeşitli yaptırımlar uygulamıştı. Soykırım suçuna katılan kişiler hakkında Türkiye’de hâlâ bir soruşturma başlatılamamış olması ve adli makamların harekete geçememesi, en önemli eksikliklerden biridir. Buna ilişkin kanun teklifimiz bir yılı aşkın bir süredir Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeyi beklemektedir. Tarih önünde bu sorumluluğun bir an önce yerine getirilmesi elzemdir.

Aynı zamanda Türkiye’de siyonizmin güdümünde hareket eden ve soykırımcı siyonist rejimin ajandasını uygulayan yapı ve kişiler de takibe alınmalıdır. Türkiye, gerekli dikkati göstermediği takdirde, bu yapı ve kişiler üzerinden siyonizmin kirli emelleri doğrultusunda iç operasyonlara maruz kalabilecektir. Nitekim Arz-ı Mev’ud hayaliyle avunan kesimlerin Türkiye’de çeşitli isimler altında dernekleşmesi, kurumsallaşması, bürokraside kadrolaşması, geleceğimiz açısından en büyük tehlikelerden biridir. Türkiye, bağırsaklarını temizlemeli ve kalbi siyonist israil için atan bu yapılara karşı mutlaka harekete geçmelidir.

SİYONİST REJİM GAZZE’DE ATEŞKES İSTEMİYOR

Siyonist terör rejimi, arabulucuların sunduğu ateşkes teklifine hâlâ cevap vermemiştir. Tam tersine, Gazze’nin topyekûn işgali için süreci hızlandırmakta, bölgedeki masum sivillere hiçbir hayat alanı bırakmamaktadır. Gazze soykırımının en büyük finansörü olan ABD Başkanı Donald Trump’ın eylül ayında yapılması düşünülen ziyaretinde siyonist rejime, sözde bir “plan” açıklatılarak siyasi zafer armağan edilmesi hedeflenmektedir.

Şimdiye kadar tüm ateşkes girişimlerini sabote edenin siyonist terör rejimi olduğu apaçık ortadayken, arabulucular sürekli olarak HAMAS’ı suçlamış ve direnişin üzerine baskı kurmuştur. Şimdi ise siyonistlerin ateşkesi bir kenara bırakıp işgali genişletmelerine sessiz kalmaktadırlar. Bu ikiyüzlülük kabul edilemez.

Siyonistlere boyun eğmek hiç kimseye fayda getirmeyecek, tam aksine zulmü daha da büyütecektir. Bugün yapılması gereken, Gazze’deki direnişi açıkça desteklemek, tüm imkânların Filistin halkı için seferber edileceğini ilan etmektir. Yaklaşık iki yıldır devam eden bu utanç tablosu, İslam dünyası için tahammül sınırlarını çoktan aşmıştır.

SİYONİSTLERİN YEMEN VE SURİYE SALDIRILARI

Siyonist rejimin son dönemde Suriye ve Yemen’e yönelik artan saldırıları, Gazze’de sürmekte olan soykırımın uluslararası sistem tarafından görmezden gelinmesinin doğrudan bir sonucudur. Siyonist rejim, yalnızca Gazze’deki sivil halka karşı katliam gerçekleştirmekle yetinmemekte; aynı zamanda güneyden işgale başladığı Suriye’de hem sivilleri hem de Suriye güvenlik güçlerini hedef almaktadır. Bununla da kalmayan siyonistler, Gazze’ye destek veren Yemen’i sistematik bombardımanlarla vurarak bölgedeki gerilimi daha da tırmandırmaktadır.

ABD’nin kayıtsız şartsız desteği ve BM’nin mevcut yapısı nedeniyle kınama dışında hiçbir tepki ve fiili müdahale ile karşılaşmayan siyonist rejim, saldırganlığını giderek artırmaktadır. Bu nedenle yalnızca kınama veya diplomatik açıklamalar yetersiz kalmakta, fiili müdahale gerekliliği her geçen gün daha belirgin hâle gelmektedir.

Bölge ülkelerinin, vakit kaybetmeden ortak bir strateji geliştirmesi, siyonistlerin uyguladığı “kuduz köpek” stratejisine karşı güçlü bir direniş hattı oluşturması, hayati bir zorunluluktur. Yemen ve Suriye’ye aktif destek verilmesi, yalnızca bu iki ülkenin değil, tüm bölgenin güvenliği ve istikrarı açısından kritik önemdedir. Aksi takdirde hiçbir engelle karşılaşmayan siyonist rejim, saldırganlığını genişleterek ilerlemeye devam edecek, bölge halkları için daha büyük felaketlere yol açacaktır.

 

 

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.