15 TEMMUZ DARBE
TEŞEBBÜSÜ
15 Temmuz
emperyalist darbe teşebbüsünün üzerinden 10 yıl geçti. Tankların karşısına
dikilen halkımızın kararlı ve fedakâr direnişiyle akamete uğratılan bu
teşebbüs, bizlere tam bağımsızlık yolunda siyasi, askerî ve ekonomik olarak
güçlü olmamız, toplumsal barışımızı tam anlamıyla tesis etmemiz gerektiğini bir
kez daha hatırlatmıştır.
Allah’ın yardımı ve
milletimizin fedakârlığıyla bertaraf edilen bu girişim sadece bir darbe
teşebbüsü değil, emperyalist bir işgal girişimiydi. Bu nedenle darbeciler kadar
onların yularını ellerinde tutan kuklacı emperyalist güçlere karşı da tedbirli
ve teyakkuz halinde olmak gerekir.
Islah edilmeye
muhtaç yönleri bulunmakla birlikte, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş;
yetkisini halkın iradesinden almayan vesayet odaklarının kurulu düzenini
bozmuştur. Tam bağımsızlık yolunda savunma sanayii başta olmak üzere pek çok
alanda ulaşılan seviye; toplumsal barış, sosyal adalet ve refahın tabana
yayılmasıyla da muhakkak taçlandırılmalıdır.
Darbeciler ve vesayet odaklarıyla muhakkak surette hukuk içinde
mücadele edilmeli, toplum vicdanını yaralayan mahkeme uygulamalarından şiddetle
kaçınılmalıdır. Suç ve ceza arasındaki hassas dengenin korunmadığı, darbeyle
bağlantısı bulunduğu gerekçesiyle farklı konum ve sorumluluk düzeyindeki
kişilerin aynı torbaya konduğu şeklindeki şikâyet ve serzenişler kulak ardı
edilmemeli, büyük bir özen ve dikkatle tahkik edilmelidir. Adalet duygusunun
zedelendiği bir ortamda toplumsal vicdanın rahatlaması söz konusu değildir.
Yaşadığımız süreç, darbeleri önlemek için ciddi tedbirler almayı; ama aynı
zamanda adaleti titizlikle ayakta tutmayı gerektiren kritik bir süreçtir.
15 Temmuz darbe
girişiminin yıldönümü vesilesiyle kahraman şehitlerimize rahmet diliyor, Yüce
Allah’tan memleketimizi ve bütün İslam dünyasını zulüm ve haksızlıklardan,
işgal ve katliamlardan muhafaza etmesini temenni ediyoruz.
EN DÜŞÜK EMEKLİ
AYLIĞI ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA KALMAMALIDIR
Enflasyon verileri
doğrultusunda SSK, BAĞ-KUR ve Tarım emeklilerinin kök aylıklarına, 2026 yılının
ilk altı aylık enflasyon oranı esas alınarak yüzde 17,76 oranında artış
yapılmıştır.
Bu artışın
ardından, en düşük emekli aylığının yükseltilmesine ilişkin yasa teklifinin
TBMM'den geçmesiyle beraber en düşük emekli aylığı 23.552 liraya yükselmiş
olacak.
Emekliler arasında
ciddi aylık farkları olmasının yanı sıra en düşük emekli aylığının asgari
ücretin altında olması başlı başına bir tartışma konusudur. Bunun yanında
emeklilere layık görülen 23.552 liralık aylık, maalesef insanca bir hayat
sürdürme imkânı sağlayamamaktadır. Bu durum, adalet duygusunu zedelediği gibi
sosyal devlet ilkesinin gerekleriyle de bağdaşmamaktadır.
Emeklileri sefalete
mahkûm eden anlayış, bir ömür boyu çalışarak prim ödemiş milyonlarca insanın
açlık sınırının üçte ikisinden daha az bir gelirle yaşamaya mahkûm edilmesini
normalleştirmektedir.
Temmuz 2025’te TBMM
Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifimizde de belirttiğimiz gibi en düşük
emekli aylığı en az asgari ücret seviyesine çıkarılmalı; asgari ücret de açlık
sınırının altında bırakılmamalıdır. Başta emekliler olmak üzere toplumun bu
haklı beklentisini karşılamak sosyal devlet olmanın zorunlu bir gereğidir.
Asgari ücretin
28.075 lira, açlık sınırının 35.759 lira ve yoksulluk sınırının 116.478 lira
olduğu bir ortamda, emeklilerimizi 23.552 lira gibi bir aylığa mahkûm etmenin
izahı yoktur.
KONUT
TESLİMİNDEN ÖNCE TAKSİT ÖDEMESİ VATANDAŞI ZORLAMAKTADIR
TOKİ’nin bu yıl
uygulamaya koyduğu ödeme sisteminde, konut teslim edilmeden yaklaşık bir yıl
önce taksit ödemelerinin başlatılması, özellikle kirada oturan dar gelirli
aileler için ciddi bir mağduriyet oluşturmaktadır. Zaten ev sahibi olma imkânı
olmadığı için TOKİ'ye başvuran vatandaşlar, bu süreçte hem oturmakta oldukları
evin kirasını hem de TOKİ taksitlerini aynı anda ödemek zorunda kalmaktadır.
Bunun yanında,
taksitlerin yılda iki kez memur maaşı artış oranına göre güncellenmesi de dar
gelirli ailelerin üzerindeki ekonomik yükü daha da artırmaktadır. Dar gelirli
ailelerin amacı kira yükünden kurtulup kendi evlerine kavuşmaktır. Ancak konut
teslim edilmeden başlayan taksit ödemeleri, birçok dar gelirli aileyi uzun süre
boyunca iki ayrı konut giderini karşılamak zorunda bırakmaktadır.
"Aile
Yılı" kapsamında ailelerin ekonomik açıdan desteklenmesi hedeflenirken,
kirada oturan dar gelirli vatandaşları zor durumda bırakan bu uygulama yeniden
değerlendirilmelidir. TOKİ taksitleri konut teslimiyle birlikte başlatılarak
hâlihazırda kiracı durumda olan vatandaşların mağduriyeti giderilmelidir.
SÜNDÜZ KATLİAMI AYDINLATILMALI
18 Temmuz 1993
tarihinde Van’ın Bahçesaray ilçesinde, kışlık ihtiyaçlarını karşılamak
ve koyunlarını otlatmak amacıyla Sündüz Yaylası'na giden ailelerin
silahlı bir grubun saldırısına uğraması sonucu 14'ü çocuk 24 kişi
katledilmişti.
Zor bir coğrafyada
yaşayan mazlum göçer ailelerin tek derdi, alın terleriyle geçimlerini sağlamak
ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaktı.
Tıpkı Başbağlar ve
Susa katliamlarında olduğu gibi bu katliamın da failleri henüz bulunamadı.
Olayın
araştırılması için vaktiyle TBMM’ye bir önerge verilmiş fakat kayda değer bir
ilerleme sağlanamamıştı. Devletin temel görevlerinden biri de vatandaşlarının
can güvenliğini sağlamaktır. Can güvenliğinin korunamadığı durumlarda ise
sorumluların tespit edilerek adalet önüne çıkarılması ve hak ettikleri cezaya
çarptırılması hukuk devletinin gereğidir.
Acılı aileler adına
Adalet Bakanlığına Sündüz Katliamının faillerinin bulunması için soruşturma
dosyasının tekrar açılması ve bu olayın aydınlatılması çağrısında bulunuyoruz.
TRUMP’IN
LÜBNAN-SURİYE PLANLARI
Ankara’da
düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye ve
Lübnan'a ilişkin açıklamaları, bölgeye yönelik emperyalist planların yeni bir
aşamaya taşındığını göstermektedir. Trump, Lübnan'da Hizbullah’ı
silahsızlandırma projesinde Suriye ordusunu aktif bir unsur olarak kullanmak
istediğini de açıkça beyan etmiştir.
Yıllar süren yıkıcı
iç savaşın ardından ekonomik ve siyasi istikrarını yeniden tesis etmeye çalışan
Suriye yönetimine yönelik bu yaklaşım, açık bir baskı ve siyasi şantaj niteliği
taşımaktadır. Şimdiye kadar temkinli bir denge politikası yürüten Şam yönetiminin,
bu tür şantajlara boyun eğmemesi için güçlü bir bölgesel ve küresel desteğe
ihtiyacı vardır.
Suriye ve Lübnan’ın
temel sorunu, topraklarını doğrudan işgal eden ve egemenlik haklarını çiğneyen
siyonist işgalcilerdir. ABD'nin iki ülke arasında bir çatışma zemini
oluşturmaya yönelik girişimleri, bölgeye yeni acılar, yeni yıkımlar ve yeni
istikrarsızlıklar getirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Siyonist odaklara
hem Lübnan hem de Suriye sahasında katliam ve işgal için destek veren ABD’ye
karşı azami ölçüde temkinli bir politika izlenmelidir. Zira ABD’nin hedefi;
siyonistlerin işgal ve katliamlarını normalleştirmek, bölgedeki direniş
dinamiklerini zayıflatmak ve komşu halkları birbirine kırdırmaktan ibarettir.
GAZZE BARIŞ
KURULU FİYASKOSU
Gazze’de yürütülen
diplomatik süreçler tam bir tıkanma noktasına gelmiştir. Siyonist rejim,
imzaladığı ateşkes anlaşmasının birinci aşamasındaki taahhütlerini dahi yerine
getirmemiş; bölgeye insanî yardımların girişini engellemeye ve her gün
düzenlediği saldırılarla kan dökmeye devam etmektedir.
Sözde ateşkesi
korumak amacıyla gündeme getirilen 20 bin kişilik barış gücü projesi de
yalnızca 20 askerin katılmasıyla tam bir fiyaskoya dönüşmüştür. Bunun yanı sıra
Barış Kurulu’nun uygulamaya koymaya çalıştığı "pilot insanî yardım
bölgeleri" planı ise insanî bir amaca değil, Gazzelileri belirli alanlara
toplayarak şehri boşaltma ve direniş güçlerini tasfiye etme stratejisine hizmet
etmektedir.
Öte yandan üç
yıldır temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veren
Gazze halkının, ateşkes anlaşmasına yazılan fakat sonrasında sözü bile
edilmeyen inşa planlarını bekleyecek takati kalmamıştır.
Barış Kurulu’nda
yer alan İslam ülkeleri, bu oyalama taktikleriyle daha fazla zaman kaybetmemeli
ve diğer bölge ülkeleri ile birlikte Gazze’yi ayağa kaldırmak için gerekli
desteği sağlamalıdır.
Bununla birlikte
bölgemizin güvenliği ve insanlığın selameti için siyonist rejime karşı etkin ve
caydırıcı askerî mekanizmalar oluşturulmalıdır.
