Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-14 Temmuz 2026

15 TEMMUZ DARBE TEŞEBBÜSÜ

15 Temmuz emperyalist darbe teşebbüsünün üzerinden 10 yıl geçti. Tankların karşısına dikilen halkımızın kararlı ve fedakâr direnişiyle akamete uğratılan bu teşebbüs, bizlere tam bağımsızlık yolunda siyasi, askerî ve ekonomik olarak güçlü olmamız, toplumsal barışımızı tam anlamıyla tesis etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmıştır.

Allah’ın yardımı ve milletimizin fedakârlığıyla bertaraf edilen bu girişim sadece bir darbe teşebbüsü değil, emperyalist bir işgal girişimiydi. Bu nedenle darbeciler kadar onların yularını ellerinde tutan kuklacı emperyalist güçlere karşı da tedbirli ve teyakkuz halinde olmak gerekir.

Islah edilmeye muhtaç yönleri bulunmakla birlikte, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş; yetkisini halkın iradesinden almayan vesayet odaklarının kurulu düzenini bozmuştur. Tam bağımsızlık yolunda savunma sanayii başta olmak üzere pek çok alanda ulaşılan seviye; toplumsal barış, sosyal adalet ve refahın tabana yayılmasıyla da muhakkak taçlandırılmalıdır.

Darbeciler ve vesayet odaklarıyla muhakkak surette hukuk içinde mücadele edilmeli, toplum vicdanını yaralayan mahkeme uygulamalarından şiddetle kaçınılmalıdır. Suç ve ceza arasındaki hassas dengenin korunmadığı, darbeyle bağlantısı bulunduğu gerekçesiyle farklı konum ve sorumluluk düzeyindeki kişilerin aynı torbaya konduğu şeklindeki şikâyet ve serzenişler kulak ardı edilmemeli, büyük bir özen ve dikkatle tahkik edilmelidir. Adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda toplumsal vicdanın rahatlaması söz konusu değildir. Yaşadığımız süreç, darbeleri önlemek için ciddi tedbirler almayı; ama aynı zamanda adaleti titizlikle ayakta tutmayı gerektiren kritik bir süreçtir.

15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü vesilesiyle kahraman şehitlerimize rahmet diliyor, Yüce Allah’tan memleketimizi ve bütün İslam dünyasını zulüm ve haksızlıklardan, işgal ve katliamlardan muhafaza etmesini temenni ediyoruz.


EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA KALMAMALIDIR

Enflasyon verileri doğrultusunda SSK, BAĞ-KUR ve Tarım emeklilerinin kök aylıklarına, 2026 yılının ilk altı aylık enflasyon oranı esas alınarak yüzde 17,76 oranında artış yapılmıştır.

Bu artışın ardından, en düşük emekli aylığının yükseltilmesine ilişkin yasa teklifinin TBMM'den geçmesiyle beraber en düşük emekli aylığı 23.552 liraya yükselmiş olacak.

Emekliler arasında ciddi aylık farkları olmasının yanı sıra en düşük emekli aylığının asgari ücretin altında olması başlı başına bir tartışma konusudur. Bunun yanında emeklilere layık görülen 23.552 liralık aylık, maalesef insanca bir hayat sürdürme imkânı sağlayamamaktadır. Bu durum, adalet duygusunu zedelediği gibi sosyal devlet ilkesinin gerekleriyle de bağdaşmamaktadır.

Emeklileri sefalete mahkûm eden anlayış, bir ömür boyu çalışarak prim ödemiş milyonlarca insanın açlık sınırının üçte ikisinden daha az bir gelirle yaşamaya mahkûm edilmesini normalleştirmektedir.

Temmuz 2025’te TBMM Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifimizde de belirttiğimiz gibi en düşük emekli aylığı en az asgari ücret seviyesine çıkarılmalı; asgari ücret de açlık sınırının altında bırakılmamalıdır. Başta emekliler olmak üzere toplumun bu haklı beklentisini karşılamak sosyal devlet olmanın zorunlu bir gereğidir.

Asgari ücretin 28.075 lira, açlık sınırının 35.759 lira ve yoksulluk sınırının 116.478 lira olduğu bir ortamda, emeklilerimizi 23.552 lira gibi bir aylığa mahkûm etmenin izahı yoktur.


KONUT TESLİMİNDEN ÖNCE TAKSİT ÖDEMESİ VATANDAŞI ZORLAMAKTADIR

TOKİ’nin bu yıl uygulamaya koyduğu ödeme sisteminde, konut teslim edilmeden yaklaşık bir yıl önce taksit ödemelerinin başlatılması, özellikle kirada oturan dar gelirli aileler için ciddi bir mağduriyet oluşturmaktadır. Zaten ev sahibi olma imkânı olmadığı için TOKİ'ye başvuran vatandaşlar, bu süreçte hem oturmakta oldukları evin kirasını hem de TOKİ taksitlerini aynı anda ödemek zorunda kalmaktadır.

Bunun yanında, taksitlerin yılda iki kez memur maaşı artış oranına göre güncellenmesi de dar gelirli ailelerin üzerindeki ekonomik yükü daha da artırmaktadır. Dar gelirli ailelerin amacı kira yükünden kurtulup kendi evlerine kavuşmaktır. Ancak konut teslim edilmeden başlayan taksit ödemeleri, birçok dar gelirli aileyi uzun süre boyunca iki ayrı konut giderini karşılamak zorunda bırakmaktadır. 

"Aile Yılı" kapsamında ailelerin ekonomik açıdan desteklenmesi hedeflenirken, kirada oturan dar gelirli vatandaşları zor durumda bırakan bu uygulama yeniden değerlendirilmelidir. TOKİ taksitleri konut teslimiyle birlikte başlatılarak hâlihazırda kiracı durumda olan vatandaşların mağduriyeti giderilmelidir.


SÜNDÜZ KATLİAMI AYDINLATILMALI

18 Temmuz 1993 tarihinde Van’ın Bahçesaray ilçesinde, kışlık ihtiyaçlarını karşılamak ve koyunlarını otlatmak amacıyla Sündüz Yaylası'na giden ailelerin  silahlı bir grubun saldırısına uğraması sonucu 14'ü çocuk 24 kişi katledilmişti.

Zor bir coğrafyada yaşayan mazlum göçer ailelerin tek derdi, alın terleriyle geçimlerini sağlamak ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaktı.

Tıpkı Başbağlar ve Susa katliamlarında olduğu gibi bu katliamın da failleri henüz bulunamadı.

Olayın araştırılması için vaktiyle TBMM’ye bir önerge verilmiş fakat kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştı. Devletin temel görevlerinden biri de vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır. Can güvenliğinin korunamadığı durumlarda ise sorumluların tespit edilerek adalet önüne çıkarılması ve hak ettikleri cezaya çarptırılması hukuk devletinin gereğidir.

Acılı aileler adına Adalet Bakanlığına Sündüz Katliamının faillerinin bulunması için soruşturma dosyasının tekrar açılması ve bu olayın aydınlatılması çağrısında bulunuyoruz.

 

TRUMP’IN LÜBNAN-SURİYE PLANLARI

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye ve Lübnan'a ilişkin açıklamaları, bölgeye yönelik emperyalist planların yeni bir aşamaya taşındığını göstermektedir. Trump, Lübnan'da Hizbullah’ı silahsızlandırma projesinde Suriye ordusunu aktif bir unsur olarak kullanmak istediğini de açıkça beyan etmiştir.

Yıllar süren yıkıcı iç savaşın ardından ekonomik ve siyasi istikrarını yeniden tesis etmeye çalışan Suriye yönetimine yönelik bu yaklaşım, açık bir baskı ve siyasi şantaj niteliği taşımaktadır. Şimdiye kadar temkinli bir denge politikası yürüten Şam yönetiminin, bu tür şantajlara boyun eğmemesi için güçlü bir bölgesel ve küresel desteğe ihtiyacı vardır.

Suriye ve Lübnan’ın temel sorunu, topraklarını doğrudan işgal eden ve egemenlik haklarını çiğneyen siyonist işgalcilerdir. ABD'nin iki ülke arasında bir çatışma zemini oluşturmaya yönelik girişimleri, bölgeye yeni acılar, yeni yıkımlar ve yeni istikrarsızlıklar getirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Siyonist odaklara hem Lübnan hem de Suriye sahasında katliam ve işgal için destek veren ABD’ye karşı azami ölçüde temkinli bir politika izlenmelidir. Zira ABD’nin hedefi; siyonistlerin işgal ve katliamlarını normalleştirmek, bölgedeki direniş dinamiklerini zayıflatmak ve komşu halkları birbirine kırdırmaktan ibarettir.


GAZZE BARIŞ KURULU FİYASKOSU

Gazze’de yürütülen diplomatik süreçler tam bir tıkanma noktasına gelmiştir. Siyonist rejim, imzaladığı ateşkes anlaşmasının birinci aşamasındaki taahhütlerini dahi yerine getirmemiş; bölgeye insanî yardımların girişini engellemeye ve her gün düzenlediği saldırılarla kan dökmeye devam etmektedir.

Sözde ateşkesi korumak amacıyla gündeme getirilen 20 bin kişilik barış gücü projesi de yalnızca 20 askerin katılmasıyla tam bir fiyaskoya dönüşmüştür. Bunun yanı sıra Barış Kurulu’nun uygulamaya koymaya çalıştığı "pilot insanî yardım bölgeleri" planı ise insanî bir amaca değil, Gazzelileri belirli alanlara toplayarak şehri boşaltma ve direniş güçlerini tasfiye etme stratejisine hizmet etmektedir.

Öte yandan üç yıldır temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veren Gazze halkının, ateşkes anlaşmasına yazılan fakat sonrasında sözü bile edilmeyen inşa planlarını bekleyecek takati kalmamıştır.

Barış Kurulu’nda yer alan İslam ülkeleri, bu oyalama taktikleriyle daha fazla zaman kaybetmemeli ve diğer bölge ülkeleri ile birlikte Gazze’yi ayağa kaldırmak için gerekli desteği sağlamalıdır.

Bununla birlikte bölgemizin güvenliği ve insanlığın selameti için siyonist rejime karşı etkin ve caydırıcı askerî mekanizmalar oluşturulmalıdır.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.