TAPU HARÇLARINA MALİYE TAKİBİ
Son aylarda Hazine
ve Maliye Bakanlığı tarafından uygulamaya konan MEVA (Mekânsal Veri Analizi)
sistemiyle on binlerce insana tapu harçlarını gerçek dışı beyan ettikleri
gerekçesiyle ek ödemeyle beraber cezai işlem uygulandı. MEVA uygulamasını
öncelikli görev kabul eden maliye müdürlükleri, vatandaşın tapu işlemlerini
adeta birer hafiye gibi takip etmektedir.
Uygulamada, satışı
yapılan gayrimenkulün rayiç bedeli, ilgili belediye tarafından belirlenmekte ve
bu bedele göre %4 oranında tapu harcı ve ayrıca döner sermaye harcı
alınmaktadır. Bir gayrimenkulün birkaç defa el değiştirmesi halinde Maliye
Hazinesi adeta gayrimenkulün ortağı durumuna geçmektedir. Tüm bunlara
rağmen Bakanlık, belediyelerin belirlediği rayiç bedelleri yeterli görmemekte
ve re’sen ek ödeme tahakkuk ettirmektedir. Maliye ile karşı karşıya gelmek
istemeyen vatandaşlar ise cezai yaptırımlardan çekinerek bu ek ödemeleri
sorgulamadan yapmaktadır.
Ancak burada önemli
bir çelişki söz konusudur: Rayiç bedeller, kamu kurumu olan belediyelerce belirlenmekte
ve tapu müdürlükleri de bu resmî belgelere dayanarak işlem yapmaktadır.
Dolayısıyla tapu harçları, kişisel beyana göre değil, kamu idaresince tanzim
edilmiş resmî evraka dayalı olarak tahakkuk etmektedir.
Hazine ve Maliye
Bakanlığının belediye tarafından tespit edilen bu rayiç bedelleri yeterli
görmeyip cezai işlem uygulaması, belediyelerin yetki alanını yok saymakta ve
kamu kurumları arasındaki görev paylaşımına zarar vermektedir. Bu yaklaşım,
uygulamada ciddi bir belirsizliğe de yol açmaktadır. Belediyelerin belirlediği
rayiç bedellerin yeterli görülmemesi durumunda, işlemlerde esas alınacak
objektif değerin neye göre ve kim tarafından belirleneceği sorusu cevapsız
kalmaktadır. Bu nedenle, Hazine ve Maliye Bakanlığını belediyeler tarafından belirlenen
rayiç bedellere dayanılarak ödenen tapu harçları için cezai işlem uygulamaktan
vazgeçmeye, hâlihazırda yüksek olan tapu harcı oranını %4’ten %2’ye düşürmeye
davet ediyoruz.
GENÇLER ARASINDA ARTAN GAYRİMEŞRU HAYAT BİÇİMİ VE
CİNAYETLER
Toplumu ayakta
tutan kültürel ve manevi değerlerin aleyhine yapılan çalışmalar, özellikle
çocuklar ve gençler arasında ahlakî yozlaşmayı hızlandırmaktadır. Aile kurumuna
zarar veren politikalar ailenin, fertlerini dış etkenlerden koruma görevini gün
geçtikçe zayıflatmaktadır.
Özellikle
ebeveynlerin, nice emek ve özveriyle büyüttükleri çocuklarını koruma ve
yönlendirme hakkını elinden alan düzenlemeler, iyiyi kötüyü ayırt edemeyen
çocukları savunmasız hale getirmektedir. Evlerde yaşanan otorite boşluğu ile
birlikte, denetimden yoksun dijital mecralarda pompalanan ahlaksızlıklar,
sapkınlıklar ve gayrimeşru hayat biçimine özenti, gençliğin geleceğini
karartmaktadır.
Çocuklarımızın ve
gençlerimizin gayrimeşru hayata veya bağımlılıklara sürüklenmesini izlemek,
bizim kaderimiz değildir. "Bireysel özgürlükler" söylemi ile aileye
yabancılaştıran, hatta düşmanlaştıran uygulamalardan vazgeçilmelidir. Dijital
ortamlar denetlenmeli; çocukları ve gençleri olumsuz etkileyen, ahlakî yapıyı
zedeleyen her türlü içerik engellenmelidir. Devlet, aile birliğini sağlayacak,
fertleri birbirine hasım kılmayacak, anne babanın çocukları karşısında
saygınlığını ve haklarını koruyacak düzenlemeler yapmalıdır. Anne babalar
çocukları konusunda temkinli olmalı, onlara sevgi ve şefkat kanatlarını daha fazla
germeli, özellikle küçük yaşlarda çocukların dijital ortamlara erişimini
sınırlandırmalıdır.
TAKLİT VE TAĞŞİŞ LİSTESİ, HELAL GIDA VE BOYKOT
Tarım ve Orman
Bakanlığının güncellediği taklit ve tağşiş listesi, halkın sağlığını tehdit
eden ürünlerin ciddi bir boyuta ulaştığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
İçeriklerinde zararlı ve aldatıcı maddeler bulunan ürünleri piyasaya süren
firmaların varlığı, yalnızca ticari bir ahlaksızlık değil; aynı zamanda
doğrudan halkın sağlığına yönelik bir tehdittir.
Bazı kasapların
kıyma hazırlarken başvurduğu hileler de dikkat edilmesi gereken bir başka
husustur. Bu noktada denetimlerin artırılması, cezaların ise caydırıcı hale
getirilmesi elzemdir. Halkın sağlığı ile oynayarak kazanç elde etmeye
çalışanlara karşı devlet, denetim ve cezalandırma mekanizmalarını etkin bir
şekilde işletmelidir. Aynı şekilde
vatandaş da bilinçli bir tüketici olmalı, helal ve temiz gıda hassasiyetinden
asla taviz vermemelidir.
Helal gıda konusu
sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda güvenilir ve sağlıklı gıdaya
erişimin de teminatıdır. Bu bağlamda, helal hassasiyetine dikkat edilmeyen
ürünlerden uzak durmak toplum sağlığı açısından da önem taşımaktadır. Ayrıca
zulüm ve işgale destek veren, küresel sömürü düzeninin bir parçası olan
markaların ürünlerinin boykot edilmesi de önemli bir insanlık görevidir. Çünkü
bu tür markalardan yapılan her alışveriş, zulme verilen dolaylı bir destektir.
Boykot hem vicdani bir sorumluluk hem de adaletin yanında durmanın somut bir
yoludur.
GAZZE’DEKİ ZULÜM VE SUMUD FİLOSU
Gazze halkı, 700
günü aşkın süredir tarihin en ağır kuşatma ve saldırılarından birine maruz
bırakılmaktadır. Abluka, sistematik aç bırakma politikaları ve aralıksız
bombardımanlar; kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce sivilin ölümüne yol
açmıştır. Bu insanlık suçunun başlıca destekçisi olan ABD, bugün sözde
“müzakere” söylemiyle dünyayı oyalarken, siyonist rejim Gazze’nin tamamını
işgal etme hazırlıklarını pervasızca sürdürmektedir.
Birleşik Arap
Emirlikleri'nin, Batı Şeria'nın "ilhakına" karşı sert yaptırım
tehdidinde bulunmasının ardından siyonist basında ortaya çıkan geri adım
mesajları, baskının etkili olabileceğini açıkça göstermektedir. Aynı diplomatik
kararlılık başta Gazze olmak üzere bölge ülkelerine yönelik saldırılar için de
sergilenmelidir.
Hükümetlerin
caydırıcı ve somut adımlar atmaktan geri durmasına rağmen, 44 ülkeden vicdan
sahibi aktivistler, Küresel Sumud Filosu ile Gazze ablukasını kırmak üzere
tarihi bir yolculuğa çıkmıştır. Bu tarihi yolculuk, dünya vicdanının sesi ve
direnişidir. Gazze’deki zulmü durdurma konusunda yeterli bir çaba ortaya
koyamayan hükümetler, hiç değilse onurlu ve cesur davranan vatandaşlarını
koruma sorumluluğunu yerine getirmelidir. Sivil bir insanî yardım girişimi olan
Küresel Sumud Filosuna katılan aktivistlerin güvenliği, hükümetlerin hem hukuki
hem de ahlaki yükümlülüğüdür.
Tunus limanlarında
yola çıkma hazırlığı yapan Sumud Filosuna ait gemiler iki kez siyonist işgal
rejiminin saldırısına uğradı. Eğer filoda vatandaşları bulunan ülke yönetimleri,
işgal rejimine gerekli cevabı vermez ve filoya koruma sağlamazsa işgal
rejiminin sabotaj ve saldırıları devam edecektir. Yapılan saldırılar şunu göstermiştir; filoda
vatandaşları bulunan ülkeler, savaş gemileri veya sahil güvenlik unsurları ile
Sumud Filosunun güvenliğini sağlamalıdır. Ayrıca filonun seyri sırasında deniz
devriyesi kapsamında insansız hava araçları hava gözetimi yapılmalıdır. Filonun
güzergâhı boyunca elektronik harp sistemleri devreye alınarak işgal rejiminin
insansız hava araçları ve füze kilitleme sistemleri
etkisiz hale getirilmelidir. Aksi halde Küresel
Sumud Filosuna yönelik saldırılara karşı sessiz kalanlar, bu vahşetin ortağı
olarak tarihe geçecektir.
AFGANİSTAN HALKI YALNIZ BIRAKILMAMALI, ACİL DESTEK
SAĞLANMALIDIR
Afganistan’da
meydana gelen depremde 2.000’den fazla insan vefat etti. Son büyük deprem,
ülkenin doğal afetlere karşı ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha gözler
önüne sermiştir. Bu kırılganlığın başlıca sebeplerinden biri, Batı’nın hâlâ
Afganistan üzerindeki ekonomik işgalini sürdürmesidir. Uygulanan yaptırımlar ve
ülkeye ait mali kaynakların dondurulması, Afgan halkının temel insani
ihtiyaçlara dahi ulaşmasını engellemektedir. Ne yazık ki bazı İslam ülkeleri de
bu adaletsiz politikalarla paralel bir çizgide durmakta, Afganistan İslam
Emirliği yönetimini tanımamakta ve halkın yaşadığı bu ağır süreçte gerekli
desteği sunmamaktadır.
Afganistan’daki
insani krizin temelinde, 40 yıl süren işgal ve iç çatışmalar yatmaktadır. Bu
işgalden sonra ülkeyi kalkındırmaya çalışan Afganistan İslam Emirliği,
uluslararası toplum ve özellikle İslam ülkeleri tarafından güçlü biçimde
desteklenmelidir. Ayrıca Afganistan’a komşu ülkeler başta olmak üzere bölge
ülkeleri, depremden etkilenen halkın tedavi, geçici barınma, gıda ve temel ihtiyaçları için acil yardım
seferberliği başlatmalıdır.
