RÜŞVET VE YOLSUZLUĞA KARŞI DÜRÜST SİYASET ÇAĞRISI
Yerel hizmetlerin
yürütülmesinde önemli bir rol oynayan belediyelerin son dönemlerde rüşvet
ve yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelmesi, toplumun siyaset kurumuna olan
güvenini zedelemektedir.
Peygamber
Efendimiz’in (sav), “Alan da veren de mel'undur.” ifadesi ile lanetlediği
rüşvetin; yerel ve genel siyasetin şekillenmesinde bir araç olarak
kullanılmasının nedenlerinden biri, değerler ve ahlak siyasetinin terk
edilmiş olmasıdır. Ancak denetim eksikliği ve şeffaflık sorunları da bu
rezaletin yaygınlaşmasının önemli sebepleri arasındadır.
Partimizi
kurduğumuz günden beri temel ilke olarak kabul ettiğimiz “Dürüst Siyaset,
Gerçek Adalet” sözü, alelade bir slogan değil; Türkiye’nin yaşadığı tüm
sorunların çözümü açısından en öncelikli hususlardan biridir.
Vatandaşımız
ekonomik krizi iliklerine kadar yaşarken onlarca belediye başkanının adının,
“rüşvet, yolsuzluk, irtikâp ve ihaleye fesat karıştırma” suçlamalarıyla
birlikte anılması; çürüyen siyasetin göstergesi, mevcut siyaset anlayışının
tabutuna vurulan son çivilerdir.
Yapılan
araştırmalarda en güvenilmez kurumlardan biri olarak gösterilen siyaset
kurumunun rüşvet ve yolsuzluklardan arınması için cezalar artırılmalıdır.
İnancımıza göre
beytülmal olan kamu kaynakları, vatandaşın refahını yükseltmek ve ona hizmet
etmek için kullanılmalıdır. Toplumu, bu kaynakları şahsi ikballeri için
harcayanlardan korumak zorundayız. Halkın parasına el uzatan harami siyaset
anlayışını durduracak, adil ve caydırıcı bir hukuk nizamına ihtiyaç vardır.
ŞİDDETİN
TASFİYESİ SÜRECİNİN HUKUKİ ÇERÇEVESİ
Memleketimizin
onlarca yıldır ağır bedeller ödediği terör ve şiddet sorununun kalıcı biçimde
sona erdirilebilmesi, hâlihazırda yürütülen sürecin güçlü bir hukuki zemine
kavuşturulmasına bağlıdır. Silahlı yapıların tasfiye edilmesine yönelik
iradenin somut yasal düzenlemelerle desteklenmemesi, belirsizliklerin
derinleşmesine, kamuoyunda tereddütlerin artmasına ve sürecin yavaşlayarak
tıkanmasına yol açabilecektir.
Bu nedenle,
toplumsal huzur ve emniyetin tesis edilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan hukuki
adımların gecikmeksizin atılması büyük önem taşımaktadır. Tarihî bir sorumluluk
bilinci ve Türkiye’nin şiddet sarmalından kurtulmasına katkı sunmak amacıyla
hazırladığımız kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 3 Haziran
Çarşamba günü sunduk.
Kanun teklifi ile
silah bıraktığı, şiddeti terk ettiği ve faaliyetlerine son verdiği tespit
edilen terör örgütlerinin hukuki statülerinin belirlenmesi; örgütsel yapısını
ve eylem kapasitesini kaybeden yapıların ise belirli kriterler çerçevesinde
münfesih sayılabilmesi öngörülmektedir. Bunun yanında, söz konusu örgüt
mensuplarının hukuki durumlarına ilişkin ceza ve infaz rejiminde düzenlemeler
yapılmakta, şiddet eylemlerinden vazgeçmeyi teşvik eden ve toplumsal
bütünleşmeyi güçlendiren mekanizmalar oluşturulmaktadır.
Teklifin temel
amacı, terör örgütlerini toplumsal tabanları nezdinde silahlı yöntemlerden
uzaklaşmaya zorlayan bir hukuk düzeni tesis etmek, şiddetin yeniden
üretilmesini engellemek ve Türkiye’nin barış, güvenlik ve istikrar ortamını
kalıcı hale getirmektir. Bu sebeple TBMM’de bulunan tüm grupları ve
milletvekillerini kanun teklifimize destek vermeye davet ediyor; gecikmesizin
bu sürecin selametle sonuçlanması için katkıda bulunmaya çağırıyoruz.
TEMMUZ
BEKLENMEDEN SEYYANEN ZAM YAPILMALIDIR
Mayıs ayı enflasyon
verilerinin açıklanmasıyla birlikte vatandaşın yaşadığı geçim sıkıntısının
devam ettiği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yıllık enflasyon % 30’un üzerinde
kalmaya devam etmiştir.
Yılın ilk beş
ayında yüzde 16,61’e ulaşan enflasyon, beklentilerin oldukça üzerinde
gerçekleşmiş; başta asgari ücretliler ve emekliler olmak üzere sabit gelirli
kesimlerin alım gücünde ciddi bir erimeye yol açmıştır. Bugün emekliler, asgari
ücretliler, memurlar ve dar gelirli vatandaşlarımız; kira, gıda, ulaşım ve
fatura giderleri gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır. Türk-İş
verilerine göre açlık sınırı 35 bin lirayı, yoksulluk sınırı ise 114 bin lirayı
aşmıştır.
Bu vesileyle şu
hususu bir kez daha yineliyoruz: Asgari ücret, açlık sınırının altında
kalmayacak şekilde yılsonu beklenmeden yeniden belirlenmeli; emeklilerimizin
yaşadığı mağduriyeti gidermek amacıyla en düşük emekli maaşını asgari ücret
seviyesine çıkaracak şekilde emekli maaşlarına seyyanen zam yapılmalıdır.
Adil bir ekonomik
düzen; emeğin sömürülmediği, alın terinin karşılığının tam olarak verildiği,
gelir dağılımında adaletin sağlandığı ve refahın toplumun tüm kesimlerine
dengeli bir şekilde ulaştırıldığı bir anlayışla mümkündür.
UYUŞTURUCUYLA
MÜCADELE SEFERBERLİĞİ BAŞLATILSIN!
Uyuşturucu yalnızca
bir asayiş ya da sağlık sorunu değildir. Bu sorun; aileleri dağıtan, gençleri
hayattan koparan ve toplumsal huzuru tehdit eden çok boyutlu, ciddi ve büyük
bir sorundur. Adana’da bir baba ile uyuşturucu bağımlısı oğlu arasında yaşanan ve
oğulun ölümüyle sonuçlanan olay, uyuşturucu bağımlılığının yıkıcı etkilerini
çok acı şekilde bir kez daha ortaya koymuştur.
Devletin yaptığı
operasyonlar önemli olmakla birlikte, kalıcı ve etkili bir çözüm için
uyuşturucu maddelerin satışı engellenmeli; erken teşhis, tedavi ve
rehabilitasyon hizmetleri ile farkındalık çalışmaları artırılmalıdır.
Uyuşturucuyla mücadele seferberliği başlatılmalıdır.
Bu kapsamda,
güvenlik tedbirleri en üst düzeye çıkarılmalı; sokak satıcılarına ve
arkalarındaki organize şebekelere yönelik cezalar daha caydırıcı hale
getirilmelidir. Okullarda çocuklara yönelik rehberlik çalışmalarına
odaklanılmalı, ailelere yönelik ise farkındalık programları
yaygınlaştırılmalıdır. Bağımlı bireyler için tedavi ve rehabilitasyon
merkezlerinin kapasiteleri artırılarak daha işlevsel hale getirilmelidir. Bu
rehabilitasyon faaliyetlerinin yanı sıra, bireylerin sosyal hayata entegre
olmasını sağlayacak manevi destek programlarını da içeren bir sistem uygulamaya
konulmalıdır.
HUBUBAT
FİYATLARI ÇİFTÇİYİ ZORDA BIRAKMIŞTIR
Toprak Mahsulleri
Ofisi, 2026 yılı hububat alım fiyatlarını açıkladı. Buna göre sert ekmeklik
buğday ile makarnalık buğdayın fiyatı, prim
hariç ton başına 16 bin 500 lira oldu. Arpa alım fiyatı ise prim hariç ton
başına 12 bin 750 lira olarak belirlendi. Geçen yıla göre buğday alım fiyatı
%22,22 artarken arpadaki artış oranı %15,9’da kaldı.
Mayıs 2026
itibarıyla yıllık enflasyon %32,61 olarak gerçekleşmiştir. Merkez Bankasının
belirlediği yılsonu enflasyon hedefi de önce % 24, ardından % 31’in altında bir
oran olarak açıklanmıştır.
Diğer taraftan
TÜİK’in en son yayınladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ne göre tarımsal girdi
fiyatlarındaki artış oranı, Mart 2026 itibarıyla yıllık %34,26 olarak
gerçekleşmiştir.
Hububat alım
fiyatlarında bütün bu oranların altında kalan bir artış gerçekleşmiştir. Bu
durumda, girdi maliyetlerindeki artışlar, gerçekleşen enflasyon ve hedef
enflasyon oranları göz önüne alındığında açıklanan hububat fiyatlarının ne
denli yetersiz kaldığı görülecektir.
Veriler ve
karşılaştırmalı istatistikler, çiftçinin enflasyona ve girdi maliyetlerine
ezdirilmesi anlamına gelmektedir. Bu da çiftçilerle birlikte gıda üretiminde
kendi kendine yeterlilik ve gıda arz güvenliğinin darbe üstüne darbe yemesi
demektir.
Temel gıda
hammaddesi olan ürünlerde büyük fiyat artışlarının başka sorunlara yol açacağı
gerçeği de göz önüne alınarak çiftçiyi enflasyona ve girdi maliyetlerinin fahiş
artışına karşı koruyacak şekilde tarımsal destek paketlerinin devreye konulması
acil bir ihtiyaçtır.
Anayasa’nın 45. Maddesi ve 5488 sayılı Tarım Kanunu, devlete
tarımsal üreticiyi destekleme yükümlülüğü yüklemektedir. Tarım Kanunu’na göre
tarımsal desteklemeler için millî gelirin en az %1’inin ayrılması
gerekmektedir. Buna rağmen, 2025 yılında yaklaşık 615 milyar lira olması
gereken tarımsal destekler, 159 milyar lirada kalmıştır. Bu nedenle, çiftçiyi
üretimde tutacak, tarımsal üretimi güçlendirecek ve gıda arz güvenliğini
koruyacak destekleme politikalarının hayata geçirilmesi yalnızca ekonomik bir
tercih değil, aynı zamanda anayasal ve yasal bir zorunluluktur.
HABUR SINIR YOLU
HAK ETTİĞİ DEĞERİ GÖRMELİDİR
Tarihî İpek Yolu
güzergâhı üzerinde yer alan ve Şanlıurfa’dan başlayarak Mardin ve Şırnak/Silopi
üzerinden Habur Sınır Kapısı’na ulaşan yaklaşık 365 kilometrelik kara yolu,
uzun süredir vatandaşların yoğun şikâyetlerine konu olmaktadır. Özellikle
Şanlıurfa ve Mardin’i de kapsayan, Şırnak il sınırına kadar olan bölüm büyük
ölçüde deforme olmuş durumdadır. Şırnak il sınırları içinde kısmi bazı
çalışmalar yürütülse de bu çalışmalar oldukça yavaş ilerlemekte; ayrıca yeni
yapılan bazı kesimlerde dahi çökmeler yaşandığı yönünde şikâyetler
bulunmaktadır.
Bu yolun deforme
olması, araçlar için sadece zaman kaybına neden olmuyor. Aynı zamanda araçların
aksamında deformasyon ve arızalara da yol açarak hem doğrudan hem de dolaylı
olarak ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu durum, ülke ekonomisi için de
zarar demektir.
Habur Sınır Yolu
Basra Körfezi’ni Avrupa’ya bağlayan kara yolu güzergâhıdır. Hürmüz Boğazı’nda
yaşanan kriz göz önüne alındığında, bu hattın ne kadar kritik bir öneme sahip
olduğu açıkça görülmektedir.
Yol medeniyettir,
kalkınmadır, gelişimdir. Bu kadar büyük bir öneme sahip olan Habur Sınır
Yolu’nun yıllardır göz ardı edilmesinin anlaşılır bir tarafı yoktur. Özellikle
ağır tonajlı araçlar tarafından yoğunlukla kullanılan bu yol için derhal
yenileme çalışmaları başlatılmalıdır.
EBU UBEYDE’NİN
GARANTÖRLERE ‘’NEREDESİNİZ’’ ÇAĞRISI
Siyonist terör
rejiminin sözde ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana bine yakın sivili
katletmesi ve Gazze’nin yüzde 70’inin işgal edilmesi yönündeki alçakça
talimatları, siyonizmin insanlık dışı vahşetini bir kez daha tescillemiştir.
Soykırımın en büyük finansörü ABD Başkanı Donald Trump’ın da itiraf ettiği
gibi; şer ittifakı için "ateşkes", yalnızca daha ılımlı bir şekilde
ateş etmek ve işgali derinleştirmek anlamına gelmektedir.
Bu kanlı tablo
karşısında İzzeddin el-Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’nin ABD dışındaki
garantör ülkelere yönelik "Neredesiniz, rolünüz nerede, garantileriniz
nerede?" haykırışı, İslam dünyasının üzerindeki ölü toprağını sarsacak
tarihî bir uyarıdır. Açıkça görülmüştür ki mevcut arabuluculuk mekanizmaları,
siyonist katilleri durdurmak yerine onlara yönelecek saldırıları engelleme
misyonuna bürünmüştür.
Türkiye, Katar ve
Mısır bu pasif tutumdan derhal vazgeçmelidir. Garantör ülkelerin sessizliği ve
eylemsizliği, siyonist yayılmacılığa ve soykırıma alan açmaktadır. Arabuluculuk
adı altında işgal rejimini koruma kalkanı oluşturan bu anlayıştan derhal geri
adım atılmalıdır.
Yaşanan süreç
göstermiştir ki kâğıt üzerindeki diplomasi yolları tamamen tükenmiş ve
işgalciye zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Başta İslam ülkeleri
olmak üzere insanlık, küresel siyonizme karşı kararlı bir duruş sergilemedikçe
ve gerekli siyasi ve askerî tedbirleri almadıkça bu durum devam edecektir.
SUMUD
AKTİVİSTLERİ SERBEST BIRAKILMALI
Gazze’deki soykırıma dur demek ve mazlum Filistin halkına insanî yardım
ulaştırmak amacıyla yola çıkan Sumud Kara Konvoyu aktivistlerinin Libya’da
alıkonulması hiçbir şekilde kabul edilemez.
Ne acıdır ki ümmet
coğrafyasının tam ortasındaki Gazze’ye giden bütün yollar kapatılmış, insanî
yardım koridorlarına adeta kilit vurulmuştur. Dünyanın yüzlerce, binlerce
kilometre ötesinden, aynı dili ve dini paylaşmadıkları mazlumları kurtarmak
için yola çıkan vicdan sahibi aktivistler, bugün ne yazık ki Müslüman bir
coğrafyada, haksızca alıkonulmaktadır. Bu durum, İslam ümmeti adına tarihî bir
utanç vesikasıdır ve siyonist ablukaya dolaylı olarak hizmet etmekten başka bir
amaca hizmet etmemektedir.
Gazze halkının
feryadına ses olmak dışında hiçbir gayesi bulunmayan bu yürekli aktivistler,
insanlık vicdanının sesidir. Kötü hapishane şartlarında açlık grevi
yaparak hayatlarını ortaya koyan bu insanların can güvenliğinden Libya
makamları doğrudan sorumludur.
Vatandaşları alıkonulan ülkeler başta olmak üzere insanlıktan yana olan
her kurum, aktivistlerin derhal serbest bırakılması için elindeki tüm
diplomatik baskı unsurlarını ve yaptırım güçlerini vakit kaybetmeksizin devreye
sokmalıdır. Bu hukuksuz ve vicdansız alıkonulma süreci derhal son bulmalı,
aktivistler özgürlüklerine kavuşmalıdır.
GANNUŞİ’YE ÖMÜR
BOYU HAPİS CEZASI
Laik diktatörlükle
yönetilen Tunus’ta bir mahkeme tarafından, Nahda Hareketi lideri Raşid
el-Gannuşi hakkında verilen müebbet hapis cezası kararı, ülkede uzun süredir
devam eden hukuksuzluk sarmalının son ve en vahim halkası olmuştur.
Uluslararası kamuoyu tarafından da açıkça görüldüğü üzere bu karar,
Cumhurbaşkanı Kays Said yönetiminin siyasi rakiplerini yargı eliyle tasfiye
etme operasyonudur.
2019 yılında halka
"adalet ve özgürlük" vaat ederek cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan
Kays Said, ne yazık ki koltuğunu tahkim ettikten sonra kendi vaatlerine ve
Tunus halkına sırtını dönmüştür. Kays Said, 2021 yılında anayasayı açıkça
çiğneyerek hükümeti ve meclisi feshetmiş, ülkeyi diktatörlüğe geri döndüren
adımları fütursuzca atmıştır.
Başta Raşid
el-Gannuşi olmak üzere demir parmaklıklar ardına gönderilen tüm siyasetçilerin
ve aktivistlerin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz.
Tunus halkı, 2011
yılında tüm dünyaya ilham veren Yasemin Devrimi ile diktatör Zeynel Abidin Bin
Ali’yi devirerek özgürlüğünü ve iradesini kanıyla, canıyla kazanmıştır. Bugün
Tunus’u yeni bir diktatörlüğe, karanlık bir baskı rejimine sürüklemeye çalışan Kays
Said yönetimine karşı en büyük barikat yine asil Tunus halkının iradesi
olacaktır.
Tunus halkı,
geçmişte olduğu gibi bugün de kendi iradesine sahip çıkmalı, yeni bir
diktatörlük inşasına izin vermemelidir.
