BELEDİYELER ALARM VERİYOR
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bugüne 1048 belediyenin
soruşturma geçirmesi, mevcut yerel yönetimler sisteminin ahlaki ve idari bir
çöküş içerisinde olduğunun tescilidir. Bu tablo, sistemin artık alarm verdiğini
ve köklü bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
Siyasi partilerin aday tercihlerinde ehliyet ve liyakati bir
kenara bırakıp sadakati ve ranta dayalı ilişkileri öncelemesi, belediyeleri
halkın hizmetkârı olmaktan çıkarmış; birer şahsi ikbal kapısına dönüştürmüştür.
Belediyelerin iş ve işlemlerinde şeffaflıktan kaçınılması ve denetim
mekanizmalarının işletilmemesi, yolsuzluklara davetiye çıkarmaktadır.
Halkımız bilmelidir ki toplum, kendi iradesini istismar edenleri
cezalandırmadığı sürece bu talan düzeni sürecektir. Bizim siyaset anlayışımızda
belediyecilik; halkın malını “beytülmal” bilip emanete sadakatle sahip çıkmak,
halkın malını halkın hizmeti için harcamaktır. Şeffaf, hesap verebilir ve adil
bir yönetim, siyaset kurumunun halkımıza karşı asli sorumluluğudur. Her emanet
mutlaka ehline teslim edilmelidir.
SOSYAL MEDYADA KİMLİKLE GİRİŞ ZORUNLULUĞU
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek tarafından açıklanan ve üç aylık
geçiş süreci öngören “sosyal medyaya gerçek kimlikle (T.C. Kimlik Numarası)
giriş” düzenlemesi, önemli bir meseleyi yeniden gündeme taşımıştır.
Sosyal medya, düşünceyi ifade etmenin önemli bir aracıdır ancak
denetimsiz kaldığında ciddi zararlar doğurmaktadır. Siyasete, kurumlara, inanç
değerlerimize ve şahıslara yönelik yargısız infazlar, algı operasyonları ve
linç kültürü yaygınlaşmıştır. Kimlik doğrulaması sayesinde, sahte hesaplar
üzerinden yapılan iftira ve manipülasyonların önüne geçilmesi mümkün olabilir.
Ayrıca ahlaka aykırı içerikler ve kültürel yozlaşma, özellikle
gençleri olumsuz etkilemektedir. Gerçek kimlik zorunluluğu, anonim hesaplar
aracılığıyla yayılan zararlı içeriklerin azaltılmasında etkili olabilir.
Çocukların korunması, yaş sınırının uygulanması ve zararlı alışkanlıklardan
uzak tutulması da ancak güçlü bir doğrulama sistemiyle sağlanabilir.
Ancak bu düzenleme bazı riskler de barındırmaktadır. Kişisel
verilerin yabancı şirketlerin elinde bulunması ulusal güvenlik açısından
sakıncalı ve tehlikelidir. Bu nedenle doğrulama süreci yerli ve güvenli
sistemler üzerinden yürütülmeli; verilerin ticarî veya istihbarî amaçlarla
kullanılması kesinlikle engellenmelidir. Ayrıca düzenleme, vatandaşların
eleştiri hakkını baskılayacak bir araca dönüşmemeli, ifade özgürlüğü ile
hakaret arasındaki sınır adaletle korunmalıdır.
Sosyal medya hukuksuz bir alan olmaktan çıkarılmalıdır; ancak bu
yapılırken hem vatandaşların mahremiyeti ve kişisel verileri hem de bireysel
hak ve özgürlükler ile toplumsal değerler dengeli bir biçimde korunmalıdır.
CHP KATLİAM MAĞDURLARINA TAZMİNAT ÖDESİN!
Ülkenin huzuru, güvenliği, geleceği ve toplumsal barış için herkes
elini taşın altına koymalı, atması gereken adımları ivedilikle atmalıdır. Bu
minvalde siyasetin halka zarar veren yönünün gözden geçirilmesi, parti ve
kişisel menfaatlerin halkın genel çıkarlarının önüne geçmemesi için adaletin
yeniden tesis edilmesi gerekmektedir. Siyasetin kontrolündeki idari kurumların
ahlaki düşüklük, rüşvet ve irtikâp gibi fiillerle anılmaması için gerekli
adımlar atılmalıdır.
Bunlarla birlikte toplumsal barış için geçmişle hesaplaşılmalı; ne
kadar zaman geçmiş olursa olsun yaşanan mağduriyetler giderilmelidir. Özellikle
“Tek Parti” döneminde işlenen kimi suçlar, üzerleri örtülerek unutturulamaz!
Mevcut ana muhalefet partisi CHP, “Tek Parti”nin hem siyasi hem de ekonomik
mirasını üstlendiği ve halen de sahiplendiği için o dönemde işlenen suçların da
failidir.
Devlete ait olan bir banka, halen “kurucu parti” olduğunu iddia
eden CHP’nin finans kaynaklarındandır. Dersim Katliamı yakın tarihimizin acı
olaylarından biridir. Binlerce suçsuz insanın katledildiği bu trajididen
sorumlu kurum “Tek parti” CHP’sidir. Yıllarca inkâr ile üzeri örtülerek
gizlenen bu katliam, en sonunda devlet tarafından kabul edilmiş ve “resmî
olarak” özür dilenmiştir.
Ancak burada şöyle bir sıkıntı söz konusudur: Devlet özür dilemiş;
ama CHP kurumsal olarak özür dilememiş, mağduriyete karşı herhangi bir adım
atmamıştır. Yapılması gereken, CHP’nin kurumsal olarak özür dilemesi ve
mağdurlara tazminat ödemesidir. Bunun için de gerek finansman kaynağı olan
banka gerekse aldığı hazine yardımı kullanılabilir. Şu kesinlikle
unutulmamalıdır ki işlenen bu cürüm, zamana bırakılarak unutturulamaz. Tarihsel
hafıza, hem katliamı hem de bu katliamın faili olan siyasal kurum ve kişilikleri
asla unutmayacaktır. Resmî özür ve tazminat, gerçeklerle yüzleşme ve toplumsal
barış için son derece önemlidir.
DİJİTAL ÇIKMAZIN EŞİĞİNDEKİ TOPLUMUN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ
Günümüzde “fenomenlik” adı altında sunulan hayat tarzı, gençleri
görünürlük uğruna kimliksizleşmeye, değerlerinden kopmaya ve en nihayetinde
ruhsal bir çöküşe sürüklemektedir. Geçen günlerde bir TikTok fenomeninin
intiharı, uzun süredir büyüyen ama görmezden gelinen dijital yozlaşmanın ve bir
neslin manevi uçuruma doğru sürüklenişinin acı bir vesikasıdır.
"Fenomenlik" adı altında pazarlanan ışıltılı hayatlar,
genç dimağları dünyevileşme hırsıyla zehirlemektedir. Mahremiyeti ayaklar
altına alan platformlar, insanı eşref-i mahlûkat vasfından uzaklaştırıp basit
bir meta haline getirmekte; "özgürlük" yalanıyla nefsin kölesi yapmaktadır.
İslam’ın emrettiği hayâ ve iffet kalesi terk edildiğinde, geriye dikkat çekme
ve beğeni bağımlılığıyla beslenen ve sahte alkışlar kesildiğinde derin bir
hiçliğe düşen yaralı ruhlar kalmaktadır. Bu dijital sapkınlık, sadece bir kimlik
krizi değil, ahiret bilincinden yoksun bırakılan bir kuşağın sessiz çöküşüdür.
Algoritmaların uç noktaları, teşhiri ve savrulmayı ödüllendirmesi; sürekli göz
önünde olma ihtiyacı, linç kültürü, mahremiyetin kaybı ve dijital kimlikle
gerçek kimlik arasındaki uçurum, insanları ağır bir ruhsal yükün altına
sokmaktadır.
Bu noktada gençlere sosyal medyanın gerçekliği değil, kurguyu
temsil ettiği öğretilmeli; eğitim sisteminde değerler eğitimi ve ruh sağlığı
destekleri artırılmalı; özellikle gençleri koruyacak denetim mekanizmaları
oluşturularak manevi bir direniş hattı kurulmalıdır.
MESCİD-İ AKSA KUŞATMA ALTINDA
Mescid-i Aksa, 28 Şubat’tan bu yana siyonist işgal rejiminin
sistematik kuşatması ve tehlikeli bir ilhak girişimiyle karşı karşıyadır. Uzun
süredir siyonistler tarafından ibadete kapalı tutulan Mescid-i Aksa için bundan
sonraki süreç de tehlikelidir. İşgalci rejim,
güvenlik bahanelerinin arkasına sığınarak Mescid-i Aksa’yı dijital bir
hapishaneye dönüştürmeyi; akıllı kartlar ve mobil kota uygulamalarıyla
Müslümanların ibadet hürriyetini tamamen engellemeyi hedeflemektedir. Bu
girişimler, ilk kıblemizi zamansal ve mekânsal olarak bölme planının bir
sonraki aşamasıdır.
Bir ayı aşkın süredir yapılan cılız kınama açıklamalarının işgal
rejimini durdurmadığı, aksine cesaretlendirdiği ortadadır. İslam ülkeleri, siyonistlerin
Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa üzerindeki hukuksuz otoritesine
karşı artık somut ve caydırıcı adımlar atmalıdır. Bu kapsamda katliam ve
soykırıma karışan çifte vatandaşların vatandaşlıktan çıkarılması ve
yargılanması gibi fiilî yaptırımlar derhal başlatılmalıdır.
Doğu Kudüs uluslararası hukukta işgal altındaki topraktır ve
Birleşmiş Milletler mekanizmalarının işlemediği bu noktada müdahale meşru bir
haktır. İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında birleşen ülkelerin ortak bir
güç tehdidini masaya koyması, bu hain planları durduracak tek gerçekçi yoldur.
İşgalci rejimin fütursuz saldırılarına karşı İslam dünyasını derhal fiilî bir
duruş sergilemeye ve somut yaptırımlar uygulamaya davet ediyoruz.
ABD İLE İRAN ARASINDAKİ ATEŞKES
Bugün coğrafyamız, tarihin gördüğü en kirli ittifakın hiçbir kural
tanımayan barbar saldırıları ile karşı karşıyadır. Gazze’de başlatılan
soykırımın bir devamı olarak, 28 Şubat’ta küresel haydut ABD ve siyonist terör
rejimi tarafından İran’a karşı başlatılan saldırılar; okulları, hastaneleri ve
sivil altyapıyı hedef alarak binlerce masumun kanına girmiştir.
ABD yönetimi güvenilmezdir. Daha önce müzakere masasında
diplomatik çabalar devam ederken İran’ı iki kez bombalayarak diplomatik ahlakı
ve uluslararası hukuku ayaklar altına almıştır. Bu kalleşçe tutum, ABD’nin
artık hiçbir barış sürecinde güvenilir bir aktör olmadığını tescillemiştir.
Ancak bugün gelinen aşamada ABD’nin buyurgan tavırlarından geri adım atarak
ateşkes talep etmesi, emperyalist politikaların sahadaki askeri yenilgisinin, acziyetinin somut bir sonucudur.
Bizim temennimiz, sadece İran ile ABD-İsrail koalisyonu arasında
ateşkes sağlanması değil; Lübnan, Filistin ve İran’da işlenen bu soykırım
suçlarının failleri, insanlık önünde ve tarih huzurunda hesap vermelidir.
Trump’ın dün bir halkı
topyekûn yok etmekle tehdit eden açıklamaları, aslında ABD’nin bu coğrafyaya ve
Müslümanlara bakış açısının itirafıdır. Bu, Müslüman halkları yok etme
projesidir.
Bugünkü kazanım, 47 yıldır ağır ambargolar altında yaşayan; ancak
ABD ve siyonizmin isteklerine boyun eğmeyen İran halkının ve yönetiminin el
birliğiyle yürüttüğü direnişin meyvesidir.
Dev askerî güçleriyle övünenlerin, ambargo altındaki bir halk
karşısında nasıl çaresiz kaldığı tüm dünyaya ilan edilmiştir. Küresel
siyonizmin saldırılarına karşı hem yöneticilerin hem halkların ortaya koyduğu
dik duruş takdire şayandır.
Bölgede hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. ABD’nin ve işgal
rejiminin yenilgisi ile sonuçlanan bu savaş, büyük değişimlerin habercisi
olacaktır. Özellikle bugün ortaya çıkan tablo ABD’nin bölge üzerindeki
hegemonyasının kırılmasının başlangıcı olacaktır.
Şu gerçek artık iyice anlaşılmalıdır: ABD ve siyonist unsurların
bölgedeki varlığı, istikrarsızlığın, güvensizliğin ve kan akmasının temel
nedenidir. Bu güçler coğrafyamızdan tamamen sökülüp atılmadıkça bölgeye gerçek
manada huzur gelmeyecektir.
-
Aksa Tufanı ile başlayan bu tarihi süreç,
siyonist rejimin ve işbirlikçi ABD’nin bölgeden tamamen tasfiyesiyle
tamamlanmalıdır.
-
İşgal rejiminin güvenliğini sağlamak üzere
kurulan ABD üsleri kapatılmalıdır.
-
Bölge ülkeleri arasında bir savunma hattı
oluşturulmalıdır.
-
Bölge ülkeleri aralarındaki yardımlaşma ve
dayanışma örnekliğini gösterilmelidir.
-
Haksız ve hukuksuz saldırılarla büyük bir
yıkımın gerçekleştiği İran’ın bir an önce yeniden imarı için gerekli destek
sağlanmalıdır.
