Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 6 Nisan 2026

BELEDİYELER ALARM VERİYOR

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bugüne 1048 belediyenin soruşturma geçirmesi, mevcut yerel yönetimler sisteminin ahlaki ve idari bir çöküş içerisinde olduğunun tescilidir. Bu tablo, sistemin artık alarm verdiğini ve köklü bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

Siyasi partilerin aday tercihlerinde ehliyet ve liyakati bir kenara bırakıp sadakati ve ranta dayalı ilişkileri öncelemesi, belediyeleri halkın hizmetkârı olmaktan çıkarmış; birer şahsi ikbal kapısına dönüştürmüştür. Belediyelerin iş ve işlemlerinde şeffaflıktan kaçınılması ve denetim mekanizmalarının işletilmemesi, yolsuzluklara davetiye çıkarmaktadır.

Halkımız bilmelidir ki toplum, kendi iradesini istismar edenleri cezalandırmadığı sürece bu talan düzeni sürecektir. Bizim siyaset anlayışımızda belediyecilik; halkın malını “beytülmal” bilip emanete sadakatle sahip çıkmak, halkın malını halkın hizmeti için harcamaktır. Şeffaf, hesap verebilir ve adil bir yönetim, siyaset kurumunun halkımıza karşı asli sorumluluğudur. Her emanet mutlaka ehline teslim edilmelidir.

 

SOSYAL MEDYADA KİMLİKLE GİRİŞ ZORUNLULUĞU

Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek tarafından açıklanan ve üç aylık geçiş süreci öngören “sosyal medyaya gerçek kimlikle (T.C. Kimlik Numarası) giriş” düzenlemesi, önemli bir meseleyi yeniden gündeme taşımıştır.

Sosyal medya, düşünceyi ifade etmenin önemli bir aracıdır ancak denetimsiz kaldığında ciddi zararlar doğurmaktadır. Siyasete, kurumlara, inanç değerlerimize ve şahıslara yönelik yargısız infazlar, algı operasyonları ve linç kültürü yaygınlaşmıştır. Kimlik doğrulaması sayesinde, sahte hesaplar üzerinden yapılan iftira ve manipülasyonların önüne geçilmesi mümkün olabilir.

Ayrıca ahlaka aykırı içerikler ve kültürel yozlaşma, özellikle gençleri olumsuz etkilemektedir. Gerçek kimlik zorunluluğu, anonim hesaplar aracılığıyla yayılan zararlı içeriklerin azaltılmasında etkili olabilir. Çocukların korunması, yaş sınırının uygulanması ve zararlı alışkanlıklardan uzak tutulması da ancak güçlü bir doğrulama sistemiyle sağlanabilir.

Ancak bu düzenleme bazı riskler de barındırmaktadır. Kişisel verilerin yabancı şirketlerin elinde bulunması ulusal güvenlik açısından sakıncalı ve tehlikelidir. Bu nedenle doğrulama süreci yerli ve güvenli sistemler üzerinden yürütülmeli; verilerin ticarî veya istihbarî amaçlarla kullanılması kesinlikle engellenmelidir. Ayrıca düzenleme, vatandaşların eleştiri hakkını baskılayacak bir araca dönüşmemeli, ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki sınır adaletle korunmalıdır.

Sosyal medya hukuksuz bir alan olmaktan çıkarılmalıdır; ancak bu yapılırken hem vatandaşların mahremiyeti ve kişisel verileri hem de bireysel hak ve özgürlükler ile toplumsal değerler dengeli bir biçimde korunmalıdır.


CHP KATLİAM MAĞDURLARINA TAZMİNAT ÖDESİN!

Ülkenin huzuru, güvenliği, geleceği ve toplumsal barış için herkes elini taşın altına koymalı, atması gereken adımları ivedilikle atmalıdır. Bu minvalde siyasetin halka zarar veren yönünün gözden geçirilmesi, parti ve kişisel menfaatlerin halkın genel çıkarlarının önüne geçmemesi için adaletin yeniden tesis edilmesi gerekmektedir. Siyasetin kontrolündeki idari kurumların ahlaki düşüklük, rüşvet ve irtikâp gibi fiillerle anılmaması için gerekli adımlar atılmalıdır.

Bunlarla birlikte toplumsal barış için geçmişle hesaplaşılmalı; ne kadar zaman geçmiş olursa olsun yaşanan mağduriyetler giderilmelidir. Özellikle “Tek Parti” döneminde işlenen kimi suçlar, üzerleri örtülerek unutturulamaz! Mevcut ana muhalefet partisi CHP, “Tek Parti”nin hem siyasi hem de ekonomik mirasını üstlendiği ve halen de sahiplendiği için o dönemde işlenen suçların da failidir.

Devlete ait olan bir banka, halen “kurucu parti” olduğunu iddia eden CHP’nin finans kaynaklarındandır. Dersim Katliamı yakın tarihimizin acı olaylarından biridir. Binlerce suçsuz insanın katledildiği bu trajididen sorumlu kurum “Tek parti” CHP’sidir. Yıllarca inkâr ile üzeri örtülerek gizlenen bu katliam, en sonunda devlet tarafından kabul edilmiş ve “resmî olarak” özür dilenmiştir.

Ancak burada şöyle bir sıkıntı söz konusudur: Devlet özür dilemiş; ama CHP kurumsal olarak özür dilememiş, mağduriyete karşı herhangi bir adım atmamıştır. Yapılması gereken, CHP’nin kurumsal olarak özür dilemesi ve mağdurlara tazminat ödemesidir. Bunun için de gerek finansman kaynağı olan banka gerekse aldığı hazine yardımı kullanılabilir. Şu kesinlikle unutulmamalıdır ki işlenen bu cürüm, zamana bırakılarak unutturulamaz. Tarihsel hafıza, hem katliamı hem de bu katliamın faili olan siyasal kurum ve kişilikleri asla unutmayacaktır. Resmî özür ve tazminat, gerçeklerle yüzleşme ve toplumsal barış için son derece önemlidir.

 

DİJİTAL ÇIKMAZIN EŞİĞİNDEKİ TOPLUMUN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ

Günümüzde “fenomenlik” adı altında sunulan hayat tarzı, gençleri görünürlük uğruna kimliksizleşmeye, değerlerinden kopmaya ve en nihayetinde ruhsal bir çöküşe sürüklemektedir. Geçen günlerde bir TikTok fenomeninin intiharı, uzun süredir büyüyen ama görmezden gelinen dijital yozlaşmanın ve bir neslin manevi uçuruma doğru sürüklenişinin acı bir vesikasıdır.

"Fenomenlik" adı altında pazarlanan ışıltılı hayatlar, genç dimağları dünyevileşme hırsıyla zehirlemektedir. Mahremiyeti ayaklar altına alan platformlar, insanı eşref-i mahlûkat vasfından uzaklaştırıp basit bir meta haline getirmekte; "özgürlük" yalanıyla nefsin kölesi yapmaktadır. İslam’ın emrettiği hayâ ve iffet kalesi terk edildiğinde, geriye dikkat çekme ve beğeni bağımlılığıyla beslenen ve sahte alkışlar kesildiğinde derin bir hiçliğe düşen yaralı ruhlar kalmaktadır. Bu dijital sapkınlık, sadece bir kimlik krizi değil, ahiret bilincinden yoksun bırakılan bir kuşağın sessiz çöküşüdür. Algoritmaların uç noktaları, teşhiri ve savrulmayı ödüllendirmesi; sürekli göz önünde olma ihtiyacı, linç kültürü, mahremiyetin kaybı ve dijital kimlikle gerçek kimlik arasındaki uçurum, insanları ağır bir ruhsal yükün altına sokmaktadır.

Bu noktada gençlere sosyal medyanın gerçekliği değil, kurguyu temsil ettiği öğretilmeli; eğitim sisteminde değerler eğitimi ve ruh sağlığı destekleri artırılmalı; özellikle gençleri koruyacak denetim mekanizmaları oluşturularak manevi bir direniş hattı kurulmalıdır.


MESCİD-İ AKSA KUŞATMA ALTINDA

Mescid-i Aksa, 28 Şubat’tan bu yana siyonist işgal rejiminin sistematik kuşatması ve tehlikeli bir ilhak girişimiyle karşı karşıyadır. Uzun süredir siyonistler tarafından ibadete kapalı tutulan Mescid-i Aksa için bundan sonraki süreç de tehlikelidir.  İşgalci rejim, güvenlik bahanelerinin arkasına sığınarak Mescid-i Aksa’yı dijital bir hapishaneye dönüştürmeyi; akıllı kartlar ve mobil kota uygulamalarıyla Müslümanların ibadet hürriyetini tamamen engellemeyi hedeflemektedir. Bu girişimler, ilk kıblemizi zamansal ve mekânsal olarak bölme planının bir sonraki aşamasıdır.

Bir ayı aşkın süredir yapılan cılız kınama açıklamalarının işgal rejimini durdurmadığı, aksine cesaretlendirdiği ortadadır. İslam ülkeleri, siyonistlerin Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa üzerindeki hukuksuz otoritesine karşı artık somut ve caydırıcı adımlar atmalıdır. Bu kapsamda katliam ve soykırıma karışan çifte vatandaşların vatandaşlıktan çıkarılması ve yargılanması gibi fiilî yaptırımlar derhal başlatılmalıdır.

Doğu Kudüs uluslararası hukukta işgal altındaki topraktır ve Birleşmiş Milletler mekanizmalarının işlemediği bu noktada müdahale meşru bir haktır. İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında birleşen ülkelerin ortak bir güç tehdidini masaya koyması, bu hain planları durduracak tek gerçekçi yoldur. İşgalci rejimin fütursuz saldırılarına karşı İslam dünyasını derhal fiilî bir duruş sergilemeye ve somut yaptırımlar uygulamaya davet ediyoruz.

 

ABD İLE İRAN ARASINDAKİ ATEŞKES

Bugün coğrafyamız, tarihin gördüğü en kirli ittifakın hiçbir kural tanımayan barbar saldırıları ile karşı karşıyadır. Gazze’de başlatılan soykırımın bir devamı olarak, 28 Şubat’ta küresel haydut ABD ve siyonist terör rejimi tarafından İran’a karşı başlatılan saldırılar; okulları, hastaneleri ve sivil altyapıyı hedef alarak binlerce masumun kanına girmiştir.

ABD yönetimi güvenilmezdir. Daha önce müzakere masasında diplomatik çabalar devam ederken İran’ı iki kez bombalayarak diplomatik ahlakı ve uluslararası hukuku ayaklar altına almıştır. Bu kalleşçe tutum, ABD’nin artık hiçbir barış sürecinde güvenilir bir aktör olmadığını tescillemiştir. Ancak bugün gelinen aşamada ABD’nin buyurgan tavırlarından geri adım atarak ateşkes talep etmesi, emperyalist politikaların sahadaki askeri yenilgisinin, acziyetinin somut bir sonucudur.

Bizim temennimiz, sadece İran ile ABD-İsrail koalisyonu arasında ateşkes sağlanması değil; Lübnan, Filistin ve İran’da işlenen bu soykırım suçlarının failleri, insanlık önünde ve tarih huzurunda hesap vermelidir.

 Trump’ın dün bir halkı topyekûn yok etmekle tehdit eden açıklamaları, aslında ABD’nin bu coğrafyaya ve Müslümanlara bakış açısının itirafıdır. Bu, Müslüman halkları yok etme projesidir.

Bugünkü kazanım, 47 yıldır ağır ambargolar altında yaşayan; ancak ABD ve siyonizmin isteklerine boyun eğmeyen İran halkının ve yönetiminin el birliğiyle yürüttüğü direnişin meyvesidir.

Dev askerî güçleriyle övünenlerin, ambargo altındaki bir halk karşısında nasıl çaresiz kaldığı tüm dünyaya ilan edilmiştir. Küresel siyonizmin saldırılarına karşı hem yöneticilerin hem halkların ortaya koyduğu dik duruş takdire şayandır.

Bölgede hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. ABD’nin ve işgal rejiminin yenilgisi ile sonuçlanan bu savaş, büyük değişimlerin habercisi olacaktır. Özellikle bugün ortaya çıkan tablo ABD’nin bölge üzerindeki hegemonyasının kırılmasının başlangıcı olacaktır.

Şu gerçek artık iyice anlaşılmalıdır: ABD ve siyonist unsurların bölgedeki varlığı, istikrarsızlığın, güvensizliğin ve kan akmasının temel nedenidir. Bu güçler coğrafyamızdan tamamen sökülüp atılmadıkça bölgeye gerçek manada huzur gelmeyecektir.

-          Aksa Tufanı ile başlayan bu tarihi süreç, siyonist rejimin ve işbirlikçi ABD’nin bölgeden tamamen tasfiyesiyle tamamlanmalıdır.

-          İşgal rejiminin güvenliğini sağlamak üzere kurulan ABD üsleri kapatılmalıdır.

-          Bölge ülkeleri arasında bir savunma hattı oluşturulmalıdır.

-          Bölge ülkeleri aralarındaki yardımlaşma ve dayanışma örnekliğini gösterilmelidir.

-          Haksız ve hukuksuz saldırılarla büyük bir yıkımın gerçekleştiği İran’ın bir an önce yeniden imarı için gerekli destek sağlanmalıdır.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.