Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-15 Temmuz 2025

15 TEMMUZ: AZİZ VE İNANÇLI MİLLETİMİZİN ORTAK ZAFERİDİR

15 Temmuz hain kalkışması, yalnızca seçilmiş hükümete değil; halkın iradesine, inancına ve geleceğine karşı yapılmış açık bir darbe ve işgal teşebbüsüdür.

Bu emperyalist güdümlü kalkışma, aziz milletimizin iman, cesaret ve kararlılığı sayesinde hedefine ulaşamamış; tanklara, bombalara ve kurşunlara karşı bedenini siper eden halkımız, tarihî bir direniş sergileyerek darbeyi püskürtmüştür.

Herkes bilmelidir ki; aziz milletimizin gösterdiği bu fedakârlık ve kahramanlık,  münferiden hiçbir siyasi anlayış ya da zümrenin hanesine yazılamaz. Bu zafer, inançlı ve kararlı milletimizin ortak zaferidir.

Ne hazindir ki; halkın değerleriyle çatışan kimi çevreler, Müslüman halkın bu zaferini kendi hanelerine yazıp bundan siyasi çıkar elde etmeye çalışmaktadır. Eski darbeci zihniyet, yeni sürüm darbecilerin kendilerini cemaat olarak isimlendirmesini kullanarak bunun üzerinden darbeyi püskürten halkın inancına saldırmaktadır. Bu zaferin arkasındaki asıl gücün, darbeci zihniyet tarafından kirletilen bazı kavramlar üzerinden değersizleştirilmesine müsaade edilmemelidir. Darbenin arka planının unutturulmasına ve darbeyi bertaraf eden ruhun zedelenmesine fırsat verilmemelidir.

Rabbimizden niyazımız, aziz milletimizin inancını, birliğini ve dirliğini daim kılması, bu topraklarda bir daha asla darbe ve işgal girişimlerine fırsat verilmemesidir.

 

MİLLETİN EMANETİ ŞAİBEDEN UZAK ELLERE TESLİM EDİLMELİDİR

Son günlerde CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk iddiaları kamuoyunun gündemindedir. Bu iddialar titizlikle araştırılmalı ve adil bir yargılama süreci yürütülmelidir. Yolsuzluk, kim yaparsa yapsın, milletin malına el uzatmaktır, milletin malına el uzatanın yanına asla kâr kalmamalıdır.

HÜDA PAR olarak tavrımız nettir: Kamu malı, aynı zamanda yetimin ve öksüzün malıdır. Hiç kimse, yetkisini şahsi menfaatine araç kılamaz. Yolsuzluk yapan hangi partiden olursa olsun, mutlaka hesabı sorulmalıdır.

Bu çağrımız, kutuplaşmayı değil, hukuk içinde ortak bir duruşu hedeflemektedir. Adalet yerini bulsun, milletin içi ferahlasın.

 

KURAKLIK TEHLİKESİ BÜYÜYOR: SUYU KORUMAK ORTAK SORUMLULUĞUMUZDUR

Son yıllarda yaşanan yağış düzensizlikleri ve sıcaklık artışları, kuraklık riskini her zamankinden daha görünür hale getirdi. Bu yıl birçok bölgede yaşanan tarımsal kuraklık, çiftçiyi ciddi şekilde vurdu. Tarlalar susuzlukla kavrulurken, şehirlerin su ihtiyacını karşılayan barajlardaki su seviyesi alarm veriyor.

Bu sorunun ortadan kalkmasında kısa vadeli çözümler yeterli değildir. İklim modelleri dikkate alınarak, daha kurak senaryolara hazırlıklı olunmalıdır. Dirençli bir su altyapısı ve kullanım planı oluşturulmalıdır. Park-bahçe sulamada verimsiz yöntemler, sızdıran şebeke hatları, temizlikte israfa varan su kullanımı engellenmelidir. Belediyeler, artık klasik altyapı hizmetlerinin ötesine geçerek suyun korunması ve sürdürülebilir şekilde temini için yeni ve daha modern adımlar atmalıdır.

Su temininde çeşitlilik sağlanmalıdır. Tek kaynağa (barajlara) bağımlılığın büyük riskler barındırdığı kabul edilmeli ve alternatif kaynaklar kullanılmalıdır. Yağmur suyu hasadı sistemleri (bina çatılarında, yer altı depolarında) yaygınlaştırılmalı, altyapıdaki kayıp-kaçak oranlarının azaltılması için daha ileri teknolojilerden istifade edilmelidir. Gri su geri kazanımı (banyo, lavabo sularının arıtılıp yeniden kullanımı) özellikle park sulamada devreye alınmalıdır. Deniz suyu arıtma (desalinasyon) yöntemi uzun vadeli çözümler arasında değerlendirilmelidir.

Vatandaşlarımızın da bu sürece katkısı hayati önemdedir. Bugün evlerimizde musluktan sınırsız akan su, geçmişte birkaç metreden kolaylıkla çıkarılabilirken, artık onlarca metre derinliklerden güçlükle temin edilmektedir. Sınırsız gibi görünen her kullanım, aslında geleceğimizi tüketmektedir.

Su; hayatın ta kendisidir ve onu korumak, hepimizin ortak görevidir. Suyun kıymetini bugünden anlayıp, tasarrufu bir hayat biçimi haline getirmek zorundayız.

 

ZORUNLU EĞİTİMİN PROBLEMLERİ

Eğitim, bireyi yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlamalı; bireyin ve toplumun maddi-manevi gelişimine hizmet eden bir işlev görmelidir. Bu sistem, insan için en kıymetli sermaye olan zamanın heba edilmesine değil, verimli kullanılmasına öncülük etmelidir. Aynı zamanda bireyin üretme kabiliyetini geliştirmeli, toplumsal dinamizmi beslemelidir. Ancak Türkiye’de uygulanan zorunlu eğitim planlaması, ne yazık ki bu asli hedeflerden uzaktır.

Özellikle lise kademesi, gençleri hayata hazırlamaktan çok, onları üretimden ve meslek ediniminden uzaklaştırarak zamanlarını tüketen bir yapıya dönüşmüştür. Bu süreç, hem bireyin potansiyelini köreltmekte hem de toplumun nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılamada ciddi boşluklara yol açmaktadır.

Söz gelimi, 12 yıllık kesintisiz eğitimin lise kademesi, anket şirketlerinin yaptıkları araştırmalara göre en gereksiz kademe olarak değerlendirilmiştir. 18 yaşına kadar sahadan öğrenme hedefinde olan gençlerimiz bundan uzak tutularak belli konularda meslek sahibi olmaktan mahrum bırakılmıştır. Bu yaştan sonra geriye dönüş mümkün olmadığından her lise mezununun yükseköğrenime yönelmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Haliyle üniversiteleri meslek kapısı, devleti de mecburi işveren sorumluluğunun altına daha fazla konumlandırmış, bu durum birçok sektörde nitelikli insan gücü ihtiyacının karşılanamamasına neden olmuştur. 12 yıllık zorunlu eğitim ısrarı sürerse, ciddi bir sosyal sorunun derinleşmesi kaçınılmaz bir netice olacaktır.

Ayrıca eğitimin paydaşları olan; okul yöneticileri, ebeveynler, öğretmenler ve öğrenciler de bundan alabildiğince şikâyetçidirler. Aynı zamanda işverenler de ara eleman bulamamaktan yakınmaktadırlar. Ülkemizin ekonomik anlamda kalkınması için gençlerimiz erken yaşta hayata hazırlanmalı ve kendi ayakları üzerinde durabilecekleri şekilde yetiştirilmelidir.

Millî Eğitim Bakanlığının tüm bu önerileri dikkate almasını umuyor ve toplumun temel ihtiyaçlarına eğilerek çözüm üretmesini bekliyoruz.

 

GAZZE

Gazze’de iki yıla yakın bir zamandır devam eden ve her geçen gün daha da şiddetlenen saldırılar, açıkça insanlığa karşı işlenen bir suç niteliği taşımaktadır. Neredeyse her gün yüzlerce sivil Filistinlinin şehit olduğu bu vahşet, sistematik bir etnik temizlik ve soykırım olarak tarihe geçmektedir.

Siyonist terör rejiminin, Gazzelileri zorla yerinden ederek Refah’ın harabeleri üzerine ve tamamen kendi kontrolü altında bir yerleşim bölgesi kurma planı, etnik temizlik amacının en açık göstergesidir. Sözde tahliye planlarıyla Gazzelilere yaşanacak hiçbir alan bırakılmamakta; halk kendi topraklarında mülteci konumuna düşürülmektedir. Bu tür planlar kararlılıkla reddedilmelidir.

Böylesine ağır bir tabloya rağmen bazı bölge ülkelerinin direniş güçlerinden silahlarını bırakmalarını talep etmesi kabul edilemez. Bu, Filistin halkının meşru savunma hakkını yok sayma ve siyonist rejimin saldırganlığına ortak olma anlamına gelmektedir. Unutulmamalıdır ki terör rejimi yalnızca güçten anlamaktadır; direniş, Filistin halkının varoluşunun ve güvenliğinin temel dayanağıdır.

Gazze’de kalıcı bir ateşkes ve esir takası hedefleniyorsa, baskı direniş hareketlerine değil; uluslararası hukuku sistemli şekilde ihlal eden siyonist rejime yöneltilmelidir. Bu çerçevede, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in Avrupa Birliği-israil Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması yönündeki çağrısı önemli ve desteklenmesi gereken bir adımdır.

Ne yazık ki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi birçok ülke, tüm bu vahşete rağmen terör rejimi ile ilişkilerini sürdürmekte, hatta “normalleşme” süreçlerini dillendirmektedir. Bu, yalnızca Filistin halkına değil, ümmetin ortak vicdanına da ihanet anlamına gelmektedir.

İslam dünyası, iki yıla yaklaşan bu katliam karşısında sessizliğini bozmalı ve Gazze halkına karşı olan sorumluluğunu yerine getirmelidir. Ateşkesin acilen sağlanmalı, terör rejimi Gazze’den tam ve kalıcı biçimde çekilmelidir. Filistin halkına kendi topraklarında mülteci hayatı yaşatmaya yönelik her girişim, mutlak şekilde reddedilmelidir.

Bugün Müslüman halklara düşen görev, sadece belirli bir alanda dayanışma göstermek değil; aynı zamanda kendi yöneticilerini Gazze için somut adımlar atmaya zorlamak olmalıdır. Gazze meselesi, terör rejimi durdurulana kadar gündemden düşürülmemelidir.

 

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.