Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-26 Nisan 2026

İŞÇİ KARDEŞLERİMİZİN EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜNÜ TEBRİK EDİYORUZ!

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü, emeğin ve alın terinin değerini hatırlatan önemli bir gün olarak değerlendiriyor; bu vesileyle tüm işçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik ediyoruz. İnancımız, "İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz" düsturuyla adaletli bir çalışma hayatını esas kılmıştır. Ancak bugün birçok işçi; düşük ücret, güvensiz, güvencesiz ve ağır çalışma şartları altında ezilmekte, iş kazaları ve ihmaller nedeniyle mağduriyetler yaşamaktadır.

Sermaye odaklı sistemler, işçiyi sadece bir üretim aracı olarak görmekte ve emeğini değersizleştirmektedir. Eşref-i mahlûkat olan insanın emeğinin sömürülmediği, bölüşümün hakça yapıldığı adil bir sistem inşa edilmelidir.

Emekçinin hakkının korunması, iş güvenliğinin sağlanması ve sömürünün ortadan kaldırılması; sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur. Hiçbir kazanç, bir insanın canından ve onurundan daha değerli değildir.

Toplumun her kesiminde ahlaklı ve dürüst bireylerin yetişmesi, çalışma hayatında adaletin tesisine katkı sağlayacaktır. Bu vesileyle çağrımız; adil ücretin sağlandığı, güvenli çalışma ortamlarının oluşturulduğu ve insan onuruna yakışır şartların tesis edildiği bir düzenin hayata geçirilmesidir. HÜDA PAR olarak emeğin hakkını savunmaya ve adil bir düzenin inşası için mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.


ULUSLARARASI GELİŞMELER, MÜLTECİ HAKLARININ İHLALİNE GEREKÇE OLAMAZ

Son dönemde ülkeler arasındaki diplomatik gelişmeler ve yapılan anlaşmaların, mültecilere yönelik hak ihlallerini artıran bir zemine dönüştüğü endişeyle müşahede edilmektedir. Oysa mülteciler ve sığınmacılar; uluslararası sözleşmeler ve iç hukuk hükümleri gereğince korunması gereken temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Cenevre Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde güvence altına alınan haklar; siyasi konjonktüre göre askıya alınamaz. Diplomatik yakınlaşmalar ya da güvenlik odaklı politikalar, zulüm riski altındaki insanların korunmasına yönelik yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

Ne var ki son dönemde bazı mültecilerin geri gönderilmek istenmesi, deport süreçlerinin hızlandırılması ve en küçük bir olayda dahi suç ve cezada şahsilik ilkesi gözetilmeksizin aile fertlerini de kapsayan toplu sınır dışı uygulamalarına başvurulması ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır.

Ayrıca geri gönderme merkezlerinde kötü muamele iddiaları, “gönüllü geri dönüş” adı altında fiili zorlamalar, savunma hakkının kısıtlanması ve yargı denetiminin etkisiz bırakılması gibi uygulamaların devam ediyor olması hukuki güvencelerin fiilen zayıflatıldığını açıkça göstermektedir.

Reel politik şartlar ve diplomatik ilişkiler ne olursa olsun mültecilere ilişkin tüm işlemler hukuk devleti ilkesi çerçevesinde yürütülmeli; geri göndermeme ilkesi titizlikle uygulanmalı ve hiçbir insan diplomatik hesaplara kurban edilmemelidir.


EV GENCİ KRİZİ

Günümüzde ‘ev genci’ (NEET) olarak tanımlanan ve çalışma hayatında yer almayan gençlerin sayısı, Türkiye’de 2026 yılı başı itibarıyla 6,5 milyon kişiye ulaşarak rekor seviyeye çıkmıştır.

Gençlerin hayatlarının en verimli döneminde eve kapanmaları, sosyal, ekonomik ve manevi boyutları olan yapısal bir problemdir. Bu durum, gençlerin potansiyellerini köreltmekte, toplumsal üretkenliği azaltmakta ve sosyal yapıyı zayıflatmaktadır.

Toplumsal beklentiler, fırsat eşitsizlikleri ve istihdam yetersizliği, gençleri geri planda kalmaya iterken; yalnızlık, özgüven eksikliği ve umutsuzluk gibi psikolojik etkiler de bu süreci derinleştirmektedir. Özellikle manevi boşluk sebebiyle eve kapanan gençlerin artması, aynı zamanda değer ve anlam krizi sorunumuz olduğunu da göstermektedir.

Bu sorunun çözümü için öncelikle gençlerin yaşadığı gerçeklik doğru anlaşılmalı ve sorunların kaynağına inilmelidir. Gençlerin kendilerini değersiz hissetmelerinin önüne geçilmeli ve topluma aidiyet duyguları güçlendirilmelidir. Sosyal politikaların bu doğrultuda gözden geçirilmesi, topluma kazandırma projelerinin artırılması ve daha işlevsel hale getirilmesi önem taşımaktadır.

Bununla birlikte gençlere nitelikli eğitim imkânları sunulmalı, istihdam alanları açılmalı, sosyal hayata aktif katılımları desteklenmeli ve karar süreçlerine dâhil edilmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca manevi eğitimin güçlendirilmesi, gençlerin hayatlarına anlam kazandıracak bir perspektif sunarak onların yeniden hayata katılmalarına katkı sağlayacaktır.


HIZLI TREN YATIRIMLARINDA DEZAVANTAJLI BÖLGELERE ÖNCELİK VERİLMELİDİR

Türkiye’nin yüksek hızlı tren ağı bugün 2 bin 251 kilometreye ulaşmış olup 2027’de 4 bin 122 kilometreye çıkarılması hedeflenmektedir. 2026 ulaştırma bütçesinde demiryolu yatırımlarının payının yüzde 53’e yükseltilmesi önemli bir adım olmuştur. Bu yatırımların sürdürülmesi memnuniyet vericidir.

Ancak bu yatırımların gerçek anlamda bir kalkınma aracına dönüşmesi, dezavantajlı bölgelerin önceliklendirilmesiyle mümkündür. Özellikle Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep gibi yoğun nüfusa sahip, ticari ve tarımsal üretim kapasitesi yüksek olan illerimizin hızlı tren ağına kısa vadede entegre edilmesi bir ihtiyaçtır. Milyonlarca vatandaşımızın yaşadığı bu bölgenin çağdaş ulaşım imkânlarından mahrum bırakılması, bölgeler arası kalkınmışlık farkını her geçen gün daha da derinleştirmektedir.

Aynı şekilde, yapımı sürdürülen Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep hızlı tren hattının Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak/Habur’a kadar uzatılması da bir zorunluluktur. Bu uzatma; Güneydoğu’yu Kalkınma Yolu Projesi ve uluslararası lojistik koridorlarına entegre edecek, ihracat kapasitesini büyütecek, istihdam oluşturacak ve bölgeler arası gelir uçurumunun kapatılmasına somut katkı sunacaktır.

Hızlı tren yalnızca bir ulaşım meselesi değil, aynı zamanda adil kalkınmanın ve ekonomik bütünleşmenin önemli bir aracıdır. Türkiye’nin geleceği, hiçbir bölgeyi geride bırakmayan bütüncül bir kalkınma anlayışında saklıdır.


PEYGAMBER SEVDALILARI VAKFI’NIN MEVLİD-İ NEBİ ETKİNLİKLERİ

Okullarda giderek artan şiddet vakalarının, gençliğimizi kuşatan bağımlılıkların, ahlaki yozlaşmanın ve kimlik bunalımının gündemi meşgul ettiği bir dönemde, toplum olarak içinde bulunduğumuz krizin yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil; hikmet, irfan ve ahlak gibi değerlerin ihyasıyla aşılabilir. Bugün genç nesillerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, merhameti öfkenin yerine koyan, adaleti zulme üstün tutan, kardeşliği ayrışmanın önüne geçiren ve güzel ahlakı hayatın merkezine yerleştiren Hz. Muhammed’in  (sav) inşa ettiği medeniyettir. Çünkü O’nun getirdiği mesaj, insanı ihya eden, aileyi güçlendiren, toplumu dirilten ve geleceğe umut taşıyan bir hayat nizamıdır.

Böylesine zorlu bir çağda, gençlerimize Resulullah’ın (sav) örnek şahsiyetini tanıtma, O’nun rahmet yüklü davetini toplumla buluşturma, manevi ve ahlaki değerleri yeniden gündeme taşıma adına ihlasla çalışan Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın gayretleri takdire şayandır. Özellikle gençliğin savrulmasına karşı irfanı, iffeti, edebi ve kardeşliği önceleyen çalışmaları büyük bir kıymet taşımaktadır.

İstanbul, Adana, Diyarbakır, Van ve Batman’da gerçekleştirilen devasa etkinliklerde “Vahdet ve Kurtuluş Önderimiz” teması işlenerek toplumda dayanışma ve kardeşlik iklimi güçlendirilmiştir.

Bu vesileyle, ümmet bilincini diri tutan, nesillerimizin kalbine Peygamber sevgisini nakşetmeye gayret eden Peygamber Sevdalıları Vakfı’na teşekkür ediyor; çalışmalarının artarak devam etmesini ve toplumumuzun yeniden Resulullah’ın (sav) aydınlık rehberliğiyle buluşmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.


FİLİSTİN VE LÜBNAN’DA DEVAM EDEN İHLALLER

Gazze ve Lübnan’da ilan edilen ateşkesler, işgalci rejim için sadece birer oyalama taktiği ve dünya kamuoyunun gözünü boyama aracıdır. Siyonist rejim hem Gazze’de hem Lübnan’da ihlallerine ara vermeden devam etmekte, kan dökmeyi sürdürmektedir. Bu açık saldırganlık dünya tarafından bir "ihlâl" dahi sayılmazken, bu zorbalığa göğüs geren direniş güçlerinden silah bırakmalarının istenmesi iyi niyetle izah edilemez.

Siyonist terör rejimi "Sarı Hat" yalanıyla işgalini hem Lübnan hem de Gazze derinliklerine yaymaktadır. Burada bahaneleri direniş güçleriyse, o halde silahın olmadığı Batı Şeria’da bu vahşetin gerekçesi nedir? 2026 yılının başında Batı Şeria’da 41 Filistinli şehit edilmiş, saldırı sayısı 8 bin 691 gibi korkunç bir sayıya ulaşmıştır. Onaylanan 34 yeni illegal yerleşim planı, siyonistlerin asıl niyetinin güvenlik değil, etnik temizlik yaparak bir halkın topraklarını işgal etmek olduğunu ortaya koymaktadır. Batı Şeria’daki bu tablo, siyonist rejimin hiçbir makul gerekçeye dayanma ihtiyacı duymadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu haydut gücü durdurmak için artık somut siyasi ve askeri adımlar atılması zorunluluk haline gelmiştir. İşgal rejimine Gazze, Lübnan ve Suriye topraklarından kayıtsız şartsız, derhal ve kesin çekilme şartı dayatılmalıdır. Siyonist rejimin tüm askeri, ticari ve ekonomik tedarik hatları tam izolasyonla kesilmeli; enerji, gıda ve lojistik destek sağlayan tüm kanallar derhal kapatılmalıdır.


HİCAZ DEMİRYOLU PROJESİ

ABD ve siyonist rejimin bölgeyi sistematik bir şekilde istikrarsızlığa sürüklediği bu süreçte, coğrafyamızın kurtuluşu ancak emperyalist ABD ve siyonist israile karşı stratejik iş birlikleri ve bölgesel ittifakla mümkündür. Bu kapsamda, Suudi Arabistan ile Türkiye’yi Ürdün ve Suriye üzerinden birbirine bağlayacak olan Hicaz Demiryolu Projesi, önemli bir eşik olacaktır.

Bu proje, ekonomik ve lojistik iş birliğini güçlendirecektir. Arzu edilen ve hayata geçirilmesi gereken ideal; ABD’nin bölgeden tamamen sökülüp atıldığı, siyonistlerin ise dört bir koldan izole edildiği tam bağımsız bir İslam coğrafyasıdır. Bu idealin gerçekleşmesi için bölge ülkeleri arasında askeri, siyasi ve ticari iş birliğinin vakit kaybetmeksizin artırılması şarttır.

Türkiye, tarihi mirası ve bölgedeki ağırlığıyla bu projeye ve stratejik iş birliği sürecine öncülük etmelidir. Bölge devletlerini ortak bir askeri ve ekonomik paydada buluşturması, siyonist haydutluğun durdurulması için tek çıkış yoludur. Bölgesel ittifak güçlenmeli, siyonizm izole edilmeli ve dış müdahalelerden bağımsız bir iş birliği zemini oluşturulmalıdır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.