Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 2 Aralık2025

GENÇLER SİBER TUZAKLARA KARŞI KORUNMALI

Dijital çağın hızla ilerlemesiyle birlikte sosyal medya ve yapay zekâ kullanımının artması, siber tuzakları ve zorbalığı ciddi ölçüde artırmıştır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’ne göre 15-24 yaş arası çocuk ve gençlerin internet kullanımı "gelişmiş ülkelerde" %94, "gelişmekte olan ülkelerde" %65’tir. TÜİK verilerine göre ise 6-17 yaş arasındaki çocuklar ve gençlerin %94’ü interneti düzenli kullanıyor. Bu veriler gençlerin dijital risklere ne kadar açık olduğunu ve siber zorbalık, siber taciz, şantaj, kimlik avı ve uygunsuz içeriklerle karşılaşma riskini arttırıyor.

Sanal ortamın sağladığı kolaylıklar çocuk ve gençlerimizi çeşitli tehlikelere açık hale getirmektedir.

Uygunsuz içeriklere, bahis siteleri ve dolandırıcılık girişimlerine erişim her geçen gün kolaylaşırken; sanal ortamın güvenli sanılması gençlerin sapkın içerik üreten kişilerle, kötü niyetli gruplarla veya uyuşturucu satıcılarıyla karşılaşma riskini artırmaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler bu tuzaklara daha açık hale gelmektedir.

Gençlerin sosyalleşme isteği, kimlik karmaşası ve aile içi iletişim eksikliği; onları çevrimiçi platformlarda duygusal boşluklarını doldurmaya yöneltmekte ve siber tuzaklara karşı savunmasız bırakmaktadır. Bu durumu fırsata çeviren siber zorbalar, ifade özgürlüğü sınırlarını aşan içeriklerle gençleri psikolojik olarak yıpratmaktadır. Bunun sonucunda insani duyguları zayıflayan; madde kullanımı, şiddet, intihara meyil gibi davranışlara yatkın tatminsiz bir gençlik ortaya çıkmaktadır.

Bu risklerin önüne geçmek için hem devlete ve ilgili kurumlarına hem de ailelere büyük sorumluluklar düşmektedir. Ebeveynler çocukları ile güçlü iletişim kurmalı ve yargılamadan takip etmeli, güvenli sanal ortamlar sağlamalıdır. Okullar dijital rehberlik kapasitelerini güçlendirmeli, okullarda siber suçlara karşı alınabilecek önlemler konusunda periyodik eğitimler verilmelidir. Sosyal medya ve oyun platformlarına yönelik riskli içerikler için hızlı müdahale mekanizmaları kurulmalı, yaş sınırlaması ve kimlik doğrulama kontrolleri sıkılaştırılmalıdır. Karşılaşılan riskli durumlarda gençlere ve çocuklara başvurabilecekleri kolay ulaşılabilir destek hatları sağlanmalıdır.

Çocukların ve gençlerin bu güvenliğini sağlamak sadece bireysel gelişimleri için değil, toplumun geleceği için de kritik öneme sahiptir. Bu nedenle aile, okul ve ilgili platformlar iş birliği içerisinde çalışarak çocukları ve gençleri korumalıdır. Dijital dünyanın bilinçli ve güvenli bir şekilde kullanımı sağlanmalıdır.

 

GAZZE

Siyonist terör rejimi, Mısır’da imzalanan ateşkes anlaşmasını sistematik biçimde ihlal ederek, Gazze’ye saldırmaya ve yardım girişlerini engellemeye devam etmektedir. Kontrolü altındaki bölgeleri genişleterek anlaşmayı fiilen yok sayan işgalci güçler, aynı zamanda bölgeye insani yardım girişini engelleyerek sivil halkı açlık ve yoklukla baş başa bırakmaktadır. Son gelişmeler siyonist rejimin, ABD ile ortak kontrol sağladığı bölgelerde şehir inşası planları üzerinden Gazze’nin demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmeyi hedeflediğini açıkça göstermektedir. Bu plan, Filistin Direnişini yalnızlaştırmak ve halkın önemli bir bölümünü de yardım almaktan mahrum bırakarak göçe zorlamak amacı taşımaktadır.

Ne yazık ki, "ateşkes anlaşmasının" garantörü ve arabulucu olan ülkeler bugüne dek hiçbir ihlale karşı etkili bir duruş sergilememiş, bu da siyonist rejimin pervasızlığını artırmıştır. Uluslararası toplumun ve özellikle garantör ve arabulucu ülkelerin, artık sorumluluklarını yerine getirmesi zaruridir. Yaklaşan kış şartları için prefabrik evler dahil kapsamlı insani yardım girişi derhal sağlanmalı; ihlaller karşısında caydırıcı yaptırımlar hayata geçirilmelidir.

AFGANİSTAN-PAKİSTAN GERİLİMİ

Afganistan ile Pakistan arasında son günlerde yeniden yükselen tansiyon, bölge halkları adına ciddi endişelere yol açmaktadır. Hindistan ve ABD gibi dış aktörlerin kışkırtıcı politikalarıyla daha da tırmandırılan bu gerilim, yalnızca bölgeyi değil, tüm İslam dünyasını istikrarsızlığa sürükleyebilecek bir potansiyel taşımaktadır. Bu nedenle tarafların de sağduyulu davranarak, gerginliği tırmandıracak adımlardan kaçınmaları elzemdir.

Afgan ve Pakistan halkları uzun süredir savaş, yoksulluk ve güvenlik sorunlarıyla mücadele etmektedir. Yeni bir çatışma ortamı, yalnızca daha fazla acı ve kayba yol açacaktır. Tarafların derhal yapıcı bir diyalog başlatmaları, karşılıklı güven esasına dayalı kalıcı bir güvenlik anlaşması imzalamaları gerekmektedir. Ekonomik kalkınma, toplumsal huzur ve bölgesel barış için savaş değil, iş birliği mekanizmaları ön plana çıkarılmalıdır.

İki ülke arasında kurulacak istikrar, sadece kendi halklarının değil, tüm bölgenin yararınadır. Bu nedenle, aklıselim ve diplomasi ile hareket edilmesi zorunludur.

LÜBNAN’A YÖNELİK TEHDİT VE SALDIRILAR

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Lübnan hükümetine Hizbullah’ı yıl sonuna kadar silahsızlandırması yönünde ültimatom vermesi ve Tom Barrack’ın, bu durumun siyonist terör rejiminin saldırı düzenlemesi için uygun bir zemin oluşturduğunu söylemesi, açık bir tehdit ve uluslararası hukukun ihlalidir. Ateşkes süreci boyunca siyonist rejim, Lübnan topraklarında yaklaşık 5 bin ihlal gerçekleştirmiş, her gün düzenli olarak suikastler ve saldırılarla bölgede terör estirmiştir. Bu gerçeklik ortadayken, ABD’nin hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeyen işgalcilerin güvenliği adına, Lübnan’ı ekonomik şantaj ve saldırı tehdidiyle sindirmeye çalışması kabul edilemez.

Son olarak, Lübnan hükümetinin siyonistlerin Doğu Akdeniz’de üs haline getirdiği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile imzaladığı deniz yetki alanı anlaşması da bu baskı ve tehditlerin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Lübnan, açıkça kuşatılmış ve yalnız bırakılmıştır. Bölge ülkelerinin sessizliği, bu saldırganlık politikalarını cesaretlendirmektedir.

Bu saldırgan tutumun sadece Lübnan’a değil, tüm bölge istikrarına ağır bedelleri olacaktır. Tüm bölge ülkeleri, bu hukuksuzluklara karşı sorumluluk almalı ve dayanışma içinde hareket etmelidir.

KAYIP ÇOCUKLAR

İngiltere’de sosyal hizmetlerin koruması altındaki 2 bin 400’den fazla çocuğun geçtiğimiz yıl kaybolduğunun açıklanması, uluslararası toplum için alarm verici bir tablo ortaya koymaktadır. Bu çocukların önemli bir kısmının göçmen olması, insan ticareti ve istismar riskini daha da artırmaktadır. Dünya genelinde yaklaşık 150 milyon çocuğun yetim kaldığı gerçeği ile birlikte, Avrupa’da yalnızca iki yılda 12 bin göçmen çocuğun kaybolması, küresel ölçekte derinleşen bir çocuk koruma krizinin açık göstergesidir.

Bu denli yüksek sayıda çocuğun devletin gözetimi altındayken kaybolması, basit ihmallerle açıklanamayacak kadar ciddi ve sistematik bir soruna işaret etmektedir. Sosyal hizmet kurumlarındaki denetimsizlik veya izleme mekanizmalarının yetersizliği kadar, bazı çevrelerin bu boşlukları bilerek kullandığı ve hatta bazı yöneticilerin iş birliği içinde olduğu ihtimali de değerlendirilmelidir. Epstein skandalının ortaya koyduğu sapkın ağlar, bu tür yapılarla çocukların nasıl hedef alındığını somut biçimde göstermektedir.

Çocuk güvenliği, siyasi hesaplardan bağımsız ve şeffaf biçimde ele alınmalı; küresel çapta etkili bir koruma sistemi kurulmalıdır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.