Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 13 Ocak 2026

"ÜNLÜLERİN" UYUŞTURUCU SKANDALLARIYLA GÜNDEM OLMASI

Gençlerin karşısına konserlerde ve çeşitli etkinliklerde rol model olarak çıkartılan sözde sanatçıların uyuşturucu madde kullanımı ile gündem olması; bazılarının, konserlerinde aleni ya da üstü kapalı bir biçimde gençleri uyuşturucu kullanımına teşvik etmesi gençliğin geleceği ve yarınlarımız açısından büyük bir tehdittir.

TCK’nin 190/2. maddesine göre: “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikte yayın yapan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve bin günden on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” Yüzlerce, binlerce gencin karşısına uyuşturucu kullanan sözde sanatçıların çıkartılması da onları uyuşturucuya özendirmek ve teşvik etmektir. Üstelik konserlerde gençlere ‘sahneye sağlam kafayla çıkılmaz’ gibi korkunç bir mesaj veren; uyuşturucuyu eğlence ve sanatla özdeş bir şekilde gençliğe sunan sözde sanatçılara seyirci kalmak bir akıl tutulmasıdır.

Geleceğimizi çalmak isteyen karanlık odaklar, finanse ettikleri şahıslarla gençliğimizi uyuşmuş, gelecek gayesi olmayan, sadece hazları için yaşayan bireyler haline getirmek istemektedir. Bu ifsad projesine karşı önlem almak, devletin gençliğine karşı temel görevidir.

Adı uyuşturucu ile anılan, konserlerde uyuşturucu ve alkole dair dolaylı ya da dolaysız teşvikler yapan sözde sanatçılara konser yasağı getirilmeli; TV Programlarına çıkmaları engellenmelidir. Sosyal medya hesapları askıya alınmalıdır. Bunu yapan basın-yayın kuruluşları, organizatörler, konserler ile etkinliklerde sahne alanlar hakkında,  TCK’nin 190/2.  maddesinde çerçevesi çizilen “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma” suçu kapsamında yargılama yapılması sağlanmalıdır.


LÜBNAN VE İRAN’A SALDIRI TEHDİTLERİ

Siyonist terör rejiminin Lübnan’a yönelik açık saldırı tehditleri, ABD’nin bu saldırılara verdiği fiilî onay ve eş zamanlı olarak İran’a karşı sürdürülen askerî tehdit dili, küresel ölçekte bir zorbalık rejiminin inşa edilmeye çalışıldığını göstermektedir. Washington ve Tel Aviv, yalnızca dış müdahalelerle yetinmemekte; bölge ülkelerinin iç dengelerine müdahale etmekte, toplumsal fay hatlarını kışkırtmakta ve krizleri bilinçli biçimde derinleştirmektedir.

Dünya ve bölge ülkeleri şunu açıkça görmelidir: ABD’ye ve siyonist rejime karşı sessiz kalmak, hiçbir ülkeyi hedef olmaktan kurtarmayacaktır. Geçmişte Afganistan ve Irak’ta yaşananlar ortadadır: İşgal, yıkım, iç savaş ve kaynakların gaspı… Bugün aynı senaryolar, farklı ülkeler için yeniden sahneye konulmaktadır. Amaç; direnen tüm halkları teker teker yalnızlaştırmak, ardından askerî ve ekonomik zorbalıkla teslim almaktır.

Gazze direnişi ise tüm imkânsızlıklara, soykırıma ve dünyanın en ağır silahlarına rağmen bu zorbalığın yenilmez olmadığını göstermiştir. Gazze’de elde edilen sonuç, bu mücadelenin ancak birlik, ortak savunma hattı ve kararlı duruş ile kazanılabileceğini ortaya koymuştur.

Bölge ülkeleri, tek tek hedef olmayı beklemek yerine derhâl ortak bir savunma ve dayanışma hattı oluşturmalıdır. Aksi halde bu haydutluk düzeni, her ülkeyi sırayla hedef almaya devam edecektir.

 

SURİYE YENİ BİR KAOSU KALDIRAMAZ

Suriye’de son dönemde yaşanan çatışmalar, uzun yıllar süren iç savaşın ardından yorgun düşen ve toparlanmaya çalışan Suriye halkı için ciddi bir endişe kaynağıdır. Halkın en temel beklentisi; yeni bir kaos döngüsüne sürüklenmeden, güvenlik, istikrar ve normalleşmenin sağlanmasıdır. Suriye’yi yeniden istikrarsızlığa sürükleyecek her gelişme, en başta sivillerin hayatını ve geleceğini tehdit etmektedir.

Suriye’yi kaostan kurtaracak yegâne yol; etnik ve mezhepsel farklar üzerinden yeni ayrışmalar üretmek değil, tüm toplumsal kesimleri kapsayan, eşit haklara dayalı ve halkın ortak menfaatini önceleyen bir yönetimin inşa edilmesidir. Bu doğrultuda, sahadaki tüm tarafların sorumluluk alması, çatışma dili yerine diyalog kültürünü güçlendirmesi ve sorunları müzakere yoluyla çözme iradesi ortaya koyması gerekmektedir.

Öte yandan, Suriye’de kalıcı çözümün ABD arabuluculuğu ya da desteğiyle sağlanamayacağı artık açıkça görülmektedir. ABD’nin, siyonist rejimin güvenliği ve çıkarları doğrultusunda Suriye yönetimini yaptırımlarla tehdit ederek belirli anlaşmalara zorlaması, çözüm üretmekten ziyade yeni kırılganlıklar oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, Suriye halkının iradesini ve ülkenin egemenliğini hiçe sayan bir baskı politikasıdır.

Bu noktada bölge ülkelerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Bölge ülkeleri, toparlanma sürecindeki Suriye’ye siyasi, ekonomik ve insani destek sunmalı; istikrarı güçlendirecek yapıcı bir rol üstlenmelidir. Suriye’nin geleceği, dış baskılarla değil, halkın iradesi ve bölgesel dayanışma ile şekillenmelidir.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.