Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-18 Ağustos 2026

AİLE YAPISINI VE GENÇLERİ DİJİTAL MECRALARIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN KORUYACAK TEDBİRLER ALINMALIDIR

Hem bugünün hem yarının teminatı olan gençlerimizi ve toplumun temel taşı olan aile yapımızı korumak, devletin ve siyasetin öncelikli görevlerindendir. Son dönemde dijital platformlar üzerinden yürütülen, toplumun ahlaki ve kültürel değerlerini hedef alan içerikler önemli bir gündem başlığı haline gelmiştir. Bu kapsamda, gençleri müstehcen içeriklere maruz bırakabilecek yayın ve etkinliklerin, kamu yararı ile çocukların üstün yararı ilkeleri çerçevesinde denetlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Siyonist odaklar tarafından fonlanan müzik gruplarının ve gençlere yönelik zararlı dijital içeriklerin sıkı bir şekilde denetlenmesi şarttır. Bu amaçla yerli ve güçlü dijital etik kurulları oluşturularak aile kurumunu ve gençliği tehdit eden yayınların önüne geçilmelidir.

YOĞUN BAKIMLARDA MAHREMİYETE SAYGI GÖSTERİLMELİDİR

Yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören hastaların mahremiyetinin ve insan haysiyetinin korunması, sağlık hizmetlerinin temel sorumluluklarından biridir. Hareket kabiliyeti sınırlı, çoğu zaman başkasının bakımına muhtaç durumda bulunan hastaların kendilerini güvende ve huzurlu hissedebilecekleri bir ortamın oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yoğun bakım ünitelerinde mahremiyeti güçlendirecek düzenlemeler yapılmalı, imkânlar ölçüsünde kadın ve erkek hastaların bulunduğu bölümler ayrılmalıdır. Hastaların muayene, bakım ve kişisel ihtiyaçlarında hemcins sağlık personelinden hizmet alabilmesine yönelik imkânlar da artırılmalıdır.

Özellikle mahremiyet ihlallerine ve hastaların istismar edilmesine yol açabilecek risklerin önüne geçilmesi için etkili denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. İnsan haysiyetini merkeze alan bu yaklaşım, yalnızca bir sağlık politikası değil, hastaların en temel haklarının korunması açısından insani bir sorumluluktur.

ESNAFIN VERGİ BORCU ANAPARA ÜZERİNDEN HESAPLANMALIDIR

Esnaf ve işletmelerin biriken vergi ve SGK borçlarının taksitlendirilmesinde kolaylık sağlayan tecil düzenlemesi için son başvuru tarihi 31 Ağustos olarak belirlenmişti.

TESK verilerine göre 200 bini aşan başvuru sayısı, esnaf ve işletmelerin borçlarını ödeme isteğinin bir yansıması olsa da düzenlemenin anaparaya ek olarak birikmiş borç faizini de kapsaması, ödeme noktasında esnafı hayli zorlamaktadır.

Yapılan düzenleme ile ödeme süresinin 72 aya çıkarılması vergi borçlarının ödenmesinde önemli bir kolaylığa işaret etse de birikmiş borç faizinin de hesaplamaya dahil edilerek ayrıca yıllık % 29 faize tabi tutulması zaten borç ödemekte zorlanan esnafın ödeme gücünü olumsuz etkileyecektir.

Esnafın beklentisi ise yapılandırmanın sadece anapara üzerinden yapılması yönündedir. Aksi halde oluşmuş borç faizine ayrıca faiz ödemek durumunda kalacaklardır ki, bu da esnaf ve işletmeleri daha fazla ödeme güçlükleriyle karşı karşıya bırakacaktır.

NÜFUS KRİZİNİN ÇÖZÜMÜ KADINI UCUZ İŞ GÜCÜ YAPMAK DEĞİL, AİLEYİ GÜVENCEYE ALMAKTIR

Türkiye’de nüfus artış hızı ve doğurganlık hızının gerilemesi, nüfusun kendini yenileme eşiğinin altına düşülmesi, aile ve nüfus politikalarının daha güçlü ve kapsamlı biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle "Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)" Vizyon Belgesi kapsamında anneliğin ve ev hanımlarının desteklenmesi, aile kuran kadınların emeklerinin korunması ve en az 25 yıl evli kalan kadınlara emeklilik aylığı bağlanması gibi politikalar hayata geçirilmelidir. Bunun yanında gençlerin evlenip yuva kurabilmeleri ve ailelerini geçindirebilmeleri için düzenli, güvenceli ve nitelikli iş imkânlarının artırılması gerekir. Aileyi güçlendirmek, yalnızca evlilik ve doğum teşvikleriyle değil, ailelerin ekonomik güvenceye kavuşmasını sağlayacak bütüncül politikalarla mümkündür.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı 2028 yılında kadınların işgücüne katılım oranını yüzde 40’ın üzerine çıkarma hedefi de bu çerçevede yeniden değerlendirilmelidir. Daha fazla ve daha nitelikli iş sahaları oluşturulmadan, nitelikli istihdam imkânları artırılmadan, üretim ve istihdam pastası büyütülmeden atılan bu adımlar, kadınların ucuz iş gücü olarak sömürülmesine zemin hazırlayacaktır. Türkiye’nin ihtiyacı, işgücünü artırmaktan önce üretimi, nitelikli istihdamı ve ailelerin refahını artıran bir ekonomik düzen kurmaktır.

"Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)" Vizyon Belgesi kapsamında atılacak adımlar, kadını aile ortamından koparan zoraki istihdam dayatmaları yerine; doğrudan anneliği ve ev hanımlarını merkez alan yapısal destekleri içermelidir.

 

“FAİZSİZ TÜRKİYE” SÜRECİ BAŞLATILMALI

Faiz sistemi, üretim ve ekonomik faaliyetlerin önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.

2026 yılı merkezi yönetim bütçe hedeflerine göre vergi gelirleri yaklaşık 13.78 trilyon liraydı. 2.4 trilyonluk faiz giderleri dikkate alındığında halktan toplanacak vergilerin %17.5’i faiz ödemelerine gitmiş olacak.

Diğer taraftan mevduat faizleri almış başını gidiyor. Elinde sermayesi bulunanlar yatırımlara yönelmek yerine mevduat faizlerine yöneliyor. Dolayısıyla yatırımlar yavaşlıyor, üretim sekteye uğruyor, istihdam alanları genişleyemiyor. Bu da üretimde azalma, daha fazla işsizlik ve daha fazla enflasyon olarak topluma geri dönüyor.

Yatırım yapmak isteyen ya da işlerini büyütmek için finansmana ihtiyaç duyanlar da yüksek kredi faizleri nedeniyle büyük finansman maliyetleriyle karşılaşıyor. Netice itibariyle oluşan yüksek maliyetler de en sonunda tüketiciye yansıtılıyor. Bu da hayat pahalılığına, alım gücündeki düşüşe ve enflasyonun daha fazla tetiklenmesine neden oluyor.

Ne yazık ki sistemsel bir sorun olarak önümüzde duran faiz üzerine kurulu bu döngü bir türlü kırılamıyor. Çünkü sermaye, yatırım ve emek piyasası arasında farklı ilişki alternatifleri değerlendirilmiyor.

Sermaye transferi ve emek sömürüsüne dayanan bu faiz düzeni daha fazla sorgulanmalı, farklı alternatifler öne çıkarılmalı, alternatif çözüm mekanizmaları geliştirilmelidir.

Alın terimizin sömürülmemesi adına bir “Faizsiz Türkiye Süreci” başlatılmalıdır.

CHP BİR KEZ DAHA KADINLARA TACİZ İDDİASI İLE KAMUOYUNDA GÜNDEME GELDİ

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında cinsel taciz suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Sosyal medya aracılığıyla kamuoyuna da yansıyan taciz olayında, CHP Milletvekili Yazgan’ın sarhoş bir şekilde bir kadını taciz ettikten sonra darp edildiği görüntüler hiç kimseyi şaşırtmadı.

Şaşırtmadı; çünkü bu zihniyetin kadınları bir cinsel obje olarak gördüğü, kadın özgürlüğü savunuculuğunun hiç de iyi niyetle yapılmadığı, CHP zihniyetini tanıyan herkes tarafından bilinmektedir.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bir süredir kullandığı “arınma” kelimesi, zaten bir kirlilik olduğunun itirafıdır.

Arınma isteği elbette kıymetlidir.

Belediyelerde genç kızları “işe alma” görüntüsü altında metrese dönüştüren, sevgilisini oğluyla evlendirerek sapkınlığını bu şekilde örtmeye çalışan, boğazına kadar rüşvet ve yolsuzluğa batan bu zihniyetin arınabilmesi için hiç değilse asgari ahlak seviyesine ulaşması gerekmektedir.

CHP yönetiminin ilgili milletvekilini “kesin ihraç talebiyle disipline sevk etme kararı” memnuniyet vericidir.

Ancak CHP’de gerçek bir arınmanın gerçekleşebilmesi için zihinsel ve ahlaki bir değişim şarttır.

SUDAN’DA İNSANİ FELAKET

Sudan, Nisan 2023’ten bu yana, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki kanlı çatışmaların gölgesinde tarihinin en ağır insani felaketini yaşamaktadır. Temel hizmetlerin çöktüğü, milyonların yerinden edildiği ve sivillerin hedef alındığı bu savaş, her geçen gün daha fazla masumun canını almaktadır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) HDK’ye sağladığı teçhizat ve lojistik destek, bu vekalet savaşını körüklemekte ve dökülen kanın sürmesine doğrudan sebep olmaktadır. Bu felaketi durdurmak için; Sudan ordusuna verilen destek artırılmalı, derhal ve koşulsuz bir ateşkes için müzakere süreci başlatılmalı, açlık ve salgınla boğuşan halk için acilen güvenli insani koridorlar açılmalıdır.

Sudan’da yaşananlar, İslam dünyasında koruyucu bir mekanizmanın varlığına duyulan ihtiyacı bir daha ortaya çıkarmıştır. Yaklaşan felaketler karşısında temenni yayınlama devri bitmelidir. Ya İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) acilen radikal bir reformla işlevsel hale getirilmeli ya da İslam coğrafyasındaki krizlere anında ve kararlılıkla müdahale edecek yeni bir Acil Müdahale Mekanizması kurulmalıdır.

GAZZE DİRENİŞİ DESTEKLENMELİDİR

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, siyonist rejimin Gazze’de ateşkes ihlallerine yönelik dile getirdiği; "Türkiye, Katar ve Mısır bu konuda radikal adımlar atmak zorunda kalacak" şeklindeki açıklaması önemlidir. İşgalci israil’in Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgal ve ihlalleri karşısında caydırıcı ve etkili adımlar geciktirilmeden bir an önce atılmalıdır.

İşgalci rejimin Gazze’den çekilmeyeceğini açıkça ilan ettiği bu aşamada diplomatik söylemlerin ve teşebbüslerin bir etkisinin olmadığı açıkça görülmektedir. Siyonistlerin bu dayatmalarına karşı Filistin direnişinin meşru mücadelesine açık ve somut destek verilmeli, direnişin silahsızlandırılması şartı kesinlikle reddedilmelidir. Bölgeye siyonistlerin ortağı olan güçler değil, garantör ülkeler tarafından derhal askeri güç gönderilmelidir. Siyonistlerin anladığı tek dilin “güç” olduğu gerçeği kaşsında direnişin askeri anlamda güçlenmesi için gerekli her türlü destek sağlanmalıdır.

Bugün İslam dünyası için en büyük ve en somut tehdit ABD emperyalizmi ve onun finanse ettiği siyonist rejimdir. Afganistan ve Irak’ı felakete sürükleyen bu şer odakları; bugün Gazze ve Lübnan’ı kan gölüne çevirmiştir. Bölgedeki tüm politikalar ve ittifaklar doğrudan bu siyonist tehdide karşı şekillendirilmelidir.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.