AİLE YAPISINI VE
GENÇLERİ DİJİTAL MECRALARIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN KORUYACAK TEDBİRLER
ALINMALIDIR
Hem bugünün hem yarının teminatı olan gençlerimizi ve
toplumun temel taşı olan aile yapımızı korumak, devletin ve siyasetin öncelikli
görevlerindendir. Son dönemde dijital platformlar üzerinden yürütülen, toplumun
ahlaki ve kültürel değerlerini hedef alan içerikler önemli bir gündem başlığı
haline gelmiştir. Bu kapsamda, gençleri müstehcen içeriklere maruz
bırakabilecek yayın ve etkinliklerin, kamu yararı ile çocukların üstün yararı
ilkeleri çerçevesinde denetlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Siyonist odaklar tarafından fonlanan müzik gruplarının ve
gençlere yönelik zararlı dijital içeriklerin sıkı bir şekilde denetlenmesi
şarttır. Bu amaçla yerli ve güçlü dijital etik kurulları oluşturularak aile
kurumunu ve gençliği tehdit eden yayınların önüne geçilmelidir.
YOĞUN BAKIMLARDA MAHREMİYETE
SAYGI GÖSTERİLMELİDİR
Yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören hastaların
mahremiyetinin ve insan haysiyetinin korunması, sağlık hizmetlerinin temel
sorumluluklarından biridir. Hareket kabiliyeti sınırlı, çoğu zaman başkasının
bakımına muhtaç durumda bulunan hastaların kendilerini güvende ve huzurlu
hissedebilecekleri bir ortamın oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu
nedenle yoğun bakım ünitelerinde mahremiyeti güçlendirecek düzenlemeler
yapılmalı, imkânlar ölçüsünde kadın ve erkek hastaların bulunduğu bölümler
ayrılmalıdır. Hastaların muayene, bakım ve kişisel ihtiyaçlarında hemcins
sağlık personelinden hizmet alabilmesine yönelik imkânlar da artırılmalıdır.
Özellikle mahremiyet ihlallerine ve hastaların istismar
edilmesine yol açabilecek risklerin önüne geçilmesi için etkili denetim
mekanizmaları oluşturulmalıdır. İnsan haysiyetini merkeze alan bu yaklaşım,
yalnızca bir sağlık politikası değil, hastaların en temel haklarının korunması
açısından insani bir sorumluluktur.
ESNAFIN VERGİ BORCU ANAPARA
ÜZERİNDEN HESAPLANMALIDIR
Esnaf ve işletmelerin biriken vergi ve SGK borçlarının
taksitlendirilmesinde kolaylık sağlayan tecil düzenlemesi için son başvuru
tarihi 31 Ağustos olarak belirlenmişti.
TESK verilerine göre 200 bini aşan başvuru sayısı, esnaf
ve işletmelerin borçlarını ödeme isteğinin bir yansıması olsa da düzenlemenin
anaparaya ek olarak birikmiş borç faizini de kapsaması, ödeme noktasında esnafı
hayli zorlamaktadır.
Yapılan düzenleme ile ödeme süresinin 72 aya çıkarılması
vergi borçlarının ödenmesinde önemli bir kolaylığa işaret etse de birikmiş borç
faizinin de hesaplamaya dahil edilerek ayrıca yıllık % 29 faize tabi tutulması
zaten borç ödemekte zorlanan esnafın ödeme gücünü olumsuz etkileyecektir.
Esnafın beklentisi ise yapılandırmanın sadece anapara
üzerinden yapılması yönündedir. Aksi halde oluşmuş borç faizine ayrıca faiz
ödemek durumunda kalacaklardır ki, bu da esnaf ve işletmeleri daha fazla ödeme
güçlükleriyle karşı karşıya bırakacaktır.
NÜFUS KRİZİNİN ÇÖZÜMÜ KADINI UCUZ İŞ GÜCÜ YAPMAK DEĞİL,
AİLEYİ GÜVENCEYE ALMAKTIR
Türkiye’de nüfus artış hızı ve doğurganlık hızının
gerilemesi, nüfusun kendini yenileme eşiğinin altına düşülmesi, aile ve nüfus
politikalarının daha güçlü ve kapsamlı biçimde ele alınmasını zorunlu
kılmaktadır. Bu nedenle "Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)" Vizyon
Belgesi kapsamında anneliğin ve ev hanımlarının desteklenmesi, aile kuran
kadınların emeklerinin korunması ve en az 25 yıl evli kalan kadınlara emeklilik
aylığı bağlanması gibi politikalar hayata geçirilmelidir. Bunun yanında gençlerin
evlenip yuva kurabilmeleri ve ailelerini geçindirebilmeleri için düzenli,
güvenceli ve nitelikli iş imkânlarının artırılması gerekir. Aileyi
güçlendirmek, yalnızca evlilik ve doğum teşvikleriyle değil, ailelerin ekonomik
güvenceye kavuşmasını sağlayacak bütüncül politikalarla mümkündür.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı 2028
yılında kadınların işgücüne katılım oranını yüzde 40’ın üzerine çıkarma hedefi
de bu çerçevede yeniden değerlendirilmelidir. Daha fazla ve daha nitelikli iş
sahaları oluşturulmadan, nitelikli istihdam imkânları artırılmadan, üretim ve
istihdam pastası büyütülmeden atılan bu adımlar, kadınların ucuz iş gücü olarak
sömürülmesine zemin hazırlayacaktır. Türkiye’nin ihtiyacı, işgücünü artırmaktan
önce üretimi, nitelikli istihdamı ve ailelerin refahını artıran bir ekonomik
düzen kurmaktır.
"Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)" Vizyon
Belgesi kapsamında atılacak adımlar, kadını aile ortamından koparan zoraki
istihdam dayatmaları yerine; doğrudan anneliği ve ev hanımlarını merkez alan
yapısal destekleri içermelidir.
“FAİZSİZ TÜRKİYE” SÜRECİ
BAŞLATILMALI
Faiz sistemi, üretim ve ekonomik faaliyetlerin önünde
büyük bir engel teşkil etmektedir.
2026 yılı merkezi yönetim bütçe hedeflerine göre vergi
gelirleri yaklaşık 13.78 trilyon liraydı. 2.4 trilyonluk faiz giderleri dikkate
alındığında halktan toplanacak vergilerin %17.5’i faiz ödemelerine gitmiş
olacak.
Diğer taraftan mevduat faizleri almış başını gidiyor.
Elinde sermayesi bulunanlar yatırımlara yönelmek yerine mevduat faizlerine
yöneliyor. Dolayısıyla yatırımlar yavaşlıyor, üretim sekteye uğruyor, istihdam
alanları genişleyemiyor. Bu da üretimde azalma, daha fazla işsizlik ve daha
fazla enflasyon olarak topluma geri dönüyor.
Yatırım yapmak isteyen ya da işlerini büyütmek için
finansmana ihtiyaç duyanlar da yüksek kredi faizleri nedeniyle büyük finansman
maliyetleriyle karşılaşıyor. Netice itibariyle oluşan yüksek maliyetler de en
sonunda tüketiciye yansıtılıyor. Bu da hayat pahalılığına, alım gücündeki
düşüşe ve enflasyonun daha fazla tetiklenmesine neden oluyor.
Ne yazık ki sistemsel bir sorun olarak önümüzde duran
faiz üzerine kurulu bu döngü bir türlü kırılamıyor. Çünkü sermaye, yatırım ve
emek piyasası arasında farklı ilişki alternatifleri değerlendirilmiyor.
Sermaye transferi ve emek sömürüsüne dayanan bu faiz
düzeni daha fazla sorgulanmalı, farklı alternatifler öne çıkarılmalı,
alternatif çözüm mekanizmaları geliştirilmelidir.
Alın terimizin sömürülmemesi adına bir “Faizsiz Türkiye
Süreci” başlatılmalıdır.
CHP BİR KEZ DAHA
KADINLARA TACİZ İDDİASI İLE KAMUOYUNDA GÜNDEME GELDİ
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında cinsel taciz suçlamasıyla
soruşturma başlattı.
Sosyal medya aracılığıyla kamuoyuna da yansıyan taciz
olayında, CHP Milletvekili Yazgan’ın sarhoş bir şekilde bir kadını taciz
ettikten sonra darp edildiği görüntüler hiç kimseyi şaşırtmadı.
Şaşırtmadı; çünkü bu zihniyetin kadınları bir cinsel obje
olarak gördüğü, kadın özgürlüğü savunuculuğunun hiç de iyi niyetle yapılmadığı,
CHP zihniyetini tanıyan herkes tarafından bilinmektedir.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bir süredir kullandığı
“arınma” kelimesi, zaten bir kirlilik olduğunun itirafıdır.
Arınma isteği elbette kıymetlidir.
Belediyelerde genç kızları “işe alma” görüntüsü altında
metrese dönüştüren, sevgilisini oğluyla evlendirerek sapkınlığını bu şekilde
örtmeye çalışan, boğazına kadar rüşvet ve yolsuzluğa batan bu zihniyetin
arınabilmesi için hiç değilse asgari ahlak seviyesine ulaşması gerekmektedir.
CHP yönetiminin ilgili milletvekilini “kesin ihraç
talebiyle disipline sevk etme kararı” memnuniyet vericidir.
Ancak CHP’de gerçek bir arınmanın gerçekleşebilmesi için
zihinsel ve ahlaki bir değişim şarttır.
SUDAN’DA İNSANİ FELAKET
Sudan, Nisan 2023’ten bu yana, ordu ile Hızlı Destek
Kuvvetleri (HDK) arasındaki kanlı çatışmaların gölgesinde tarihinin en ağır
insani felaketini yaşamaktadır. Temel hizmetlerin çöktüğü, milyonların yerinden
edildiği ve sivillerin hedef alındığı bu savaş, her geçen gün daha fazla
masumun canını almaktadır.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) HDK’ye sağladığı
teçhizat ve lojistik destek, bu vekalet savaşını körüklemekte ve dökülen kanın
sürmesine doğrudan sebep olmaktadır. Bu felaketi durdurmak için; Sudan ordusuna
verilen destek artırılmalı, derhal ve koşulsuz bir ateşkes için müzakere süreci
başlatılmalı, açlık ve salgınla boğuşan halk için acilen güvenli insani
koridorlar açılmalıdır.
Sudan’da yaşananlar, İslam dünyasında koruyucu bir
mekanizmanın varlığına duyulan ihtiyacı bir daha ortaya çıkarmıştır. Yaklaşan
felaketler karşısında temenni yayınlama devri bitmelidir. Ya İslam İşbirliği
Teşkilatı (İİT) acilen radikal bir reformla işlevsel hale getirilmeli ya da
İslam coğrafyasındaki krizlere anında ve kararlılıkla müdahale edecek yeni bir
Acil Müdahale Mekanizması kurulmalıdır.
GAZZE DİRENİŞİ
DESTEKLENMELİDİR
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, siyonist rejimin Gazze’de
ateşkes ihlallerine yönelik dile getirdiği; "Türkiye, Katar ve Mısır bu
konuda radikal adımlar atmak zorunda kalacak" şeklindeki açıklaması önemlidir.
İşgalci israil’in Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgal ve ihlalleri karşısında
caydırıcı ve etkili adımlar geciktirilmeden bir an önce atılmalıdır.
İşgalci rejimin Gazze’den çekilmeyeceğini açıkça ilan
ettiği bu aşamada diplomatik söylemlerin ve teşebbüslerin bir etkisinin
olmadığı açıkça görülmektedir. Siyonistlerin bu dayatmalarına karşı Filistin
direnişinin meşru mücadelesine açık ve somut destek verilmeli, direnişin
silahsızlandırılması şartı kesinlikle reddedilmelidir. Bölgeye siyonistlerin
ortağı olan güçler değil, garantör ülkeler tarafından derhal askeri güç
gönderilmelidir. Siyonistlerin anladığı tek dilin “güç” olduğu gerçeği kaşsında
direnişin askeri anlamda güçlenmesi için gerekli her türlü destek
sağlanmalıdır.
Bugün İslam dünyası için en büyük ve en somut tehdit ABD
emperyalizmi ve onun finanse ettiği siyonist rejimdir. Afganistan ve Irak’ı
felakete sürükleyen bu şer odakları; bugün Gazze ve Lübnan’ı kan gölüne
çevirmiştir. Bölgedeki tüm politikalar ve ittifaklar doğrudan bu siyonist
tehdide karşı şekillendirilmelidir.
