Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 27 Ocak 2026

RAKAMLAR DEĞİL, İNSAN KAZANSIN; MİLLET SEFALETE MAHKÛM EDİLMESİN

Bugün ekonomide bazı göstergeler düzelmiş görünüyor. Ülkenin rezervleri artıyor, kur sakin, kredi notu yükseliyor, cari açık yönetilebilir seviyede. Yabancı yatırımcı yeniden gelmeye başlamış; devlet, borcunu daha ucuza çeviriyor. Kısacası devletin ekonomisi nefes alıyor.

Devletin ekonomisi düzelirken milletimizin ekonomisini de düzeltme zamanı gelmedi mi? Emekli ay sonunu getiremiyor, asgari ücretli pazardan yarım poşetle dönüyor, kiralar maaşları ezip geçiyor. Enflasyon düşüyor deniyor ama mutfaktaki yangın hâlâ sönmüş değil. Bu milletin, sefalet şartlarına daha ne kadar tahammül etmesi bekleniyor?

Bizim iktisat anlayışımız, rakamlardan önce insanı merkeze alır. Ekonomi, birkaç gösterge düzeldi diye başarılı sayılmaz; insan onuruna yakışır bir hayat gittikçe zorlaşıyorsa sorun devam ediyor, ölçülerle ilgili sıkıntı var demektir. Devletin ekonomik dengeleri düzelirken milletin sofrası küçülüyorsa bu kader değildir. Refahı bankalara, fonlara, büyük sermayeye değil; emekliye, işçiye, esnafa, çiftçiye ulaştırmak zorundayız.

Artık bekleme değil, milletin ekonomisini sefaletten ayağa kaldırma zamanıdır. Asgari ücret ve emekli maaşları temel ihtiyaçları karşılayacak seviyeye çıkarılmalı, sosyal destekler güçlendirilmelidir. Üretimi, emeği ve adil paylaşımı esas alan bir anlayış hâkim kılınmalıdır. Çünkü bize göre gerçek başarı; rakamların değil, insanın kazandığı bir düzendir. İyi bilinmelidir ki milleti sefaletten kurtarmaya yaramayan hiçbir ekonomik program başarıya ulaşmış sayılmaz.

ÇOCUK ESİRGEME YURTLARINDA DENETİMLER DAHA ETKİN VE ŞEFFAF OLMALI

Çocuk esirgeme yurtları, devletin sorumluluğunda olan en hassas kurumlardır. Bu yurtlar çocuklar için koruma, şefkat ve topluma kazandırma mekânları olmalıdır.

Yurtlarda kalan çocuklar, fiziksel olduğu kadar manevi, ahlaki ve psikolojik açıdan da devletin tam koruması altında olmalıdır.  Sevgi görmeyen, değerli olduğunu hissetmeyen çocuğun hayata güvenle tutunması mümkün değildir. Bu kurumlarda istihdam edilen personel, topluma sağlam karakterli bir nesil yetiştirme hedefini gerçekleştirmek üzere eğitilmelidirler.

Medyaya zaman zaman yansıyan olumsuz hadiseler, çocuk esirgeme yurtlarındaki denetim ve  şikâyet mekanizmalarının işlevsizliğini gün yüzüne çıkartmaktadır. Çocukların şikâyetlerini iletebildikleri kanallar yine aynı kurumun ve hiyerarşinin içinde olduğundan, çocuklar cezalandırılma korkusu ile kurumla alakalı yaşadıkları sorunlar karşısında sessiz kalmayı tercih etmektedirler. Bu sessizlik zamanla kurumsal bir kültüre dönüşmekte, sorunlu personelin açığa çıkması tesadüflere kalmakta ve sorunlu işleyişin devamına yol açmaktadır.

Çocuk esirgeme yurtlarında görev yapacak personel, sıradan kamu görevlisi gibi değerlendirilmemelidir. Bu görev; yüksek ahlak, güçlü vicdan, sabır ve emanet bilinci gerektirmektedir. Çocuklarla doğrudan çalışan her personel düzenli olarak denetlenmeli, psikolojik yeterliliği kontrol edilmelidir. En küçük ihmal dahi ağır yaptırımlarla karşılık bulmalıdır.

Bağımsız denetim kurullarının oluşturulması, personelin düzenli psikolojik değerlendirmeden geçirilmesi, çocuklar için kurum dışı farklı şikâyet mekanizmalarının oluşturulması ve denetim sonuçlarının şeffaf biçimde raporlanması bir tercih değil, zorunluluktur.

PROJE MÜELLİFİ MİMAR VE MÜHENDİSLERİN YÖNETMELİKLERİN ANİ DEĞİŞMESİNDEN KAYNAKLI ŞİKÂYETLERİ

Yapı sektörünün önemli bir ayağı olan proje hazırlama ve onay süreci, hem yapı müteahhitleri hem de proje müellifi mimar ve mühendisler için çok ciddi bir emek isteyen uzun ve meşakkatli bir süreçtir. Ancak son dönemde gerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın gerekse ilgili belediyelerin uygulamaları, bu sürecin taşıdığı emek ve zaman yükünü göz ardı eden bir anlayışı yansıtmaktadır.

İlgili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ani yönetmelik ve karar değişiklikleri,  proje müellifi mimar ve mühendislerin aylarca büyük bir özenle hazırladığı çalışmaları geçersiz hale getirmekte; projelerin uygulamaya geçmesini bekleyen müteahhitlerin işlerini de ciddi şekilde aksatmaktadır. Bu durum aynı zamanda, ortaya çıkan öngörülemeyen ek maliyetlerin kim tarafından karşılanacağı konusunda proje müellifleri ile müteahhitler arasında belirsizlik ve anlaşmazlıklara yol açmaktadır.

Yapı sektöründe, özellikle imarlı alanlarda gerçekleştirilen konut ve ticari projelerde; mimari, statik, elektrik, mekanik, jeolojik gibi farklı teknik uzmanlık isteyen ve birbirinin devamı olan çalışmalar gerekmektedir. Yönetmelik değişikliği veya meclis kararları alınarak mimari projede yapılan değişiklikler sadece mimari projenin değişikliği ile sınırlı kalmamakta; diğer tüm teknik projelerin de yeniden düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple ilgili kurumlar tarafından yönetmelik değişikliği veya meclis kararı alınması halinde, bu değişikliklerin yürürlüğe girmesi için makul bir geçiş süresi tanınmalıdır. Bu süre, yönetmelik değişikliklerinin ve belediyelerin meclis kararlarının resmî olarak ilan edilmesinden itibaren en az ay olmalıdır.

EMEKLİ VETERİNER HEKİMLERE STATÜLERİNE UYGUN MAAŞ VERİLMELİDİR

Son yıllarda yüksek enflasyon ortamından kaynaklı olarak emeklilerimiz geçinemeyecek duruma gelmiştir. Bu durumdan en fazla etkilenen gruplardan biri de emekli veteriner hekimlerdir.

Çalışma hayatında sağlık çalışanı statüsünde görev yapan veteriner hekimler, emeklilik aşamasında bu statünün karşılığı olan özlük ve mali haklardan yararlanamamaktadır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre veteriner hekimler de tabipler, diş hekimleri ve eczacılar gibi sağlık hizmetleri sınıfına dâhildir. Ancak 2018 yılında Emekli Sandığı Kanunu’nda yapılan bir değişiklik ile sağlık grubunda ayrıştırmaya gidilmiş ve bu durum veteriner hekimler açısından ciddi mağduriyetlere yol açmıştır.

Daha sonra yapılan bir düzenleme ile tabip ve diş hekimlerinin emekli maaşları iyileştirilmiş, ancak sağlık hizmetleri sınıfında yer alan veteriner hekimler bu düzenlemenin dışında bırakılmıştır. Bu durum haksızlığa ve maddi kayıptan dolayı mağduriyetlere neden olmuştur. Aralık 2025 itibarıyla emekli bir hekim ile emekli bir veteriner hekim arasındaki maaş farkı 25 bin lirayı aşmıştır. Hatta emekli bir veteriner hekim maaşı, emekli sağlık teknikeri maaşının bile altında kalmıştır. Bu durum, sistemdeki dengesizliği ve adaletsizliği açıkça ortaya koymaktadır. Bu haksızlığın giderilmesi için yasal bir düzenleme yapılması zorunludur.

Veteriner hekimler, sağlık çalışanı statüsünde emekli edilip statülerine uygun bir maaş verilmelidir.

GAZZE BARIŞ KONSEYİ

ABD Başkanı Donald Trump tarafından “Gazze’de barış” iddiasıyla kurulan sözde Gazze Barış Konseyi, ilk toplantısında gerçek amacını açıkça ortaya koymuştur. Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 1.300’den fazla ihlal gerçekleştiren siyonist terör rejimi görmezden gelinirken direnişin asli unsuru olan Hamas’ın hedef alınması, bu yapının barış girişimi değil, tasfiye ve yağma projesi olduğunu göstermiştir.

 

Ateşkesi sistematik biçimde ihlal eden, yüzlerce sivili katleden, insani yardımları engelleyen ve Gazze’yi yaşanmaz hale getiren işgalci rejime tek bir uyarı yöneltilmemektedir. Buna karşın direnişi tehdit eden bir dil tercih edilmektedir. Bu yaklaşımın amacı, işgale karşı direnişi bitirmek ve Gazze’nin kaynaklarına çökme girişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır.  Esasında Hamas’ın tasfiyesi, Trump tarafından açıkça itiraf edilmiş bir siyasi hedeftir.

Trump’ın tek yetkili olduğu, üyeliklerin 1 milyar dolarlık mali katkılarla fiilen satın alındığı, koltukların parayla dağıtıldığı bu yapı; ABD’nin küresel haydutluk stratejisinin ve “Sömürge Valisi” atama uygulamasının yeni bir versiyonudur. Bu projenin ilk icraat alanı olarak Gazze’nin seçilmesi ise tesadüf değil, soykırım süreciyle askerî olarak yıkıma uğratılamayan direnişin bu kez masa başında tasfiye edilmek istenmesidir.

Bu noktada Malezya’nın, “israil saldırılarını devam ettirirken ne barışı?” itirazı ile İspanya’nın, “Gazze'nin geleceğine Filistinliler karar vermelidir.” yönündeki şerhi son derece önemlidir. Malezya ve İspanya’nın tutumu, gerçek barışın ancak işgalin durdurulması, hesap verilmesi ve adaletin tesisiyle mümkün olacağını bir kez daha hatırlatmaktadır.

Bu nedenle siyonistlerin sahada, ABD’nin ise masada tasfiye etmeye çalıştığı Filistin davası, asla gündemden düşürülmemelidir. Bugün, en az soykırım sürecinde olduğu kadar güçlü bir kamuoyuna ve örgütlü bir itiraza ihtiyaç vardır.

ABD ve siyonist rejimin bu kirli projesinin karşısında Müslüman kamuoyunun, özgür halkların ve vicdan sahibi tüm kesimlerin güçlü bir duruş sergilemesi tarihî bir sorumluluktur. Gazze’nin kaderi, Gazze halkı ve direnişinin iradesiyle belirlenmelidir.

 

DAVOS 2026 ZİRVESİ

Davos 2026 zirvesi, eşitsizlik ve gerilim üretmek üzerine kurulu uluslararası politik ve ekonomik düzenin, bizatihi onu kuran ve yöneten aktörler tarafından sorgulandığını göstermesi açısından oldukça önemli konuşmalara ve itiraflara sahne oldu. Bugüne kadar bu sistemden faydalanarak diplomasiyi ve uluslararası hukuku işlevsiz hale getiren, görece zayıf devletlere şiddet ve istikrarsızlık taşıyan, tarihin en büyük servetini biriktirip dünyanın neredeyse tamamını yokluğa, yoksulluğa mahkûm eden bu yağmacı azınlık; yaklaşmakta olan küresel krizin farkında olarak ilk kez öz eleştiriye sığındı. Mevcut hukuki ve ekonomik yapının eşitsizlik ürettiği, toplumsal rızayı zayıflattığı ve siyaseti sürekli kriz yönetimine mahkûm ettiği açıkça kabul edildi.

Serbest piyasa ve küreselleşme masalının adalet ve refah üretme vaadini yerine getiremediği; itiraf edildi. Özellikle Grönland talebi üzerinden Amerikan hegemonyasının Avrupa açısından bir güvence olmaktan çıkıp ekonomik ve stratejik bir baskı aracına dönüştüğü de anlaşıldı, bu da Avrupa’yı yeni bir yön arayışına zorlamaktadır.

Davos’taki tartışmalar, mevcut düzenin artık sürdürülebilir olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Daha da önemlisi, bu gerçeğin sistemi ayakta tutan aktörler tarafından da fark edilmiş olmasıdır. Ancak dile getirilen yeni sistem arayışları, büyük bir gelecek vizyonu taşımaktan çok, çözülmekte olan bir düzeni geçici olarak ayakta tutma çabasını yansıtmaktadır. Önümüzdeki dönemde hukuk, ekonomi ve siyaset daha fazla korumacılık, içe kapanma, daha fazla egemenlik vurgusu ve daha sert toplumsal gerilimler etrafında yeniden şekillenecek gibi görünmektedir. Dolayısıyla dünyamız, küresel ölçekte daha önce “olmaz” denilen yeni ittifaklara da gebedir.

 

RAŞİD GANNUŞİ SERBEST BIRAKILMALI

Nahda Hareketi’nin tutukluluğu bin günü aşan lideri Raşid Gannuşi, Tunus’ta muhalefetin sistematik biçimde bastırıldığı, devrim sonrası elde edilen siyasi kazanımların adım adım ortadan kaldırıldığı sürecin sembolü haline gelmiştir.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz 2021’de ilan ettiği istisnai tedbirlerin ardından başlayan ve siyasetçileri, gazetecileri ve muhalif isimleri hedef alan tutuklama dalgası halen devam etmektedir. Yargının siyasallaştırıldığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bu süreç, Tunus’ta devrimle kurulan düzenin fiilen tasfiye edilmesi anlamına gelmektedir.

Oysa Tunus halkı, 2011 Yasemin Devrimi ile 23 yıl boyunca ülkeyi demir yumrukla yöneten bir diktatörü devirerek yalnızca kendi geleceğine değil, tüm bölge halklarına umut olmuştur. Bugün gelinen noktada, bu tarihî zaferin boşa çıkarılmak istendiği, ülkenin farklı bir otoriterliğe ve yeni bir karanlığa sürüklendiği görülmektedir.

Ülkedeki bu gidişata karşı durabilecek tek meşru irade Tunus halkının iradesidir. Bir diktatörün yerini başka bir diktatörün almasına izin verilmemelidir. Halkın sandıkta ve meydanlarda ortaya koyduğu irade, hiçbir istisnai karar, hiçbir siyasi tasfiye ve baskı rejimiyle gasp edilemez.

Bu vesileyle Kays Said yönetiminin ülkede başlattığı siyasi tasfiye sürecini şiddetle kınıyoruz. Başta Raşid Gannuşi olmak üzere, siyasi gerekçelerle tutuklanan tüm siyasi mahkûmların derhal ve şartsız serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Tunus halkını, 2011’de gösterdiği cesaret ve kararlılığı yeniden hatırlamaya; iradesine sahip çıkmaya, özgürlüklerini ve devrimle kazanılmış haklarını savunmaya çağırıyoruz.

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.