Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-8 Temmuz 2025

ENFLASYON RAKAMLARI, TÜİK VERİLERİ VE ÖTV ZAMMI

TÜİK’in açıkladığı verilere göre yıllık enflasyon %35,05’tir. Ancak mutfaktaki gerçek enflasyon %37,60’a ulaşmış, kira artış oranı ise %43,22 olarak açıklanmıştır. Buna karşılık politika faizi %46’ya çıkarılmıştır. Vatandaşın günlük hayatında birebir hissettiği bu rakamlar, resmi verilerle toplumun yaşadığı gerçekler arasındaki uçurumu bir kez daha ortaya koymuştur.

Bazı ürün ve hizmetlerdeki zamların 1 Temmuz sonrasına ertelenmesi ise dikkat çekicidir. Bu bilinçli geciktirme, memur ve emekli maaş artışlarının düşük kalmasına neden olmuş; kamuoyunda ekonomik adalete olan güveni sarsmıştır.

3 Temmuz itibariyle duyurulan 6 aylık enflasyon verilerine göre oluşacak ÖTV artışlarıyla birlikte, benzine 2,26 TL, motorine 2,12 TL, otogaza ise 97 kuruşluk zam yapılacağı konuşulmaktadır. Üstelik bu zamlar, “demirbaş zam” olarak adlandırılmakta; yani akaryakıt fiyatları uluslararası düzeyde düşse dahi geri alınmamaktadır. Oysa Anayasa’nın verdiği yetkiyle Cumhurbaşkanı, bu zamların etkisini hafifletebilir ya da tamamen durdurabilir.

HÜDA PAR olarak bir kez daha vurguluyoruz: Dolaylı vergilerle halkın sırtına yük bindirilmesi kabul edilemez. Temel ihtiyaçlar vergi konusu olmamalı; gelir vergisi dilimleri adil şekilde güncellenmelidir. Faize dayalı politikalar yerine üretimi önceleyen, istihdamı artıran ve halkın yükünü hafifleten bir ekonomik anlayış benimsenmelidir. Devlet, halkına yük değil, kolaylık sağlayan bir irade ortaya koymalıdır.

 

DOĞALGAZ ZAMMI VE YÜKSEK SU FATURALARI

Temmuz ayında doğalgaza konutlar için %24,6, sanayi için %7,86 oranında yapılan zam, dar ve sabit gelirli milyonlarca aileyi doğrudan etkilemiştir. Zaten yüksek olan su faturalarıyla birleşen bu tablo, temel ihtiyaçların dahi karşılanmasını güçleştirmiştir.

Bugün, yalnızca bekâr bir çalışanın geçim maliyeti 33.587 TL’ye, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 26.115 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 85.066 TL’ye ulaşmıştır. Bu rakamlar, toplumun büyük bir kesiminin geçim sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu açıkça göstermektedir.

HÜDA PAR olarak doğalgaz, su ve elektrik gibi hizmetlerin piyasa kârına terk edilmesini asla doğru bulmuyoruz. Bu alanlar, ticari sektörler değil; kamusal hizmet alanlarıdır. Sosyal devletin temel görevi, vatandaşına insanca bir hayat sunmaktır. Bu doğrultuda, en düşük gelir grubuna yönelik ücretsiz ya da indirimli tarifeler acilen hayata geçirilmeli, hanede yaşayanların sayısı esas alınarak adil bir tarife sistemi kurulmalıdır. Enerji politikaları, piyasanın değil halkın yararını öncelemelidir. Fahiş zamlar durdurulmalıdır. Onurlu bir hayat, adil ve insani bir hizmet anlayışıyla mümkündür.

 

İSLAMİ DEĞERLERE YÖNELİK HAKARET VE SALDIRILAR KABUL EDİLEMEZ

Sözde bir karikatür dergisinin İslamî değerlere yönelik hakareti, kamuoyunun her kesiminden hak ettiği bir tepki ile karşılaştı. Müslüman halkımız, sokağa dökülerek böyle bir alçaklığa hiçbir zaman sessiz kalmayacağını bir kez daha gösterdi. CHP ise yine kimseyi şaşırtmadı ve yapılan hadsizliği savunma, basitleştirme, yok sayma yoluna başvurdu.

 

Neredeyse yüz yıldır halkın inanç değerleriyle uğraşmaktan vazgeçmeyen, gücü elinde bulundurduğu, bürokrasiyi ve yargıyı kontrol ettiği dönemlerde Müslüman halka karşı her türlü baskı ve yıldırma yoluna başvuran bir partiden söz ediyoruz. Dünyada değişimler yaşanırken, kutuplar değişip ideolojiler çökerken CHP kadrolarının birbirlerine devrettikleri şey İslamî değerlere ve sembollere olan düşmanlıklarıdır.

Karikatür rezaleti, kökü dışarıda olan fitne odaklarının memleketin sinir uçlarıyla oynamaktan vaz geçmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Bu arada Müslümanların tepkisiz kalması, değerlerine sahip çıkamaz hale gelmesi istenmektedir. Müslüman halkımızın, son alçakça hamle karşısında sesini yükseltmesi, planları bozmuş ve geri adım atmalarını sağlamıştır. Böyle bir ortamda alçaklığı tevil etmek ise yıllarca her türlü aracı kullanmak suretiyle İslamî değerlere hakaret eden CHP zihniyetine kalmıştır.

Kur’an kurslarını “ortaçağ düşüncesi” olarak nitelendiren, sapkınlık faaliyetlerine özgürlük kisvesi altında destek veren CHP’nin, karikatür alçaklığı karşısındaki tutumu da bu zihniyet sahiplerinin, Müslüman halkın inanç değerleriyle barışma niyetinde olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.

 

SÜRESİZ NAFAKA DÜZENLEMESİ

Süresiz nafaka uygulaması, toplumsal adaleti zedelemeye devam ediyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş, daha önce yaptığı açıklamada süresiz nafaka uygulamasının adil olmadığını, mağduriyetlere yol açtığını ve aile kurumunun yıkılmasına sebep olduğunu belirtmişti.

Adalet Bakanlığı’nın 2025-2029 dönemini kapsayan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde ise süresiz nafakanın kaldırılacağı ve nafakanın evlilik süresi ile orantılı hale getirileceği yönünde çalışma yapılacağı ifade edilmişti. Ancak bu taahhütlere rağmen somut bir adım atılmamış olması, mağduriyetlerin artmasına ve kamuoyunda soru işaretlerine yol açmaktadır.

Ne adına olursa olsun hiç kimse, ömür boyu ekonomik mahkûmiyete mecbur bırakılamaz. HÜDA PAR olarak diyoruz ki: Sosyal devlet, ihtiyaç sahibi vatandaşlarının nafakasını temin etme sorumluluğunu üstüne alır, kendi geçimini sağlamakta zorlanan başka bir vatandaşın sırtına yüklemez.

 “Geç gelen adalet, adalet değildir” ilkesi gereği, gerekli düzenlemeler vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir. Verilen sözlerin yerine getirilmemesi, toplumun devlete olan güvenini sarsmaktadır.

 

 

 

AFGANİSTAN

Rusya’nın, 15 Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi devralan yeni hükümeti resmen tanıyan ilk ülke olması, bölgedeki ülkelerin pasif tutumunu daha da görünür kılmıştır. Afganistan, yıllardır süren savaş, işgal ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir İslam ülkesidir. Bugün, Batılı ülkeler tarafından dondurulan mali kaynakları hâlâ serbest bırakılmamıştır. Bu durum, Afgan halkını daha da yoksullaştırmakta, ülkenin yeniden inşa sürecini sekteye uğratmaktadır.

Afganistan’ın ekonomik ve siyasi istikrarına kavuşabilmesi için başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge devletlerinin inisiyatif alması zorunludur. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) kuruluş misyonlarından biri, Müslüman halklar arasında dayanışma ve yardımlaşmayı teşvik etmektir. Bu bağlamda, Afganistan’a yönelik ambargoların kaldırılması, dondurulan varlıkların iadesi ve insani yardımların artırılması için İslam dünyası ortak bir irade göstermelidir.

Müslüman ülkeler, Afganistan İslam Emirliği’ne karşı sadece siyasi değil, insanî ve vicdanî sorumluluklarını da yerine getirmelidir. Bu dayanışma, İslam dünyasının birliğini ve itibarını güçlendirecektir.

 

 

GAZZE

Gazze’de ateşkes öncesi saldırıların yoğunlaştırılması, siyonist rejimin sivilleri hedef alan politikasının bilinçli bir tercih olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Siyonist rejim, ateşkesi defalarca ihlal etmiş; garantörlük sorumluluğunu üstlenen ve arabuluculuk yapan ülkeler ise bu ihlallere karşı sessiz kalarak tarihî bir sorumsuzluk sergilemiştir. Aynı ülkeler şimdi, HAMAS'ı müzakerelerde taviz vermeye zorlamakta, Filistin halkının direniş hakkını yok saymaktadır.

Direniş güçlerinin, silahsızlandırılması kabul edilemez; zira siyonist rejimin amacı, şartlar ne olursa olsun Filistin topraklarındaki işgalini sürdürmektir. Bugün Batı Şeria'da silahlı direnişin neredeyse sıfıra indiği bir ortamda dahi sistematik işgal devam etmektedir. Bu gerçek göz önündeyken, direnişin silahsızlandırılması çağrısı, Filistin’i işgalcilere altın tepside sunmak anlamına gelir.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese’nin yayınladığı son rapor, siyonist rejime doğrudan destek veren 60'tan fazla şirketi açıkça savaş suçlarına ortak olmakla suçlamaktadır. Bu rapor, aynı zamanda küresel çetelerin Gazzelilerin kanından beslendiğini de ifşa etmiştir. Söz konusu şirketlerin faaliyetleri derhal durdurulmalı ve uluslararası hukuk çerçevesinde soykırıma ortaklıklarından dolayı yargılanmalıdır. Yaklaşık iki yıldır süregelen katliamda Gazze halkına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen İslam dünyası, hiç değilse bu kan emici vampirleri beslememeli, bu suç ortaklarına karşı ambargonun yanı sıra yargılanmaları için gerekli girişimleri başlatmalıdır.

 

DAVRANIŞSAL BAĞIMLILIK TÜRLERİNDEN İNTERNET BAĞIMLILIĞI VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

Toplumda bağımlılık denilince genellikle akla madde bağımlılığı (uyuşturucu, alkol vb.) gelse de davranışsal bağımlılıklar da çok ciddi bir sorun haline gelmiştir. Tür olarak farklı olsalar da davranışsal bağımlılıklar da bireysel ve toplumsal düzeyde yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır.

Davranışsal bağımlılık, herhangi bir madde kullanmaksızın bir alışkanlığın kişiye ve çevresine zarar verecek şekilde kontrolsüzce tekrar edilmesidir. Bu tür bağımlılıklar da tıpkı madde bağımlılığı gibi tedavi gerektiren bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

1990’lı yıllardan itibaren davranışsal bağımlılıkların, özellikle de internet bağımlılığının yaygınlaştığı görülmektedir. Bu durum, gençlerimizi ve geleceğimizi ciddi şekilde tehdit etmektedir.

İnternet bağımlılarında; kişilik bozuklukları, irade zaafiyeti ve kontrol kaybı gözlemlenmektedir. Bu tür bağımlılar, potansiyellerini değerlendirememe, üretkenlikten uzaklaşma ve kendilerine yabancılaşma gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. İnternete erişemediklerinde ise saldırgan ve hırçın davranışlar sergileyebilmektedirler.

 

Bu tehdide karşı etkin bir mücadele yürütülmelidir. Bu bağlamda;

- Davranışsal bağımlılıklarla mücadele merkezleri açılmalı,

- Toplumun bilinç düzeyini artıracak farkındalık çalışmaları yapılmalı,

- TV’lerde kamu spotu yayınlanmalı,

- Şehirlerin görünür alanlarına bilinçlendirici afiş ve billboardlar yerleştirilmelidir.

Ayrıca okullarda davranışsal bağımlılık konulu eğitimler verilmeli; sosyal medya kullanımıyla ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Her isteyenin, her yaşta ve denetimsizce dijital medya platformlarına erişebilmesinin önüne geçilmelidir. Gençliğimizin, gözlerimizin önünde sanal dünyalarda esir alınmasına seyirci kalınmamalıdır.

Bu konuda ailelere de büyük görev düşmektedir. Aileler bilinçlendirilmeli; özellikle aile içi iletişim ve birlikte kaliteli zaman geçirme konularında hem medya yoluyla hem de eğitim merkezlerinde farkındalık çalışmaları yürütülmelidir.

Unutulmamalıdır ki bu davranışsal bağımlılıkların sadece psikolojik ve sosyolojik değil, aynı zamanda duygusal nedenleri de vardır. Ailesinde duygusal destekten yoksun kalan gençler, bu boşluğu bağımlılıklarla doldurmaya yönelebilmektedir.

 

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.