ENFLASYON
RAKAMLARI, TÜİK VERİLERİ VE ÖTV ZAMMI
TÜİK’in açıkladığı verilere göre yıllık enflasyon
%35,05’tir. Ancak mutfaktaki gerçek enflasyon %37,60’a ulaşmış, kira artış
oranı ise %43,22 olarak açıklanmıştır. Buna karşılık politika faizi %46’ya
çıkarılmıştır. Vatandaşın günlük hayatında birebir hissettiği bu rakamlar,
resmi verilerle toplumun yaşadığı gerçekler arasındaki uçurumu bir kez daha
ortaya koymuştur.
Bazı ürün ve hizmetlerdeki zamların 1 Temmuz sonrasına
ertelenmesi ise dikkat çekicidir. Bu bilinçli geciktirme, memur ve emekli maaş
artışlarının düşük kalmasına neden olmuş; kamuoyunda ekonomik adalete olan
güveni sarsmıştır.
3 Temmuz itibariyle duyurulan 6 aylık enflasyon
verilerine göre oluşacak ÖTV artışlarıyla birlikte, benzine 2,26 TL, motorine
2,12 TL, otogaza ise 97 kuruşluk zam yapılacağı konuşulmaktadır. Üstelik bu
zamlar, “demirbaş zam” olarak adlandırılmakta; yani akaryakıt fiyatları
uluslararası düzeyde düşse dahi geri alınmamaktadır. Oysa Anayasa’nın verdiği
yetkiyle Cumhurbaşkanı, bu zamların etkisini hafifletebilir ya da tamamen
durdurabilir.
HÜDA PAR olarak bir kez daha vurguluyoruz: Dolaylı
vergilerle halkın sırtına yük bindirilmesi kabul edilemez. Temel ihtiyaçlar
vergi konusu olmamalı; gelir vergisi dilimleri adil şekilde güncellenmelidir.
Faize dayalı politikalar yerine üretimi önceleyen, istihdamı artıran ve halkın
yükünü hafifleten bir ekonomik anlayış benimsenmelidir. Devlet, halkına yük
değil, kolaylık sağlayan bir irade ortaya koymalıdır.
DOĞALGAZ ZAMMI
VE YÜKSEK SU FATURALARI
Temmuz ayında doğalgaza konutlar için %24,6, sanayi için
%7,86 oranında yapılan zam, dar ve sabit gelirli milyonlarca aileyi doğrudan
etkilemiştir. Zaten yüksek olan su faturalarıyla birleşen bu tablo, temel
ihtiyaçların dahi karşılanmasını güçleştirmiştir.
Bugün, yalnızca bekâr bir çalışanın geçim maliyeti 33.587
TL’ye, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 26.115 TL’ye, yoksulluk sınırı ise
85.066 TL’ye ulaşmıştır. Bu rakamlar, toplumun büyük bir kesiminin geçim
sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu açıkça göstermektedir.
HÜDA PAR olarak doğalgaz, su ve elektrik gibi hizmetlerin
piyasa kârına terk edilmesini asla doğru bulmuyoruz. Bu alanlar, ticari
sektörler değil; kamusal hizmet alanlarıdır. Sosyal devletin temel görevi,
vatandaşına insanca bir hayat sunmaktır. Bu doğrultuda, en düşük gelir grubuna
yönelik ücretsiz ya da indirimli tarifeler acilen hayata geçirilmeli, hanede
yaşayanların sayısı esas alınarak adil bir tarife sistemi kurulmalıdır. Enerji
politikaları, piyasanın değil halkın yararını öncelemelidir. Fahiş zamlar
durdurulmalıdır. Onurlu bir hayat, adil ve insani bir hizmet anlayışıyla
mümkündür.
İSLAMİ DEĞERLERE
YÖNELİK HAKARET VE SALDIRILAR KABUL EDİLEMEZ
Sözde bir karikatür dergisinin İslamî değerlere yönelik
hakareti, kamuoyunun her kesiminden hak ettiği bir tepki ile karşılaştı.
Müslüman halkımız, sokağa dökülerek böyle bir alçaklığa hiçbir zaman sessiz
kalmayacağını bir kez daha gösterdi. CHP ise yine kimseyi şaşırtmadı ve yapılan
hadsizliği savunma, basitleştirme, yok sayma yoluna başvurdu.
Neredeyse yüz yıldır halkın inanç değerleriyle uğraşmaktan
vazgeçmeyen, gücü elinde bulundurduğu, bürokrasiyi ve yargıyı kontrol ettiği
dönemlerde Müslüman halka karşı her türlü baskı ve yıldırma yoluna başvuran bir
partiden söz ediyoruz. Dünyada değişimler yaşanırken, kutuplar değişip
ideolojiler çökerken CHP kadrolarının birbirlerine devrettikleri şey İslamî
değerlere ve sembollere olan düşmanlıklarıdır.
Karikatür rezaleti, kökü dışarıda olan fitne odaklarının
memleketin sinir uçlarıyla oynamaktan vaz geçmeyeceğini bir kez daha
göstermiştir. Bu arada Müslümanların tepkisiz kalması, değerlerine sahip
çıkamaz hale gelmesi istenmektedir. Müslüman halkımızın, son alçakça hamle
karşısında sesini yükseltmesi, planları bozmuş ve geri adım atmalarını
sağlamıştır. Böyle bir ortamda alçaklığı tevil etmek ise yıllarca her türlü
aracı kullanmak suretiyle İslamî değerlere hakaret eden CHP zihniyetine
kalmıştır.
Kur’an kurslarını “ortaçağ düşüncesi” olarak
nitelendiren, sapkınlık faaliyetlerine özgürlük kisvesi altında destek veren
CHP’nin, karikatür alçaklığı karşısındaki tutumu da bu zihniyet sahiplerinin,
Müslüman halkın inanç değerleriyle barışma niyetinde olmadığını bir kez daha
ortaya koymuştur.
SÜRESİZ NAFAKA
DÜZENLEMESİ
Süresiz nafaka uygulaması, toplumsal adaleti zedelemeye
devam ediyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş,
daha önce yaptığı açıklamada süresiz nafaka uygulamasının adil olmadığını,
mağduriyetlere yol açtığını ve aile kurumunun yıkılmasına sebep olduğunu
belirtmişti.
Adalet Bakanlığı’nın 2025-2029 dönemini kapsayan 4. Yargı
Reformu Strateji Belgesi’nde ise süresiz nafakanın kaldırılacağı ve nafakanın
evlilik süresi ile orantılı hale getirileceği yönünde çalışma yapılacağı ifade
edilmişti. Ancak bu taahhütlere rağmen somut bir adım atılmamış olması,
mağduriyetlerin artmasına ve kamuoyunda soru işaretlerine yol açmaktadır.
Ne adına olursa olsun hiç kimse, ömür boyu ekonomik
mahkûmiyete mecbur bırakılamaz. HÜDA PAR olarak diyoruz ki: Sosyal devlet,
ihtiyaç sahibi vatandaşlarının nafakasını temin etme sorumluluğunu üstüne alır,
kendi geçimini sağlamakta zorlanan başka bir vatandaşın sırtına yüklemez.
“Geç gelen adalet,
adalet değildir” ilkesi gereği, gerekli düzenlemeler vakit kaybetmeden hayata
geçirilmelidir. Verilen sözlerin yerine getirilmemesi, toplumun devlete olan
güvenini sarsmaktadır.
AFGANİSTAN
Rusya’nın, 15 Ağustos 2021’de
Afganistan’da yönetimi devralan yeni hükümeti resmen tanıyan ilk ülke olması,
bölgedeki ülkelerin pasif tutumunu daha da görünür kılmıştır. Afganistan,
yıllardır süren savaş, işgal ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir İslam
ülkesidir. Bugün, Batılı ülkeler tarafından dondurulan mali kaynakları hâlâ
serbest bırakılmamıştır. Bu durum, Afgan halkını daha da yoksullaştırmakta,
ülkenin yeniden inşa sürecini sekteye uğratmaktadır.
Afganistan’ın ekonomik ve siyasi istikrarına
kavuşabilmesi için başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge devletlerinin
inisiyatif alması zorunludur. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) kuruluş
misyonlarından biri, Müslüman halklar arasında dayanışma ve yardımlaşmayı
teşvik etmektir. Bu bağlamda, Afganistan’a yönelik ambargoların kaldırılması,
dondurulan varlıkların iadesi ve insani yardımların artırılması için İslam
dünyası ortak bir irade göstermelidir.
Müslüman ülkeler, Afganistan İslam Emirliği’ne karşı sadece
siyasi değil, insanî ve vicdanî sorumluluklarını da yerine getirmelidir. Bu
dayanışma, İslam dünyasının birliğini ve itibarını güçlendirecektir.
GAZZE
Gazze’de ateşkes
öncesi saldırıların yoğunlaştırılması, siyonist rejimin sivilleri hedef alan
politikasının bilinçli bir tercih olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Siyonist rejim, ateşkesi defalarca ihlal etmiş; garantörlük sorumluluğunu
üstlenen ve arabuluculuk yapan ülkeler ise bu ihlallere karşı sessiz kalarak
tarihî bir sorumsuzluk sergilemiştir. Aynı ülkeler şimdi, HAMAS'ı müzakerelerde
taviz vermeye zorlamakta, Filistin halkının direniş hakkını yok saymaktadır.
Direniş güçlerinin,
silahsızlandırılması kabul edilemez; zira siyonist rejimin amacı, şartlar ne
olursa olsun Filistin topraklarındaki işgalini sürdürmektir. Bugün Batı
Şeria'da silahlı direnişin neredeyse sıfıra indiği bir ortamda dahi sistematik
işgal devam etmektedir. Bu gerçek göz önündeyken, direnişin
silahsızlandırılması çağrısı, Filistin’i işgalcilere altın tepside sunmak anlamına
gelir.
Öte yandan
Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese’nin yayınladığı son
rapor, siyonist rejime doğrudan destek veren 60'tan fazla şirketi açıkça savaş
suçlarına ortak olmakla suçlamaktadır. Bu rapor, aynı zamanda küresel çetelerin
Gazzelilerin kanından beslendiğini de ifşa etmiştir. Söz konusu şirketlerin
faaliyetleri derhal durdurulmalı ve uluslararası hukuk çerçevesinde soykırıma
ortaklıklarından dolayı yargılanmalıdır. Yaklaşık iki yıldır süregelen
katliamda Gazze halkına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen İslam dünyası,
hiç değilse bu kan emici vampirleri beslememeli, bu suç ortaklarına karşı
ambargonun yanı sıra yargılanmaları için gerekli girişimleri başlatmalıdır.
DAVRANIŞSAL BAĞIMLILIK
TÜRLERİNDEN İNTERNET BAĞIMLILIĞI VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Toplumda bağımlılık
denilince genellikle akla madde bağımlılığı (uyuşturucu, alkol vb.) gelse de
davranışsal bağımlılıklar da çok ciddi bir sorun haline gelmiştir. Tür olarak
farklı olsalar da davranışsal bağımlılıklar da bireysel ve toplumsal düzeyde
yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır.
Davranışsal
bağımlılık, herhangi bir madde kullanmaksızın bir alışkanlığın kişiye ve
çevresine zarar verecek şekilde kontrolsüzce tekrar edilmesidir. Bu tür
bağımlılıklar da tıpkı madde bağımlılığı gibi tedavi gerektiren bir hastalık
olarak kabul edilmektedir.
1990’lı yıllardan
itibaren davranışsal bağımlılıkların, özellikle de internet bağımlılığının
yaygınlaştığı görülmektedir. Bu durum, gençlerimizi ve geleceğimizi ciddi
şekilde tehdit etmektedir.
İnternet
bağımlılarında; kişilik bozuklukları, irade zaafiyeti ve kontrol kaybı
gözlemlenmektedir. Bu tür bağımlılar, potansiyellerini değerlendirememe,
üretkenlikten uzaklaşma ve kendilerine yabancılaşma gibi sorunlarla karşı
karşıya kalmaktadır. İnternete erişemediklerinde ise saldırgan ve hırçın
davranışlar sergileyebilmektedirler.
Bu tehdide karşı
etkin bir mücadele yürütülmelidir. Bu bağlamda;
- Davranışsal
bağımlılıklarla mücadele merkezleri açılmalı,
- Toplumun bilinç
düzeyini artıracak farkındalık çalışmaları yapılmalı,
- TV’lerde kamu
spotu yayınlanmalı,
- Şehirlerin
görünür alanlarına bilinçlendirici afiş ve billboardlar yerleştirilmelidir.
Ayrıca okullarda davranışsal bağımlılık konulu eğitimler verilmeli;
sosyal medya kullanımıyla ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Her
isteyenin, her yaşta ve denetimsizce dijital medya platformlarına
erişebilmesinin önüne geçilmelidir. Gençliğimizin, gözlerimizin önünde sanal
dünyalarda esir alınmasına seyirci kalınmamalıdır.
Bu konuda ailelere
de büyük görev düşmektedir. Aileler bilinçlendirilmeli; özellikle aile içi
iletişim ve birlikte kaliteli zaman geçirme konularında hem medya yoluyla hem
de eğitim merkezlerinde farkındalık çalışmaları yürütülmelidir.
Unutulmamalıdır ki
bu davranışsal bağımlılıkların sadece psikolojik ve sosyolojik değil, aynı
zamanda duygusal nedenleri de vardır. Ailesinde duygusal destekten yoksun kalan
gençler, bu boşluğu bağımlılıklarla doldurmaya yönelebilmektedir.
