HAK VE DEĞERLER TEMELLİ YENİ BİR ANAYASA
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, yeni anayasanın partiler üstü,
toplumu kuşatıcı bir millet sözleşmesi olması gerektiğini belirten ve bunun
sadece bir hukuk metni hazırlamanın ötesinde, toplumsal barışı ve birlikteliği
sağlayacak bir yaklaşım olması gerektiğinin altını çizdiği açıklaması son
derece önemlidir.
Halen yürürlükte olan cunta anayasasına rengini veren ve
memleketin bütün temel sorunlarının kaynağını teşkil eden zihniyet, kurucu
iradeye nispet edilmektedir. Oysa ilk anayasa olan 1921 Anayasası da Cumhuriyetin
ilanından sonra ikinci meclisin kabul ettiği 1924 Anayasası da böyle değildir.
Halkın iradesine, inancına ve etnik kimliğine yönelik müdahale ve
yasaklamaların yol açtığı toplumsal travmalar, çatışmalar üretip
beraberliğimizi zedeleyerek iç cephemizi zayıflatmıştır. Diğer taraftan da
emperyalist güçler için 'operasyon' zemini oluşturmuştur. Mevcut anayasa halkın
iradesini, inancını ve kimliğini baskılayan bir zihniyetin ürünüdür. Bugün, bu
anayasayı değiştirmek için gösterilen irade değerlidir. Ancak bunun gereği olarak, tüm siyasi
partilerin uzlaşı temelli ve çözüm odaklı bir anlayışla masaya oturmaları; hak
ve değerler temelli bir uzlaşı oluşturmaları, toplumu bir arada tutan manevi
dinamikleri öncelemeleri elzemdir.
Yeni, adil, bütün vatandaşların hak ve hukukunu güvence altına
alan, milleti ve onun değerlerini esas alan, toplumu kucaklayıcı bir anayasa
yapmak hepimizin sorumluluğudur.
MÜLTECİLERE YÖNELİK HAK İHLALLERİ
DERİNLEŞİYOR!
Son günlerde mültecilere, sığınmacılara ve göçmenlere yönelik hak
ihlalleri endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Daha önce bireysel vakalar
üzerinden dikkat çektiğimiz bu sorunlar, artık sistematik ve yapısal bir hâl
almaktadır.
Geri gönderme merkezlerinde kötü muamele, gönüllü geri dönüş adı
altında zorla sınır dışı edilme, yargı kararlarının uygulanmaması, savunma
hakkının ihlali, eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişimin engellenmesi en
çok karşılaşılan ihlaller arasındadır.
Bu sorunlar, hukuki denetimden uzak, keyfi idari uygulamalarla
derinleşmekte; insan onuru ve anayasal güvenceler hiçe sayılmaktadır.
Sorunların kaynağında:
·
Şeffaflıktan
uzak göç yönetimi,
·
Sivil
toplum ve uzmanlardan yoksun karar süreçleri,
·
İnsan
haklarını gözetmeyen güvenlikçi bakış açısı yer almaktadır.
Çözüm için çağrımız şudur:
Göç politikaları yeniden yapılandırılmalı, insan onurunu esas
alan, hukuk devleti ilkesine dayalı ve sosyal bütünleşmeyi esas alan bir
yaklaşım benimsenmelidir.
HÜDA PAR olarak bu çağrımızı yineliyor, yetkili kurumları ve
siyaseti sorumluluk almaya, kamuoyunu ise ayrımcılığa karşı dikkatli olmaya
davet ediyoruz.
YENİ ÖTV
DÜZENLEMESİYLE YÜK HALKIN OMZUNA BİNİYOR
Motorlu taşıtlara getirilen yeni ÖTV düzenlemesi, toplumun tüm
kesimlerine ek yükler bindirmektedir. Arazi araçlarında ÖTV’nin %4’ten %50’ye
çıkarılması, motor hacmine göre uygulanan ÖTV oranının %80’e sabitlenmesi,
özellikle ulaşım ihtiyacını karşılamak isteyen vatandaşlar açısından ciddi bir
mali külfet doğurmaktadır. Artan vergiler, alım gücü zaten düşmüş olan halkı
daha da zora sokmaktadır.
Bütçede yer alan yüksek faiz harcamalarını finanse etmek amacıyla
ÖTV oranlarının artırılmasını doğru bulmuyoruz. Bu yaklaşım, toplumun sırtına
yük bindirerek bütçe açığını kapatma çabasıdır ve ne adil ne de
sürdürülebilirdir.
HÜDA PAR olarak, vergide adaletin sağlanması adına dolaylı
vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının azaltılması gerektiğini savunuyoruz. Halktan gücüne göre
alınan vergilerin de faize, lükse ve israfa değil; üretime, istihdama ve halkın
refahına harcandığı bir sistem kurulmalıdır. Dar gelirli kesimlerin sırtına yük
bindirmek yerine, kaynakların doğru ve hakkaniyetli kullanımı esas alınmalıdır.
Adil bir ekonomik düzenin temeli de budur.
DİNİ DEĞERLERE
YÖNELİK SALDIRILARA KARŞI YASAL KORUMA ARTIK ŞART OLMUŞTUR
Son yıllarda
toplumumuzda inançlara,
mukaddesata ve dini şahsiyetlere yönelik hakaret, alay ve aşağılama içeren
söylemlerde belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu durum bireylerin inanç
özgürlüğüne, toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne zarar vermektedir.
İfade özgürlüğü kisvesi altında mukaddesatımıza yönelik sistematik saldırılar,
kabul edilemez bir aşamaya gelmiştir.
HÜDA PAR olarak, dini değerlere hakaretin müstakil bir suç olarak
düzenlenmesi ve bu tür fiillere karşı caydırıcı cezalar verilmesine dair kanun
teklifimizi önceki hafta Meclis Başkanlığına sunduk. Hazırladığımız teklif, hem
bireylerin inanç özgürlüğünü güvence altına almayı hem de toplumsal huzuru ve
kamu düzenini korumayı amaçlamaktadır.
Teklifin TBMM’de görüşülüp kanunlaşması halinde:
·
Türk
Ceza Kanunu’na eklenecek yeni bir maddeyle, halkın benimsediği dini değerlerin
alenen aşağılanması, bu değerlere hakaret edilmesi veya sövülmesi suç
sayılacaktır.
·
Türk
Ceza Kanununda farklı maddelerde yer alan mevcut düzenlemeler birleştirilerek
konunun tek bir maddede toplanması, hukuk uygulamasında netlik ve tutarlılık
sağlayacaktır. Ayrıca mukaddesata hakaret suçu için öngörülen yaptırımlar caydırıcı
hale gelmiş olacaktır.
·
“Kişinin
hatırasına hakaret” suçun kapsamı genişletilerek, özellikle dini şahsiyetlere
yönelik saldırılarda daha etkili yaptırımlar uygulanabilecektir.
·
Ceza
Muhakemesi Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle bu suçlara ilişkin
soruşturmaların daha hızlı ve etkili yürütülmesi sağlanacaktır.
Sunduğumuz bu teklif, toplumun farklı kesimlerinden yükselen haklı
tepki ve taleplerin bir karşılığıdır. Dini değerlere yönelik saldırılar
karşısında artık sessiz kalınmamalı; bu tür eylemler, etkili bir hukuki süreç
işletilerek küstahça saldırılar cezalandırılmalıdır. Bu teklifimizin ciddi bir
toplumsal ihtiyaçtan doğduğu aşikârdır. Son olarak Leman isimli bir sözde
derginin Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselama yönelik küstahlığı da bu
konunun ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Dini değerleri ve kutsallarımızı
hedef alan her türlü saldırıyı tel’in ediyor;
milletimizin ve tüm siyasi partilerin desteği ile kanun teklifimizin yasalaşmasını
umuyoruz.
GAZZE’DE KATLİAM
SÜRÜYOR
Gazze'de yaşanan insanlık dramı artık dayanılmaz bir boyuta
ulaşmıştır. Siyonist terör rejimi, açlığı bir silah olarak kullanmakta, her gün
onlarca insan sadece bir çuval un almaya çalışırken katledilmektedir.
Uluslararası toplum, bu vahşeti iki yıldır adeta canlı yayında izlemekte,
sessizliğiyle suça ortak olmaktadır.
Soykırım aralıksız sürerken, İslam dünyasının bu zulme karşı hâlâ fiili tepki göstermemesi kabul edilemez. Terör rejiminin Gazze
sınırlarını da aşan bu zorbalığına rağmen, hamisi ABD ile birlikte yeni
ülkelerin İbrahim Anlaşmalarına katılacaklarını açıklamaları utanç vericidir.
Bu, hem tarihsel bir ihanet hem de insanlık vicdanı açısından kara bir lekedir.
İnsanlık, bu tarihî utancı unutmayacak, unutturmayacaktır.
Siyonist terör rejimi ile anlaşarak kurtuluş aranamaz; bu gerçeği
çok yakında tüm dünya görecektir. Bu bölgeyi esir alan terör rejimi ve Batılı
ortaklarına karşı derhal harekete geçilmeli, bu zorbaların güç kullanılarak
durdurulması sağlanmalıdır. Siyonist terör rejimi, her alanda tecrit edilmeli
ve Filistin halkının müdafaası fiili olarak üstlenilmelidir. Batı, yarısı çocuk
60 bin insanı vahşice katleden bir soykırımcının arkasında ip gibi dizilirken
İslam dünyasının, kanı akıtılan, açlığa mahkûm edilen çocuklarının yanında olmamasının
izahı yoktur.
