Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-30 Haziran2025

 HAK VE DEĞERLER TEMELLİ YENİ BİR ANAYASA

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, yeni anayasanın partiler üstü, toplumu kuşatıcı bir millet sözleşmesi olması gerektiğini belirten ve bunun sadece bir hukuk metni hazırlamanın ötesinde, toplumsal barışı ve birlikteliği sağlayacak bir yaklaşım olması gerektiğinin altını çizdiği açıklaması son derece önemlidir.

Halen yürürlükte olan cunta anayasasına rengini veren ve memleketin bütün temel sorunlarının kaynağını teşkil eden zihniyet, kurucu iradeye nispet edilmektedir. Oysa ilk anayasa olan 1921 Anayasası da Cumhuriyetin ilanından sonra ikinci meclisin kabul ettiği 1924 Anayasası da böyle değildir. Halkın iradesine, inancına ve etnik kimliğine yönelik müdahale ve yasaklamaların yol açtığı toplumsal travmalar, çatışmalar üretip beraberliğimizi zedeleyerek iç cephemizi zayıflatmıştır. Diğer taraftan da emperyalist güçler için 'operasyon' zemini oluşturmuştur. Mevcut anayasa halkın iradesini, inancını ve kimliğini baskılayan bir zihniyetin ürünüdür. Bugün, bu anayasayı değiştirmek için gösterilen irade değerlidir.  Ancak bunun gereği olarak, tüm siyasi partilerin uzlaşı temelli ve çözüm odaklı bir anlayışla masaya oturmaları; hak ve değerler temelli bir uzlaşı oluşturmaları, toplumu bir arada tutan manevi dinamikleri öncelemeleri elzemdir.

Yeni, adil, bütün vatandaşların hak ve hukukunu güvence altına alan, milleti ve onun değerlerini esas alan, toplumu kucaklayıcı bir anayasa yapmak hepimizin sorumluluğudur.

 

MÜLTECİLERE YÖNELİK HAK İHLALLERİ DERİNLEŞİYOR!

Son günlerde mültecilere, sığınmacılara ve göçmenlere yönelik hak ihlalleri endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Daha önce bireysel vakalar üzerinden dikkat çektiğimiz bu sorunlar, artık sistematik ve yapısal bir hâl almaktadır.

Geri gönderme merkezlerinde kötü muamele, gönüllü geri dönüş adı altında zorla sınır dışı edilme, yargı kararlarının uygulanmaması, savunma hakkının ihlali, eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişimin engellenmesi en çok karşılaşılan ihlaller arasındadır.

Bu sorunlar, hukuki denetimden uzak, keyfi idari uygulamalarla derinleşmekte; insan onuru ve anayasal güvenceler hiçe sayılmaktadır.

Sorunların kaynağında:

·         Şeffaflıktan uzak göç yönetimi,

·         Sivil toplum ve uzmanlardan yoksun karar süreçleri,

·         İnsan haklarını gözetmeyen güvenlikçi bakış açısı yer almaktadır.

 

Çözüm için çağrımız şudur:

Göç politikaları yeniden yapılandırılmalı, insan onurunu esas alan, hukuk devleti ilkesine dayalı ve sosyal bütünleşmeyi esas alan bir yaklaşım benimsenmelidir.

HÜDA PAR olarak bu çağrımızı yineliyor, yetkili kurumları ve siyaseti sorumluluk almaya, kamuoyunu ise ayrımcılığa karşı dikkatli olmaya davet ediyoruz.

 

 

YENİ ÖTV DÜZENLEMESİYLE YÜK HALKIN OMZUNA BİNİYOR

Motorlu taşıtlara getirilen yeni ÖTV düzenlemesi, toplumun tüm kesimlerine ek yükler bindirmektedir. Arazi araçlarında ÖTV’nin %4’ten %50’ye çıkarılması, motor hacmine göre uygulanan ÖTV oranının %80’e sabitlenmesi, özellikle ulaşım ihtiyacını karşılamak isteyen vatandaşlar açısından ciddi bir mali külfet doğurmaktadır. Artan vergiler, alım gücü zaten düşmüş olan halkı daha da zora sokmaktadır.

Bütçede yer alan yüksek faiz harcamalarını finanse etmek amacıyla ÖTV oranlarının artırılmasını doğru bulmuyoruz. Bu yaklaşım, toplumun sırtına yük bindirerek bütçe açığını kapatma çabasıdır ve ne adil ne de sürdürülebilirdir.

HÜDA PAR olarak, vergide adaletin sağlanması adına dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının azaltılması gerektiğini savunuyoruz. Halktan gücüne göre alınan vergilerin de faize, lükse ve israfa değil; üretime, istihdama ve halkın refahına harcandığı bir sistem kurulmalıdır. Dar gelirli kesimlerin sırtına yük bindirmek yerine, kaynakların doğru ve hakkaniyetli kullanımı esas alınmalıdır. Adil bir ekonomik düzenin temeli de budur.

 

DİNİ DEĞERLERE YÖNELİK SALDIRILARA KARŞI YASAL KORUMA ARTIK ŞART OLMUŞTUR

Son yıllarda toplumumuzda inançlara, mukaddesata ve dini şahsiyetlere yönelik hakaret, alay ve aşağılama içeren söylemlerde belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu durum bireylerin inanç özgürlüğüne, toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne zarar vermektedir. İfade özgürlüğü kisvesi altında mukaddesatımıza yönelik sistematik saldırılar, kabul edilemez bir aşamaya gelmiştir.

HÜDA PAR olarak, dini değerlere hakaretin müstakil bir suç olarak düzenlenmesi ve bu tür fiillere karşı caydırıcı cezalar verilmesine dair kanun teklifimizi önceki hafta Meclis Başkanlığına sunduk. Hazırladığımız teklif, hem bireylerin inanç özgürlüğünü güvence altına almayı hem de toplumsal huzuru ve kamu düzenini korumayı amaçlamaktadır.

Teklifin TBMM’de görüşülüp kanunlaşması halinde:

·         Türk Ceza Kanunu’na eklenecek yeni bir maddeyle, halkın benimsediği dini değerlerin alenen aşağılanması, bu değerlere hakaret edilmesi veya sövülmesi suç sayılacaktır.

·         Türk Ceza Kanununda farklı maddelerde yer alan mevcut düzenlemeler birleştirilerek konunun tek bir maddede toplanması, hukuk uygulamasında netlik ve tutarlılık sağlayacaktır. Ayrıca mukaddesata hakaret suçu için öngörülen yaptırımlar caydırıcı hale gelmiş olacaktır.

·         “Kişinin hatırasına hakaret” suçun kapsamı genişletilerek, özellikle dini şahsiyetlere yönelik saldırılarda daha etkili yaptırımlar uygulanabilecektir.

·         Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle bu suçlara ilişkin soruşturmaların daha hızlı ve etkili yürütülmesi sağlanacaktır.

 

Sunduğumuz bu teklif, toplumun farklı kesimlerinden yükselen haklı tepki ve taleplerin bir karşılığıdır. Dini değerlere yönelik saldırılar karşısında artık sessiz kalınmamalı; bu tür eylemler, etkili bir hukuki süreç işletilerek küstahça saldırılar cezalandırılmalıdır. Bu teklifimizin ciddi bir toplumsal ihtiyaçtan doğduğu aşikârdır. Son olarak Leman isimli bir sözde derginin Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselama yönelik küstahlığı da bu konunun ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Dini değerleri ve kutsallarımızı hedef alan her türlü saldırıyı tel’in ediyor;  milletimizin ve tüm siyasi partilerin desteği ile kanun teklifimizin yasalaşmasını umuyoruz.

 

GAZZE’DE KATLİAM SÜRÜYOR

Gazze'de yaşanan insanlık dramı artık dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştır. Siyonist terör rejimi, açlığı bir silah olarak kullanmakta, her gün onlarca insan sadece bir çuval un almaya çalışırken katledilmektedir. Uluslararası toplum, bu vahşeti iki yıldır adeta canlı yayında izlemekte, sessizliğiyle suça ortak olmaktadır.

Soykırım aralıksız sürerken, İslam dünyasının bu zulme karşı hâlâ fiili tepki göstermemesi kabul edilemez. Terör rejiminin Gazze sınırlarını da aşan bu zorbalığına rağmen, hamisi ABD ile birlikte yeni ülkelerin İbrahim Anlaşmalarına katılacaklarını açıklamaları utanç vericidir. Bu, hem tarihsel bir ihanet hem de insanlık vicdanı açısından kara bir lekedir. İnsanlık, bu tarihî utancı unutmayacak, unutturmayacaktır.

Siyonist terör rejimi ile anlaşarak kurtuluş aranamaz; bu gerçeği çok yakında tüm dünya görecektir. Bu bölgeyi esir alan terör rejimi ve Batılı ortaklarına karşı derhal harekete geçilmeli, bu zorbaların güç kullanılarak durdurulması sağlanmalıdır. Siyonist terör rejimi, her alanda tecrit edilmeli ve Filistin halkının müdafaası fiili olarak üstlenilmelidir. Batı, yarısı çocuk 60 bin insanı vahşice katleden bir soykırımcının arkasında ip gibi dizilirken İslam dünyasının, kanı akıtılan, açlığa mahkûm edilen çocuklarının yanında olmamasının izahı yoktur.

 

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.