Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-4 Ağustos 2026

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ KÜRT MESELESİNİ UNUTTURMAMALIDIR

Kırk yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmalı sürecin sona erdirilmesi amacıyla atılan adımları ve çözüm çabalarını, usul ve üsluba ilişkin bazı çekincelerimiz bulunmakla birlikte, destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz.

Ne silahlı örgüt jargonuyla sosyal hayatın şekillendirilmesi ne de hukuk dışına çıkarak kendilerini devletin sahibi gibi gören grup ve kliklerin toplumsal birlikteliği bozan tutum ve davranışları kabul edilebilir. Bu yöntemler, çözümsüzlükten siyasi ve maddi rant elde eden kimi karanlık çevrelerin ve dış mihrakların elini güçlendirmekten başka bir sonuç doğurmamıştır.

Yaşanan tecrübeler, silah ve şiddetin çözüm aracı olarak kullanılmasının yalnızca çözümsüzlüğü derinleştirdiğini açıkça göstermiştir. “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında yasal düzenlemelerin ve “çerçeve yasanın” konuşulduğu bu günlerde, Kürt meselesine ilişkin de kapsayıcı ve kalıcı çözümler geliştirilmesi yönündeki çabalar artırılmalıdır. Toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak, adalet duygusunu güçlendirecek ve sorunların yeniden ortaya çıkmasını önleyecek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesinin zamanı gelmiştir.

Bu süreçte gerekli psikolojik ve toplumsal zeminin oluşturulması, kamuoyundaki kaygıların giderilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sorumluluk öncelikle siyasi iktidara, güvenlik bürokrasisine ve akademik çevrelere düşmektedir.

Kürt meselesi; toplumsal barışın sağlanması ve güçlü bir Türkiye’nin inşa edilmesi amacıyla, adalet ve ahlak ekseninde,  “Terörsüz Türkiye” sürecinden ayrı ve kapsamlı bir şekilde yeniden ele alınmalıdır. Ayrıştırıcı, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı marjinal grupların çıkışlarına prim verilmemeli; toplumsal barış ve kalıcı çözüm için gerekli adımlar ivedilikle ve kararlılıkla atılmalıdır.

 

VERGİDE ADALET, DENETİMDE ÖLÇÜLÜLÜK ŞARTTIR

Son günlerde özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik maliye denetimlerinin uygulanış biçimine ilişkin yoğun şikâyetlerle muhatap olmaktayız. Maliyenin kayıt dışılıkla mücadele etmesi, vergi denetimi yapması, taklit ve tağşişi önlemesi elbette asli görevlerindedir. Vatandaşımızın fahiş fiyatlardan ve haksız uygulamalardan duyduğu rahatsızlık da haklıdır. Ancak denetimler; ticari hayatı aksatan, saatlerce süren ve dürüst esnafı mağdur eden bir uygulamaya dönüşmemelidir.

Bununla birlikte denetimlerin temel amacı işletmeleri cezalandırmak değil, mevzuata uyumlarını sağlayarak eksikliklerini gidermelerine rehberlik etmek olmalıdır. Kamu düzenini veya insan sağlığını doğrudan tehdit eden ağır ihlaller dışında, ilk tespitte işletmelere eksikliklerini gidermeleri için makul bir süre tanınmalı; denetimler yol gösterici, eğitici ve çözüm odaklı bir anlayışla yürütülmelidir. Kasıtlı ve tekrarlanan ihlallerde ise gerekli yaptırımlar kararlılıkla uygulanmalıdır. Böyle bir yaklaşım hem dürüst esnafı koruyacak hem de kayıt dışılıkla mücadelede daha kalıcı ve etkili sonuçlar sağlayacaktır.

Yüksek kira, enerji, finansman ve girdi maliyetleri altında ayakta kalmaya çalışan esnafın denetimler nedeniyle hizmet veremez hâle gelmesi ne esnafa ne de vatandaşa fayda sağlar. Suistimalde bulunanlarla dürüst esnaf aynı kefeye konulmamalı; denetimler risk esaslı, ölçülü ve ticari faaliyetleri gereğinden fazla aksatmayacak şekilde gerçekleştirilmelidir.

Vergide adalet yalnızca denetimle sağlanamaz. Bugün ülkemizde vergi gelirlerinin yaklaşık %60’ı, başta KDV ve ÖTV olmak üzere dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Geliri düşük olan da yüksek olan da aynı mal ve hizmet üzerinden aynı oranlarda dolaylı vergi ödemektedir. Bu durum, vergi yükünün dar gelirli vatandaşlar üzerinde daha ağır hissedilmesine neden olmaktadır.

Gerçek vergi adaleti; az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasıyla ve verginin Anayasa'nın mali güce göre vergilendirme ilkesi doğrultusunda belirlenmesiyle mümkündür.


MANEVİ VE AHLAKİ EĞİTİM ZORUNLU OLMALI

Eğitimin öğrencilere kazandırdıkları ve kazandıramadıkları üzerinden müfredat ve eğitim programları tartışmalara konu olmakta, belli aralıklarla değiştirilmektedir.

Okul öncesi eğitim yalnızca akademik hazırlık olarak görülmemeli; karakter, değerler, sorumluluk, saygı ve güzel ahlakın kazandırıldığı temel bir eğitim evresi olarak görülmelidir. Bu anlamda birçok ülkede din ve değer temelli eğitim modeli uygulanmakta ve müspet sonuçlar elde edildiği bilinmektedir.

Türkiye’de de anaokullarında manevi ve ahlaki eğitimin sistemli ve zorunlu hale getirilmesi ertelenemez bir hak ve ihtiyaçtır. Çocuklarımız yalnızca bilgiyle değil; iman, edep, merhamet, doğruluk ve kul hakkı bilinciyle yetiştirilmelidir. Güçlü toplumun temeli, sağlam karakterli ve yüksek ahlaki değerlere sahip nesillerdir.

Suçla ve toplumsal yozlaşmayla mücadele yalnızca güvenlik tedbirleriyle sağlanamaz. Çözüm, çocukların vicdanını ve ahlakını güçlendiren nitelikli bir eğitim anlayışından geçmektedir. “Ağaç yaşken eğilir.” atasözü, eğitim politikalarının temel ilkelerinden biri olmalıdır.

Erken yaşta verilecek manevi eğitim; çocukların kişilik gelişimine katkı sunacak, aileyi güçlendirecek, toplumsal yozlaşmanın önlenmesine yardımcı olacaktır. Maddi kalkınma kadar manevi kalkınmayı da önceleyen bir eğitim anlayışı, ülkemizin en önemli yatırım alanlarından biri olmalıdır.


KÖKLÜ BİR ORMANCILIK REFORMUNA İHTİYAÇ VAR

Ülkemizin farklı bölgelerinde meydana gelen orman yangınları, yalnızca binlerce hektarlık doğal alanın tahrip olmasına değil, ekolojik dengenin bozulmasına, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve millî servetimizin de büyük zarar görmesine neden olmaktadır. Öncelikle yangınlardan etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Orman yangınlarıyla mücadelede esas hedef, yalnızca yangına hızlı müdahale etmek değil, yangın riskini bilimsel yöntemlerle en aza indirecek önleyici ormancılık politikalarının hayata geçirilmesi olmalıdır. Bu kapsamda, özellikle reçine oranı yüksek çam ağaçlarının yoğun olduğu yangın riski yüksek bölgelerde, ormancılık politikaları bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmelidir.  Yöresel şartlara uygun, yangına karşı nispeten daha dirençli yerli türlerden oluşan karışık orman yapısı teşvik edilmelidir.

Ormanlarımızın geleceğini koruyacak, yangın riskini azaltacak ve bilimsel esaslara dayalı uzun vadeli bir ormancılık reformu gecikmeden başlatılmalıdır. Ağaçlandırma politikaları, kısa vadeli ve plansız uygulamalarla değil, üniversitelerin, ormancılık uzmanlarının ve ilgili kurumların ortak çalışmaları sonucunda elde edilecek bilimsel veriler doğrultusunda yeniden şekillendirilmelidir.

Ülkemizin yangınlarla mücadele kapasitesi her açıdan güçlendirilmeli ve yangınlara karşı daha dayanıklı orman ekosistemleri oluşturulmalıdır.


NEPAL’DE MÜSLÜMANLARA YÖNELİK BASKILAR

Son zamanlarda Nepal’de Hindu çetelerinin Müslüman topluma yönelik gerçekleştirdiği sistematik baskı, taciz ve şiddet eylemleri endişe verici boyutlara ulaşmıştır.

Bölgeden gelen haberler; Müslümanlara ait ibadethanelerin, evlerin ve iş yerlerinin hedef alındığını, dinî özgürlüklerin kısıtlandığını ve sivil halkın güvenlik endişesi taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. İnsan haklarını ve inanç hürriyetini hiçe sayan bu hukuk dışı uygulamalar son yıllarda kritik bir noktaya ulaşmıştır.

Nepal hükümetinin yaşanan bu zulme ve nefret suçlarına karşı kayıtsız kalması kabul edilemez. Devletin temel görevi, dinî kimliği ne olursa olsun tüm vatandaşlarının can ve mal güvenliğini teminat altına almaktır.

Nepal hükümeti acilen, çetelerin hukuk dışı eylemlerine karşı caydırıcı tedbirleri uygulamaya koyup emniyet birimlerini harekete geçirmelidir. Saldırıların failleri cezalandırılmalı ve Müslüman halkın güvenliği tam anlamıyla sağlanmalıdır.

Uluslararası kamuoyunu ve insan hakları örgütlerini de Nepal’de tırmanan bu ihlallere karşı gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.


FİLİSTİN KONVOYU

İşgalci siyonist rejim, Gazze’de yürüttüğü işgal, yıkım ve soykırım politikalarını Batı Şeria’ya da yaymaktadır. Gazze’nin büyük ölçüde harabeye çevrilmesinin ardından benzer bir vahşetin Batı Şeria’da da tekrarlanmaya çalışılması, siyonist işgal rejiminin yayılmacı politikalarının en açık göstergelerinden biridir.

Böylesi bir süreçte dünyanın dört bir yanından vicdan sahibi insanlar, tarihî bir sorumluluk üstlenerek Batı Şeria’ya ulaşmak amacıyla “Filistin Konvoyu” adıyla Bosna Hersek’ten yola çıkmıştır. Türkiye’ye ulaşan konvoyun hedefine güvenli bir şekilde ulaşmasını ümit ediyor, yetkilileri de konvoyun geçişi sürecinde ve yapılacak programlarda gerekli kolaylığı sağlamaya davet ediyoruz.

Daha önce siyonistlerin Sumud Filosu’na yönelik gerçekleştirdiği saldırılara engel olamayan bölge ülkeleri, Filistin Konvoyu’nu resmî koruma altına aldıklarını duyurmalıdır. Siyonist rejimin bu insanî konvoya yönelik muhtemel bir saldırı veya müdahalesine karşı, bölge ülkeleri sahada fiilî ve kararlı cevaplar vereceklerini net bir dille ilan etmelidir.

Türkiye, bu kritik süreçte öncü bir rol üstlenmelidir. Türkiye; hem diplomatik girişimlere liderlik etmeli hem de konvoyun güvenli bir şekilde hedefine ulaşması için bölge ülkelerini harekete geçirecek somut adımlar atmalıdır.

 

YEMEN’E ABLUKA SON BULMALI

Suudi Arabistan’ın yıllardır Yemen halkına uyguladığı ağır abluka; gıda, ilaç ve en temel insanî yardımları engellemesi ne yazık ki ülkeyi büyük bir insanî felakete sürüklemiştir. Ensarullah Hareketi’nin  "ablukaya karşı abluka" kararı ise bölgedeki gerilimi daha da yükseltmiştir.

Ancak asıl krizin kaynağı olan ablukayı görmezden gelen ülkelerin ABD emperyalizmiyle aynı safta hizalanarak Yemen’e karşı yeni bir koalisyon kurmaya kalkışması kabul edilemez. ABD’nin bölgedeki kirli planlarına katkı sağlayacak bu tutum, bölgemizde huzursuzluğun ve istikrarsızlığın ana sebebi olmaya devam etmektedir.

Bu kapsamda, ABD destekli bölgesel deniz koalisyonuna Türkiye’nin de katılması stratejik açıdan değerlendirilmesi gereken bir husustur. Türkiye’nin bu ittifakın bir parçası olmak yerine; bölgesel krizlerde öteden beri sürdürdüğü dengeli ve birleştirici arabuluculuk konumunu koruması çok daha kıymetlidir. Ankara, askerî bloklaşmaların içinde yer almak yerine, tarafları masada buluşturacak diplomatik bir yaklaşımı öne çıkarmalıdır.

Türkiye, tarihî sorumluluğunun gereği olarak Suudi Arabistan ve müttefiklerine Yemen’e yönelik ablukanın sonlandırılması çağrısında bulunmalıdır. İnsanî yardım koridorlarının açılması ve diyalog kanallarının işletilmesi için etkin bir diplomasi yürütmelidir. Libya’da çatışan iki tarafla da görüşen ve çatışmaların sona ermesini sağlayan Türkiye, Yemen’de de taraflarla görüşmeli ve çözüm adına ortak bir zeminin oluşması için çaba göstermelidir.

Bölgesel barış ve istikrar; güvenlik odaklı koalisyonlarla değil, ablukaların tamamen kaldırılması, tarafların meşru kaygılarının gözetilmesi ve Türkiye’nin yapıcı arabuluculuğuyla yürütülecek adil bir diyalog süreciyle mümkün olacaktır.

 

TÜRKİYE İLE IRAK ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİ

Türkiye ile Irak arasında imzalanan iş birliği anlaşmaları,  bölgesel istikrar ve ortak kalkınma açısından önemlidir. Irak, uzun yıllar ABD işgali altında kalarak büyük bir yıkıma uğramıştır. Irak’ın hâlâ arzulanan ekonomik ve siyasi istikrara kavuşamamasının temel nedenlerinden biri, ABD’nin ülkedeki varlığını ve örtülü işgalci nüfuzunu halen sürdürüyor olmasıdır.

Son dönemde İran’a yönelik yapılan saldırılarda da açıkça görüldüğü üzere, ABD’nin bölgedeki askerî varlığı ve müdahaleleri; bölgedeki huzursuzluğun, kaosun ve güvensizliğin ana kaynağıdır.  Bölge halklarının huzuru, dış güçlerin vesayetine değil, bölge devletlerinin kendi aralarındaki dayanışmaya bağlıdır.

Bu doğrultuda Türkiye ve Irak arasındaki ekonomik, siyasi ve askerî iş birlikleri artırılmalı; iki ülke arasındaki ortaklık, tüm bölge ülkelerini kapsayacak geniş bir ittifaka dönüştürülmelidir. Bölge ülkeleri; kendi güvenliklerini ve ekonomik bağımsızlıklarını korumak adına emperyalist odaklara karşı birbirleriyle güçlü ittifaklar kurmak zorundadır.

Türkiye ve Irak’ın attığı bu adımın tüm bölgeye örnek olmasını temenni ediyor, anlaşmaların hayırlı olmasını diliyoruz.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.