YÜKSEK KOMİSYON
ESNAFI ZORLUYOR
200 TL’lik banknot,
gelinen ekonomik şartlarda günlük ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmaktadır.
Vatandaşlarımız, en temel alışverişlerde dahi çok sayıda banknot taşımak
zorunda bırakılmakta; bu durum hem pratikte zorluk oluşturmakta hem de nakit
kullanımını giderek zorlaştırmaktadır. Yeni banknot ihtiyacının uzun süredir
karşılanmaması, vatandaşın fiilen kartlı ödeme sistemine yönelmesine neden
olmaktadır.
Kayıt dışılıkla
mücadele gerekçesiyle toplumun tamamen bankacılık sistemine bağımlı hâle
getirilmesi sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaklaşım değildir. Özellikle küçük
esnafımız, yüksek POS komisyonları nedeniyle ciddi bir mali yük altında
kalmaktadır. Bankaların her alışverişten yüksek oranlarda kesinti yapması;
üreticiyi, esnafı ve tüketiciyi zorlamakta, ticaretin bereketini azaltmaktadır.
Bu nedenle kartlı ödemelerde uygulanan komisyon oranlarına makul bir üst sınır
getirilmesi artık kaçınılmaz bir ihtiyaç hâline gelmiştir.
Ekonomik sistem;
bankaları ve sermayeyi değil, insanı ve emeği merkeze alan adil bir anlayışla
yeniden düzenlenmelidir. Vatandaşın nakit kullanım hakkı korunmalı, esnafın
üzerindeki yük hafifletilmeli ve finans sistemi topluma hizmet eden bir yapıya
kavuşturulmalıdır.
YAŞLILARIMIZA
GÖSTERDİĞİMİZ MUAMELE GELECEĞİMİZE BIRAKTIĞIMIZ AHLAKÎ MİRASTIR
Her yaşlıda kendi
geleceğimizi görmek; vicdanın, merhametin ve akıl sahibi olmanın bir gereğidir.
Bugünün ihtiyarları dünün gençleri olduğu gibi, bugünün gençleri de yarının
ihtiyarları olacaktır. Güçlü olduğumuz dönemlerin geçici olduğunu, insanın
zamanla yeniden korunmaya ve ilgiye ihtiyaç duyacağını Rabbimiz Kur’ân-ı
Kerim’de haber vermektedir:
‘Allah, sizi güçsüz
olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından
bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir…’ (Rûm, 54)
Bu ilahî hakikat göstermektedir ki yaşlılarımıza gösterdiğimiz muamele,
aslında kendi geleceğimize bıraktığımız ahlakî mirastır.
İstanbul’daki
bir yaşlı bakım merkezinde yaşanan şiddet görüntülerinin medyaya yansıması,
toplum vicdanını derinden yaralamıştır. Savunmasız durumdaki yaşlılara yönelik
ihmal, kötü muamele ve insan onurunu zedeleyen davranışlar; yalnızca bireysel bir
suç değil, aynı zamanda ciddi bir sistem sorunudur. Yaşlılarını koruyamayan bir
toplum, kendi geleceğini de koruyamaz.
Yaşlı bakım
hizmetleri ticari mantıkla yürütülmemeli; devlet, yaşlıların hürmetini
koruyacak kapsamlı hukuki düzenlemeleri hayata geçirmelidir. Bu amaçla;
* Yaşlı bakım
merkezlerinde 7/24 denetim sistemi kurulmalı; habersiz ve düzenli teftişler
artırılmalıdır.
* Yaşlılara yönelik
fiziksel, psikolojik veya ekonomik istismara verilen cezalar
ağırlaştırılmalıdır.
Bizler, köklü bir
ahlakî geleneğin, yaşlılarını ihmale terk eden değil baş tacı eden bir
medeniyetin mensuplarıyız.
CEZAYİR
CUMHURBAŞKANININ ZİYARETİ
Türkiye ve Cezayir
arasındaki köklü kardeşlik bağları, Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdülmecid
Tebbun’un Ankara ziyaretiyle tarihî bir eşiğe ulaşmıştır. İki ülke arasında
imzalanan enerji, savunma sanayi, tarım ve teknoloji alanındaki anlaşmalar,
küresel emperyalist kuşatmaya karşı önemli bir işbirliği göstergesidir.
Günümüzde İslam
coğrafyası, siyonist terör rejiminin ve işbirlikçi güçlerin yayılmacı
politikalarıyla yeni bir tehdit dalgası altındadır. Özellikle Batı Sahra
meselesinde krizlerin kaşındığı, siyonist rejimin Fas üzerinden bölgeyi
istikrarsızlaştırdığı ve Somaliland üzerinden Somali’nin toprak bütünlüğüne göz
diktiği bir süreçten geçmekteyiz. Emperyalist güçlerin Afrika ve Akdeniz
hattındaki bu böl-yönet hamleleri, İslam ülkelerinin dayanışmasını elzem
kılmaktadır.
Türkiye ve
Cezayir'in bu kritik dönemde sergilediği mutabakatın, bölgesel barışın teminatı
olmasını umut ediyoruz. Müslüman halklar, sömürgeci emellere karşı ekonomik ve
askerî kapasitelerini birleştirerek bu kuşatmayı yarmak zorundadır. Bu
vesileyle, imzalanan anlaşmaların hayırlara vesile olmasını temenni ediyor;
Filistin’den Batı Sahra’ya, Somali’den tüm mazlum coğrafyalara uzanan bu güçlü
dayanışmanın artarak devam etmesini umut ediyoruz.
GAZZE’DEKİ SON
DURUM
Siyonist terör
rejiminin sözde bakanı Smotrich’in; Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye
topraklarını kapsayan “sınır değişimi” açıklaması, kanlı bir işgal haritasının
açık itirafıdır. Siyonizm; Gazze’yi insansızlaştırmaya çalışırken, Lübnan’da
“güvenli bölge” yalanıyla ilerlemekte, Suriye’de ise işgal ettiği topraklardan
çıkmayacağını ilan ederek bölgeyi adım adım ateşe sürüklemektedir.
Bugün “garantör”
sıfatıyla masada bulunan ülkelerin, Gazze’de süren saldırılar ve insanî dram
karşısında daha etkili bir sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.
Ateşkesin birinci aşamasında siyonist rejim hiçbir yükümlülüğünü yerine
getirmemiştir. Gazze’ye yönelik saldırıların devam etmesi ve şehit sayısının
bine yaklaşması, ateşkesin defalarca ihlal edildiğinin açık göstergesidir.
Siyonist basında
yer alan “silahsızlanma bahanesiyle büyük saldırı” manşetleri, katliam ve
soykırımın devam ettirilmek istediğinin ilanıdır.
Gelinen aşamada,
Filistin halkının kendini savunma hakkının güvence altına alınması, işgal ve
katliamların tamamen sona erdirilmesi için başta garantör ülkeler olmak üzere
uluslararası toplumun daha aktif ve kararlı bir tutum ortaya koyması
gerekmektedir.
Eğer bu sessizlik
ve etkisizlik sürerse, siyonist iştahın ülke ülke ilerleyeceği ve sıranın
bölgedeki diğer başkentlere geleceği açıktır.
Filistin İslami
direniş hareketleri, tehditlere ve baskılara boyun eğmek bir yana, davanın
liderlerinin çocukları da halkın çocuklarıyla aynı siperde can vermekte;
kanlarını Filistin halkının kanından ayrı görmemektedir.
Hamas liderlerinden
Halil el-Hayye’nin oğluna yönelik suikast de bu davanın bedelini en önde
ödeyenlerin azmini kıramayacaktır. Bu vesileyle, ciğerparelerini Filistin halkı
ve Mescid-i Aksa uğruna feda eden el-Hayye’ye, Hamas hareketine ve tüm Filistin
halkına sabır diliyoruz.
