Haftalık Gündem Değerlendirmemiz-26 Mayıs 2025

KARMA EĞİTİM DAYATMASINDAN VAZGEÇİLMELİDİR

Ülkemizde karma eğitim uygulaması, ne yazık ki darbeci, baskıcı ve tek tipçi bir zihniyetin dayatması olarak hayata geçirilmiştir. Karma eğitim, pedagojik değil, ideolojik temelli bir yaklaşımın ürünüdür. Bu zihniyet, karma eğitimi halkımızı kendi inanç, kültür ve kimliğinden uzaklaştırmanın bir aracı olarak görmüş; toplumu homojenleştirme ve asimile etme amacına hizmet etmiştir.

Oysa eğitim politikaları, ideolojik kalıplarla değil, çocuklarımızın pedagojik ihtiyaçları, bilimsel veriler ve toplumsal gerçeklikler gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle karma eğitim; akademik başarıya etkisi, öğrenci motivasyonu ve performansı, çocukların davranışsal gelişimi, cinsiyet rolleri, kimlik inşası ve pedagojik uygunluğu bakımından yeniden değerlendirilmelidir. Cinsiyete göre öğrenci algılarındaki farklılıklar ve farklı öğrenme tarzları bilimsel olarak mutlaka araştırılmalıdır.

Örneğin Manchester Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, tek cinsiyetli sınıflarda eğitim gören erkek öğrencilerin %68’inin, karma sınıflarda okuyan erkek öğrencilerin ise yalnızca %33’ünün standart dil becerileri testinden başarıyla geçtiğini ortaya koymuştur. Bu tür bilimsel veriler, karma eğitimin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu bağlamda; öğrencilerin sosyal gelişimi, özgüven kazanımı, psikolojik dengeleri ve okullardaki disiplin sorunları her iki eğitim modeli açısından objektif biçimde değerlendirilmelidir.  Bu alanlarda sağlıklı kararlar alabilmek için hem ulusal hem uluslararası uygulamalar dikkate alınmalıdır.

Nitekim ABD’de 2000 yılında sadece 4 olan tek cinsiyetli okul sayısı, yasal düzenlemelerin ardından 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 506'ya yükselmiştir. Bu okullardan 116'sı yalnızca kız veya erkek öğrencilerden oluşurken, 309'unda karma eğitim yapılmakla birlikte tek cinsiyetli sınıflar bulunmaktadır.

Yine Avustralya Eğitim Bürosu'nun verilerine göre, Sydney'deki liselerin %12'si tek cinsiyetli eğitim vermektedir.

İngiltere’de ise 400’den fazla devlet okulunda tek cinsiyetli eğitim verilmektedir.

Karma eğitimi dayatan Kemalist zihniyetin yüzünü döndüğü Batı ülkelerindeki tablo budur.

Kaldı ki devletin, vatandaşlarının dinî ve kültürel tercihlerine her halükârda saygı duyması gerekir.

HÜDA PAR olarak, halkımızın inanç, değer ve taleplerini merkeze alan yaklaşımımız doğrultusunda, Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in karma eğitim konusundaki açıklamalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu doğrultuda, eğitim politikalarının toplumsal değerlerle uyumlu hale getirilmesi için gerekli yasal ve idari adımların ivedilikle atılmasını talep ediyoruz.

 

FAİZ DÜZENİ İFLAS ETMİŞTİR, ÇÖZÜM ADİL EKONOMİDİR

Yüksek faiz politikası, yatırımın önünü kesmekte; üretimi durdurmakta ve istihdamı ciddi şekilde daraltmaktadır. TÜİK, Mart 2025 işsizlik oranını %7.9 olarak açıklamış olsa da sahadaki gerçeklik bu rakamların çok daha ötesindedir. Nitekim Sağlık Bakanlığı’nın Ordu ilinde açtığı 67 temizlik görevlisi kadrosu için tam 27 bin kişi başvurmuştur. Başvuranların büyük bir kısmının üniversite mezunu olduğu iddia edilmektedir.

Bayburt’ta Sağlık Bakanlığı’nın açtığı yalnızca 3 kişilik temizlik görevlisi kadrosuna 3.522 kişi başvurmuştur. Siirt’te 26 kişilik kadro için yapılan başvuru sayısı 22.661’dir. Isparta’da ise sadece 3 temizlik görevlisi alımı yapılacağı duyurulmasına rağmen, toplamda 8.204 kişi başvuruda bulunmuştur. Ortaya çıkan tablo, ülkenin dört bir yanında aynı gerçeği gözler önüne sermektedir. İnsanımız iş bulmak için devlet kapısına yönelmekte ve umudunu asgari ücretli kadrolara bağlamaktadır.

Bugün gençlerimiz üniversite mezunu olmalarına rağmen asgari ücretli temizlik kadrolarına umut bağlamak zorunda kalıyorsa, bunun sebebi faize dayalı ekonomi sistemidir.

Faize dayalı ekonomi politikalarının  bu millete çare olamayacağı artık görülmelidir.

Çözüm ise faize, borca ve dışa bağımlılığa dayalı politikaları terk ederek; üretimi, istihdamı, sosyal adaleti ve toplumsal refahı önceleyen, yerli, insan merkezli  ve hakça paylaşımı esas alan adil bir ekonomi sistemi kurmaktır.

 

ASGARİ ÜCRETLİLERİN ARA ZAM TALEBİ DİKKATE ALINMALI

Ocak ayında 22.104 lira olarak belirlenen asgari ücret, talep ve beklentileri karşılamaktan uzak kalmıştı.

Enflasyonda beklenen iyileşmelerin gerçekleşmemesi, hayat pahalılığının seyrinde olumlu gelişmelerin yaşanmamış olması, fiyat istikrarsızlıklarının yanı sıra fiyatların yükseliş trendini sürdürmeye devam etmesi, yetersiz olan mevcut asgari ücretin daha fazla erimesine yol açtı.

Mevcut asgari ücret, bugünkü şartlarda orta halli bir semtte ödenen kirayı ancak karşılayacak düzeydedir.

Güncel yoksulluk sınırının 78.292 lira, açlık sınırının 24.035 lira olarak ölçüldüğü mevcut şartlarda 22.104 liralık asgari ücret, ancak sefalet ücreti olarak tanımlanabilir.

Asgari ücret artışının, "mücadele edilen enflasyonun sebebi olarak" değerlendirilmesinin de hiçbir makul tarafı yoktur. Enflasyonun sebebi asgari ücretliler değildir, dolayısıyla enflasyonun faturasının asgari ücretliye kesilmesi de hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.

Asgari ücret artışlarının girdi maliyetlerine etkisini görmezden gelemeyiz, ancak yüksek faiz oranları nedeniyle finansmana erişimin girdi maliyetleri üzerinde oluşturduğu baskı çok daha fazladır. Yüksek faizden kaynaklı girdi maliyetlerindeki artışların yanında asgari ücret artışının etkisi ancak devede kulak misalidir.

Haziran ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla beraber altı aylık enflasyon oranı dikkate alınarak mutlaka asgari ücrette yaşanan kaybın telafi edilmesi gerekmektedir.

 

 

YEREL MEDYANIN SORUNLARI

Yerel medya, halkın doğru bilgilendirilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Bölgesel sorunları gündeme taşıyarak halkın sesi olan yerel medya kuruluşları, son yıllarda ciddi yapısal, ekonomik ve dijital sorunlarla karşı karşıyadır.

Yüksek baskı maliyetleri, sınırlı reklam gelirleri ve devlet desteklerinin adil dağıtılmaması gibi sebepler, birçok yerel gazetenin ayakta kalma mücadelesini zorlaştırmaktadır. Altyapı ve uzman personel eksikliği, dijital dönüşümü zorlaştırmakta, TÜRKSAT uydu ücretlerinin yüksek olması da yerel TV kanallarının yükünü artırmaktadır.

Bu sorunların çözümü için bazı somut adımların atılması gerekmektedir: Basın İlan Kurumu ilan gelirleri, performans temelli kriterlerle siyasi ve ideolojik ayrım yapmadan tüm yerel medya kuruluşlarına adil olarak dağıtılmalıdır.

Resmî ilan desteği, TV ve radyo kanallarını da kapsayacak şekilde genişletilmeli;  RTÜK, uydu ücretlerinde yerel TV kanalları için indirimler sağlamalıdır.

Dijital dönüşüm için devlet desteği artırılmalı; altyapı, sosyal medya yönetimi ve arama motoru optimizasyonu gibi alanlarda eğitim ve teknik destek verilmelidir.

Kamu kurumları ve özel sektör, yerel medyaya reklam desteğini artırmalı; yerel medya, reklam pastasından daha adil bir pay almalıdır.

Basın mensuplarının çalışma şartları iyileştirilmeli; sosyal güvenlik hakları güçlendirilmeli ve bağımsız habercilik güvence altına alınmalıdır.

 

Yerel medya da içerik kalitesini artırmalı ve ahlakî habercilik ilkeleriyle güven inşa etmelidir.

HÜDA PAR olarak hükümeti, yerel yönetimleri, özel sektörü ve tüm medya paydaşlarını; yerel medyanın sorunlarına çözüm üretmek üzere ortak sorumluluk almaya davet ediyoruz.

 

 

 

ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNİN SORUNLARI

Özel gereksinimli bireylerin eğitimi ve topluma kazandırılması açısından son derece önemli kurumlar olan Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır. Öğrencilerin sağlık nedenleriyle devamsızlık yapması durumunda devlet ödeme yapmamakta, bu da kurumu maddi olarak zorlamaktadır. Servis hizmetleri için sağlanan destek yetersiz kalmakta, ek ödeme ihtiyacı doğmaktadır.

İki mali cezada kurumların kapatılması, hem öğrencileri hem çalışanları mağdur etmektedir. Ayrıca ayda yalnızca sekiz saat verilen eğitim, öğrencilerin gelişimi için yetersizdir. Bu sürenin artırılmasının yanı sıra çoklu engel durumlarında her bir engel durumu için ayrı ayrı eğitim desteği hakkı tanınmalıdır.

Engelli bireylerin devlet okullarına kayıt süreci zorluklarla doludur; özel sınıflar yetersiz ve erişimi sınırlıdır. Denetimlerin rehberlikten çok cezaya odaklanması da kurumları zor durumda bırakmaktadır.

Devlet ödemeleriyle ilgili velilere gönderilen mesajlar yanlış anlaşılmalara yol açmakta, kurumlarla veliler arasında sorun oluşturmaktadır. Öte yandan, engelli bireyler için park ve mola evi gibi sosyal alanların eksikliği dikkat çekmektedir.

Bu sorunların yanı sıra, birçok kurumun kapatılması ya da kapanma riski hem öğrencileri hem çalışanları olumsuz etkilemektedir. Bu sorunların acil çözümü, özel eğitim sisteminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.

 

ATV’NİN AİLEYİ VE TOPLUMUN AHLAKINI HEDEF ALAN YAYINLARI!

Son dönemde ATV isimli TV kanalında yayınlanan bazı programlarda, evli kadınların başka erkeklerle olan ilişkilerinin alenen teşhir edilmesi, bu şahısların ekranlara çıkarılarak bir tür “normalleştirme” ve hatta “meşrulaştırma” çabası içerisine girilmesi, milletimizin inanç ve değerleriyle açıkça çatışmaktadır.

ATV ne yapmaya çalışıyor? Aile kurumunun kutsallığını hiçe sayarak, milyonlarca insanın gözü önünde ahlaki yozlaşmayı teşvik eden bu yayın anlayışı neyin ve kimlerin projesidir? Toplumumuzun ar damarını çatlatmaya, iffet ve hayâ gibi değerleri ayaklar altına almaya neden bu kadar istekli davranılmaktadır?

Toplumun temel taşı olan aile yapısına böylesine hoyratça saldıran, ekranlarda ihaneti, edepsizliği ve mahremi konuşturarak reyting uğruna her değeri feda eden bu tür programlara kim dur diyecek?

Bu yayın politikaları, yalnızca bir televizyon kanalının değil, aynı zamanda toplum mühendisliği hevesine kapılmış odakların ürünüdür. Bu odaklar kimdir? Bu programları organize eden yapılar hangi zihniyetin temsilcisidir?

Buradan yetkili mercilere ve ATV yönetimine sesleniyoruz:

Toplumun büyük bir kesiminin rahatsızlık duyduğu bu yayınlar derhâl son bulmalı; ahlaki çürümenin, aile düşmanlığının ve insan onurunun ekranlarda çiğnenmesine artık bir son verilmelidir.

Aksi takdirde bu sessizlik, bu vurdumduymazlık, bu teşvik; sadece ekran başındakileri değil, bir bütün olarak geleceğimizi zehirlemeye devam edecektir.

 

 

FRANSA’DA İSLAM DÜŞMANLIĞI

Fransa’da devlet tarafından hazırlanan, Müslüman Kardeşler Hareketi'ne yönelik fişleme raporu, ülkedeki camiler ve İslamî derneklerin kapatılması için bir bahane oluşturmakta; bu durum İslam’a karşı sistematik bir düşmanlığın devlet politikası haline geldiğini açıkça göstermektedir. Özellikle 15 yaş altındaki genç kızlara başörtüsü yasağı getirme teklifi, dinî özgürlüklerin yok sayıldığını ve İslam’ın kamusal hayattan silinmesinin hedeflendiğini ortaya koymaktadır.

Bu tehlikeli gidişata karşı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), acilen harekete geçmeli ve Fransa’da yaşayan Müslümanların temel haklarını korumaya yönelik somut adımlar atmalıdır. İslam’a ve Müslümanlara yönelik hak ihlalleri karşısında sessiz kalmak, bu baskıların artmasına neden olacaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı, dinî faaliyetleri sistemli biçimde kısıtlayan ülkelere karşı üyeleriyle birlikte diplomatik, ekonomik ve kültürel yaptırımlar uygulamalıdır. Bu süreçte birlik ve dayanışma içerisinde hareket etmek, İslam dünyasının saygınlığını ve Fransa’daki Müslümanların güvenliğini temin etmek açısından büyük önem arz etmektedir.

 

GAZZE’DE İNSANÎ DRAM SÜRÜYOR

Siyonist işgal rejiminin Gazze’de artan saldırıları, soykırım boyutunu da aşan bir noktaya ulaşmıştır. Siyonist yetkililerin ekranlarda "Bir gecede 100 kişiyi öldürüyoruz, kimse bir şey diyemiyor" şeklindeki açıklamaları, uluslararası hukukun ve insanlığın ayaklar altına alındığını gözler önüne sermektedir. Gazze halkı sistematik şekilde açlık, sürgün ve ölüm kıskacına alınmakta; yardım girişleri ise hem yetersiz hem de siyonistlerin saldırılarını "meşrulaştırma" araçlarına dönüştürülmektedir.

İşgal rejiminin Gazze’de tam kontrolü sağlama niyeti, bu toprakları tamamen insansızlaştırma amacını ortaya koymaktadır. Ne yazık ki bazı bölge ülkeleri bu sürece sessiz kalmakta, hatta Filistin direnişinin silahsızlandırılmasında siyonistlere destek vermektedir. Bu durum, İslam dünyasının içine düştüğü sessizliği ve bazı yönetimlerin ihanetini tarih önünde kayıt altına alacaktır.

Gazze’de hayatta kalanlar, şimdi de açlık ve hastalıkla mücadele ederken maalesef kardeşleri tarafından ölüme terk edilmişlerdir. Müslüman kamuoyu, yönetimlerini artık sessizliğe son verip, somut ve kararlı adımlar atmaya zorlamalıdır. Aksi takdirde bu katliamın vebali, suskun kalan herkesin omuzlarında olacaktır.

 

AVRUPA ÜLKELERİNİN SİYONİST REJİME YÖNELİK YAPTIRIMLARI

Gazze’de 19 aydır süren soykırım ve buna bağlı olarak yaşanan insanî felaket karşısında gerekli adımı atmayan ve siyonist rejime silah ve finansal destek sağlayan Batılı ülkelerin son dönemde işgal rejimine karşı aldığı yaptırım kararları önemlidir. Özellikle Fransa’nın Filistin devletini tanıyacağı yönündeki açıklamaları, Avrupa Birliği’nin siyonist rejim ile yapılan anlaşmaları gözden geçirme niyeti, İngiltere’nin siyonist rejim ile yürüttüğü serbest ticaret anlaşması müzakerelerini askıya alması kayda değerdir. Bu adımlar, siyonist rejimin uluslararası arenada ilk kez ciddi bir baskı altına girdiğini göstermektedir.

Ancak ne acıdır ki, İslam dünyası 19 aydır soykırımı sonlandıracak caydırıcı hiçbir somut adım atamamış, Gazze’deki soykırıma izleyici kalmıştır. Şu an siyonist rejim Batı tarafından sıkıştırılmışken, İslam ülkeleri bu baskıyı daha da artırmalı, siyonist rejimi durmaya zorlamalıdır. Batı’dan gelen bu adımlar, İslam dünyasına tarihi bir fırsat sunmaktadır.

Siyonist rejimin diplomatik, ekonomik ve askeri alanda kapsamlı şekilde tecrit edilmesi, Gazze’de yaşanan soykırım saldırılarını durdurmanın en etkili ve acil yoludur. Artık kınama açıklamaları değil, yaptırımlar, ambargolar ve uluslararası platformlarda alınacak bağlayıcı kararlar devreye girmelidir. Siyonistlerin uluslararası kuruluşlardan dışlanması, silah ve teknoloji ihracatının durdurulması, ticari ilişkilerin askıya alınması ve uluslararası mahkemelerde hesap vermeye zorlanması gibi adımlar, kalıcı bir baskı mekanizmasının temelini oluşturacaktır.

Bu noktada İslam ülkeleri de Batı’dan gelen bu baskıya destek vermeli, söylem değil eylem üretmelidir.

 

 

 

 

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.