Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 3 Şubat 2026

SABİT HARÇ DEĞİL, ADİL VERGİ SİSTEMİ OLMALIDIR

Son dönemde çıkarılan bir düzenlemeyle emlak işletmelerine yıllık sabit harç zorunluluğu getirilmiştir. Büyükşehirlerde çalışan emlakçılardan 40 bin TL, diğer illerde ise 20 bin TL harç istenmektedir. Bu uygulama, geçimini bu işten sağlayan binlerce emlak esnafını ciddi şekilde endişelendirmiştir.

Zaten kira, vergi, personel ve diğer giderler her geçen gün artarken; işlerin azaldığı, satışların düştüğü bir dönemde esnafa yeni ve sabit bir yük getirilmesi kabul edilebilir değildir. Ayda birkaç işlem yapan küçük bir emlakçıyla yüksek kazanç elde eden büyük firmaların aynı harcı ödemeye zorlanması açık bir adaletsizliktir.

HÜDA PAR olarak bizler, esnafın yaşadığı sıkıntıları görüyor ve yanlarında duruyoruz. Devlet, esnafı ayakta tutmalı; onu borca, kapanmaya ve çaresizliğe sürüklememelidir. Vergi ve harçlar, kazanılan paraya göre alınmalı; az kazanandan az, çok kazanandan çok alınmalıdır. Sabit harç yerine, ciroya dayalı adil bir sistem hem esnafı korur hem de kayıt dışılığı önler.

Bu yanlış uygulamanın yeniden gözden geçirilmesi ve esnafın yükünü artıran değil, hafifleten bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

 

KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNDE (KİT) ÇALIŞAN TAŞERON İŞÇİLERİN KADRO TALEPLERİ

Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (KİT) çalışan taşeron işçilerin kadro talepleri, Türkiye’de çalışma hayatının yıllardır çözüm bekleyen önemli sorunları arasında yer almaktadır. Özellikle 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)  ile birçok taşeron işçinin kadroya geçirilmesi sürecinde, KİT çalışanlarının bu düzenlemenin dışında bırakılması adaletsizliğe yol açmıştır.

KİT işçilerinin kadro talepleri; iş güvencesinin sağlanmasının yanı sıra eşit işe eşit ücret,  sosyal haklardan yararlanma gibi temel hakları da kapsamaktadır. Taşeron statüsünün getirdiği belirsizlik, çalışanların motivasyonunu ve kuruma bağlılıklarını olumsuz etkilemekte, çalışanlar arasında bariz bir adaletsizliğe sebep olmaktadır.

KİT taşeron işçilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi, sosyal adaletin sağlanması, çalışma motivasyonu ve verimin artırılması için kapsayıcı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Bu düzenleme ile KİT’lerde uzun süredir taşeron veya geçici statüde çalışan işçilerin, belirli hizmet yılı ve çalışma şartlarını sağlamaları halinde doğrudan sürekli işçi kadrosuna geçirilmesi sağlanmalıdır.

Kadroya alınan işçilerin ücret, sosyal hak ve sendikal hakları, mevcut kadrolu personelle uyumlu hale getirilerek çalışanların hakları güvence altına alınmalıdır. Ayrıca taşeron çalışmayı sınırlandıran ve asli kamu hizmetlerinde kadrolu istihdamı esas alan bir politika benimsenmelidir.

 

TARIM VE HAYVANCILIĞI DESTEKLEME, KÖYE DÖNÜŞÜ TEŞVİK VE GAP

Türkiye, tarım ve hayvancılık alanında büyük potansiyele sahip bir ülkedir. Bu nedenle tarımsal üretimin desteklenmesi, kırsal kalkınmanın güçlendirilmesi ve köye dönüşün teşvik edilmesi ülkemizin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. GAP kapsamındaki sulama tesislerinin tamamlanması da bu sürecin temel unsurlarından biridir.

Tarım ve hayvancılık alanında sağlanan destekleri olumlu karşılıyoruz. Ancak mevcut desteklerin üreticinin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını özellikle ifade etmek istiyoruz. Çünkü yeterli destek sağlanmadığında verimlilik düşmekte, üretim azalmakta ve ülke ekonomisi olumsuz etkilenmektedir.

Köye dönüşün gerçek anlamda mümkün olabilmesi için tarım ve hayvancılık destekleri artırılmalı, kırsalda hayatı kolaylaştıracak eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim ve sosyal hizmetler gibi alanlarda gerekli yatırımlar yapılmalıdır. Böylece köyler yeniden üretim merkezleri hâline gelebilir.

Hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlar çözüm beklemektedir. Yetersiz destekler nedeniyle üretim maliyetleri artmakta, artan maliyetler ürün fiyatlarına yansımaktadır. Fiyatları düşürmek için ithalata yönelmek hem ekonomiye zarar vermekte hem de yerli üreticiyi zayıflatarak dışa bağımlılığı artırmaktadır. Hedef, gıda başta olmak üzere tarımsal üretimde kendine yeten ve hatta ihraç eden bir ülke olmalıdır.

Diğer yandan, yıllardır tamamlanamayan GAP Projesi ülkemiz adına büyük bir kayıp oluşturmaktadır. Bu proje enerji alanında önemli ölçüde hedeflerine ulaşmış olsa da sulama projelerinde istenilen seviyeye henüz ulaşamamıştır. Sulama kısmı da tamamlandığında 3,8 milyon kişiye istihdam sağlayacak olan bu proje, yetersiz ödenek ayrılması nedeniyle bitirilememektedir. Bu durum hem çiftçilerimizi mağdur etmekte hem de bölgenin kalkınma potansiyelini geciktirmektedir. Özellikle Hilvan-Siverek-Viranşehir Sulama Projesi bir an önce tamamlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki tarım ve hayvancılığa yapılacak her yatırım, daha az ithalat, daha az cari açık, daha az borç ve daha az faiz yükü demektir. Çiftçi ayakta kalırsa memleket ayakta kalır; çiftçi çökerse üretim çöker, memleket çöker.


TOKİ PROJELERİNDE YAŞANAN SORUNLAR

6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından TOKİ tarafından yürütülen imar çalışmaları ve kısa sürede çok sayıda konutun inşa edilmesi, ülkemize ciddi bir konut stoku kazandırılması takdire değerdir.

Bununla birlikte, birçok ilde uzun süredir tamamlanamayan ya da yarım kalan TOKİ projeleri,  vatandaşlar açısından mağduriyete dönüşmüştür. Ayrıca bazı bölgelerde tarım arazilerinin ve köylülerin kullandığı meraların konut projeleri için tahsis edilmesi, haklı itirazlara neden olmaktadır. Özellikle meraların muhafaza edilmesi, ülkede hayvancılığın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

TOKİ konutlarıyla ilgili en önemli sorunlardan biri de fiyatlandırma politikasıdır. Farklı şehirlerin ekonomik gerçekleri dikkate alınmadan, konutların aynı birim fiyat üzerinden satışa sunulması isabetli değildir. Gelir düzeyi düşük illerle büyükşehirlerin aynı maliyet anlayışıyla değerlendirilmesi, dar gelirli vatandaşlarımızın konuta erişimini zorlaştırmaktadır.

Bu durumun somut örneklerinden biri Batman’da yaşanmaktadır. 2022 yılında hak kazanan ve geçtiğimiz aylarda konut belirleme kurası çekilen vatandaşlar için açıklanan 105 metrekarelik konut fiyatlarının 4 milyon TL’yi aşması ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Yüksek peşinat tutarlarının yanı sıra memur maaşına endeksli olarak artan ve hâlihazırda yüksek seviyelerde bulunan taksitler, dar gelirli vatandaşlarımızın ödeme yapmasını güçleştirmektedir.

 

TOKİ’nin temel amacı dar gelirli vatandaşlarımızı konut sahibi yapmak olmalıdır. Bu amacın zedelenmemesi için fiyatlandırma, ödeme şartları, proje süreleri ve arazi tercihleri konusunda titizlikle hareket edilmelidir. Vatandaşlarımızdan gelen bu haklı şikâyetlerin dikkate alınarak gerekli adımların atılmasını bekliyoruz.

 

SURİYE’DE KÜRTLERE VATANDAŞLIK VERİLMESİ

Suriye halkı, özellikle Fransa mandası döneminde ve sonrasında hüküm süren Baas rejimi dönemlerinde derin ve ağır zulümlere maruz kalmıştır. Bu zulüm düzeni tüm toplumu yaralamış; ancak Baas rejiminin uyguladığı sistematik inkâr ve ayrımcı politikalar, Kürt halkı üzerinde çok daha yıkıcı ve kalıcı sonuçlar doğurmuştur.

1962 yılında gerçekleştirilen olağanüstü nüfus sayımı, Kürt halkına yönelik bu adaletsizliğin en çarpıcı örneklerinden biridir. On binlerce Kürt, hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeksizin bir gecede vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmış, “yabancı” veya “kayıtsız” statüsüne düşürülmüştür.

Bu uygulama sonucunda Kürtler; pasaport edinme, mülkiyet hakkı, eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerine erişim gibi en temel insan haklarından dahi yoksun bırakılmış, Kürt nüfusunun önemli bir bölümü fiilen vatansız hale getirilmiştir.

Bu tarihsel adaletsizlik karşısında, yeni Suriye hükümetinin Kürtlerin haklarının resmî olarak tanınması ve vatandaşlık meselesinin çözümüne yönelik attığı adımları doğru ve desteklenmesi gereken gelişmeler olarak görüyoruz. Oluşan bu yeni umut ikliminde en büyük beklenti, yüzyılı aşkın süredir zulme maruz kalan Kürt halkının yaşadığı mağduriyetin sona ermesi ve adaletin geçici değil, kalıcı ve kapsayıcı biçimde anayasal olarak tesis edilmesidir.

 

AB’NİN İRAN DEVRİM MUHAFIZLARINI TERÖR ÖRGÜTÜ LİSTESİNE ALMASI

Avrupa Birliği’nin, İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütü listesine alma yönündeki kararı, kendi iradesiyle alınmış bağımsız bir tutumdan ziyade, ABD’nin saldırgan ve tek taraflı politikalarının peşine takılmanın açık bir tezahürüdür. Bu yaklaşım, dünyayı istikrara değil, kaosa ve belirsizliğe sürükleyen tek kutuplu anlayışın Avrupa eliyle yeniden üretilmesidir.

AB, kendi topraklarını dahi işgalle tehdit eden ABD’nin hukuk tanımaz uygulamalarını sorgulamalıdır. Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye atan esas risk, uluslararası hukuku hiçe sayan, yaptırımı ve askerî gücü bir silah olarak kullanan ABD politikalarıdır.

Alınan bu karar, “Yeni Dünya Düzeni” olarak sunulan yapının gerçekte “Deli Dünya Düzeni”ne dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Bir rejimin, tüm dünyayı emirlerine tabi kılmaya çalıştığı, hukukun ise yalnızca güçlülerin çıkarına göre işletildiği bir düzen oluşturulmaya çalışılmaktadır. Gelinen noktada, uluslararası hukuk diye bir mekanizmadan söz etmek giderek daha anlamsız hale gelmiştir.

Tek taraflı yaptırımlar, keyfî terör listeleri ve güç siyaseti yeni çatışmaları beslemektedir. Avrupa Birliği, küresel istikrara katkı sunmak istiyorsa, ABD merkezli zorbalık düzenine karşı çıkmalı; hukuka, diyaloga ve ortak insani değerlere dayalı gerçek bir uluslararası düzenin inşası için sorumluluk almalıdır.


GAZZE’DE ZULÜM DEVAM EDİYOR

Gazze’de insani kriz tüm ağırlığıyla devam ederken siyonist rejim, varılan anlaşmalara rağmen Filistinlileri katletmeye devam etmekte ve işgal alanlarını genişletmektedir. Sözde ateşkes sürecine rağmen saldırıların kesintisiz biçimde devam etmesi, anlaşmaların yalnızca kâğıt üzerinde bırakıldığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Bugün Gazze’de 20 binden fazla hasta acil tedavi beklemekte, sağlık sistemi fiilen çökmüş durumdadır. İnsani yardım girişleri hâlâ ciddi biçimde kısıtlı tutulmakta; Refah Sınır Kapısı’nın açılması yönünde uzlaşı sağlanmasına rağmen, siyonist rejim, yardımın sınırlı olacağını açıkça vurgulamaktadır. Bu tablo, yaşanan insani felaketin bilinçli ve sistematik biçimde derinleştirildiğini göstermektedir.

Dünya kamuoyu, Gazze’yi gündemden düşürmemeli; yardımların kesintisiz girişi, saldırıların durdurulması ve ihlallerin son bulması için etkili ve sürekli bir baskı oluşturmalı, Filistin direnişine sahip çıkmalıdır. Gazze’de yaşananlar, göz göre göre sürdürülen bir insanlık suçudur.

3 Şubat 2026

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.