Haftalık Gündem Değerlendirmemiz - 3 Mart 2026

İran’a Yönelik Saldırılar İslam Coğrafyasına Yapılmıştır

ABD ve siyonist terör rejimi, Haziran ayında yaşanan “12 Günlük Savaş” sürecinde olduğu gibi bugün de İran’ı yeniden müzakere masasında hedef alan bir kuşatma stratejisini devreye soktu. Daha önce bu saldırganlığın bölgeyi topyekûn bir savaşa sürükleyeceği yönündeki açık uyarılara rağmen Washington yönetimi bir kez daha tercihini barıştan değil, siyonist rejimin güvenliğinden yana kullanmıştır.

İran’a yönelik yapılan bu saldırılar İslam coğrafyasına yöneltilmiş açık bir saldırı ve bir devlet terörü örneğidir. Hukuku, egemenliği ve insan hayatını hiçe sayan bu saldırgan ittifak, bir kez daha kan ve kaos üzerinden bölgeyi dizayn etmeye çalıştığını göstermiştir.

Bu saldırılarda insanlık vicdanını yaralayan yeni bir katliam yaşanmış; çocuk katilleri tarafından bir okulun hedef alınması sonucu bir günde 160 masum kızımız katledilmiştir. Okulların, hastanelerin, sivil yerleşim yerlerinin, özellikle çocukların hedef alınmasını “başarı” olarak sunan ve bununla övünen bu vahşi zihniyet, bölgeyi bilinçli şekilde kan gölüne çevirmektedir.

Gazze’de yıllar süren katliam karşısında etkisiz kalan Birleşmiş Milletler sistemi bir kez daha iflas etmiştir. Uluslararası hukuk fiilen ortadan kalkmış, küresel düzen güçlünün hukukuna teslim edilmiştir. Dünya bugün adalet ilkeleriyle değil, iki haydut gücün dayattığı kuralsızlıkla ilerlemektedir. Devlet başkanlarının kaçırıldığı, egemen ülkelerin yöneticilerinin kendi evlerinde hedef alınarak katledildiği bir düzende hukuk bu barbarların bombalarıyla yerin altına gömülmüştür.

ABD yönetimi artık açık biçimde göstermiştir ki bölgedeki politikalarının merkezinde ne istikrar ne de müttefiklerinin güvenliği vardır. Amerika, kendi çıkarlarını dahi siyonist rejimin güvenliği uğruna feda edebilecek bir noktaya sürüklenmiştir.


Buradan çağrı yapıyoruz!

ABD ve işgal rejiminin hiçbir bölge ülkesinin dostu olmadığı ve bölgede geçici olduğu bilinmelidir. Bölge ülkeleri, ABD’nin veya işgal rejiminin çıkarları için değil; bölgenin ve kendi halklarının ortak çıkarları için, bölgenin istikrar ve barışı için siyasi, askeri ve ekonomik iş birliklerini artırmalıdır. 

Başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkeleri bu saldırgan stratejiler karşısında her türlü hazırlıklarını yapmalıdır. İran’a yönelik saldırılar başarılı olursa hedefin Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri olacağı unutulmamalıdır.

Amerika halkı siyonist lobinin çıkarlarına teslim olan Trump ve yönetimine baskı uygulamalı ve bu saldırganlığından onu vazgeçirmelidir. 

ABD’nin askeri üsleri bölge için kaos üretmektedir. Bu üsler bölgesel barışı ve istikrarı korumamakta; aksine bölgeyi savaşların, suikastların ve istikrarsızlığın merkezine dönüştürmektedir.

Bölge ülkeleri ortak bir irade ortaya koyarak ABD askeri üslerinin kapatıldığını ilan etmeli ve dış müdahaleye dayalı güvenlik anlayışına son vermelidir.

 

 

EMEKLİNİN BAYRAM İKRAMİYESİ ERİYOR

Önümüzdeki günlerde emekliler için bayram ikramiyesi açıklanacaktır.

2018 yılında asgari ücret 1.603 TL iken emeklilere verilen bayram ikramiyesi 1.000 TL olarak belirlenmiş, bu tutar asgari ücretin yaklaşık %62’sine karşılık gelmişti. 2018 yılında en düşük emekli maaşı 1.250 TL seviyesindeydi. Bu durumda emekliler, yaklaşık bir maaş tutarında bayram ikramiyesi alabilmişti.

Bugün gelinen noktada ise asgari ücret 28.075 TL, en düşük emekli maaşı 20.000 TL dir. Bayram ikramiyesi, hem asgari ücret hem de en düşük emekli maaşı karşısında reel olarak ciddi biçimde erimiştir.

2018 yılındaki oranın korunabilmesi için, 2026 yılı itibarıyla bayram ikramiyesinin en az 18.000 TL olması gerekmektedir.

Ayrıca kanunda yapılacak bir değişiklikle emekli bayram ikramiyelerinin sabit bir tutar olarak belirlenmesinden vazgeçilmelidir.

Bayram ikramiyeleri; her yıl yeniden değerleme oranında ya da altı ayda bir memurlara verilen maaş artışları oranında otomatik olarak artırılmalı, böylece ikramiyenin satın alma gücü kalıcı şekilde korunmalıdır.

Öte yandan Şubat 2026 itibarıyla açlık sınırı 32.365 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 105.425 TL’ye yükselmiştir. İlk kez asgari ücret, yılın daha başında açlık sınırının altında kalmıştır. Bu tablo, dar gelirli kesimler ve emekliler için acil ve adil bir düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır.

Sosyal adaletin sağlanması için emeklilerin uğradığı bu kayıplar bir an önce telafi edilmelidir.


MESEM’LER CAZİP HALE GETİRİLMELİDİR

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), yaptığı açıklamada üniversite kontenjanlarının bu yıl da hukuk, psikoloji, eczacılık, diş hekimliği ve öğretmenlik programları başta olmak üzere azaltılacağını duyurmuştur.

Bu karar, yükseköğretimde kaliteyi artırma ve mezun istihdamını dengeleme amacı taşısa da sınava kısa bir süre kala açıklanması, üniversite sınavına hazırlanan adaylar arasında motivasyon kırıcı ve moral bozucu bir etkiye neden olmuştur.

Hâlihazırda üniversiteye giriş sistemindeki asıl sorun, gençlerimizin üniversiteyi tek çıkış yolu olarak görmesidir. Böyle bir sistemde kontenjanları azaltmak sorunu çözmez; sadece üniversiteye girmek için bekleyen adayların sayısını artırır. Oysa aynı anda pek çok usta, yanında yetişecek çırak bulamamaktadır.

Bu nedenle temel çözüm, gençlerimizi erken yaşta mesleki eğitime yönlendirmek ve onları nitelikli meslek sahibi bireyler haline getirmektir. Bu bağlamda Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) büyük önem taşımaktadır. Çünkü MESEM’ler aracılığıyla öğrenciler hem öğrenim görmekte hem de sigortalı olarak çalışmakta, maaş almakta ve ustalık yolunda ilerlemektedir.

Bu model, yıllarca üniversite kapılarında ve sıralarında bekleyip sonrasında iş bulamama riskiyle karşı karşıya kalan gençlerin doğrudan üretime ve istihdama katılmalarını sağlayacaktır.

Bu sebeple üniversite kontenjan düzenlemeleri önceden ve uzun vadeli olarak planlanıp adaylara zamanında duyurulmalı; “Herkes üniversite mezunu olmak zorunda değildir, nitelikli bir meslek sahibi olmak da büyük bir başarıdır.” mesajı net bir şekilde verilerek üniversite odaklı algı kırılmalı, meslek liseleri ve MESEM’ler cazip hale getirilmelidir.

Geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz gençlerimizin geleceğini kurtarmanın yolu, herkesi üniversite mezunu yapmaya çalışmaktan değil; doğru yeteneğe doğru eğitimi sunmaktan geçmektedir.

 

EPSTEIN VE KÜRESEL PEDOFİLİ ÇETESİ

Küresel Epstein çetesine ilişkin kamuoyuna açıklanan belgeler insanlığı dehşete düşürdü.  Çoğu görüntülerden oluşan ve özenle gizlenen milyonlarca belgenin daha varlığından bahsediliyor. Karşımızda küresel çapta sermaye, istihbarat, siyaset, medya, akademi, sanat ve spor dünyasından çok sayıda kişinin durak edindiği bir sapkınlık adası var. Ortak icraatları dünyayı yönetmek, ortak paydaları ise insan kaçakçılığı, çocuk ticareti ve belgelenmiş sınırsız tecavüz vakalarıdır.

Ortalığa saçılan pislikler, Epstein’in sadece bir ada veya siyonist bir sapığın soyadından ibaret olmadığını göstermiştir. Epstein; çocuk avcılığı, çocuklara tecavüz, şeytani ritüellerle katledilen çocukların etlerini yiyip kanlarını içmek şeklinde bir hayat biçiminin adı olmuştur. Sapkınlık adasında yolları kesişen dünya elitleri şantaj karşılığı esir alınmış, siyonizme hizmet etmeye mecbur bırakılmışlardır.

Küresel pedofili çetesinin sosyal dizayn projeleri konusunda da dikkatli olmak lazımdır. Kadının bir meta haline getirilmesi, “cinsiyet eşitliği” veya “cinsel yönelim tercihi” adı altında sapkın ilişkilerin normalleştirilmeye çalışılması, tamamen Epsteinci küresel pedofili çetesinin teşviklerinin sonucudur.

Epstein bir hayır kurumu olmadığına göre, Epsteinci kliğe taşeronluk yapmada yarışan organizasyonların devasa fonlarla desteklenmesi bir kez daha sorgulanmalıdır. Normalde en küçük vakalarda bile istismarlara, taciz ve tecavüzlere karşıymış gibi yaparak sokaklara fırlayan fonlanmış kuruluşlara ve çocuk hakları savunuculuğu yaptıklarını iddia edenlere dikkat edin. Çocuklar kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, şeytani ayinlerde öldürülüyor, etleri yenilip kanları içiliyor. Peki, her fırsatta aile kurumunu tecavüz aracı olarak ilan edip “kimsenin namusu değiliz, bedenimiz bize ait” deyip sokaklara fırlayan bu kesimler ne yapıyor? Hiçbir şey! Gündemlerine alabiliyorlar mı? Asla! Okulda ilahi okuyan çocuklara gösterdikleri tepkinin çeyreğini bile Epstein sapkınlığına gösteremiyorlar.

Epstein ifsad sisteminin kirli yüzü deşifre oldu. Siyonizmin şantaj ve fonlama sistemi açığa çıktı. Pedofili çetesi için deyim yerindeyse sokak başlarında torbacılık yapan sözde “kadın özgürlükçüsü” Epstein fedaileri için de durum bundan böyle hiç de parlak olmayacaktır.


AFGANİSTAN-PAKİSTAN ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR

Afganistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışmalardan derin üzüntü duyuyoruz. İki kardeş ülke arasında gerilimin tırmanması,  İslam coğrafyasının birlik ve istikrarını da olumsuz etkilemektedir.

Mevcut gelişmelerin, ABD ve Hindistan gibi emperyalist güçler tarafından bölgesel rekabet ve jeopolitik hesaplar doğrultusunda körüklenmeye çalışılabileceği yönündeki endişelerimiz büyüktür. Bölge halklarının geçmişte büyük acılar yaşamasına neden olan çatışma politikalarının yeniden devreye sokulması hiçbir tarafın yararına olmayacaktır.

Özellikle mübarek Ramazan ayında, iki komşu ülkenin sorunlarını silah ve çatışma yoluyla değil; müzakere, diyalog ve karşılıklı anlayış temelinde çözmesi büyük bir zorunluluktur. Afgan ve Pakistan halkları uzun yıllar süren savaşlar, istikrarsızlık ve insani krizler nedeniyle ağır bedeller ödemiştir. Bu nedenle yeni gerilimlere artık tahammülü kalmamış bölgenin kalıcı barışa ve istikrara ihtiyacı vardır.

Tarafları itidale davet ediyor, gerilimi artıracak tüm adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguluyoruz. Kalıcı çözüm için diyalog kanalları açık açık tutulmalıdır. Bu çerçevede, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini yapıcı arabuluculuk rolü üstlenmeye davet ediyor; diyalog zemininin yeniden tesis edilmesi için uluslararası ve bölgesel girişimlerin desteklenmesi gerektiğini ifade ediyoruz.


ABD, BATI ŞERİA’DAKİ İLLEGAL YERLEŞİMLERİ MEŞRULAŞTIRMAK İSTİYOR

ABD’nin, Batı Şeria’daki işgal yerleşkesinde konsolosluk hizmeti verme kararı, uluslararası hukukun açık ihlali olmasının yanı sıra Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria’yı fiili ilhak sürecini normalleştiren tehlikeli bir adımdır. Bu karar, yıllardır tekrarlanan ve ABD ile siyonist yönetim arasında sözde görüş ayrılıkları bulunduğu yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Gelinen noktada ABD politikalarının, siyonistlerin yayılmacı stratejisine siyasi ve diplomatik zemin hazırladığı açıkça görülmektedir. Gazze ve Batı Şeria başta olmak üzere Filistin topraklarının tamamında yürütülen politikaların temel hedefi, demografik ve coğrafi gerçekliği kalıcı biçimde değiştirmek ve işgali geri dönülmez hale getirmektir.

Nasıl ki Gazze için hazırlanan planlarda Gazzelilerin iradesi ve varlığı yok sayılıyorsa, Batı Şeria’da işgal edilen bölgelerde de siyonist yerleşimlerin varlığı fiilen tanınmakta; mülklerine ve arazilerine el konulan Filistinliler sistematik biçimde kimliksizleştirilmekte ve topraklarından koparılmaktadır.

Bu gelişmeler karşısında Filistin içinde siyasi ayrılıkların sona erdirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Ulusal birlik sağlanmalı, ortak bir siyasi irade oluşturulmalı topyekûn siyasi, diplomatik ve toplumsal karşı koyuş süreci başlatılmalıdır. Filistin halkının meşru haklarının korunması ve adil bir barışın tesis edilmesi için uluslararası toplum da daha fazla sorumluluk almalıdır.

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.