Haftalık Gündem Değerlendirmemiz- 11 Kasım 2025

AKARYAKIT ZAMMI: ÇİFTÇİNİN KÜLFETİ, ASGARİ ÜCRETLİNİN FERYADI! 

Petrol ürünlerine yapılan fahiş zamlar, ekonomimizin can damarı olan çiftçimizi nefes alamaz hâle getirmiştir. Motorine son 1 ayda %8,1 zam gelmiş, yılbaşından bu yana artış %29 seviyesine ulaşmıştır. Motorin fiyatının Ankara'da 58,61 TL, İstanbul'da 57,58 TL'ye yükselmesi; tarlasını süren, mahsulünü pazara taşıyan çiftçinin maliyetlerini önemli oranda artırmıştır.

Bu demektir ki:

Mazota gelen her kuruşluk artış, doğrudan gübreye, tohuma, nakliyeye yansıyacak ve kaçınılmaz olarak sofralarımızdaki temel gıda ürünlerinin fiyatını daha da yükseltecektir. Gıda enflasyonunda kuraklık ve zirai don gibi olumsuz iklim koşullarının etkileri konuşulurken, çiftçinin artan maliyet artışları göz ardı edilmemelidir. Enflasyon canavarı, bu zamlarla beslenip büyüyecek; alım gücümüzü eritmeye devam edecektir.

2025 yılı için net 22.104 TL olarak belirlenen asgari ücretin, 58 TL civarında seyreden motorin fiyatı karşısındaki değeri ortadadır. Bir ailenin gıda ve kira gibi temel ihtiyaçları düşünüldüğünde, bu maaştan ulaşım ve enerji giderlerine ayrılan payın oldukça kısıtlı olduğu görülecektir. 1 Ocak 2025'te maaşıyla 493,8 litre motorin alabilen asgari ücretli, bugün gelinen noktada sadece 381 litre; yani 112 litre daha az motorin alabilmektedir! Bu, alım gücümüzün hızla buharlaştığının en acı ispatıdır.

Üretimin teminatı olan çiftçimizi ve hayat pahalılığı altında ezilen asgari ücretli kardeşlerimiz sahipsiz bırakılmamalıdır. Faiz ve borçlanma sarmalından vazgeçilerek, özellikle tarımsal faaliyette kullanılan akaryakıt üzerindeki ÖTV yükünün tamamen kaldırılması, üreticinin ve halkın rahatlatılması için elzemdir! Halkımız, insanca yaşayabileceği faizsiz bir ekonomik düzeni hak etmektedir.


SGK, İŞTEN ÇIKIŞ KODU KEYFİLİĞİNE SON VERMELİ 

Milyonlarca emekçimizi doğrudan ilgilendiren, SGK işten çıkış kodları sistemindeki keyfilik ve adaletsizlikleri giderecek düzenlemeler yapılmalıdır.

SGK işten çıkış kodu, iş sözleşmesinin hangi gerekçeyle sonlandırıldığını resmî kayıtlara geçiren ve işçinin işsizlik maaşı, kıdem/ihbar tazminatı gibi en temel sosyal haklarını doğrudan belirleyen kritik bir kayıttır. Ancak ne yazık ki bu sistem, bazı işverenler tarafından bir zulüm aracı olarak kullanılabilmekte; tek taraflı ve haksız bir kod girişiyle binlerce çalışanın hakkı gasp edilebilmektedir.

HÜDA PAR olarak temel iktisat politikamız; sosyal adalet ve işverenin sermaye gücünü zulüm aracı olarak kullanmasının kesin biçimde engellenmesidir. İşçinin alın terinin karşılığı olan sosyal hakların keyfi bir kodla gasp edilmesine müsaade edilemez.

Bu doğrultuda, işçi haklarını güvence altına alacak üç temel reformun acilen hayata geçirilmesini talep ediyoruz: 

1- Bağımsız İtiraz Mekanizması: İşçinin hakkını hızlı ve düşük maliyetle arayabileceği, tarafsız ve bağımsız bir inceleme birimi derhal kurulmalıdır. Yargı sürecine gitmeden adalete erişim kolaylaştırılmalıdır.

2- Kesin Yargı Şartı: İşsizlik maaşını engelleyen fesih kodları, işveren beyanıyla değil, ancak kesinleşmiş bir yargı kararı ile geçerlilik kazanmalıdır. Hukuksuz uygulamaların önüne geçilmeli ve işçi keyfi olarak cezalandırılmamalıdır.

3- Caydırıcı Yaptırımlar: Kötü niyetle haksız kod kullanan, emekçiyi mağdur eden işverenlere karşı ağır ve caydırıcı idari para cezaları ve hukuki yaptırımlar uygulanmalıdır.

Bu adımlar, sosyal devleti güçlendirecek, emeğin itibarını koruyacak ve iktisadi hayatımızda adaletin tesisine katkı sunacaktır. Devlet, emekçinin hakkının gasp edilmesine seyirci kalmamalıdır.


GIDA ETİKETLENDİRMESİNDE BİLGİLENDİRME KAPSAMI GENİŞLETİLMELİDİR

Tüketici sağlığının korunması ve bilinçli tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştırılması amacıyla, mevcut Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nin kapsamı genişletilmelidir.

Mevcut yönetmelik, tüketicinin gıdalar hakkında temel bilgiye ulaşmasını sağlamakla birlikte; gıda, içecek ve bağımlılık yapıcı ürünlerdeki kimyasal içeriklerin tamamına ilişkin ayrıntılı bilgilendirmeyi zorunlu kılmamaktadır. Tüketicilerin, tükettiği ürünlerin kimyasal bileşimi ve muhtemel sağlık riskleri hakkında eksiksiz bilgiye sahip olması, temel bir insan hakkıdır.

Bu kapsamda şu adımların atılması zaruridir:

Tüm gıda ve içecek ürünlerinde, ürünün bileşiminde yer alan alkol dâhil tüm kimyasal içeriklerin açık ve anlaşılır biçimde etiket üzerinde beyan edilmesi,

Sigara ve tütün ürünlerinde, yalnızca “nikotin, katran ve karbonmonoksit” değil; bunlarla birlikte üründe tespit edilen tüm kimyasal maddelerin detaylı biçimde listelenmesinin zorunlu hâle getirilmesi,

Enerji içecekleri, aromalı içecekler ve katkı maddesi yüksek gıdalar gibi bağımlılık veya sağlık riski oluşturabilecek ürünlerde ayrıca uyarı ve bilgilendirme etiketlerinin bulunması önem arz etmektedir.


AVM'LERDE "İNDİRİM " ALDATMACASI 

Bazı alışveriş merkezlerinin ve online alışveriş sitelerinin düzenlediği "indirim" kampanyaları, vatandaşı aldatmak için yapılan satış hilelerine dönüşmektedir. Özellikle raflara yapıştırılan indirim etiketlerine rağmen, bazı ürünlerde gerçek bir fiyat düşüşü yapılmadığı; fiyatların önce artırılıp ardından indirim yapılmış gibi gösterildiği gözlenmektedir. Bu durum, tüketiciyi olumsuz etkilemekte ve dürüst işletmelerin rekabet gücünü haksız biçimde zayıflatmaktadır.

Kapitalist sistemin çarkları arasında ezilen ve algılarıyla oynanan toplum, özellikle satış mağazalarında "kırmızı etiket kampanyası”, “ay sonu indirimi" gibi teşvik edici görsellerle indirim fırsatlarını kaçırmama psikolojisine sürüklenmekte ve böylece kitleler yanıltılmaktadır. İhtiyaçlarını karşılayabilmek için bazı ürünlerdeki indirimi bekleyen tüketiciler zarara uğratılmaktadır.

Ticaret Bakanlığının bu sahteciliğe karşı yapmayı öngördüğü düzenlemeleri destekliyor, caydırıcı önlemlerin alınması ve denetimlerin artırılması konusunda kararlı olunmasını bekliyoruz.

Vatandaşın güvenini sarsan bu uygulamalar en kısa sürede ortadan kaldırılmalıdır.  Piyasada adaletin sağlanması, tüketicinin korunması ve dürüst esnafın desteklenmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.


2025-2026 KYK BURS/KREDİ ARTIŞLARI 

Yükseköğrenim öğrencilerine ödenen KYK burs ve kredisinin önemi, özellikle ailesinden ayrı, başka şehirlerde okuyan öğrenciler için çok büyüktür. Birçok öğrenci, aldığı bu burs ve kredilerle eğitimini sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat verilen burs ve kredi miktarının yetersiz kaldığı görülmektedir. 

En temel ihtiyaçları olan barınma, beslenme, ulaşım ve kırtasiye giderlerini karşılamakta zorlanan öğrenciler, ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşadıklarını ifade etmektedirler. 2025-2026 eğitim-öğretim dönemi için yapılacak burs ve kredi artışının güncel şartlara göre hesaplanması gerekmektedir.

Hâlihazırda ön lisans ve lisans öğrencileri için 3.000, yüksek lisans öğrencileri için 6.000 ve doktora öğrencileri için 9.000 TL olan öğrenci burs ve kredileri yetersiz kalmaktadır.

Barınma, ulaşım, yemek, kırtasiye ve diğer masraflar göz önünde bulundurulduğunda, hedeflenen enflasyon oranında değil, gerçekleşen enflasyon oranına göre artış yapılması gerekmektedir. 

Artan hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı, gençlerimizde güvensizlik ve geleceğe dair karamsarlık havasını hâkim kılmıştır.  Geleceğimiz ve umudumuz olan gençlerimize en kaliteli hayat şartlarını sunmak, devletin en temel görevlerinden biridir. Gençlerimize yapılan yatırım, geleceğimize yapılan yatırım demektir.


UYUŞTURUCU İLE ALAKALI KANUN TEKLİFİMİZ 

Uyuşturucu meselesi artık yalnızca bir güvenlik sorunu değildir; milletimizin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir varlık meselesine dönüşmüştür.

Yakın zamanda medyaya yansıyan olaylar, bu tehdidin boyutunu hepimize göstermektedir:

Siirt’te bir bağımlı, hamile eşini ve yakınlarını katletmiş ve ifadesi alınırken olayla ilgili bir şey hatırlamadığını söylemişti. 

Sakarya’da bir anne ve çocuğu uyuşturucudan tutuklandı. 


Bu vakalar, sorunun artık ertelenemez ve göz ardı edilemez bir noktaya ulaştığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle yasal bir düzenleme artık çok acil bir zorunluluktur.

HÜDA PAR olarak uyuşturucu ile mücadele konusunda kapsamlı ve caydırıcı bir kanun teklifi hazırlıyoruz. Uyuşturucuyla mücadelede gerçek bir sonuç almayı hedefleyen kanun teklifimiz, en kısa sürede tamamlanarak TBMM’ye sunulacaktır.

Kanun teklifimiz TBMM’de görüşülerek kabul edilir ve kanunlaşırsa:

Uyuşturucu üretimi, ticareti veya dağıtımına karışan herkes işlediği suçun bedelini en ağır biçimde ödeyecektir.

Kamu görevlilerinin suça karışması durumunda cezalar artırılacak ve böylece suistimallerin önüne geçilmiş olacaktır. 

Bağımlı bireyler yalnızca cezalandırılmayacak; zorunlu tedavi ve rehabilitasyon programlarıyla topluma yeniden kazandırılacak, tedavi kesinlikle kişinin inisiyatifine bırakılmayacaktır.

Okul, yurt, hastane ve ibadethane çevresinde işlenen suçlarda cezalar artırılacaktır. Bu husus, çocuklarımız ve gençlerimizin güvenliği açısından kritik bir önem taşımaktadır.

Örgütlü uyuşturucu çeteleriyle mücadelede, örgüt yöneticilerine ve uyuşturucu baronlarına caydırıcı cezalar verilecek; mal varlığına el koyma, dijital takip ve finansal izleme gibi tedbirler etkin şekilde uygulanacaktır.

Kolluk, yargı ve sosyal kurumlar arasında tam koordinasyon sağlanacaktır.


Evlatlarımızı zehirleyenlerle ve bağımlılığı rant kapısına dönüştürenlerle mücadeleyi sonuna kadar sürdürecek ve bu meselenin sonuna kadar takipçisi olacağız. Hazırladığımız kanun teklifi, bu kararlılığın en somut ifadesidir.


GAZZE VE SUDAN İÇİN ACİL İNSANÎ YARDIM 

Gazze’ye insanî yardım girişini de kapsayan ateşkes anlaşmasına rağmen siyonist işgal rejiminin abluka ve kuşatması sürmektedir. Siyonistler, insanî yardımların geçişine engel olmakta; gıda, su, ilaç ve ekipman girişlerini sınırlayarak anlaşmayı ihlal etmektedir. Yüzbinlerce insan, sistematik olarak açlığa ve açıkta kalmaya mahkûm edilmektedir. Enkaz altındaki binlerce şehidin naaşları ekipman eksikliği nedeniyle çıkarılamamaktadır. Bu uygulamalar, sözde ateşkese rağmen soykırım stratejisinin devam ettiğinin göstergesidir.

Gazze ateşkesinin garantörleri ve arabulucuları, siyonist terör rejiminin ihlallerine karşı etkisiz açıklamalarla yetinmektedir. Yaklaşan kış şartları nedeniyle derhal siyonist kuşatmaya son verilmesi, Gazze’ye kesintisiz insanî yardım koridorları açılması, altyapı onarımları için gerekli ekipman ve uzman ekiplerin bölgeye girmesinin sağlanması ve ihlallerin son bulması için caydırıcı adımlar atılması gerekmektedir. 

Sudan’da da benzer bir trajedi yaşanmaktadır. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kuşatması altındaki bölgelerde siviller, sadece katliamlarla değil, aynı zamanda açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle de can vermektedir. Bu kabul edilemez tablo karşısında, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çatısı altında, Sudan ordusuna destek sağlayacak somut bir eylem planı bir an önce devreye alınmalı; sivillere yönelik kuşatma acilen kırılmalıdır.

Ayrıca bu vahşi katliamları yapan HDK’ya silah ve lojistik destek sağlayan Birleşik Arap Emirlikleri’ne acil yaptırımlar uygulanmalı; BAE, uluslararası hukuk önünde hesap vermelidir.

Uluslararası toplum, İslam dünyası ve insan haklarına duyarlı tüm kurumları, bu iki coğrafyada derinleşen insanlık suçlarına karşı derhal, kararlı ve sonuç alıcı adımlar atmaya çağırıyoruz.


SİYONİST TERÖR REJİMİNİN MISIR VE LÜBNAN ADIMLARI 

Gazze’de amacına ulaşamayan ve dünya kamuoyu önünde teşhir olan siyonist terör rejimi, bölgedeki kriz alanını genişletme çabasındadır. Lübnan’a yönelik saldırı hazırlıkları hız kazanmış; sınır hattında ve sivil alanlarda saldırılar artmıştır. Siyonist işgal rejimi, geçtiğimiz yıl Lübnan ile imzalanan ateşkes anlaşmasını binlerce kez ihlal etmiştir. Bu durum, söz konusu rejimin hiçbir anlaşmaya sadık kalmayacağının ve barış diliyle dizginlenemeyeceğinin açık göstergesidir.

Siyonistleri dizginlemesi umulan ABD'nin, bu saldırıların planlayıcısı ve teşvikçisi olduğu artık inkâr edilemez bir gerçektir. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın geçtiğimiz hafta Lübnan’a yönelik açık tehditleri ve Donald Trump’ın “israile İran’a saldırması talimatını ben verdim” şeklindeki beyanları, bu saldırganlığın küresel bir mutabakatla yürütüldüğünü göstermektedir.

Siyonist terör rejimi, yalnızca Gazze ya da Lübnan için değil, tüm bölge için bir tehdittir. Bu tehdit, Gazze'de bertaraf edilemediği için daha geniş bir coğrafyayı huzursuz etmeye devam etmektedir. Mısır sınırındaki bölgelerin “kapalı askeri bölge” ilan edilmesi ve Sina’da artan askeri hareketlilik bu senaryonun habercisidir.

İslam dünyası artık gaflet uykusundan uyanmalı ve siyonist saldırganlık karşısında gerçek bir birlik oluşturmalıdır. Lübnan’a yönelik bu yeni saldırı girişimi, ortak bir iradeyle ve kararlı bir müdahaleyle derhal durdurulmalıdır. Aksi hâlde siyonist işgalin coğrafi genişleme iştihası kabaracak ve bedelini sadece Lübnan değil, tüm ümmet ödeyecektir.


Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.