GENEL GEREKÇE
Halkın
edep, ar ve haya duygularının korunması hem sağlıklı bir toplum inşası hem de
genel ahlak açısından hayati öneme sahiptir. Toplumsal kültürden ve ahlak
anlayışından, ortak değer yargılarından kaynaklanan bu duyguların zedelenmesi,
değersizleştirilmesi ahlaki çürümeye ve giderek sosyal dokunun sarsılmasına
neden olmaktadır. Toplumun ortak ar ve haya duygularını inciten, edep, iffet ve
ahlak temizliğine saldırı niteliğindeki her türlü hareket, tutum ve davranış
hayasızca hareket kapsamında değerlendirilmelidir. Genel ahlak anlayışını ihlal
edip başkalarının haya duygularını rencide eden hayasızca hareketler, diğer
kişilerde ve toplumda rahatsızlık uyandırıp toplumsal düzen ve ahengi
bozduğundan kamu düzenini de ihlal edici niteliktedir. Genel ahlakın korunması,
kamu düzeninin sağlanması için hayasızca hareketlerin suç olarak kabul edilip
cezalandırılması gerekmektedir.
Hayasızca
hareketler suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ikinci kitabında "Topluma
Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, yedinci bölümü olan "Genel
Ahlaka Karşı Suçlar" bölümünde 225. maddede düzenlenmiştir. Sadece alenen
cinsel ilişkiyi ve teşhirciliği suç sayan bu düzenlemenin, değişen şartlar,
benzer suç tiplerindeki artış ve çeşitlilik, suçun ifsat edici ve yıkıcı etkisi
dikkate alındığında yetersiz ve etkisiz kaldığı görülmektedir. Düzenleme, suçun
nitelikli hallerine yer vermediği gibi suç için öngörülen ceza da caydırıcı
olmaktan uzaktır. Ahlaki yozlaşmanın, toplumun her kesimini ve kurumunu
derinden sarstığı ve tamiri zor tahribatlara neden olduğu gerçeği karşısında
toplumsal ihtiyaç ve talepler de dikkate alınarak "Hayasızca Hareketler"
suçu yeniden düzenlenmiş, suçun nitelikli hallerine yer verilerek caydırıcı
yaptırımlar öngörülmüştür. Böylece halkın ortak edep, haya ve iffet duygusunun,
genel ahlakın korunması ve kamu düzeninin sağlanması amaçlanmıştır.
Aynı
cinsiyetten bireyler arasındaki cinsel birliktelikleri savunan, bunu teşvik
edip propagandasını yapan ifsat edici hareket, tutum ve davranışlar insan
fıtratını, nesli, aileyi ve nihayetinde toplumsal yapıyı ve değerleri yıkıcı
faaliyetlerdir. "Cinsiyet tercihi ve özgürlüğü" adı altında
cinsiyetsizliği odak noktasına koyan bu anlayış ve sapkın ideolojiler, marjinal
şekilde tezahür etse de oluşturdukları tahribat her geçen gün artmaktadır. Aile
birliğini, evliliği, her türlü toplumsal, ahlaki ve manevi değeri gereksiz
gören ve değersiz göstermeye çalışan bu anlayış ve hareketler, saldırgan bir
tavırla sapkın ideolojilerini ve yaşam tarzlarını topluma dayatmaktadır. Bu
anlayışta olanların örgütlü ve organize şekilde ve küresel güçlerin desteği ve
yönlendirmesi ile hareket ettikleri de dikkate alındığında bu anlayış ve
oluşumların kamu düzeni, toplumun birlik ve bütünlüğü ve genel ahlak için de
ciddi bir tehdit oluşturduğu açıktır.
Söz
konusu sapkın anlayış ve hareketlerin normalleşmesi ve yaygınlaşması halinde
evliliklerin ve dolayısıyla nüfusun azalacağı, aile kurumunun zarar göreceği
muhakkaktır. Nesil emniyetini de tehlikeye düşüren bu durum ülkenin nüfus
politikasına ve stratejik hedeflerine de zarar vermektedir. Ülkemizde nüfus
artış hızının dikkat çekici şekilde düştüğü, dinamik genç nüfusun oransal
olarak azaldığı da dikkate alındığında geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bu
sorun için etkili tedbirlerin alınması elzemdir. Aynı cinsiyette olanların
evliliğini, birlikteliğini savunan kesimler, eşitlik ve kadın hakları
kavramlarını istismar ederek güçlü propaganda imkanlarıyla sapkın düşünce ve
ideolojilerini yaygınlaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu çevreler, televizyon,
radyo ve diğer iletişim ve bilişim kanallarını kullanarak, sosyal medya, basın
yayın, sinema, dizi, film ve reklam yoluyla etki alanlarını her geçen gün
genişletmektedirler. Bireysel bir sapkınlık ve nefsani düşkünlük olarak
başlayan bu hareketler, küresel güçlerin teşvik ve yönlendirmesiyle bir yaşam
tarzı dayatmasına ve toplumsal yapıyı çökertme amaçlı bir ideolojiye
dönüştürülmüştür. Bu nedenle genel ahlaka ve aile düzenine karşı işlenen bu
ciddi suç ile mücadele etmek ertelenemez bir gereklilik haline gelmiştir.
Teklifle
aleni cinsel ilişki ve hayasızca hareketler suçlarının cezaları artırılmış, bu
suçların aynı cinsiyetten kişiler arasında işlenmesi suçun nitelikli hali
olarak düzenlenmiştir. Ayrıca aynı biyolojik cinsiyetten kişiler arasındaki
cinsel ilişkiyi veya cinsel davranışı sergileyen, teşvik eden, özendiren,
herhangi bir şekilde bunu yayan ve propagandasını yapan kişilere de ceza
öngörülmektedir. Bu suçun radyo, televizyon ve her türlü iletişim yayın
kanalları kullanılarak sinema, film, dizi, reklam ve benzeri yollarla
işlenmesinin önüne geçilmesi için Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından
denetlenmesi de öngörülmüş ve bu yönde düzenleme yapılmıştır. Teklifle ayrıca,
söz konusu faaliyetlerin şirket, dernek, vakıf ve diğer tüzel kişiler
vasıtasıyla da yürütülebileceği dikkate alındığında bu tüzel kişilere, TCK'daki
tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanması hüküm altına alınmıştır.
Kadın
ve erkeğin evliliği ile kurulan, maddi ve manevi değerlerin, kültürün
bünyesinde vücut bulduğu aile kurumu, toplum ve medeniyetimizin temel taşı ve
nüvesidir. Sağlam bir aile yapısı, ilerleme ve gelişmenin, refah ve huzurun ön
şartıdır. Bu nedenle aileyi koruyacak ve güçlendirecek mekanizmaların
işlevselliği önem arz etmektedir. Dini, ahlaki, milli ve manevi değerler, bu
konuda önemli rol icra etse de pozitif hukuk normlarının yaptırım gücüne de
ihtiyaç duyulmaktadır. İnsan, kadın ve erkek olarak yaratılmış olup ancak karşı
cinsiyetteki birisi ile evlilik birliği kurabilir. Tarih boyunca medeni
toplumlar ve devletler aile hukukunu, evlilik kurumunu bu ilke üzerine tesis
etmişlerdir. Cari hukuk sistemlerinde de genel kabul gören bu kadim ve fitri
ilke, evrensel geçerliliğini korumaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de
16. maddesinde yetişkin erkeklerle kadınların evlenme hakkına değinerek bu
ilkeye yer vermiştir. İnanç ve değerlerimizle şekillenen toplumsal düzenimiz ve
mevcut hukuk sistemimize göre de evlilik birliği ancak kadın ile erkek arasında
kurulabilir. Bunun aksini savunan düşünce ve faaliyetler, insan tabiatını ve
varoluşunu, aileyi ve toplumsal düzeni bozmayı, yok etmeyi hedeflemektedir.
Cinsiyetsizleştirme veya cinsiyet iptali faaliyetleri de dikkate alındığında
evliliğe, aile kurumuna zarar veren fiillerin suç olarak düzenlenmesi
gerekmektedir.
5237
sayılı Kanun'un İkinci Kitap, Üçüncü Kısım, Sekizinci Bölümünde "Birden
çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören" başlıklı 230. maddede aile
düzenine karşı suçlar düzenlenmiştir. Evlilik birliğinin ve dolayısıyla ailenin
korunmasını amaçlayan bu düzenlemenin, evlilik kurumuna, aile düzenine yönelik
yeni ve ciddi tehlikeler karşısında güncellenmesi gerekmektedir. Teklifle
Anayasa Mahkemesinin iptal kararları nedeniyle değişen içeriğe uygun olarak
madde başlığı değiştirilmiş ve eklenen fıkra ile biyolojik cinsiyetini gizlemek
suretiyle bir başkasıyla evlenme fiili suç olarak düzenlenmiştir. Genel ahlakın
ve kamu düzeninin korunmasındaki önemi nedeniyle, hayasızca hareketler suçunun
etkili bir soruşturma ve yargılama ile caydırıcı yaptırımının sağlanması
amacıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 91. ve 100. maddelerinde gerekli
düzenleme yapılmıştır.
MADDE
GEREKÇELERİ
MADDE
1- 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun ikinci kitabında "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı
üçüncü kısmının, yedinci bölümü olan "Genel Ahlaka Karşı Suçlar"
bölümünde 225. maddede düzenlenen "Hayasızca Hareketler" suçu yeniden
düzenlenmiştir. Birinci fıkrada alenen cinsel ilişki suçu düzenlenmiş ve ceza
miktarı artırılmıştır. İkinci fıkrada genel olarak hayasızca hareketler ve
teşhircilik suçu düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada suçun aynı biyolojik
cinsiyetten kişiler arasında işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir.
Dördüncü fıkrada aynı biyolojik cinsiyette olanlar arasındaki her çeşit cinsel
ilişki ve davranışların teşvik edilmesi, özendirilmesi ve propagandasının
yapılması suç olarak düzenlenerek cezalandırılması amaçlanmaktadır. Suçun her
türlü yazılı, görsel, işitsel, klasik veya dijital iletişim ve bilişim
vasıtalarıyla işlenmesi nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Beşinci fıkrada,
dördüncü fıkradaki suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi
halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanacağı
hüküm altına alınmıştır. Düzenlemeyle toplumun ortak haya duygusunun iffet,
edep ve ahlak temizliğinin, genel ahlakın ve kamu düzeninin korunması
amaçlanmaktadır.
MADDE
2- Türk Ceza
Kanununun Aile Düzenine Karşı Suçlar bölümünde 230. maddeye eklenen fıkra ile
yeni bir suç ihdas edilerek biyolojik cinsiyetini gizlemek suretiyle bir
başkasıyla evlenme işlemi yaptırma fiili suç olarak düzenlenmiştir. Ayrıca
Anayasa Mahkemesi'nin 27/5/2015 tarihli ve E.: 2014/36, K.: 2015/51 sayılı
Kararı ile maddenin beşinci ve altıncı fıkraları iptal edildiğinden madde
başlığı da yeni içeriğe uygun olarak değiştirilmiştir. Değişiklikle evlilik
kurumunun ve aile düzeninin sapkın anlayış ve fiillerin zararlı etkilerine
karşı korunması amaçlanmıştır.
MADDE
3- 6112 sayılı
Radyo Televizyon Üst Kurulu Kanununda Yayın Hizmetleri İlkelerini düzenleyen 8.
maddesinin birinci fıkrasının s bendi yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme
ile aynı biyolojik cinsiyetten kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi veya cinsel
davranışı teşvik edip özendiren, propagandasını yapıp yayan yayınların
engellenmesi amaçlanmıştır.
MADDE
4- Türk Ceza
Kanunu 225. maddede düzenlenen suçun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 91/4
maddesi kapsamında daha etkili şekilde soruşturulması hedeflenmektedir.
MADDE
5- Türk Ceza
Kanunu 225. maddede düzenlenen suçun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 100/3
maddesi kapsamında etkili şekilde soruşturulması hedeflenmektedir.
MADDE
6- Yürürlük
maddesidir.
MADDE
7- Yürütme
maddesidir.
TÜRK CEZA KANUNU VE DİĞER BAZI
KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE
1- 26/9/2004
tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 225 inci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Madde
225- (1) Alenen cinsel ilişkide bulunan kişi iki yıldan sekiz yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır. (2) Alenen hayasızca hareketlerde bulunan veya
teşhircilik yapan kişi bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin aynı biyolojik
cinsiyetten kişiler arasında işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat
artırılır. (4) Aynı biyolojik cinsiyetten kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi
veya cinsel davranışı teşvik eden, özendiren, herhangi bir şekilde bunu yayan
veya propagandasını yapan kişilere üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası
verilir. Bu suçun her türlü yazılı, görsel, işitsel, klasik veya dijital
iletişim ve bilişim vasıtalarıyla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı
oranında artırılır. (5) Dördüncü fıkradaki suçun bir tüzel kişinin faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi halinde tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik
tedbirlerine hükmolunur."
MADDE
2- 5237 sayılı
Kanunun 230 uncu maddesinin başlığı "Birden çok evlilik, hileli
evlenme" şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere
aşağıdaki fıkra eklenmiş, diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.
"(4)
Biyolojik cinsiyetini gizlemek suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran
kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır."
MADDE
3- 15/2/2011
tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri
Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (s) bendi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"s)
Aynı biyolojik cinsiyetten kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi veya cinsel
davranışı teşvik edip özendiremez, propagandasını yapıp yayamaz. Kadınlara
yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar
içeremez."
MADDE
4- 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 91 inci maddesinin dördüncü
fıkrasının (b) bendinin dokuzuncu alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"9.
Hayasızca hareketler (madde 225), fuhuş (madde 227) "
MADDE
5- 5271 sayılı
Kanun'un 100'üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinin onuncu alt
bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bent eklenmiş, diğer alt bentler
buna göre teselsül ettirilmiştir.
"11.
Hayasızca hareketler (madde 225) ve fuhuş (madde 227) "
MADDE
6- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE
7- Bu Kanun
hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
