Haber dosyasını indirin
İndir
Partimiz, uyuşturucu ile mücadelenin çok boyutlu sosyal bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testinin zorunlu hâle getirilmesi ve mevcut personele de periyodik taramalar yapılması çağrısında bulundu.
Genel Merkezimiz tarafından yayımlanan haftalık gündem değerlendirmesinde; toplumsal huzuru, aileyi ve gençliğin geleceğini tehdit eden uyuşturucu tehlikesine karşı çok boyutlu bir mücadele yürütülmesi gerektiği vurgulandı.
Partimizin yayımladığı gündem değerlendirmesinde, kamu
kurumlarına personel alımında uyuşturucu testinin zorunlu hâle getirilmesi, TÜİK’in Ağustos 2026 verileri, dar
gelirli vatandaşların geçim mücadelesi ve tarım sektöründe yaşanan yapısal
sorunlar, infaz düzenlemesi, özel hastanelerin fahiş ücret ve gereksiz
tetkiklerle vatandaşı mağdur etmesi ile sezaryen doğum oranlarındaki artış konuları ele
alındı.
Dış gündeme dair ise siyonist işgal rejiminin Gazze ve
Batı Şeria’daki sistematik yıkımları, sözde “Barış Kurulu” adına
görevlendirilen Tony Blair üzerinden yürütülen “Filistin ismini silme” diplomatik
oyunları ile ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye dâhil bölge ülkelerinin “İran'a
bedel ödetmede ABD'ye yardım ettiği” yönündeki iddialarına dair
değerlendirmelerde bulunuldu.
“Uyuşturucu; toplumsal huzuru ve
geleceğimizi tehdit ediyor”
Uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca güvenlik güçlerinin
sorumluluğuna bırakılamayacak kadar büyük bir mesele olduğu belirtilen
değerlendirmede, “Uyuşturucu;
bireylerin yanı sıra aileyi, gençliği, toplumsal
huzuru ve geleceğimizi tehdit eden en büyük sosyal tehlikelerden biridir. Bu
nedenle uyuşturucuyla mücadele, yalnızca güvenlik güçlerinin sorumluluğuna
bırakılmayacak kadar önemli ve çok boyutlu bir meseledir.” denildi.
“Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu
olmalı”
Ankara
Keçiören Belediyesinin, gönüllülük esasıyla personeline uyuşturucu taraması
yaptırmasının, kamu kurumlarının da bu tehdide karşı sorumluluk üstlenmesi
gerektiğini göstermesi bakımından dikkat çekici bir adım olduğuna işaret edilen
değerlendirmede, “Bu kapsamda, kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu
olmalı, görev yapan kamu personeli de belirli aralıklarla teste tabi
tutulmalıdır. Bu uygulama, uyuşturucu kullanımının önlenmesi ve kamu
kurumlarında yaygınlaşmasının engellenmesi açısından önemli bir caydırıcı
tedbir olacaktır. Testler bağımsız ve yetkin laboratuvarlarda yapılmalı, pozitif
sonuçlar doğrulama testleriyle kesinleştirilmeli, kişisel veriler ve temel
haklar korunmalıdır. Alınacak tedbirler hukuki güvenceler çerçevesinde
uygulanmalıdır.” ifadeleri yer aldı.
“Bağımlılar topluma
kazandırılmalı”
Uyuşturucuyla
mücadelenin önemine dikkat çekilen değerlendirmenin devamında, “Uyuşturucuyla
mücadelede en önemli iş, başta gençlerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızı
uyuşturucu müptelası olmaktan korumaktır. Bütün önleyici tedbirlere rağmen
uyuşturucu bağımlısı olanlarla ilgili de
tespit, tedavi, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma süreçlerini
birlikte ele alan güçlü ve bütüncül bir mücadele hayata geçirilmelidir.”
ifadelerine yer verildi.
“Uyuşturucu
ticaretine karışan kamu görevlilerine ağır yaptırımlar uygulanmalıdır”
Uyuşturucu kullandığı tespit edilen kamu görevlilerinin
tedavi süreçleri tamamlanmadan görevlerine devam ettirilmemesi, uyuşturucu
ticaretine karışan veya yetkisini bu doğrultuda kullanan kamu görevlilerine ise
en ağır yaptırımların uygulanması gerektiği vurgulanan değerlendirmede, “Kamu kurumlarında görev yapanlar
bu mücadelenin dışında tutulamaz. Uyuşturucu kullandığı tespit edilenler kamu
kurumlarında çalıştırılmamalı, uyuşturucu kullanan kamu görevlileri, gerekli
tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini tamamlamadan mevcut görevlerine devam
ettirilmemelidir. Uyuşturucu
ticaretine karışan veya görev ve yetkisini kullanarak uyuşturucunun yayılmasına
aracılık eden kamu görevlileri hakkında ise daha ağır yaptırımlar
uygulanmalıdır.” ifadeleri kullanıldı.
“Başarı
ele geçirilen miktarla değil, kurtarılan insan sayısıyla ölçülür”
Değerlendirmenin devamında ise şu
ifadelere yer verildi:
“Uyuşturucuyla mücadelede başarı
yalnızca operasyon sayısı veya ele geçirilen
uyuşturucu miktarıyla değil; uyuşturucudan korunan, tedavi edilen ve yeniden
topluma kazandırılan insanlarımızın sayısıyla ölçülmelidir.”
TÜİK’in
ağustos 2026 verileri üzerinden yapılan ekonomik değerlendirmede ise artan gıda
enflasyonu ve asgari ücretteki erimeye dikkat çekilerek yasal zorunluluk olan yüzde
1’lik tarımsal destek bütçesinin de eksiksiz uygulanması çağrısında bulunuldu.
“Dar gelirli gıdadan kısmak
zorunda kalıyor”
TÜİK’in açıkladığı son verilerin mutfaktaki yangını
açıkça ortaya koyduğu belirtilen değerlendirmede, ekonomik sıkıntıların alt gelir
grubundaki yansımalarına dikkat çekilerek en düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin
gıda harcamalarının bütçedeki payının iki yılda yüzde 36’dan yüzde 29,2’ye
gerilediği bilgisi paylaşıldı:
“Yıllık
enflasyon yüzde 31,51 olurken gıda enflasyonu yüzde 33,79 seviyesine ulaştı. Bu
tablo, özellikle asgari ücretli için her ay daha ağır bir geçim mücadelesi
anlamına geliyor. Nitekim mevcut verilere göre asgari ücretli, yalnızca ağustos
ayında enflasyon karşısında alım gücünde yaklaşık 6 bin 196 lira kaybetti. 28
bin liralık asgari ücretin satın alma gücü, sürekli artan fiyatlar nedeniyle
her gün biraz daha eriyor. Daha
çarpıcı olan ise düşük gelirli hanelerin gıdadan kısmaya başlamasıdır. En düşük
gelirli yüzde 20’lik kesimin gıda harcamalarının bütçedeki payı iki yılda yüzde
36’dan yüzde 29,2’ye geriledi. Bu gerileme, dar gelirlilerin gıdaya daha az
ihtiyaç duymasından değil, kira ve temel giderlerin bütçeyi sıkıştırmasından
kaynaklanıyor.”
Gıda
fiyatlarındaki tırmanışın arkasındaki en temel etkenlerden birinin ise
üreticinin yalnız bırakılması olduğu ifade edilerek, “2006 yılında yürürlüğe
giren Tarım Kanunu’nun 21. maddesi, tarımsal destekler için bütçeden ayrılacak
kaynağın Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 1’inden az olamayacağını
hükme bağlamıştır. Ancak Strateji ve Bütçe Başkanlığı raporlarına göre, kanunun
yürürlüğe girdiği günden bu yana bu hedefe hiçbir zaman ulaşılamamış ve ayrılan
pay sürekli olarak %1’in altında kalmıştır. 2025 yılı Gayrisafi Yurt İçi
Hasılası (GSYH) cari fiyatlarla 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olarak
gerçekleşmiştir. 2025 yılı bütçesinde ilk etapta 135 milyar TL olarak
belirlenen tarımsal destekleme ödenekleri, yıl içindeki ek bütçeler ve zirai
don yardımlarıyla birlikte 158 milyar 548 milyon TL seviyesine ulaşarak
harcanmıştır.” değerlendirmesi yapıldı.
“Üretimi artırmadan gıda
enflasyonunu düşürmek mümkün değildir”
Gıda
fiyatlarındaki kronik tırmanışın kalıcı olarak önlenmesi için üretim odaklı
çözümlerin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanan değerlendirmede, şu çözüm
önerilerinde bulunuldu:
“Tarımsal
üretim alanları genişletilmeli, atıl araziler üretime kazandırılmalı, yasal
zorunluluk olan yüzde 1'lik destek bütçesi eksiksiz uygulanarak çiftçinin girdi
maliyetleri düşürülmeli ve tarımsal destekler artırılmalıdır. Gıda üretimini
artırmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değildir.”
“Adil ve eşitlikçi infaz
düzenlemesi daha fazla geciktirilmemelidir”
Türkiye’deki
mevcut infaz hukukunun parçalı ve dönemsel düzenlemeler nedeniyle adalet
duygusunu zedelediğine dikkat çekilen açıklamada, “Suç ve ceza aynı olduğu hâlde suç tarihi,
geçici düzenlemeler veya farklı infaz rejimleri nedeniyle ortaya çıkan
eşitsizlikler, adalet duygusunu zedelemekte ve ciddi mağduriyetlere yol
açmaktadır. İnfaz hukukunda artık geçici, istisnai ve belirli kesimlere özgü
düzenlemeler yerine kapsamlı bir reforma ihtiyaç vardır. Adli, siyasi veya
başka kategoriler üzerinden ayrım yapılmaksızın; objektif ve genel kriterlerin
uygulandığı, eşitlik ve hukuk güvenliğini esas alan tek ve bütüncül bir infaz
sistemi oluşturulmalıdır.” denildi.
“Adil ve bütüncül bir infaz
sistemi bir an önce hayata geçirilmelidir”
Sürekli
ertelenen reform adımlarının artık bir zorunluluk hâline geldiği belirtilen değerlendirmede,
“İnfazın amacı yalnızca hükümlünün cezaevinde geçireceği süreyi belirlemek de
değildir. Eğitim, meslek edinme, psikososyal destek ve topluma yeniden uyum
mekanizmaları güçlendirilerek infazın ıslah ve rehabilitasyon yönü etkin hâle
getirilmelidir. Uzun süredir gündemde olmasına rağmen sürekli ertelenen
kapsamlı infaz reformu daha fazla geciktirilmemelidir. Bu bağlamda infazda
ayrımcılığa ve parçalı düzenlemelere son verilmeli; adalet, eşitlik,
öngörülebilirlik ve rehabilitasyon esaslarına dayanan tek, adil ve bütüncül bir
infaz sistemi bir an önce hayata geçirilmelidir.” ifadelerinde bulunuldu.
“Özel hastane ücretlerinde
vatandaş mağdur edilmemelidir”
Özel
hastanelerin mevzuata aykırı şekilde fahiş ücret talep etmesi ve gereksiz
tetkiklerle vatandaşı mağdur etmesinin önüne geçilmesi gerektiği belirtilen
değerlendirmede, “Özel hastaneler, kamu hastanelerindeki randevu ve yoğunluk
sorunları nedeniyle vatandaşlar tarafından tercih edilebilmektedir. Ancak
sağlık hizmetine duyulan ihtiyaç, vatandaşın yüksek ve haksız ücretlerle
karşılaşmasına neden olmamalıdır. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında özel
hastanelerde uygulanabilecek ilave ücretlere ilişkin sınırlar belirlenmektedir.
Mevzuat kapsamında ilave ücret alınmayacak acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım
ve yenidoğana verilen sağlık hizmetleri bulunmaktadır. Buna rağmen bazı özel hastanelerde
bu kurallara aykırı şekilde ücret talep edildiği, belirlenen sınırların
üzerinde ücret istendiği ve ihtiyaç olmadığı hâlde MR, tomografi ve çeşitli
tahlillerin yapıldığı yönünde vatandaştan ciddi şikâyetler gelmektedir.”
denildi.
“Özel hastanelerin ücretlendirme
uygulamaları daha etkin denetlenmelidir”
Değerlendirmenin
devamında denetimlerin artırılması, fazla ücretlerin iade edilmesi ve e-Nabız
üzerinden de şeffaflık sağlanması çağrısında bulunuldu:
“Özel
hastane tedavi ücretleri güncel ekonomik koşullara göre düzenli olarak
güncellenmeli ve özel hastanelerin ücretlendirme uygulamaları daha etkin
denetlenmelidir. Mevzuata aykırı şekilde alınan fazla ücretlerin vatandaşa iade
edilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca yapılan işlemler ve vatandaşın ödeyeceği
ücretler e-Nabız üzerinden açıkça görülebilir hâle getirilmeli, bilgi
eksikliğinden kaynaklanan mağduriyetlerin önüne geçilmelidir. En önemlisi ise
vatandaşları özel hastanelere mecbur bırakmamak için devlet hastanelerinin
altyapı ve hizmet kapasitesi güçlendirilmelidir.”
“Doğumlar cerrahiye mahkûm
edilmemelidir”
Türkiye’deki
sezaryen doğum oranlarının dünya ortalamasının çok üzerinde olmasının kadın
sağlığını, aile yapısını ve ülkenin nüfus geleceğini tehdit ettiği vurgulanan değerlendirmede,
“Türkiye’de sezaryen oranlarının dünya ve OECD ortalamalarının çok üzerinde
olması, artık sıradan bir sağlık istatistiği olarak görülemez. Bu tablo, kadın
sağlığını, aile yapısını ve ülkemizin nüfus yapısını ve dolayısıyla geleceğini
doğrudan ilgilendiren ciddi bir meseledir. Sezaryen, tıbbi zorunluluk hâlinde
hayat kurtaran bir cerrahi müdahaledir. Ancak gerekli olmadığı hâlde doğumun
rutin bir uygulaması hâline getirilmemelidir. Cerrahi müdahalenin beraberinde
getirdiği riskler ve sonraki gebeliklerde ortaya çıkabilecek komplikasyonlar,
bu meselenin ciddiyetle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.” çağrısı yapıldı.
“Sezaryene gereksiz
yönlendirmelerin önüne geçilmelidir”
Nüfus
artışını teşvik eden politikaların, doğum sürecindeki yapısal sorunları
çözmeden başarıya ulaşamayacağının altı çizilen değerlendirmede, “Ailelerin
daha fazla çocuk sahibi olmasını destekleyenler, kadınların doğum sürecini
zorlaştıran sorunları da görmezden gelemezler. Hamile kadınlarda ortaya çıkan
doğum korkusu; ameliyatla değil, bilgi ve destekle giderilmeye çalışılmalı,
doğumhaneler gebe kadınların kâbusu hâline gelmekten çıkmalı, mahremiyetin
korunabildiği, güvenle doğum yapılabilecek bir ortam oluşturulmalıdır. Kamu ve
özel hastanelerde sezaryen uygulamaları tıbbi gereklilik açısından etkin
biçimde denetlenmeli, sezaryene gereksiz yönlendirmelerin önüne geçilmelidir.”
çağrısında bulunuldu.
“İşgal rejimi insan kaçırma
haydutluğuna başladı”
Siyonist
terör rejiminin Gazze'de soykırım suçu işlemeye ve Filistin halkını
topraklarından sürmeye acımasızca devam ettiğine, hiçbir hukuki ve insani
kuralı tanımadığına dikkat çekilen dış gündem değerlendirmesinde; işgalin
sahada ve masada yeni kirli stratejilerle derinleştirildiği ifade edilerek, “Siyonist
terör rejimi, Gazze’de soykırım suçu işlemeye devam etmekte ve Filistin halkını
topraklarından sürme planını en acımasız biçimde sürdürmektedir. İşgal rejimi,
10 Ekim 2025’ten bu yana ilan edilen sözde ateşkese hiçbir şekilde uymadığı
gibi, şimdi de bölgeye sözde özel birlikler sevk ederek alçakça insan
kaçırma haydutluğuna başlamıştır.” denildi.
“Filistin’e ait izler silinmek
istenmektedir”
Siyonist
işgal rejiminin Gazze ve Batı Şeria’daki sistematik yıkımlarına ve sözde “Barış
Kurulu” adına görevlendirilen Tony Blair üzerinden yürütülen “Filistin ismini
silme” diplomatik oyunlarına da sert tepki gösterilen değerlendirmenin
devamında, “İşgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistinlilere ait artık
neredeyse tüm yerleşim yerlerinin gasp edilerek yıkıma mahkûm edilmesi,
coğrafyadan Filistin’e ait tüm izleri silmeyi hedefleyen sistematik işgal
stratejisini gözler önüne sermektedir. Bu kirli planın diplomatik ayağı sözde ‘Barış
Kurulu’ adına görevlendirilen Tony Blair’in skandal talebiyle ifşa olmuştur.
Blair’in, Filistin Yönetimi’nden ders kitaplarındaki ‘Filistin’ ifadesini
silerek yerine ‘Samiriye’ yazılmasını istemesi, Filistin’i masada ve zihinlerde
yok etme girişiminin belgesidir. Sözde barış için kurulan bu yapı, siyonist
terör rejiminin mülksüzleştirme ajandasına resmen hizmet etmektedir.” denilerek yürütülen bu komploya ve kirli stratejilere dikkat çekildi.
“Bölge ülkeleri artık bu derin
gafletten uyanmalı”
Uluslararası
toplumun ve bölge ülkelerinin siyonist terör rejiminin işgaline karşı sergilediği
pasif tutumun eleştirildiği değerlendirmede, siyonist işgal rejimine karşı ise net
bir tavırın alınması çağrısında bulunuldu:
“Bu
gerçek karşısında net ve mutlak bir israil karşıtı tavır almak yerine, ‘iki
devletli çözüm’ söylemleriyle kendilerini avutan bölge ülkeleri artık bu derin
gafletten uyanmalı, bu içi boş vaatlerin siyonist rejime tüm Filistin
topraklarını yutması için zaman kazandıran bir tuzak olduğunu görmelidir.”
“Hiçbir plan Filistin'in
hakikatini ortadan kaldıramayacaktır”
Siyonist
planlara boyun eğilmemesi çağrısı yapılan değerlendirmede, “Masada barış
makyajı yapıp sahada soykırımı derinleştirenlerin yalanlarına asla teslim
olunmamalıdır. Ne ilhak dayatmalarına ne de coğrafi simge oyunlarına geçit
verilmelidir. Bilinmelidir ki hiçbir plan Filistin’in tarihî ve hukuki
hakikatini ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.” ifadeleri kullanıldı.
“İddialara açıklık
getirilmelidir”
ABD
Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye dahil bölge ülkelerinin “İran'a bedel
ödetmede ABD'ye yardım ettiği” yönündeki açıklamalarına da değinilen
değerlendirmenin sonunda, adı geçen tüm ülkelerin iddialara derhâl açıklık
getirmesi ve emperyalist politikalara karşı ortak bir duruş sergilemesi çağrısı
yapıldı:
“ABD
Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye, Azerbaycan, Katar ve Suudi Arabistan’a
ilişkin yaptığı, ‘Kamuoyu önünde açıklamak istemeseler de İran’a bedel ödetmede
bize yardımcı oluyorlar.’ şeklindeki
açıklamaları son derece manidardır. Bu söylemlerin, ABD’nin kendi haydutluğuna
ve bölgeyi ateşe atan politikalarına, bölge ülkelerini de dâhil etme ve yeni
kirli planlarına zemin hazırlama yönündeki beyhude çabasından ibaret olduğunu
ümit ediyoruz. Bölge devletleri unutmamalıdır ki ABD yarın bu coğrafyadan
çekilip gidecek, ancak bu ülkeler komşu olarak kalmaya devam edecektir.
Geleceğini Washington’ın ipoteğine veren politikalar yerine, uzun vadeli
bölgesel huzur ve istikrar esas alınmalıdır. Bu noktada Mekke İttifakı ve
bölgesel işbirliği mekanizmaları, ABD’nin emperyalist politikalarına ve
siyonist rejimin yayılmacı projelerine karşı bölge ülkeleri ile işbirliğini
esas almalıdır. Söz konusu açıklamalarda adı geçen tüm ülkeler tarafından
iddialara açıklık getirilmelidir. Hiç kimsenin bölge ülkelerini kendi kirli
senaryolarına figüran yapamayacağı ilan edilmelidir.”
Önemli Gelişmeler
Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu olmalı September 10, 2026
Bayram Ali Öztürk hoca dosyası yeniden ele alınsın September 4, 2026
